Alkol bağımlılarında, en çok rastlanan kötü beslenme şartları sonucu gelişen glukoneogenes bozukluğunda oluşabilecek hipoglisemidir. Eğer AKŞ düşük ise hipoglisemi için damar içi hipertonik dektroz solüsyonu verilmelidir. Bu yaklaşım kronik alkol alanlar dışında intoksikasyonlarda uygulanmaz. Hasta yarı koma ya da tam koma halindeyse ilk yapılacak şey solunum ve dolaşım işlevlerinin desteklenmesi, kustuklarını aspire etmemesine özen gösterilmelidir.

Alkol ya da madde kullanan kişilerin büyük çoğunluğu için yatarak tedavi gerekli değildir. Günümüz psikofarmakolojik ilaçların etkinliği, yetersiz yatak kapasitesi, hastanede yatmanın getirdiği psikolojik, sosyal ve ekonomik sorunlar değerlendirildiğinde öncelikle ayakta tedavinin denenmesi daha uygundur. Gün hastanesi modeli dediğimiz bu modelle hastalar aile ve toplum içinde uzaklaşmadan, yataklı tedavinin tanı ve tedavi olanaklarını sunarak, tam…

Alkolün bırakılmasından ya da azaltılmasından sonra sıklıkla 72 saat içinde görülür, ancak ilk hafta içinde de ortaya çıkabilir. Hastaneye yatırılan alkol bağımlılarının %5’inde deliryum görülebilir. 5-15 yıl ağır içme döneminden sonra ortaya çıkar. Bedensel hastalıklar, infeksiyon, beslenme bozuklukları ve kafa travmaları hastalığın oluşumunda yatkınlık yaratır. Deliryum tremensin başlıca klinik özelliği saatler ya da günler içinde…

Uzun süre ve ağır biçimde alkol kullananlarda, zihinsel işlevlerde ve bilişsel yetilerde yaygın bir bozulma gözlenir. Yakın bellek bozukluğu, nesneleri tanıma ve adlandırmada bozulma (agnozi), şekil çizme, kopyalama gibi yapılandırma bozuklukları, sorun çözme, soyutlama yeteneği, yeni durumlara uyum sağlama, tasarlama, sıraya koyma gibi yönetsel işlevlerde bozulma klinik olarak saptanan bulgulardır. Bunlarla birlikte kişilik değişiklikleri, yargılamada…

Uzun süre alkol kullanımı sonucunda istenen, hoşa giden etkiyi elde edebilmek için daha fazla miktarlarda alkol alınır. Bu durum direnç artımı ya da tolerans olarak tanımlanır. Direnç artımı 3 bölümde değerlendirilir. Davranışsal direnç artımı: Bireyin alkolün etkilerine karşın günlük işlerini becerebilme yeteneğini yansıtır. Yinelenen bir uğraşının sonucunda öğrenilmiş bir davranıştır. Farmakokinetik direnç artımı; Alkolü metabolize…

  Dipsomani bir alkol kötü kullanım biçimidir. ”Epsilon alkolizm” adı da verilir. Dipsomani eski Yunancadan köken alır. Dipsa susuzluk, mania çılgınlık anlamına gelmektedir. Kişide karşı konulamayan  şekilde ve periyodik bir biçimde karşı konulamayan alkol kullanma arzusu ve aşırı miktarda alkol içme atakları ile kompulsif bir şekilde alkol kullanımı ile başlayan ve kontrol edilmesi olmayan alkol…

Alkol Bağımlılığı Tedavisi

Alkol bağımlılığı süregelen, kişide ruhsal, toplumsal ve bedensel sorunlar çıkaran, tedavisi uzun süreli ve güç bir hastalıktır. Ağırlıklı olarak alkolün kötüye kullanımı, alkol bağımlılığı ve alkol kullanımı ile ilgili sorunları olan hastalarımızı hastaneye yatırmadan geliştirdiğimiz tedavi programlarıyla ayakta tedavi ediyoruz. Ayakta tedavilerde, kişiyi sosyal ve iş yaşamından uzaklaştırmadan, var olduğu aile ve ev yaşamı içinde…

