Opiyat bağımlısı bir hasta babası. hem üretim, hem toptan hem de perakende satış yapan ekonomik durumu çok iyi olan bir kişi,

-Yıllardan beri tek umudum, işlerimin başına oğlumun geçmesiydi. Biliyorsunuz, bazen gelip görünüşte atölyede işlerle uğraşıyor gibi görünüyor, sözde ilaçlarını düzenli kullanıyor. ama 2-3 yılda bir gidip bu maddeye tekrar tekrar bulaşıyor. Biz her seferinde her şeye yeni baştan başlıyoruz. İçinde çıkılmaz bir girdaba girdik dönüp dolaşıyoruz. Benimde annesinde psikolojimiz bozuldu.

Ne oldu anlatır mısın?

-Her anne ve baba çocuğunu bu dünya da kendilerine verilmiş en büyük değer olarak görür. Ben de oğlumu öyle gördüm, Her şeyim var, ama mutsuzum, insanlar işime, gücüme, üretim ve satışlarıma imreniyor. Yıllardan beri beklentimiz kurduğumuz şirketin ve işlerin başına oğlumuzun geçmesiydi. Ama o her seferinde söz vermesine rağmen 2-3 yılda bir, bizi bir şekilde atlatıp yine gidip eroine bulaşıyor. Umutlarımız ve beklentilerimiz hep boşa çıkıyor..Asabi ve mutsuz bir adam oldum, iş yapma isteğim yok, uyku düzenim bozuldu, en yakınlarımı dahi kırıyorum, gelen müşteriyi tersliyorum. Eşim aynı sürekli üzüntü içinde ve meme kanseri oldu. 

Benzeri sorunları sayısız danışanlarımdan dinledim.

İnsan olarak çocuğumuzdan, ailemizden, eşimizden, arkadaşımızdan velhasıl çevremizdeki kişilerden ölçülü ya da ölçüsüz beklenti içindeyiz. 

Beklentilerimiz çoğunlukla gerçekleşmiyor ya da yeterli olmuyor.

Sırıkla yüksek atlamayı bilir misiniz? 

Elbette biliyorsunuzdur.

Atletizmin spor dallarından biri olup yatay bir çıtanın üzerinde sırıkla atlamaya dayanan sporudur. 

Başarılan veya pas geçilen çıta yüksekliğini yükseltmeye dayanan bir spordur. 

Çıta ne kadar yüksekse üstünden sırıkla atlamakta o kadar zordur.

Günümüzü daha değerli, daha anlamlı yaşama isteğimizin önünde hangi engeller var ya da hangi engelleri koyuyoruz diye hiç düşündünüz mü? 

Düşünmediyseniz, bu sefer düşünün,

Ayrıca içinde geçtiğimiz zamanın göz açıp kapayana kadar geçtiğini ya da yaşadığımız günlerin değerinin farkında mıyız?

Ne yazı ki, çoğu zaman farkında değiliz.. 

Neden?

Çünkü zamanın kıymetini engelleyen iki temel hata yapıyoruz. 

Bu hataların ilki hayatımıza büyük ya da gerçekleşmesi çok zor beklentiler yüklemek,

İkinci hata ise bu beklentiler gerçekleşsin  diye bekleyip durmak.

Hayatımıza farkında olmadan, daha iyi olsun diye tıpkı sırıkla yüksek atlamada olduğu gibi yükseklikler, anlamsız ve büyük beklentiler yüklüyoruz, sonra da bu beklentiler gerçekleşsin diye bekliyoruz. 

Aşırı beklentiler tıpkı yatay bir çıtanın yüksekliğine benzer.

Beklentiler ne kadar yüksekse, beklentileri her gün ne kadar daha yükseğe çıkarırsak, beklentilerin gerçekleşmeme oranı da o kadar fazladır.. 

Eğer yaşamınıza anlamsız büyük beklentiler yüklerseniz, Ve bu beklentiler gerçekleşmez ise sonuçta mutsuz olursunuz. 

Bu anlamsız büyük beklentilerin gerçekleşmemesi ile ilgili korkular yaşarsınız. 

Bu beklentiler sizi tutsak yapar, beklentilere bağlı sizden daha tutsak başka bir kişi yoktur. 

Beklentiler içindeyken ne yapıyorsunuz? 

Kendinizi kalın zincirlerle tıpkı bir yerlere bağlamışsınız gibi, 

Beklentileriniz gerçekleşmez diye korkarsınız, kaygılı yaşarsınız, sıkıntı yaşarsınız.. 

Bu beklentilerin gerçekleşmesini beklerken bakmışsınız ki, zaman içinde yıllar akıp gitmiş. Beklentiler uçup gitmiş.Hayatı hiç yaşamamışsınız. kafanızdaki saçların beyaza dönüştüğünü görürsünüz. 

Artık yaşlanmışsınız. 

Beklentilerimiz gerçekleşsin diye beklerken,. 

Bu arada yılların zaman içinde nasıl akıp gittiğini fark etmiyoruz.

Anlatmak istediğim günlük işlerle, yaşamınızla, işlerinizle ilgili beklentiler değil. 

Elbette yaşamla ilgili işlerimizle ilgileneceğiz ve küçük ya da büyük bizi yormayan beklentilerimiz olacak.

Beklentileri beklerken yaptığımız hatalardan biri de yapılması gereken bir çok şeyi, olayları ve yapmak istediklerimizi ertelemek, 

Örneğin, ”Şu kredi borcu bir bitsin de, çocuklar büyüsün, çocukların okulları bitsin, hele bir evlensinler de ondan sonra, bundan sonra o işe bakarız vb. gibi” diye diye hayatı hep erteliyoruz. 

Yapmak istediklerimizi çoğu zaman hep öteliyoruz.   

Çocuklarımızın eğitimi, okullarıyla, evlilikleriyle tabi ki ilgileneceğiz. 

Kredi borcumuz varsa elbette ödeyeceğiz. 

Bunları yaparken olaylara aşırı anlam yükleyip yapacaklarımızı ertelemeyelim. 

Hayat çok kısa ve hızlı akıyor.

Bir örnek vermek istiyorum. 

Stephen Hawking’i bilirsiniz, motor nöron hastalığına (ALS-Amyotrofik Lateral Skleroz) rağmen çağının en saygın ve başarılı bilim insanlarından biri, Einstein’in ardında fizik dehası olarak kabul edilen. kendisini elektrikli sandalyeye bağlayan hastalığına rağmen hayattan kopmamıştı. 

Bir gazeteci ile yaptığı röportajda; gazeteci kendisine soruyor;

”Bu ALS hastalığına,  ve felçli olmanıza rağmen nasıl bu kadar başarılı oldunuz? Senin motivasyonunu sağlayan şey neydi?” diye.

Stephen Hawking’in cevabı çok ilginç, 

 ”21 yaşında ALS hastalığına yakalandığımda, vücudumun tamamen felç olduğunu anladığımda, hayattan tüm beklentilerimi sıfırladım. Ve dedim ki, artık hayattan hiç bir şey bekleme, Ve ben bunu dediğim için, o andan itibaren  hayatın bana verdiği her şey ödüle dönüştü”.

Kısadan hisse Stephen Hawking’in yaptığı gibi; beklentilerinizi düşük tutar ya da sıfırlarsanız, beklenti çıtamızı fazla yüksek tutmaz, hayatın size vereceklerini ödül olarak kabul ederseniz, daha sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir yaşamınız olur…

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77