About Dr. Ali GÖK

1950 yılında, Tunceli Nazımiye Dokuz kaya köyünde doğdu. İlkokulu Ovacık Yatılı Bölge okulunda, Ortaokulu Erzincan’da, Liseyi Trabzon’da, Tıp öğrenimini İstanbul Üniversitesi Cerrah paşa Tıp Fakültesinde, İhtisasını Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri kliniğinde yaptı. Urfa Viranşehir, Diyarbakır, Kütahya, Zonguldak Kdz. Ereğli ve Manisa’da çalıştı. Askerliğini Kütahya Hava Hastanesinde yaptı. 1989 yılından beri İstanbul’da serbest hekim olarak çalışmaktadır. Balıklı Rum Hastanesindeki Alkol ve Madde bağımlılığı kliniğinin öncü kuruculuğunu yaptı ve bir yıl çalıştı. Alkol ve madde bağımlılığı konusunda çok sayıda çalışma ve bilimsel araştırmaları mevcut. İlk gece korkusu ve vajinismus konusunda bilimsel araştırma ve çalışmalar yaptı, sorunu geriye dönülemeyecek şekilde, bulduğu tedavi yöntemiyle 7-10 günlük tedavi süreci içinde yüzde yüze yakın çözdü. Bu konuda çok sayıda yazı ve makale yazdı, TV ve açık oturumlara katıldı.

ALZHEİMER HASTALIĞI NEDİR ? Alzheimer hastalığı daha çok yaşlı bireyleri etkileyen, mekanizması ve sebebi tam olarak açıklanamayan, beta amiloid plaklar ve nörofibriler yumakların birikmesi sonucu beyinde oluşan nörodejeneratif bir hastalıktır. Bu proteini yapan genetik yapı bozulunca ve bu protein enzimlerle etkilenip hücre içinde birikmeye başlayınca Alzheimer hastalığı başlıyor. Bu protein aşırı miktarda yapılmaya başlanıyor. Bugün…

Kuantum Teorisi Nedir? Kuantum teorisi son yüz yirmi yılda bilim tarihinin üzerinde en çok tartışılan, yazılıp çizilen, fizik bilim insanlarının kafa yorduğu teorilerinin en başında gelmektedir. Kuantum fiziği, klasik fiziğin ”ki buna Newton fiziğide diyebiliriz”, atom ve atom-altı parçacıkları açıklamak için yeterli olmamasından ötürü doğmuştur. Kısaca kuantum teorisi atomik olaylardaki, enerjiyi açıklamaya yarayan bir fizik…

İnsanlar, çeşitli sağlık sorunları yaşar, kısmende olsa zaman zaman bunalıma girebilir. Ne ve kim olursanız olun bu insanın doğasında vardır. Bunalım, depresif ya da depresyon çok çeşitli psiko sosyal ve biyolojik faktörlerden kaynaklanabilir. Bu sorunları yaşarken sebep ve sonuçlarını tekrarlayıcı bir şekilde düşünerek problemlerimizi tekrar tekrar gözümüzde canlandırmak, sorunlarımızı yeniden hatırlamak ve kafamızı sürekli yaşadığımız…

Genel anetezik olarak kullanılmadan önce nitröz oksid ve dietil eter koklanarak eğlence amaçlı kullanılıyordu. Bu iki solvent muhtemelen koklanarak kötüye kullanılan ilk maddelerdi. Bunu izleyerek uçucu solvent tipi bağımlılık koklanmak suretiyle kötüye kullanılan maddelerin çeşidi ve toplumda bir alt kültür olacak şekilde kullanım yaygınlığı artmıştır. Ülkemizde uçucu solvent tipi bağımlılık özellikle kimsesiz sokak çocukları arasında…

Hangi uçucu kullanılırsa kullanılsın, doza bağımlı olarak insanda ortaya çıkan akut farmakolojik etkiler alkol etkilerini andırır. Toksik olmayan dozlarda sırasıyla öfori, gevşeme, ataksi (doza bağılı olarak artan kas koordinasyonunda ve dengede bozulma) diplopi ve konuşmada bozulma ortaya çıkar. Alkol etkisi altında olduğu gibi bu tip kullanıcılarda da kendine aşırı güvennkaza riskini ve şiddete eğilim artmıştır,…

