Ekonomik, sosyal ve kültürel olgular, ruhsal bozuklukları derinden etkiler. Sanayileşen ve kentlileşen tüm toplumlar gibi, toplumumuz gerek geçmişte ve gerekse bugün çeşitli kültürlerin etkisi altında olduğu inkar edilemez bir gerçek. İnsanlar; Eylemleri, duygulanımları ve ilişkileri, kuşaktan kuşağa iletilmekte olan kültürel modelere saptanan sosyal gruplar içinde yaşarlar. Çevre ve insan karşılıklı bir ilişki bütününü oluşturur. Birindeki değişiklik öbüründe de değişikliklere yol açar. İnsanlar çevrelerini, onun içinde kendi yerlerini ve konumlarını anlayabilmek için tanıma zorundadırlar. Kültür yanlızca biyolojik ya da ekonomik ihtiyaçlarımızı doyuran bir sistem değildir. Kültür daha çok ego işlevleriyle ilgili psikolojik bir savunma sistemidir.

Farklı kültürler farklı psikopatolojik tabloları besleyip güçlendirirler. Toplumsal değişim durumlarında gerek kültürel stres, gerekse stresi azaltma yöntemlerine ihtiyaç gözle görülür oranda artar. Toplumsal değişim toplumsal ve kültürel çatışmalarda artma ve yoğunlaşmayla birlikte görülür. Kültür ve ruhsal bozuklukların karşılıklı etkileşimi insan eliyle oluşmuş felaketlerden, zorlanmış ya da ekonomik göçlerden ve savaşlarda en dramatik biçimde görülür. Bütün bunlar insanları yeni, yabancı, çoğu zaman düşmanca olan çevrelere maruz bırakır. Eski davranış kalıpları bu değişikleri izleyen geçiş döneminde, yeni gercekliklerle başa çıkmada artık uygun değildir ve insanın kendi değer seyrini değiştirmesi ve davranışlarını yeniden ayarlaması feci sonuçlar verebilir. Örneğin, göçmen kişilik acil sorunlar karşısında sendelenmiş olarak, öfkeli, güvensiz, yanlız, kargaşa içinde ve çaresiz bir duruma girer. Göçmen kültürel açıdan yönelim bozukllugu içinde olan kimsedir ve aynı zamanda gerilimini azaltabilecek kültürel araçlardan da yoksundur.

Dünyanın bütün metropolleri göç alır. Fakat metropoller dışardan gelenleri kendi kimliği içinde eritirler. Böylece metropollerin kimliği ve kişiliği bozulmaz. Ama İstanbul’da olduğu gibi 80 yılda mevcut nüfusunun 20 misli aşırı insan göçü olursa, o sehrin eski ne kimliği nede kişiliği kalır dışardan gelenler kimliklerininin, kişiliklerinin damgasını kente vururlar.

Kent hayatı insanların yaşam tarzını değiştirir, ama kültür değişmeye dirençlidir. İşte bu köy-kent ilişkisi ve göçle gelenler kente uyum sağlayamayan insanlara Osmanlıdan günümüze farklı dönemlerde takılmış argo sözler hep olmuştur. Bu argo sözlerin bir kısmı tutmuş, bir kısmı anlam degiştirmiş. bir kısmıda unutulmuştur. Peki nedir bu sözler; Hödük, paçoz, çıtak, lümpen, maganda, maço vs. Bu
Paçoz (patsos) rumca kökenli bir kelime. Orası burası oynayan kadın. Esas ”fahişe” manasına geliyormuş. Kendi çıkarı için her yolu mübah sayan, küstah, beşpara etmez, sokak kurnazı, zerzek, müptezel, basma kalıp palavracı, rüküş, hoyrat, içtensiz, pespaye, nekeş, terbiyesiz, aşağılık ağlaksız, kaleş, topluma musallat olan kişilerdir. Aslında paçozu hem kadın hemde erkek için kullanmışlardır. Paçozun dini, sınıfı, cinsiyeti, ırkı yoktur her toplumda vardırlar.

