Beyin hakkındaki bu bilgi o kadar yeni ki, insanların çoğu eski ve yanlış anlayışların çürütüldüğünün ve öldüğünün farkında bile değiller.

”Sınırları sonsuza kadar belirlenmiş beyin” fikri son on yılda yavaş yavaş terk edildi. Ve baş döndürücü bir hızla yeni bulgular ortaya çıkarıldı. Yeni araştırmalar beynin sürekli değişen bir doğaya sahip olduğunu kanıtladı. Beyin hücreleri sürekli sinir hücrelerine giden yeni lifler ve alıcılar, yani yeni sinapsisler veya iletişim kavşakları üretiyorlar ve bunlar beyini harekete geçiren sinir iletkenleri çorbasının özünü değiştiriyorlar. Bugün artık geçerli bilgi, beyin hücrelerinin sinir hücrelerine giden yeni lifler ve yeni sinapsisler üreterek, ve de her yaşta yeni iletişim ağları oluşturdukları biliniyor. Dolayısıyla, demek oluyor ki herkes belirli sayıda beyin hücresi ile doğuyor olmasına rağmen, ancak bu sayı zihnin kapasitesini sınırlayamaz, bağlantılar yaşam boyu artmaya devam ederler.

 Bir başka bilgi yakın zamana kadar, yiyeceklerin beyin kimyasını hızla ve büyük ölçüde etkileyebilecekleri bilimsel olarak saçma bulunuyordu. Bilim insanları, beynin, besinlerin istilasının sonucunda gerçekleşen rastlantısal değişimlerden korunduğunu düşünüyorlardı.Fakat artık beynin, yiyeceklerin içerdiği kimyasallara duyarlı olduğu ortaya çıktı.

 Kısaca son yapılan araştırmalarda ortaya çıkan radikal sonuç şu: Sinir hücrelerimiz tarafından yapılan sinir iletkenlerinin tipi ve bunların beyin içinde nihai olarak vardıkları nokta, ne yediğinize fazlasıyla bağlıdır. Açık ki bu durum, yemekleri beynin düzenleyicileri haline getiriyor.

 Bu düşünce şöyle çalışıyor: Beyin hücrelerimiz, çeşitli sinir iletkenleri yapmak için bloklar oluştururken, belirli besinlere ihtiyaç duyarlar. Dolayısıyla, belirli bir besin almış olmak, belirli sinir iletkenlerinin seviyesini ve etkisini belirleyebilir. Örneğin, beyin hücreleri kolaylıkla serotonin (ruh halimizin iyi olmasını sağlayan ulak) üretebilmek için, içinde aminoasit bulunan yiyeceklere ihtiyaç duyarlar. Böylece beyin, yüksek protein içeren yiyeceklerde bulunan tirosin denilen aminoasitten, kasların düzgün bir koordine edilmesi için gerekli olan dopamin isimli sinir iletkenini üretir. Folik asit ve balık yağı gibi diğer besinler beyni değiştiren bir etkiye sahip olan sinir iletkenlerinin miktarını, karakterini ve verimini belirlemeye yardımcı olurlar. Eğer beyin doğru besinlerden yeterli miktarda almazsa sinir iletim sistemi düzgün çalışmayabilir ve bunun sonuçları yıkıcı olabilir.

 Hafızanın, bunama ve Alzheimer hastalığında olduğu gibi yok olmasının nedeni, sinir iletim sisteminde yaşanan aksamalardır. Önceden araştırmacılar, yeteri kadar sinir iletkeninin sentezlenerek üretilmemesinin sorumlusunun sinir hücreleri olduğunu düşünüyorlardı. Fakat bugün bunun , sinir iletkeni yetersizliğinden daha karmaşık bir sorun olduğunu biliyorlar. Beyinde ne kadar sinir iletkeninin dolaştığı önemli değil, eğer alıcılar mesajı mesajı geçirmek üzere ”harekete” geçmemişler ise, sinir iletkenleri ölür. Alıcılarda anormalliklerin ortaya çıkması büyük bir soruna yol açabilir. Örneğin, Alzhimer hastalarının beyinlerinde asetilkolin alıcılarının sayısı düştükçe, alıcıların mesaj iletme yeteneği de azalır.

 Önemli olan nokta şu; Sinir iletkenlerinin kompozisyonları ve alıcıların fonksiyonel biyokimyaları her zaman değişir ve bu değişim kısmen ne yediğimize ve ne yaptığımıza bağlıdır.

 Beyin hakkındaki iki önemli fikir çürütüldü.

 -Birincisi beynin çocukluktan sonra değişmediği ve gelişmediğidir.

 -İkincisi ise, yirmi yaşından sonra beyin düzenli olarak hücre kaybeder  ve bunun sonucunda zihinsel kapasitesi sürekli düşer.

 Kimse, genç beyinlerin büyümesini, gelişmesini ve değişmesini sorgulamıyordu.Fakat bilim insanları, yaşlı beyinlerin büyüme kapasitelerini kaybettiklerini ve ergenlşik çağından sonra sabit ve statik olduklarını düşünüyorlardı. Şimdi  ise, beyin hücrelerinin sinir hücrelerine giden yeni lifler ve yeni sinapsisler üreterek, her yaşta yeni iletişim ağları oluşturdukları biliniyor. Dolayısıyla, herkes belirli sayıda beyin hücresiyle doğuyor olmasına rağmen, bu sayı zihin kapasitesini sınırlamaz, bağlantılar yaşam boyunca boyunca artmaya devam ederler. Hücre sayısı az olan beyinlerin zihinsel kapasitesi, büyük beyinler kadar hatta onlardan daha fazla olabilir, bu sinir hücrelerinin çokluğuna bağlıdır. Sürekli ve çok sayıda nöron kaybının yaşlanmanın  kaçınılmaz sonucu olduğu fikri tamamen çürütüldü.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77