Alkol bağımlılığı uzun süre ve fazla miktarda alkol kullanımı sonucunda ruhsal, toplumsal ve bedensel sorunlarla belirli bir hastalık olarak tanımlanabilir. Temelde bağımlılık kişi ile içme örüntüsü arasındaki ilişkinin değişmesidir. Alkol kullanım sorununun niteliğini ve niceliğini değerlendirebilmek için ilk adım özenli bir öykü almadır. Alınacak öyküde kişinin alkole başlama yaşı, içme örüntüsünün gelişimi, günlük kullandığı alkol…

Alkol bağımlılarının tedavisinde kullanılan Disülfiram (hap, enjeksiyon ve pellet formları) piyasada antabus adıyla bulunan bir ilaçtır. Bu ilaç alkolün karaciğerde işlenmesi sırasında bazı enzimleri engelleyerek asetaldehid dehidrogenaz ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu tedavi yöntemiyle alkol bağımlı bireye alkolü kötüye kullanımı önleyici Disulfiram (antabus) isimli ilaç verilmektedir. İlacın etki mekanizması, bireyin alkol alınması halinde rahatsızlanmasına neden…

Alkol bağımlılığı günümüzde en önemli sağlık sorunlarından biri olarak sayılmaktadır. Alkol kullanım etkilerinden kaynaklanan mental bozukluklar, kalıcı demans ve psikotik bozukluklar benzeri ruhsal sorunların ötesinde; alkolik kullanımına bağlı hepatit B, hepatit C, karaciğer yağlanması, siroz, pankreatit, kalp-damar hastalıkları, iç salgı-üreme bozuklukları, kas iskelet hastalıkları, kan hastalıkları, immun sistem hastalıkları ve kanser, AİDS, mide hastalıkları, özafagus…

Konversiyon bozukluğunun ana özelliği nörolojik ya da tıbbi bir hastalığı düşündüren ve istemli motor ya da duyusal işlevleri etkileyen belirtilerdir. Tıbbi konulara yabancı kişilerin belirteleri daha kaba, tutarsız ve kendi kafalarındaki hastalık imgelerine uyar biçimdeyken, daha eğitimli kişilerin belirtileri gerçek bir hastalığa çok yakın tablolar sergilemektedir. Konversiyon belirtileri genellikle bilinen anatomik yollara ya da fiziyolojik…

Duygu duyumsal ya da duygulanımsal hastalıklar, temel bozukluğun duygu duyumda olduğuna inanılan bir hastalık grubu olup, duygu duyum bozukluğuna bilişsel , psikömotor, psikofizyolojik ve kişiler arası ilişki bozukluklarda eşlik etmektedir. Afekt ve emosyon önceleri eş anlamlı, olarak kullanılmışsa da bugün, özellikle teknik sakınımla ele alındığında, farklı kavramları içermektedir. Afekt, zihinsel bir sunuma eşlik eden duygu…

DSM-IV’te iki uçlu bozukluklar başlığı altında dört tip bozukluktan söz edilmektedir: İki uçlu-I bozukluğu, İki uçlu-II bozukluğu, Siklotimi, Başka yerde sınıflandırılamayan iki uçlu bozukluk. İki uçlu-I (Bipolar-I) Bozukluğu İki uçlu-I bozukluğun ana özelliği, bir ya da daha fazla manik ya da karışık tip (mikst) epizod geçirmiş olmaktır. Majör depresif epizodlar bulunmasa bile ilerde geçirilecekleri varsayılmaktadır….