Hödük, eski bir İstanbul tabiridir. Görgüsüz, ruhsuz, kaba-saba, yontulmamış, anlayışı kıt, cahil, kalın kafalı, kibarlıktan ve görgü kuralından haberi olmayan insanlar için kullanılır. Eski İstanbul’da Anadolu’dan gelen uyumsuzlara hödük, Rumeli’den gelen benzer uyumsuzlara ”çıtak” derlerdi. Çıtak günümüzde pek kullanılmıyor.

Lümpen (Almanca Lumpendenproletariad ”Pejmurde proleterya”) sınıf bilinci olmayan, içinde bulunduğu toplumun kültürüne yabancı düşen, sözde bilgili tutum ve davranışlarıyla itici olan, itici tavır ve tutum sergileyen, tüketim alışkanlıklarının esir aldığı, başkasının üretimini mirasyedi gibi tüketen, varlıklarının hiç bir anlamı olmayan, hiç bir duruşu, tavrı, projesi olmayan, giyimi özensiz, saçı-sakalı birbirine karışmış, ne köylü nede sehirli tip. Kız kardeşinin, sokağa cıkmasını ve erkeklerle konuşmasına engeleyecek kadar”prensip sahibi” ama üst katta oturan evli kadına asılacak kadar çakaldır.

Maço – Fransızcadan masculine ve fascism sözcüklerinin birleştirilmesiyle türetilen machismo kelimesinden türkçeye gelmiştir. Erkeğin toplumsal veya cins bakımından kadına egemen olduğu ve bu nedenle efendilik ayrılıcaklıkları olması gerektiği düşüncesine dayanan akım. Genellikle kadınlar üzerinde erkek eğemenliğini davranışlarına yansıtan, aynı zamanda zorba ve kaba yönelimli erkeklerin zihniyetine verilen isimdir. Maçoluk sonradan benimsenen görüş bütünü olmaktan öte, daha çok bireylerin çevrelerinde algıladığı, kendiliğinden normalleşen, toplumsal cinsiyetin öne çıkan etmenlerinden biri olarak varlık gösterir. ”Recep İvedik” tiplemesi örnek olarak gösterilebilir.

Maganda; Kelimenin isim babası N.Kurtcebe’dir 1994 yılında Gadan Davut çizgi romanındaki tiplemenin ismidir. Maganda tiplemesi genellikle şehir hayatına uyum sağlayamamış, kendi kurallarını dayatan, meydan okuyan, görgüsüz, 8-9 kelimelik uzun bir cümleyi kurmayı başardıklarında yarısı küfürden oluşan, birey anlamında benlik saygısı düşük, kendini geliştirmemiş, ya da toplumun gelişme koşuları sunmadığı bireyler. Evrimini tamamlamamış insan modeli. Düğünlerde, maçlarda, asker uğurlamalarında eline silah alıp kurşun sıkan, trafik kurallarını hiçe sayan, sokağa sümküren, gömlek düğmeleri yarısı açık, hastanelerde kendilerine sağlık hizmeti sunan sağlık mensuplarına terör estiren antisosyal tiplerdir.

Anti-sosyal kişilik bozuklukları sosyal sorunlar içinde en uğraştırıcı, en az anlaşılmış fakat ilginç kategorilerden biridir. Ciddi tıbbi ve sosyal sorunlara, bunlar kendilerinden başka pek çok insanında mutsuzluğuna neden olurlar.

Kişilik, bir insanın kendine özgü olan genel psikolojik özellikleri ve onun yaşam biçimini oluşturan ve huy haline getirmiş olduğu, bilinçli ya da bilinç dışı bütün düşünce ve davranış kalıplarıdır. Olumlu ya da olumsuz olsun bir insanın kişilik özellikleri onun beyninin bir parçası sayılır. Bir davranış ya da düşünce biçiminin, karakter özelliği sayılabilmesi için öncelikle sürekli olması, yani huy haline gelmiş olması gerekir.

