ÇOCUKLUK OKUL ÖNCESİ DÖNEM

İki yaşından sonra büyüme hızı yavaşlar. Çocuk artık sadece kaba motor hareketleri değil, istemli ince motor hareketlerin çoğunu da yapabilmektedir. Algısal-motor koordinasyonu güçlendiren oyunlar ile bedenin gücünü artıran ve çocuğun kendini ifade etmesine yarayan dans ve drama gibi hareketli oyunlar gelişimi olumlu yönde etkilemektedir.

Düşünce ve Hareketin Gelişimi

Bu dönemde düşünce ve hareket iç içe geçmiştir. Bir sembol sistemi olarak dili ve algısal imgeleri kullanmaya başlayan çocuk, artık anlık yaşantılarıyla sınırlı değildir, geçmişten ve gelecekten söz edebilir. Çocuklar gittikçe artan dil ve problem çözme becerilerini kullanarak dünyayı anlama çabalarına devam ederler; ancak zihinsel işlemleri kullanamadıkları için düşünce sezgiseldir. Bu nedenle de sayı, zaman, mekan kavramları ve neden-sonuç ilişkilerini kavrama tam olarak gelişmemiştir. Piaget’ye göre bu dönemin bazı başarısızlıkları vardır. Örneğin çocuklar ben merkezcidir, yani bir başkasının bakış açısını dikkate alamazlar. Korunum, sınıflama ve canlılık kavramları da gelişmemiştir. Son yıllarda gelişimi, sosyo-kültürel bir süreç olarak gören araştırmacılar ile bilgi işleme yaklaşımıyla bilişsel süreci inceleyenler okul öncesindeki çocukların bu yetersizliklerin bir kısmının üstesinden gelebildiklerini göstermişlerdir.

Okul öncesi dönemdeki çocukların bilişsel gelişimini izlemenin bir yolu olarak çizimler de kullanılmaktadır. Çocukların karalamaları yaklaşık 3 yaşında bir resim izlenimi vermeye başlar. Üç yaşında bir çocuk tipik olarak insanı kafadan çıkan kol ve bacaklar şeklinde çizer ve yaş ilerledikçe resimde gövde ve diğer ayrıntılar da yer almaya başlar. Okul öncesindeki çocuklar resmin gerçekçi görünüp görünmediği ile çok fazla ilgilenmezler. Kağıt üzerinde üçüncü boyutu göstermeye giriştiklerinde ise gerçekçi çizimlere göre bazı sistematik hatalar yaparlar. Örneğin arka arkaya duran iki nesne yan yana, eğik bir çatının bacası da çatıya dik olarak çizilir, ilkokul yıllarında ise hem kağıdı daha doğru kullanmaya, hem de gerçekçi çizimlere yönelirler. 10-11 yaşlarında perspektife ilgi duymaya, sabit bir noktadan derinliği göstermeye ve daha soyut çizimler üretmeye başlarlar. Geometrik şekillerden ise 3 yaşında daire, 4 yaşında kare ve 6 yaşında da üçgen çizilebilir.

Sosyal-Duygusal Gelişim: Kişiliğin Şekillenmesi

Çocuğun ana-babasıyla, kardeşleriyle ve akranlarıyla etkileşimi yaşam boyu sürecek sosyalleşmenin temellerini oluşturur. Ana-baba ile çocuk arasındaki etkileşimde çocuk yetiştirme tutumları önem kazanmaktadır. Ana-baba tutumlarını farklılaştıran iki önemli boyut, denetim-özerklik ve kabul-red boyutlarıdır.

Denetim-özerklik boyutunda sıkı denetim çocukta ketlenme, utanma ve bağımlılık yaratmakta, bebeksi davranışa yol açıp akranlarla ilişkiyi güçleştirmektedir. Denetimin az olması veya hiç olmaması ise çocuklardaki fevri (impulsive) davranışlarla ilişkilidir. Kabul ret boyutunda ise çocuğa yakın davranma, onunla sözel alışveriş içinde bulunma ve sevgi gösterme çocuktaki yüksek öz saygı ve değer gören davranışla ilişkilidir. Baumrind, bu boyutları birlikte ele alan bir araştırmasında yaygın olarak görülen üç ana-baba tutumu saptamıştır. Bunlar, yetkeci (otoriter), yetkin (demokratik) ve izin verici ana-baba tutumlarıdır. Yetkeci ve izin verici tutumla yetişen çocuklarda olumsuz davranışların görülme sıklığı daha fazladır. Örneğin, çocuklar, zihinsel ve sosyal olarak etkisiz, empatiden yoksun, kendine güveni az, saldırgan, kaba, kendilik kontrolü zayıf, söz dinlemeyen ya da bağımlı ve negatif duygu durumundadırlar. Demokratik tutumla yetişenler ise yeterli, kendine güvenen, saldırgan olmayan ve öz saygısı yüksek çocuklardır. Demokratik tutum içinde sıcak ve besleyici bir yaklaşım çocuğu, arkadaş canlısı, uyumlu ve duyarlı kılmaktadır.