İki-uçlu-I bozukluğunun genel tıbbi duruma bağlı ya da madde kullanımına bağlı duygudurum bozukluklarından, majör depresif bozukluk, distimi, siklotimi ve ikiuçlu-Il bozukluğundan ayılt edilmesi için bu kategorilerin tanı ölçütlerinin incelenmesi gerekir. Psikotik özellikli iki uçlu duygu-durum bozukluğunun diğer psikotik bozukluklardan, özellikle şizofreni ve şizoaffektif bozukluktan ayırtlanması ise zor bir işlemdir. Çünkü ikiuçlu bozukluklar da, kendilerine daha…

Bu bozukluğun ana özelliği, manik epizod ölçütlerine ulaşamayan (hipomanik) ve majör depresif epizod ölçütlerine ulaşamayan depresif belirtilerin, kronik bir şekilde dalgalanarak gitmesidir. DSM çizgisi kronisiteyi, bozukluğun en az 2 yıl süreyle devam ediyor olması ve 2 aydan daha uzun sürç devam eden bir iyilik dönemi bulunmaması ölçütleriyle tanımlamaktadır. -En az bir majör depresif epizodun ya…

DSM-IV’de diğer duygudurum bozukluktan başlığı altında, (1) Genel tıbbi bir duruma bağlı duygu durum bozukluğu, (2) Madde kullanımı ile ilgili duygu durum bozukluğu, (3) Başka yerde sınıflandınlamayan duygudurum bozukluğu olmak üzere üç bölüm İncelenmektedir. Genel Tıbbi Bir Duruma Bağlı Duygudurum Bozukluğu Duygudurum bozukluğunun genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı olarak ortaya çıktığına hükmedilen…

Epizod ya da bozukluğun alt özelliklerini saptamak amacıyla DSM-IV iki grup belirleyici tanımlamak- tadır: Son epizod tipinin belirleyicileri ve yineleyici epizodların gidiş özelliklerinin belirleyicileri. Son Epizod Tipinin Belirleyicileri a. Şiddet, psikotiklik, düzelme derecesi belirleyicileri: İkiuçlu I ve II bozukluğu için ve son epizod manik, karışık tip ya da majör depresif ise kullanılırlar. Son epizod hipomanik…

İkiuçlu bozukluk için yaşam boyu prevalans % 0.7-1.6 (ort. % 1.2) olarak saptanmıştır. İkiuçlu-I bozukluğu için bu oran % 0.4-1.6, ikiuçlu-II bozukluğu için % 0.5 ve siklotimi için % 0.4-1 olarak bildirilmektedir. Majör duygudurum bozukluklarının % 20’sinin ikiuçlu hastalık olduğu söylenebilir. Bazı kültürlerde bu oranın çok daha yüksek olarak bildirilmesi (İsrail ve Irak’ta % 45),…

Genetik Temeller İkiuçlu bozuklukta genetik bir geçişin önemi çeşitli çalışmalarla ortaya konmuştur. İkiuçlu-I bozukluğu oranı 1. derece akrabalarda kontrollara göre 8-10 kat artmıştır. Bu oranın akrabalık derecesi yakınlaştıkça yükseldiği de saptanmıştır. Anababadan birisi ikiuçlu-I bozukluğu gösteriyorsa çocukta aynı bozukluğun ortaya çıkma riski % 25, ikisi de hastaysa çocukta bir duygudurum bozukluğunun görülme riski % 50-75’tir….

Farmakoterapi Akut epizod tedavisi Manik epizodun tedavisi yalnızca lityum ve benzeri duygudurum düzenleyicileri ile, bunların nöroleptikle kombinasyonu ile ya da yalnızca nöroleptikle yapılabilir. Plasebo kontrollü ilk çalışmalar akut manideki lityum etkinliğini % 78 olarak göstermişse de, son gözlemler lityuma dirençli olgu sayısının arttığını düşündürmekte ve etkinlik oranı % 50’ye düşmektedir. Bu fark belki mikst, mani,…