Sistemik Organ Hasarı Çeşitli uçucu maddeler niteliklerine ve kullanan kişinin hassasiyetine göre o ^ li organlarda ciddi hasarlara yol açabilirler. Trikloretilen içeren ayakkabı parlatıcı koklayanlarda kalp yetmezliği, benzen koklayanlarda gerçekleştirilen otopsilerde ağır pulmoner hemoraji ve serebral ödem, böbrek, karaciğer ve kemik iliği hasarları ortaya çıkmaktadır. Toluen kullanıcılarda ciddi diyabetik ketoasidozla birlikte gözlenen metabolik asidoz ortaya…

Uçucu madde kötüye kullanımı veya bağımlılığı ölçütlerini karşılayan ergen veya yetişkinlerin tedavisinde standart bir şekilde uygulanabilecek, tedavi seçenekleri sunan yeterli ve kontrollü çalışmalar yoktur. Gelişen bozuklukların ve tbbi sekellerin uygun tıbbi bakımı ve tedavisi gerekmektedir. Tedavinin arındırma (detoksifikasyon), akran/arkadaş destek sistemi, fiziksel, kognitif ve nörolojik hasarın değerlendirilmesi, tedavisi ve topluma tekrar geri dönüş gibi basamakları…

Alkole başlama genellikle delikanlılık dönemindedir. 12-17 en sık alkole başlanılan yaşlardır. Alkol bağımlılığı ve alkol kullanımına bağlı yaşam sorunları 20-35, tedavi için başvurular ise 40 yaşlarındadır. 45 yaşında sonra alkole başlama söz konusu ise altta yatan bir duygu durum bozukluğu ya da genel tıbbi duruma bağlı bir ruhsal bozukluk aranmalıdır. Alkole başlama yaşınını erken olması…

Alkol bağımlısı, uzun süre ve alışılmışın dışında alkol alan, alkole bağlı olarak ruhsal-bedensel-toplumsal sağlığı bozulan, buna karşın durumunu değerlendiremeyen, değerlendirse bile alkol alma isteğini durduramayan, tedaviye gereksinimi olan bir hastadır. Bir başka tanımında ise, alkolün işine engel olduğunu değil de işinin alkol almasına engel olduğunu düşünmeye başlayan kişiyi alkol bağımlısı olarak görür. Alkollü içkilere kişinin…

Alkol kullanım bozukluklarının nedenlerini üç boyutta değerlendirmek gerekir; psikolojik, sosyolojik, biyolojik boyutta ele alınabilir. Gergin bir sosyal ortamda ya da zorlu bir günün ardından alınan düşük dozda alkolün, kişilerin kendilerini iyi hissetmelerine, ve ilişkilerinde rahatlamaya yol açtığı bilinmektedir. Aşırı katı ve baskıcı üst benlikleri olan kişiler, alkolü bilinç dışı gerginliklerini azaltmak için içerler. Kişi alkol…

Alkol zehirlenmesi basit bir sarhoşluktan komaya kadar değişen klinik tablolarla ortaya çıkabilir. Bu tablonun temel özelliği, alkol alımı sırasında ya da kısa bir süre sonra gelişen klinik olarak önemli davranış açısından psikolojik değişikliklerin varlığıdır. Alkolün yol açtığı zehirlenme belirtileri genelde kan düzeyi ile uyumludur. Kan düzeyi yükselme hızı alkol alan kişilerin toleransına başka ilaç kullanıp…

Alkol bağımlıları alkolü azalttıkları zaman ya da tamamen kestiklerinde, bir grup belirti ile seyreden yoksunluk tablosu ortaya çıkar. Bu bırakma belirtileri her hastada bulunmayabilir. Alkol bağımlılarının %95’inde şiddetli kesilme belirtilerine rastlanmaz. Bu belirtiler birkaç saat içinde başlar. 2. ya da 3. günlerde en yüksek düzeye ulaşır. 4. ve 5. günlerde hafifler. Klinik belirtiler; Terleme, halsizlik,…

