Günümüz travma kavramı öylesine sık ve herkes tarafından kullanılır olmuştur ki giderek anlamı belirsizleşmekte ve yüzeysel yaklaşımlara  olanak vermektedir.

Bunun sonucu olarak travma kökenli psikiyatrik bozukluklar klinik psikiyatride marjinal bir alan olarak kalmakta ve travma kavramının popülerleşmesi, travma kökenli de olsa sonuçta bir ruhsal bozukluk geliştirmiş kişilerin, yani hastaların hala ihmale uğradığı gerçeğini değiştirmemektedir. Psikotravmatoloji bu alandaki yüzeysel yaklaşımların ortadan kalkması, tüm ifade ve farkındalık güçlükleri içerisinde sesiz bir oluşturan ”travma hastaları” ve bu durumdan etkilenen toplumun sağlığı için de önemlidir.

  Travma kavramı görecelidir ve bu kavramla uğraşan kişi sürekli karşıt kutuplarla bir arada karşılaşır. Psikotravmatolojide süreç ve durum kavramları kendine özgü bir anlam kazanmaktadır. Bir yandan travma insan ruhu üzerinde parçalayıcı bir etki yapmakta ve kimi ruhsal durumları bütünden koparmaktadır.

Öte yandan travmatik  yaşantının  insan ruhu üzerindeki etkisini ancak o insanın  yaşam sürecini bir bütün olarak kavramak halinde anlamak olanağı vardır. Patolojik tepkiye neden olan travma yaşantısının parçalayıcı etkisi kuşkusuz belirli bir yaşam sürecinin belirli bir noktasında o kişiyi derinden sarsan bir anlam ve öneme sahiptir. Bu anlamda travma kökenli psikopatolojiyi bir süreç olarak görmek gerekir.

  Travmatik yaşantıların ruhsal sonuçlarının incelenmesinde üç kavramın birbirinden ayırdedilmesi gerekmektedir. 

Birincisi,travmaya yol açan olay, ikincİsi travmaya karşı oluşan ruhsal tepki ve üçüncüsü travmatik yaşantıdan sonra yıllarca devam edebilen, ya da gecikmeli olarak ortaya çıkabilen, ya da aslında kişinin travma öncesi yaşamı ile de ilişkili olan bir zihinsel süreç. Bu üç olgu birbiri ardından ortaya çıkmak zorunda da değildir, iç içe olabilir.

  Öte yandan, bir olayı travmatik  kılan şey olayın şiddeti ile onu yaşayan kişinin özellikleri arasındaki orandır. O halde travmayı başlatan olay nesnel olarak hiç kimsenin kaldıramayacağı denli ağır bir durum olabileceği gibi, o kişinin yaşam öyküsünden kaynaklanan özel anlamı da bir olayı belirli bir kişi için travmatik kılabilir. Ancak kastedilen kişiye özgü risk etkenleri nörotik bir çatışma olarak anlaşılmamalıdır. Belirli bir olayın o insanın kendine ve dünyaya bakışı ya da kurduğu yaşam biçimini anlamsız hale getirmesi ya da önceden yaşanmış travmatik olaylara ilişkin anı ve düşünceleri etkinleştirmesi gibi çeşitli olgular kişiyi belirli bir travmatik olaya karşı kırılgan kılabilir. İşte bu nokta, ancak, travmanın uzanımına değerlendirilen bir yaşam öyküsü içindeki yeri ve kesitsel psikodinamik üzerindeki etkileri dikkate alınarak incelenebilir.

  Travma sonrası stres bozukluğu terimi ne yazık ki travmayı biten bir olgu gibi yansıtmaktadır. Aslında travma ve travmatik olay aynı şey değildir, travma bir süreçtir. Travmayı yaratan olay ya da durumun ortadan kalkması ile son bulmamaktadır. Travmanın ruhen işlenmesinde travmanın inkarı ile travmaya ilişkin anıların ve imgelerin dereceli bir biçimde de olsa zihinde ortaya çıkmasına izin verilmesi (intruzyon) arasında giden gelen bir psikofizyoloji dikkati çeker. Üçüncü bir temel özellik de uyarılma (eksitasyon) durumundaki değişmelerdir. Bu değişme aşırı uyarılma ya da etkinlik düzeyinde azalma olarak kendini gösterir. Kişinin yatkınlığı ya da travmatik durumun özelliğine göre bu üç bileşen farklı özellikler gösterebilir. Bu yanıt aylar ya da yıllar sonra da ortaya çıkabilir.