Şizofreni kişinin alışılagelmiş algılama ve yorumlama biçimlerine yabancılaşarak, kendine özgü bir içe kapanma dünyasına çekildiği bir ruhsal bozukluktur. Ruh hekimliğini en çok uğraştıran, fakat bugün bile çeşitli yönleri tam açıklanmamış bir ruhsal bozukluktur. 19. Yüzyıldan kalma bir etki ile halk arasında korku uyandıran ve ‘’erken bunama’’ diye bilinen bu hastalık; İnsanı kişiler arası ilişkilerden ve…

Bugün gelinen noktada, şizofreniye özgü tek bir laboratuvar bulgusu olmadığı düşüncesi ağırlık kazanmıştır. Olasılıkla, farklı bulguların eşlik ettiği birden fazla şizofreni alt tipi söz konusudur. Bu nedenle, yapılan çalışmalar şizofreniyi değişik açılardan inceleyerek, daha geniş ve çok boyutlu bir model içinde açıklamayı hedeflemektedir. Üzerinde en çok durulan araştırma alanları beynin görüntülenebilen yapısal ve işlevsel özellikleri,…

Freud, şizofreninin, egonun ilk kez ortaya çıktığı döneme kadar uzanan bir gerilemeden (regresyon) kaynaklandığını ileri sürmüştür. Bu erken dönemde, çocuğun mental sistemleri henüz ayrılmamıştır. Cinsel enerjinin dinamik belirtisi olan libido, tümüyle bedene ve benliğe yatırılmış durumdadır. Çocuğun zihninde nesne temsilcileri yoktur. Bu durum “birincil narsisizm” olarak adlandırılır. Ego, ego olmayan nesnelerden ayırt edilebildiği ölçüde var…

Şizofreni genellikle ergenlik ya da erken erişkinlik döneminde ortaya çıkar. Psikotik nöbetin öncesinde sıklıkla güç fark edilen, sinsi, ilerleyici bir dönem vardır. Bazen, bireysel ve toplumsal uyumunda belirgin bir bozulma gözlenmeyen bir kişide aniden psikotik tablo ortaya çıkabilir. Geriye dönerek incelendiğinde bu kişilerin bir bölümü, erken çocukluk döneminde aşırı utangaç, içe dönük, ilişki kurulması zor,…

Genel Görünüm ve Davranış; Şizofreniye özgü tipik bir görünüm tanımlanmasa da genellikle bu kişilerin tuhaf görünüş ve davranışları dikkati çeker. Toplumsal ve kültürel kalıpların dışında, alışılmadık ya da mantıksız görünürler. Giyinişleri gelişigüzel, uygunsuz ve zevksizdir. Yineleyici hareketler ya da ritüeller geliştirebilirler. Sıklıkla bu hareketlere sembolik bazı anlamlar verir, bunların başkalarını etkilediğini ya da kendisini etkilenmekten…

Çağdaş şizofreni kavramı, hastalığı klinik açıdan çok yönlü ele almaktadır. Bu yaklaşım, Kraepelin’in ilerleyici yıkım gösteren kronik hastalık kavramını, Bleuler’in tanımladığı kesitsel özellikleri ve Schneider’in ‘birinci sıra’ belirtilerini değişik oranlarda içermektedir. Psikotik belirtilerin yaygın olarak birçok fonksiyonel ve organik beyin bozukluğunda görülmesi nedeniyle, şizofreni tanısı koyarken, diğer bozuklukların dışlanması önem taşımaktadır. Bu nedenle, dikkatli bir…

Şizofreni tedavisinde, değişik organik ve psikososyal sağaltım olanaklarını göz önünde bulunduran bütüncül bir yaklaşım benimsenmektedir. Standart bir sağaltım planı yoktur. Her yeni olgu biyolojik, ruhsal ve toplumsal boyutlarıyla değerlendirilerek, özgül bir yaklaşım oluşturulur. Yürürlükte olan sınıflama sistemleri, yukarıda özetlenen araştırma sürecinin sonuçlarını dikkate almakla birlikte, büyük ölçüde, Kraepelin’den bu yana süregelen klasik tanımlamalara dayanmaktadır. GİDİŞ…