İnsanların çoğunda, az ya da çok hoşa gitmeyen bir takım karakter özellikleri bulunur. O halde kişilik bozukluğu ile normallik cizgisini nereden çekmeliyiz? İçinde bulunduğu kültürün beklentilerinden belirgin biçimde farklıdır. Karakter hatları esneklik göstermez. Yanlızca belirli bir süre ya da durumla sınırlı değildir. Uyumsuz kişilik özellikleri öteden beri vardır. Bizim anormal karşıladığımız kişilik özellikleri, onlar tarafından genellikle normal olarak algılanır. Bu durumlarından şikayetci değildirler. Ego-sintonik, yani benliğe uyumludur, çevreyi kendilerine uydurmaya çalışırlar ve genellikle çevre ile şürtüşürler. Başka insanlara karşı sorumluluk, sadakat ve dürüslük duygusu yoktur. Verdiği sözü tutmaz, durmadan yalan söyler ve insanları kolayca aldatırlar. Başkalarının iyi niyetinden yararlanırlar. Yalanı yüzüne vurulunca utanmaz. İnsanları aldatırlar. Eşlerine bağlı değildirler. Nikahlı ya da nikahsız sık eş değiştirebilirler. Çoğu iş tutmaz, çalışacak iş olduğu halde işe girmez. Eğer bir işe girecek olursa , işi aksatması ya da disiplin bozucu davranışları nedeniyle çabuk kovulurlar. Bazende kendisi nedensiz işi bırakır. Aklına estiği gibi gezer. Saldırgan ve kolay öfkelenme vardır. Kolay kavga çıkarır. Bunlardan en çok zarar görenler genellikle ailesi ve çocuklarıdır. Çocuklarına karşı ebeveyinlik görevlerini genellikle yerine getirmezler. Yaptıkları yüzünden pişmanlık ya da şuçluluk duymazlar. Başkalarına verdiği zararı kolayca rasyonalize ederler. Asla ders almaz, ceza vermenin etkisi olmaz. Pişmanlık gösterileri genellikle sahtedir. Alkol ya da madde bağımlılığı çok sık gelişir. Ağır vakalar normal bir yaşam sürmez, çoğu ömrünü hapiste geçirir. Bunların doğal olmayan yollardan ölme olasılığı yüksektir. Yaş ilerledikce tablo bir miktar ‘Sönme’ eğilimi gösterir.

Anasız-babasız büyümüş çocuklarda, örneğin sokakta ya da yetiştirme yurdunda büyümüş ya da tutarlı bir ebeveyin eğitimi görmemiş çocuklarda, ilerde bu bozuklukların ortaya çıkma olasılığı yüksektir. Babada alkolizim olması, çocuken cinsel ya da fiziksel olarak sömürülmüş olmada saptanmış yatkınlaştırıcı etkenlerdir, ailesel yüklülük de belirgindir. Bazı analitik yorumcular antisosyal tiplerin gelişimini etkileyen psikolojik yorumu; Hem erkek hem kız çocuğu normal olarak anne tarafından yetiştiriliyor. 3-4 yaşından itibaren çocuk cinsel kimliğini aynı cinsten olan yetişkinle özdeşleşerek oluşturur. Kız çocuk annesiyle özdeşleşerek yapar. Bu noktada kadınlarda problem yok. Ama babanın sert olduğu, evde bile olmadığı, babadan sadece korkulduğu durumlarda, çocuklukta erkek rolünün oluşmasında problemler oluyor. Çünkü erkek çocuk babayla özdeşleşemiyor. Anneyle özdeşleşme devam ediyor. Erkek çocuklar kadın dünyasında büyüyor. Bu ilk başlarda kötü bir şey değil, erkek rolüne yönelebilmesi için yakın yetişkin erkek figürü lazım. Bu olmayınca ergenlikten itibaren bilinç altındaki kadınlık özellikleri onun erkeklik kimliğini tehtid etmeye başlıyor. Bu seferde bundan kaçınarak diğer aşırı uca giderek maço, maganda davranışlar ‘at,avrat,silah’ gibi sembolizimler ve saldırganlık ortaya çıkıyor. Kişi kadınsı özelliklerini fark etmiyor. Bu kadınsı özellikler bilinçaltı. Hisetiğini telafi etmek için aşırı erkeklik gösterisine dönüşür. Dolayısıyla erkek üstünlüğü, güçü ve kuvveti aşırı bir önem kazanmaya başlıyor.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77