Alkolik halüsinozis, Bu klinik tablo genellikle 10 yılda fazla bir süre yoğun miktarlarda alkol kullananlarda ortaya çıkar. Genellikle 40 yaş sonrasında görülmektedir. Sıklıkla alkol kullanımının kesilmesini izleyen ilk 48 saat içinde gelişir. Klinik görünüm, uzamış halüsinasyonlar ve hezeyanlarla karakterize tablolardır. Halüsinasyonlar çoğu kez rahatsız edici seslerdir. Sesler çok gerçek ve canlıdır. Hasta sesleri kapı arkasında,…

Alkol bağımlılarında, en çok rastlanan kötü beslenme şartları sonucu gelişen glukoneogenes bozukluğunda oluşabilecek hipoglisemidir. Eğer AKŞ düşük ise hipoglisemi için damar içi hipertonik dektroz solüsyonu verilmelidir. Bu yaklaşım kronik alkol alanlar dışında intoksikasyonlarda uygulanmaz. Hasta yarı koma ya da tam koma halindeyse ilk yapılacak şey solunum ve dolaşım işlevlerinin desteklenmesi, kustuklarını aspire etmemesine özen gösterilmelidir.

Alkol ya da madde kullanan kişilerin büyük çoğunluğu için yatarak tedavi gerekli değildir. Günümüz psikofarmakolojik ilaçların etkinliği, yetersiz yatak kapasitesi, hastanede yatmanın getirdiği psikolojik, sosyal ve ekonomik sorunlar değerlendirildiğinde öncelikle ayakta tedavinin denenmesi daha uygundur. Gün hastanesi modeli dediğimiz bu modelle hastalar aile ve toplum içinde uzaklaşmadan, yataklı tedavinin tanı ve tedavi olanaklarını sunarak, tam…

Alkolün bırakılmasından ya da azaltılmasından sonra sıklıkla 72 saat içinde görülür, ancak ilk hafta içinde de ortaya çıkabilir. Hastaneye yatırılan alkol bağımlılarının %5’inde deliryum görülebilir. 5-15 yıl ağır içme döneminden sonra ortaya çıkar. Bedensel hastalıklar, infeksiyon, beslenme bozuklukları ve kafa travmaları hastalığın oluşumunda yatkınlık yaratır. Deliryum tremensin başlıca klinik özelliği saatler ya da günler içinde…

Uzun süre ve ağır biçimde alkol kullananlarda, zihinsel işlevlerde ve bilişsel yetilerde yaygın bir bozulma gözlenir. Yakın bellek bozukluğu, nesneleri tanıma ve adlandırmada bozulma (agnozi), şekil çizme, kopyalama gibi yapılandırma bozuklukları, sorun çözme, soyutlama yeteneği, yeni durumlara uyum sağlama, tasarlama, sıraya koyma gibi yönetsel işlevlerde bozulma klinik olarak saptanan bulgulardır. Bunlarla birlikte kişilik değişiklikleri, yargılamada…

Uzun süre alkol kullanımı sonucunda istenen, hoşa giden etkiyi elde edebilmek için daha fazla miktarlarda alkol alınır. Bu durum direnç artımı ya da tolerans olarak tanımlanır. Direnç artımı 3 bölümde değerlendirilir. Davranışsal direnç artımı: Bireyin alkolün etkilerine karşın günlük işlerini becerebilme yeteneğini yansıtır. Yinelenen bir uğraşının sonucunda öğrenilmiş bir davranıştır. Farmakokinetik direnç artımı; Alkolü metabolize…

Alkol Bağımlılığı Tedavisi

Alkol bağımlılığı süregelen, kişide ruhsal, toplumsal ve bedensel sorunlar çıkaran, tedavisi uzun süreli ve güç bir hastalıktır. Ağırlıklı olarak alkolün kötüye kullanımı, alkol bağımlılığı ve alkol kullanımı ile ilgili sorunları olan hastalarımızı hastaneye yatırmadan geliştirdiğimiz tedavi programlarıyla ayakta tedavi ediyoruz. Ayakta tedavilerde, kişiyi sosyal ve iş yaşamından uzaklaştırmadan, var olduğu aile ve ev yaşamı içinde…