İnsanda evrimsel (filojenetik) gelişme ile ilgili olan olgunlaşma (maturration) ve öğrenme ile ilgili olan bireyselleşme toplumsallaşma süreçleri birbirini etkileyerek kişilik gelişir. Olgunlaşma (maturation) organizma içinde doğuştan var olan gelişmemiş yetilerin öğrenme olmaksızın kendiliklerinden gelişmelerine ve varabilecekleri düzeye ulaşmalarına denir. Gelişim, biyolojik ve çevresel etkiler sonucu zaman içinde bireyin davranışında, düşüncelerinde ve yapısında ortaya çıkan değişmeler…

Gelişim kuramları dayandıkları bazı klasik felsefi temalara göre önemli farklılıklar göstermektedirler. Örneğin kalıtım veya çevreye önem verme, gelişimin sürekliliğini veya süreksizliğini öngörme, gelişim sürecinde organizmaya aktif veya pasif bir rol yükleme ve gelişimde kritik bazı dönemlerin varlığını öne sürme gibi. İçerdikleri felsefi temalar dikkate alındığında iki gelişim modeli ortaya çıkmaktadır. Bunlar mekanistik ve organizmik modellerdir….

Kültür sadece insana özgü olmasına ve insanın gelişimi belli bir kültürel bağlam içinde yer almasına rağmen gelişim ve kültür arasındaki ilişkiler ancak son yıllarda tartışılan bir konu olmuştur. Kültürün gelişim üzerindeki rolünü inceleyen araştırmalar, kültürler arası incelemelerle kültürel farklılıkları veya benzerlikleri ortaya koymaya çalışmışlardır. Oysa kültür, bazı araştırmacıların (örneğin, Cole, 1996) tartıştığı gibi gelişim sürecinde…

Döllenme ile başlayan ve doğuma kadar süren evreye prenatal dönem, doğumla birlikte fetusu etkilemesi olası tıbbi ve sosyal çevre özelliklerini içeren dış dünyaya geçiş dönemine perinatal dönem ve sonraki devreye de postnatal dönem denmektedir. Postnatal dönemde bebek daha geniş bir fiziksel ve sosyal çevreden etkilenmektedir. Prenatal dönem, döllenmeden sonraki ilk hücre bölünmesini içeren germinal dönem,…

Genetik danışmanlık, sık düşük yapmış olan, ailesinde genetik bir hastalık bulunan veya annenin 35 yaşını aştığı riskli durumlarda ailelere belli bir kalıtımsal bozukluğa sahip çocuk doğurma olasılıktan konusunda bilgi vererek yardımcı olmaktadır. Ailenin genetik tarihçesi alınarak ve gerektiğinde laboratuvar testleriyle birlikte kalıtımsal anomalinin görülme olasılığı belirlenmektedir. Gebelik sırasında ise aynı amaçla amniyosentez yöntemi kullanılmaktadır. Down…

Bebeklikte gelişen en önemli sosyal-duygusal özellikler bağlanma, bağımsızlık ve kendilik gelişimidir. Bağlanma, öğrenilmemiş bir sosyal davranıştır ve bu nedenle Lorenz’in kümes hayvanlarında gördüğü “basımlama” ve Harlow’un maymunların da görülen “dokunmanın verdiği rahatlık” davranışlarıyla benzerlik gösterir. Bakıcı bebek arasındaki bağlanma, bebeğin bakıcının dikkatini çekmek için gösterdiği ağlama, izleme, seslenme gibi davranışlarla başlar ve birinci yılın sonunda…