Freud’a göre fallik dönem, içgüdüsel enerjinin genital bölgede yoğunlaştığı ve cinsel merakın baskın olduğu bir dönemdir. Kendi cinsiyetini ve cinsiyetler arasındaki farkı anlayan çocuklar karşı cinsten ebeveyne ilgi duymaya ve kendi cinsiyetinden olana da öfke ve kıskançlık göstermeye başlarlar. isteklerinin kabul edilemez olduğunu anladıklarında ise cezalandırılacakları kaygısıyla kendi cinsiyetlerinden ebeveynle özdeşim kurmaya yönelirler. Erikson’a göre de okul öncesi dönemdeki temel çatışma girişimciliğe karşı suçluluk. Çocuklar, 3-6 yaşları arasında, çeşitli etkinlikler içinde yer alarak, hatta bunları başlatan ve planlayan kişi olarak yetişkinler karşısındaki güçsüzlüklerinin ve yetersizliklerinin üstesinden gelmeye çalışırlar. Çocuğun girişimciliği ve soru sorması engellendiğinde veya alay edildiğinde ise suçluluk duygusu gelişmektedir.

Okul öncesi dönemde kardeş ve arkadaş ilişkileri kişilik gelişiminde önemlidir. Okul öncesi önemdeki bir çocuk, yeni doğan kardeşinin annesinin kendisine ayırdığı zamanın bir kısmını alacağının farkındadır ve bu nedenle kardeş kıskançlığı bu dönemde en fazladır. Çocuk bebeğe duyduğu düşmanlığı anneye yöneltebilir ve altını ıslatma, parmak emme gibi gerileyici davranışlar gösterebilir. Annenin dikkatini çekmeyi amaçlayan bu davranışlar kısa sürelidir, Kardeşler arasındaki saldırganlık ve yarışmaya rağmen kardeşler, birlikte oynayarak, birbirlerine ilgi, anlayış ve sevecenlik göstererek sosyalleşme sürecinde önemli rol oynarlar, Doğum sırasının kardeşlerin kişiliği üzerinde yordana bilir bir etkisi olmamakla birlikte zeka ve başarı açısından büyük kardeş lehine bir fark vardır. İki çocuktan sonra, çocuk sayısındaki artma ile çocukların zeka bölümlerinde düşme arasında da bir ilişki bulunmuştur. Yaşça daha yakın olan kardeşlerde kardeşlik ilişkileri daha yoğundur.

Okul öncesi dönemde çocuklar arasında saldırgan davranışlar daha yaygın olmakla birlikte iki yaşından itibaren gelişmeye başlayan empati sonucunda çocuklar, diğer çocukların da bir iç dünyaları olduğunu anlarlar ve ancak bunu kavradıktan sonra yardım etme gibi olumlu davranışları gösterebilirler. Ayrıca, kendiliğin sürekliliği de kavrandığında çocuklar, yaşamda kendilerinden daha şanslı ve daha şanssız durumdaki çocukları ayırt edebilirler.

Bebekler ve çocuklar duyusal deneyimlerden büyük zevk alırlar ve iki yaşından sonra genital bölgenin de duyusal deneyim alanına girmesi ve bunun merakla birleşmesi sonucu mastürbasyon gibi kendini uyarıcı davranışlar ve cinsellikle ilgili oyunlar daha sık görülür. Çocuğun bu yöndeki duyusal deneyimlerini aşırı sınırlama ya da cezalandırma ileride gereksiz bir kaygı, suçluluk ve çatışma yaşanmasına yol açmaktadır. Okul öncesindeki yıllarda çocuklar model alma ve pekiştirme ile cinsiyetlerine uygun rolleri benimserler, ancak cinsiyetin yüzeysel değişmelere rağmen değişmeyeceği anlayışı 7. yaşa doğru kazanılır.

Günümüzde annelerin çalışması sonucu pek çok çocuk ya evde bakılmakta ya da bir okul öncesi kuruma devam etmektedir. Gelişmiş ülkelerde okul öncesi eğitimden yararlanan çocukların oram % 70-90 arasında değişmektedir. Aynı oran ülkemizde ancak % 7’dir. Okul öncesi eğitimin, özellikle ülkelerin göreli olarak geri kalmış bölgelerindeki çocukların bilişsel ve sosyal gelişimlerine katkı sağladığı bildirilmektedir. Okul öncesi eğitimin çocuğun gelişimine olan katkısında, eğitim kurumunun kalitesi önem taşımaktadır. Birçok çocuğa bir arada sadece bakım veren yuvalardaki çocukların, bazı gelişimsel göstergeler açısından evde bakılan çocuklardan daha geri olduklarını gösteren bulgular vardır. Bir yuvanın kalitesi, kurumdaki oyun araç ve gereçleri, bakıcı-çocuk oranı, bakıcıların eğitiminin yeterliliği, bakıcıların işe bağlılığı, yetişkin-çocuk etkileşimi ve kurumun fiziksel koşulları gibi pek çok faktörü içermektedir.

Psikiyatrist Dr. Ali GÖK / Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı iletişim +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77