Alkol bağımlılığı uzun süre ve fazla miktarda alkol kullanımı sonucunda ruhsal, toplumsal ve bedensel sorunlarla belirli bir hastalık olarak tanımlanabilir. Temelde bağımlılık kişi ile içme örüntüsü arasındaki ilişkinin değişmesidir. Alkol kullanım sorununun niteliğini ve niceliğini değerlendirebilmek için ilk adım özenli bir öykü almadır. Alınacak öyküde kişinin alkole başlama yaşı, içme örüntüsünün gelişimi, günlük kullandığı alkol…

Alkol bağımlılarının tedavisinde kullanılan Disülfiram (hap, enjeksiyon ve pellet formları) piyasada antabus adıyla bulunan bir ilaçtır. Bu ilaç alkolün karaciğerde işlenmesi sırasında bazı enzimleri engelleyerek asetaldehid dehidrogenaz ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu tedavi yöntemiyle alkol bağımlı bireye alkolü kötüye kullanımı önleyici Disulfiram (antabus) isimli ilaç verilmektedir. İlacın etki mekanizması, bireyin alkol alınması halinde rahatsızlanmasına neden…

Alkol bağımlılığı günümüzde en önemli sağlık sorunlarından biri olarak sayılmaktadır. Alkol kullanım etkilerinden kaynaklanan mental bozukluklar, kalıcı demans ve psikotik bozukluklar benzeri ruhsal sorunların ötesinde; alkolik kullanımına bağlı hepatit B, hepatit C, karaciğer yağlanması, siroz, pankreatit, kalp-damar hastalıkları, iç salgı-üreme bozuklukları, kas iskelet hastalıkları, kan hastalıkları, immun sistem hastalıkları ve kanser, AİDS, mide hastalıkları, özafagus…

Konversiyon bozukluğunun ana özelliği nörolojik ya da tıbbi bir hastalığı düşündüren ve istemli motor ya da duyusal işlevleri etkileyen belirtilerdir. Tıbbi konulara yabancı kişilerin belirteleri daha kaba, tutarsız ve kendi kafalarındaki hastalık imgelerine uyar biçimdeyken, daha eğitimli kişilerin belirtileri gerçek bir hastalığa çok yakın tablolar sergilemektedir. Konversiyon belirtileri genellikle bilinen anatomik yollara ya da fiziyolojik…

Duygu duyumsal ya da duygulanımsal hastalıklar, temel bozukluğun duygu duyumda olduğuna inanılan bir hastalık grubu olup, duygu duyum bozukluğuna bilişsel , psikömotor, psikofizyolojik ve kişiler arası ilişki bozukluklarda eşlik etmektedir. Afekt ve emosyon önceleri eş anlamlı, olarak kullanılmışsa da bugün, özellikle teknik sakınımla ele alındığında, farklı kavramları içermektedir. Afekt, zihinsel bir sunuma eşlik eden duygu…

DSM-IV’te iki uçlu bozukluklar başlığı altında dört tip bozukluktan söz edilmektedir: İki uçlu-I bozukluğu, İki uçlu-II bozukluğu, Siklotimi, Başka yerde sınıflandırılamayan iki uçlu bozukluk. İki uçlu-I (Bipolar-I) Bozukluğu İki uçlu-I bozukluğun ana özelliği, bir ya da daha fazla manik ya da karışık tip (mikst) epizod geçirmiş olmaktır. Majör depresif epizodlar bulunmasa bile ilerde geçirilecekleri varsayılmaktadır….