İki yaşından sonra büyüme hızı yavaşlar. Çocuk artık sadece kaba motor hareketleri değil, istemli ince motor hareketlerin çoğunu da yapabilmektedir. Algısal-motor koordinasyonu güçlendiren oyunlar ile bedenin gücünü artıran ve çocuğun kendini ifade etmesine yarayan dans ve drama gibi hareketli oyunlar gelişimi olumlu yönde etkilemektedir. Düşünce ve Hareketin Gelişimi Bu dönemde düşünce ve hareket iç içe…

Fiziksel ve Bilişsel Yeterlikler Okul öncesi dönemde gelişen motor beceriler ve algısal-motor koordinasyon sayesinde ilkokul çocukları pek çok sporu yapabilir ve yazma gibi daha ince motor becerilerin üstesinden gelebilirler. Dönemin fiziksel ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte bir eğitim ve dengeli beslenme önem kazanmaktadır. Dönemin sonuna doğru özellikle kız çocuklarında buluğa işaret eden gelişimsel değişmeler görülebilir….

İlkokula başlama, çocuk için yeni bir dizi kültürel talebi karşılamayı gerektirir. Bir kısmı annelerinden ilk defa ayrılan çocuklar, tanımadıkları yetişkinlere güvenmek, okulun kurallarına ve öğretmenin yönergelerine uymak, sınıf kalabalığıyla yaşamak ve yarışma ile işbirliği arasında denge kurmak zorunda kalırlar. Bu durum, bazı çocuklarda okul fobisine yol açabilmektedir. Okul fobisinde baş ağrısı, yorgunluk, karın ağrısı, mide…

Ergenliğin başladığına işaret eden buluğ döneminde, bir dizi biyolojik olay çocuğu yetişkin ölçülerine ve cinsel olgunluğuna ulaştırır. Buluğa girme yaşı, beslenme ve sağlık koşullarına, kültüre ve coğrafi bölgeye bağlı olarak değişebilmektedir. Bebeklik dışında başka hiçbir dönemde bu kadar bir gelişme yer almamaktadır. Evrensel nitelikteki biyolojik değişmeler, çocuğun yetişkin davran edinmesi ve yeni ilişkiler geliştirmesinin ön…

Yetişkinliğe Geçiş Yetişkinliğin başlangıcı bebekliğin ya da ergenliğin başlangıcı gibi biyolojik temelli değildir. Yetişkinliğe geçiş daha ziyade sosyal olaylar ve kültürel talepler çerçevesinde açıklanmakta ve yetişkinlik, olgunluk kavramıyla eş anlamlı olarak düşünülmektedir. Örneğin, bir meslek sahibi olma, ekonomik bağımsızlığı kazanma, ebeveyn olma, bağımsız olarak karar alabilme, bir ölçüde durağan özelliklere sahip olma, sevecenlik ve bilgelik…

Yaklaşık 40-60, 65 yaşları arası orta yetişkinlik dönemidir. Orta yaşta yaşlılıkta da sürecek olan pek çok fiziksel gerileme kendini göstermeye başlar. Fiziksel egzersizin, stresi azaltmaya çalışmanın ve iyi bir diyetin yaşlanmayı yavaşlattığı ve insanların orta yaşta da aktif kalmalarını sağladığı ileri sürülmektedir. Orta yaşta, hem kadınlarda, hem de erkeklerde ortaya çıkan hormonal değişmelere eşlik eden…

Gelişmiş ülkeler başta olmak üzere tüm toplumlarda gelişen tıp ve teknoloji sayesinde yaşlı nüfusun toplam nüfusa oranı artmaktadır. Yaşlı nüfustaki artma sosyal, ekonomik ve politik değişmeleri de beraberinde getirmiş ve yaşlıları inceleyen yaşlılık bilim ya da gerontoloji denilen alan doğmuştur. Yaşlılığın başlangıcını belirlemek zor olmakla birlikte kanuni emeklilik yaşı olan 65-70 yaş, yaşlılığın başlangıcı olarak…

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77