  Gelişimsel Psikotravmatoloji

  Çocukluk çağındaki ihmal ve kötüye kullanımın uzun süreli etkilerini anlayabilmek için bu yaşantıların çocukların ruhsal ve biyolojik gelişim ve büyümeleri ile nasıl etkileştiğini bilmemiz gerekmektedir. Çocukta travmaya yol açan başlıca kaynaklar toplum içerisinde şiddet, doğal afetler, savaşlar, ev içindeki şiddet, kaza ve yaralanmalardır. Ancak, çalışmalar bu kaynaklar içerisinde en çok çocukların kötüye kullanımı üzerinde yoğunlaşmıştır.

  Gelişimsel travmaların zihin üzerindeki etkilerini zihnin ayrı durumlar modeli ile ele almak oldukça işlevsel gözükmektedir. Zihnin ayrı durumları bilinç, davranış ve kişiliğin  çekirdek bileşenlerini oluşturmaktadır. Başta patolojik dissosiyasyon olmak üzere bir çok bir çok psikiyatrik bozukluk durumsal özellikler açısından ele alınabilir.

Başedilemeyen Travma Karşısında Savunma olarak Dissosiyasyon

  Davranışın otomatizasyonu,

  Dissossiyatif otomatizmler bilinçli düşünce tarafından yönetilemeyen otomatik davranış epizodlarıdır. Otomatizasyon bilinçli farkındalığın yineleyici ya da prosedür niteliği taşıyan bir etkinlikten başka yöne çevrilmesidir. Buna karşın kişi bu rutin etkinliği kabul edilebilir bir düzeyde sürdürebileceği kadar bilişsel kaynak bırakılmıştır. Buna karşın dikkat ve farkındalık daha fazla toplanmış, farkındalık gereken ödevlere yöneltilmiştir.

  Kompartımanlaştırma

  Farkındalık ve bellek alanlarının birbirinden ayrılması söz konusudur. Yaşantı ve bilginin bütünleştirilmesinde eksiklik olarak da tanımlanabilir. Üstesinden gelinemeyecek duygu ve anıların izole edilmesini sağlar. Bir arada bulunması halinde şiddetli çatışmaya yol açacak duygu yüklü bilgi başka bilgilerden ayrı olarak depolanmakta ve geri çağrılmaktadır.

Kompartmanlaşma kişinin kendisi hakkındaki değişik görüşleri kişinin kendi yaşam öyküsüne ilişkin değişik yorum ve  versiyonları barındırabilmesine izin verir.

  Kimlik alterasyonu/ kendiliğe yabancılaşma Kendilik ve kimlikte değişme patolojik dissosiyasyonun çekirdek özellikte bir semptomdur. Tüm dissosyatif bozukluklar değişik biçimlerde de olsa bir tür kimlik alterasyonunu içerir. Bundan amaç geçici de olsa kişiyi ruhsal olarak kabul edilemez nitelikli bir yaşantıdan  korumaktır.

  Dissossiyatif bozukluklar çocukluk çağı travmalarında en yüksek oranda rastlanan tanı grubudur. Dissosiyatif kimlik bozukluğu bunlar içerisinde önde gelir. Sınırda kişilik bozukluğu gösteren hastalar da yüksek oranda travma bildiriminde bulunurlar. Somatizasyon bozukluğu çocukluk çağı travmalarının sık bildirildiği bir başka tanı grubudur. Öte yandan, travma kökenli hastalar ağır dissosiyatif belirtiler gösterdiklerinde histerik psikoz örneğinde olduğu gibi psikoz benzeri tablolar da gösterebilirler.

  Tedavi

  Travmaya uğramış kişilerin tedavisi oldukça karmaşık, yorucu ve beklenmedik seyirler alabilen bir süreçtir. 6 ay-3 yıl arası ve daha uzun tedaviler travmatik anıların parçalanmış olduğu kişilerde gerekli olmaktadır. Bunlar tümüyle ya da kısmen bilinç dışına çıkmıştır ve kişi bunlar üzerinde şiddetli bir afekt yoğunluğu yaşamadan konuşamamaktadır. Kişinin kendilik gücü empati yoksunluğu bağlanma figürlerinin erken kaybı ya da kötüye kullanım nedeni ile bozulmuştur.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77