İki-uçlu-I bozukluğunun genel tıbbi duruma bağlı ya da madde kullanımına bağlı duygudurum bozukluklarından, majör depresif bozukluk, distimi, siklotimi ve ikiuçlu-Il bozukluğundan ayılt edilmesi için bu kategorilerin tanı ölçütlerinin incelenmesi gerekir. Psikotik özellikli iki uçlu duygu-durum bozukluğunun diğer psikotik bozukluklardan, özellikle şizofreni ve şizoaffektif bozukluktan ayırtlanması ise zor bir işlemdir. Çünkü ikiuçlu bozukluklar da, kendilerine daha…

Bu bozukluğun ana özelliği, manik epizod ölçütlerine ulaşamayan (hipomanik) ve majör depresif epizod ölçütlerine ulaşamayan depresif belirtilerin, kronik bir şekilde dalgalanarak gitmesidir. DSM çizgisi kronisiteyi, bozukluğun en az 2 yıl süreyle devam ediyor olması ve 2 aydan daha uzun sürç devam eden bir iyilik dönemi bulunmaması ölçütleriyle tanımlamaktadır. -En az bir majör depresif epizodun ya…

DSM-IV’de diğer duygudurum bozukluktan başlığı altında, (1) Genel tıbbi bir duruma bağlı duygu durum bozukluğu, (2) Madde kullanımı ile ilgili duygu durum bozukluğu, (3) Başka yerde sınıflandınlamayan duygudurum bozukluğu olmak üzere üç bölüm İncelenmektedir. Genel Tıbbi Bir Duruma Bağlı Duygudurum Bozukluğu Duygudurum bozukluğunun genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı olarak ortaya çıktığına hükmedilen…

Epizod ya da bozukluğun alt özelliklerini saptamak amacıyla DSM-IV iki grup belirleyici tanımlamak- tadır: Son epizod tipinin belirleyicileri ve yineleyici epizodların gidiş özelliklerinin belirleyicileri. Son Epizod Tipinin Belirleyicileri a. Şiddet, psikotiklik, düzelme derecesi belirleyicileri: İkiuçlu I ve II bozukluğu için ve son epizod manik, karışık tip ya da majör depresif ise kullanılırlar. Son epizod hipomanik…

İkiuçlu bozukluk için yaşam boyu prevalans % 0.7-1.6 (ort. % 1.2) olarak saptanmıştır. İkiuçlu-I bozukluğu için bu oran % 0.4-1.6, ikiuçlu-II bozukluğu için % 0.5 ve siklotimi için % 0.4-1 olarak bildirilmektedir. Majör duygudurum bozukluklarının % 20’sinin ikiuçlu hastalık olduğu söylenebilir. Bazı kültürlerde bu oranın çok daha yüksek olarak bildirilmesi (İsrail ve Irak’ta % 45),…

Genetik Temeller İkiuçlu bozuklukta genetik bir geçişin önemi çeşitli çalışmalarla ortaya konmuştur. İkiuçlu-I bozukluğu oranı 1. derece akrabalarda kontrollara göre 8-10 kat artmıştır. Bu oranın akrabalık derecesi yakınlaştıkça yükseldiği de saptanmıştır. Anababadan birisi ikiuçlu-I bozukluğu gösteriyorsa çocukta aynı bozukluğun ortaya çıkma riski % 25, ikisi de hastaysa çocukta bir duygudurum bozukluğunun görülme riski % 50-75’tir….

Farmakoterapi Akut epizod tedavisi Manik epizodun tedavisi yalnızca lityum ve benzeri duygudurum düzenleyicileri ile, bunların nöroleptikle kombinasyonu ile ya da yalnızca nöroleptikle yapılabilir. Plasebo kontrollü ilk çalışmalar akut manideki lityum etkinliğini % 78 olarak göstermişse de, son gözlemler lityuma dirençli olgu sayısının arttığını düşündürmekte ve etkinlik oranı % 50’ye düşmektedir. Bu fark belki mikst, mani,…

Şizofreni kişinin alışılagelmiş algılama ve yorumlama biçimlerine yabancılaşarak, kendine özgü bir içe kapanma dünyasına çekildiği bir ruhsal bozukluktur. Ruh hekimliğini en çok uğraştıran, fakat bugün bile çeşitli yönleri tam açıklanmamış bir ruhsal bozukluktur. 19. Yüzyıldan kalma bir etki ile halk arasında korku uyandıran ve ‘’erken bunama’’ diye bilinen bu hastalık; İnsanı kişiler arası ilişkilerden ve…

Bugün gelinen noktada, şizofreniye özgü tek bir laboratuvar bulgusu olmadığı düşüncesi ağırlık kazanmıştır. Olasılıkla, farklı bulguların eşlik ettiği birden fazla şizofreni alt tipi söz konusudur. Bu nedenle, yapılan çalışmalar şizofreniyi değişik açılardan inceleyerek, daha geniş ve çok boyutlu bir model içinde açıklamayı hedeflemektedir. Üzerinde en çok durulan araştırma alanları beynin görüntülenebilen yapısal ve işlevsel özellikleri,…

Freud, şizofreninin, egonun ilk kez ortaya çıktığı döneme kadar uzanan bir gerilemeden (regresyon) kaynaklandığını ileri sürmüştür. Bu erken dönemde, çocuğun mental sistemleri henüz ayrılmamıştır. Cinsel enerjinin dinamik belirtisi olan libido, tümüyle bedene ve benliğe yatırılmış durumdadır. Çocuğun zihninde nesne temsilcileri yoktur. Bu durum “birincil narsisizm” olarak adlandırılır. Ego, ego olmayan nesnelerden ayırt edilebildiği ölçüde var…

Şizofreni genellikle ergenlik ya da erken erişkinlik döneminde ortaya çıkar. Psikotik nöbetin öncesinde sıklıkla güç fark edilen, sinsi, ilerleyici bir dönem vardır. Bazen, bireysel ve toplumsal uyumunda belirgin bir bozulma gözlenmeyen bir kişide aniden psikotik tablo ortaya çıkabilir. Geriye dönerek incelendiğinde bu kişilerin bir bölümü, erken çocukluk döneminde aşırı utangaç, içe dönük, ilişki kurulması zor,…

Genel Görünüm ve Davranış; Şizofreniye özgü tipik bir görünüm tanımlanmasa da genellikle bu kişilerin tuhaf görünüş ve davranışları dikkati çeker. Toplumsal ve kültürel kalıpların dışında, alışılmadık ya da mantıksız görünürler. Giyinişleri gelişigüzel, uygunsuz ve zevksizdir. Yineleyici hareketler ya da ritüeller geliştirebilirler. Sıklıkla bu hareketlere sembolik bazı anlamlar verir, bunların başkalarını etkilediğini ya da kendisini etkilenmekten…

Çağdaş şizofreni kavramı, hastalığı klinik açıdan çok yönlü ele almaktadır. Bu yaklaşım, Kraepelin’in ilerleyici yıkım gösteren kronik hastalık kavramını, Bleuler’in tanımladığı kesitsel özellikleri ve Schneider’in ‘birinci sıra’ belirtilerini değişik oranlarda içermektedir. Psikotik belirtilerin yaygın olarak birçok fonksiyonel ve organik beyin bozukluğunda görülmesi nedeniyle, şizofreni tanısı koyarken, diğer bozuklukların dışlanması önem taşımaktadır. Bu nedenle, dikkatli bir…

Şizofreni tedavisinde, değişik organik ve psikososyal sağaltım olanaklarını göz önünde bulunduran bütüncül bir yaklaşım benimsenmektedir. Standart bir sağaltım planı yoktur. Her yeni olgu biyolojik, ruhsal ve toplumsal boyutlarıyla değerlendirilerek, özgül bir yaklaşım oluşturulur. Yürürlükte olan sınıflama sistemleri, yukarıda özetlenen araştırma sürecinin sonuçlarını dikkate almakla birlikte, büyük ölçüde, Kraepelin’den bu yana süregelen klasik tanımlamalara dayanmaktadır. GİDİŞ…

İnsanda evrimsel (filojenetik) gelişme ile ilgili olan olgunlaşma (maturration) ve öğrenme ile ilgili olan bireyselleşme toplumsallaşma süreçleri birbirini etkileyerek kişilik gelişir. Olgunlaşma (maturation) organizma içinde doğuştan var olan gelişmemiş yetilerin öğrenme olmaksızın kendiliklerinden gelişmelerine ve varabilecekleri düzeye ulaşmalarına denir. Gelişim, biyolojik ve çevresel etkiler sonucu zaman içinde bireyin davranışında, düşüncelerinde ve yapısında ortaya çıkan değişmeler…

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77