Alzheimer Hastalığının Etyolojisi

ALZHEİMER HASTALIĞININ ETYOLOJİSİ

Alzheimerli çoğu hasta incelendiğinde klinik tablonun farklılıklar gösterdiği izlenir. Gerçekten de hastaların davranışları, 21.kromozom dozu, kalıtım (örneğin, ailesel veya sporadik), hastalığın ilerleme hızı, başlangıç yaşı (örneğin, 65 yaşından önce veya sonra başlaması gibi) ve motor belirtilerin bulunup bulunmamasına göre hastalığın bazı alt tipleri vardır.

Hastalık 65 yaşından önce başlamışsa presenil tip, Hastalık 65 yaşından sonra başlamışsa senil tip Alzheimer hastalığından söz edilir.

* Alzheimer hastalığı nedenleri arasında bence en önemli faktör; kafa travmaları, özellikle tekrarlayıcı kafa travmaları beyinde kılcal düzeyde, yaygın noktacıklar halindeki kanamaların neden olduğundan, bunlar için birinci derecede Alzheimer hastası olma riski taşıdığını söyleyebiliriz. Öncelikle boksörler, futbolcular ya da kafalarına darbe gelen çeşitli branşlardaki sporcular şunu unutmamalı yaşamlarının ileriki safhalarında, Parkinson hastalığı yanında Alzheimer hastalığı içinde risk altındadırlar. Sadece sporcular değil çeşitli vesilelerle düşenler, kafaların darbe alan kişiler içinde bu varsayım teorik olarak geçerlidir.
-*-Klinik gözlemler kronik alkol kullanımı, kolesterol yüksekliği, şeker hastalığı, damar risk faktörleri denilen hipertansiyon, kötü ve yanlış beslenme tarzı Alzheimer riski taşıdığı gösterilmiştir..

*Genetik etmenler önemli. Bu konu ile ilgili genler var. Bu genler 1. kromozomda, 19. kromozomda ve Down Sendromluların 21. kromozomunda bulunuyor. Eğer ailede bu genler varsa Alzheimer olma ihtimali yüksek. Alzheimer’da etkinliği gösterilen iki protein daha var. Eğer sizde Apolipoprotein E-4 geni pozitifse Alzheimer olma ihtimali yükseliyor. Buna karşılık Apolipoprotein E-2 denilen başka bir proteinin pozitif olması Alzheimer’dan koruyor.  Alzheimer’in genetik temeli var. Anne babanızda varsa riskiniz artıyor fakat yüzde yüz belirleyici değil.

* İmmünolojik etkenler: Multipl skleroz, serebrovasküler hastalıklar, Huntington hastalığı gibi çeşitli nörolojik hastalıklarda doğrudan beyin dokusuna karşı gelişen antikorlar Alzheimer’li hastalarda da belirlenmiştir. Bu veriler, Alzheimer hastalığının gelişiminde immunolojik etkenlerin de önemli olabileceğini düşündürmektedir.

* İnfeksiyon: Demansa neden olan Jakob-Creutzfeldt hastalığı, prion adı verilen infeksiyöz alanlarda bir insandan diğerine geçmektedir. Virüs infeksiyonuna bağlı demans tablosunun gelişmesi nedeniyle, Alzheimer hastalığının da bir yavaş virüs enfeksiyonu olup olamayacağı tartışmaları başlamıştır.

* Toksin teorisi: Bu teoriye göre beyinde alüminyum birikimi demansa neden olmaktadır. Bu teoriyi destekleyen en önemli kanıt kronik böbrek yetmezliği bulunan hastalardan gelmektedir. Bu hastaların bir bölümünde yıllar içinde bir demans tablosu gelişmektedir. Buna ”diyaliz demansı” adı verilir. Bu tablonun oluşumunda diyaliz sıvısının fazla miktarda alüminyum içermesi sorumlu tutulmuştur. Ayrıca bir dönem kullanılan alüminyum tava ve tencereler de hafızayı bozan unsurlardan.

*. Serbest radikal teorisi: Hücrede anabolik süreçlerin yanı sıra katabolik (yıkım) süreçler de oluşmaktadır. Katabolik süreçler sonuçu hidrojen peroksit gibi serbest radikaller meydana gelir. Serbest radikallerin sinir hücresinde birikimi, hücrenin işlevinin bozulmasına, hücrenin ölümüne ve yitimine yol açar. Sinir hücresi yitimi ve beyinde buna bağlı patolojik değişiklikler Alzheimer hastalığında önemli bulgular arasında olup hastalığın gelişimi bu şekilde açıklanmaya çalışılmaktadır.

* Özellikle depresyon bunama için çok önemli bir risk faktörü. Gösterilmiş ki, depresif duygu durumu beyni küçültüyor ve beyin sinir hücrelerinin birbiri ile temas etmesini bozuyor.

* Özellikle kontrolsüz şeker varsa bunama ve Alzheimer’ın ortaya çıkması dört sene daha erken oluyor ve daha şiddetli seyrediyor. Gençliği belirleyen cilt yaşı değil, damar yaşı. Beynin gençliğini belirleyen  de damar yaşıdır.

*Cinsiyet önemli mi?

Bunama sıklığı 50 yaşına kadar kadın ve erkeklerde eşit düzeyde. Fakat 50 yaşından sonra kadınlarda hızlı bir artış görünüyor. Bunun sebebi menopoz ve östrojenin koruyucu etkisi. Çünkü beyindeki sinir hücrelerinin çevresinde de östrojen ve progesteron hormonları var. Menopozla birlikte eksilen bu hormonlar unutkanlığı artırıyor. Depresyonun da bir risk faktörü olduğu gösterildi. Menopozla birlikte depresyon oranlarının da artması kadınlarda Alzheimer’ı artırıyor.

*Son yıllardaki önemli bilgilerden biri de ağız sağlığı ile Alzheimer arasındaki ilişki. Çürük dişi, diş eti iltihabı, çok yoğun diş taşları olan kişiler Alzheimer ve bunama adayı. Üç-beş yıl önce ortaya çıkarıldığı üzere ağız içinde üreyen bir mikrop bilmediğimiz bir şekilde unutkanlığı artırıyor. Bu mikrobun temizlenmesi ağız içinin, ağız ve diş sağlığının iyileştirilmesi gerekiyor

Civa içerdikleri için risk faktörü olarak kabul ediliyor. Amalgam dolgu bağışıklığı etkilediği için zaten sağlıklı değil. Amalgam takıldıktan sonra sedef de dâhil olmak üzere cilt problemlerinin ortaya çıktığı çok vaka var. Amalgam ağır metal içeriyor. Yemek yerken ağızda parçalanıyor. Açığa çıkan civa bağırsaklardan emilerek böbrek ve karaciğere gidiyor.  Özellikle MS hastalarında imkanları varsa amalgamlarını çıkarmalarını istiyoruz.

Alzheimer hastalığının nöropatolojik belirteçleri, amiloid plaklar, serebral amiloid anjiopati, nörofibriller yumaklar, sinaps ve nöronal kayıp gibi lezyonlardır. Öte yandan nörofibriller yumaklar, nöron kaybı ve sinaptik kayıp ise kognitif bozukluk progresyonu ile paralellik göstermektedir.

Nörofibriler yumaklar ve senil plaklar Alzheimer hastalığının karakteristiği olsa da patognomik değildir. Nörofibriler yumaklar çok sayıda nörodejeneratif hastalıkta da tespit edilmiştir ve senil plaklar da yaşlanma ile ortaya çıkabilir. Bu nedenle bu lezyonların olması Alzheimer hastalığı tanısı için yeterli değildir.

error: