Karantinanın sona erdiği Haziran ayı başından beri  kontrollü sosyal hayatlarımız devam ediyor. Artık böyle sürekli değişik özellikli alışkın olmadığımız, eskisinden farklı bir dünyada, anlaşılan garip şekilde yaşayacağız. Muayeneye gelen insanlarda gözlemlediğim, insanlar ya vurdumduymazlığa savruluyor, ya “normalleşmenin” “n” sinin olmadığı aşırı bir uyarılmışlık halindeler.

Çünkü insanlar önümüzdeki zamanlarda neler olabileceklerinin farkında değil, ya da şaşkın ve panik haldeler.

Doğru olan ne biri, ne öteki.

Ama coronavirus zamanlarında doğruyu bulmak zor gibi görünüyor.

Ekonomik olarak gelişmiş veya gelişmekte olan bütün ülkelerde olduğu gibi, kısmi kontrollü normale yakın sosyal yaşama geçtiğimiz bu günlerde, bütün devletlerin izledikleri ortak politika ve pandemiye karşı uygulanan sistem ise, resmen açıklayamasalar da kontrol edebileceklerini düşündükleri sürü bağışıklığı sistemidir.  Dolayısıyla bağışıklık sistemi güçlü kişilerin hastalığa karşı geliştirecekleri direnç ile salgının etkisinin gittikçe azalması bekleniyor. Stratejinin başarıya ulaşması için nüfusun olabildiğince fazla kısmının virüsü taşıması ve buna bağışıklık kazanması gerekiyor.

Ya da bir aşı bulunması umudu. Ufukta görünürde bir aşı yok.

Bugünlerde hastalığa direnç geliştirmeyen risk grubundakiler için ise ölüm riskinin oldukça yüksek olduğu değerlendiriliyor.  

Dünyadaki gelişmelere baktığımızda ise, salgın önlemleri gevşetmeye başlanırken, Dünya Sağlık Örgütü ısrarla Coronavirüsün hiçbir zaman yok olmayabileceğini uyarısında bulunuyor ve bu ısrarın da haklı olarak devam ediyor. Dolayısıyla ikinci dalga endişeleri ise büyüyor. Hatta üçüncü dalga endişesi de.  

Neden birçok ülkenin coronavirus kısıtlamalarını yavaş yavaş kaldırılmasıyla beraber ikinci dalga endişeleri artmaya başladı?  

Bu endişelerini hangi  gerekçeye dayandırıyorlar? 

Öncelikle virüslerin her zaman mutasyona uğrayıp salgın yapma ihtimallerine dayandırıyorlar.Örnek olarak, 1918’deki İspanyol gribi salgınını gösteriyorlar. İspanyol gribi salgınındaki virüs salgınına bakıldığında üç büyük dalga görüldü: Mart ayında ilk dalga, ardından yıl sonuna doğru ikinci dalga. İkinci dalgada virüs mutasyona uğrayarak ilkinden daha güçlü bir şekilde karşımıza çıktı.

ABD’deki Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ne  göre ülkedeki ölümlerin çoğunun ikinci dalgada gerçekleştiğini anlatıyor. 

Üçüncü dalga ise, yine CDC’nin verilerine göre, 1919’un başında geldi ve yıl ortasına kadar sürdü ve İspanyol gribi olarak da bilinen hastalık “sona erdi.”

Ancak muhtemelen virüs hiçbir zaman tümüyle kaybolması beklenmiyor..

Bazı virologlar virüslerin geçirdiği mutasyonlarla zayıfladığını belirtiyorlar. Böylece virüsler insanlar için daha az ölümcül bir hale geliyorlar. Bunun sebebi yalnızca insanların virüse karşı bağışıklık üretmesi değil, aynı zamanda virüsün yaşaması için canlı bir organizmaya ihtiyaç duyması ve buna uygun koşullara adapte olması. Böylece virüs toplum içinde varlığını sürdürebiliyor.

Bugün açıklanan yeni salgın haberleri belki şu an gördüğümüz ikinci dalga olabilir mi? 

Çünkü Çin’de Rusya’da hatta birinci dalgayı çok iyi yönettiği söylenen Güney Kore’de bile yeni vakalar var.Güney Koreli yetkililer ise, coronavirus salgınında ikinci dalganın sonbahar ya da kış aylarında başlayabileceği yönündeki tahminlerinin yanlış çıktığını açıkladılar.  

Peki ne oluyor? 

Bu ne anlama geliyor?

Coronavirus birinci salgınını kontrol altına almakta örnek gösterilen ülkelerden biri olan Güney Kore’de ikinci dalganın başladığı yetkililerce açıklandı.

Son açıklamalar Almanya’da bulaştırma katsayısının arttığını belirtiyorlar.

Almanya’da da coronavirus vakalarındaki bölgesel patlamalar ülke genelindeki katsayıya yansıdı. Robert Koch Enstitüsü tarafından bulaştırma katsayısının 0.89’dan 2,03’e yükseldiği açıklandı.Bulaştırma katsayısı, coronavirus taşıyan bir kişinin virüsü ortalama kaç kişiye bulaştırdığını ifade ediyor. 2,88’lik katsayı, 100 kişinin virüsü 288 kişiye bulaştırdığı anlamına geliyor. Pandeminin kontrol altında tutulabilmesi için katsayının 1’in altında tutulması önem taşıyor.

Öte yandan Avrupa Birliği’nde de hastaneler hızlı eğitimlerle, ikinci bir enfeksiyon dalgasına daha fazla personelle hazır olmak için çalışmalar yapıyor.

Dünya Sağlık Örgütü ise artış hızlandı açıklaması yaptı.  Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 21 Haziran’da dünya genelinde 183 bin koronavirüs vakasının tespit edildiğini belirterek bunun günlük rekor olduğu uyarısında bulundu.  

Bu da pandemi süresince bir günde görülen en yüksek vaka artışına tekabül ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün söz konusu açıklamasına göre, son 24 saatte 116 binden fazla vakanın kayıtlara geçtiği Kuzey ve Güney Amerika ülkeleri virüsün şu an en hızlı yayıldığı bölgeler.  Dünya Sağlık Örgütü, aynı zamanda Avrupa’daki 11 ülkede kısıtlamaların kaldırılmasıyla beraber aylar sonra ilk defa coronavirus vakalarında hızlı bir artış olduğunu açıkladı.

Yapılan kimi araştırmalar, bazı ülkelerde ya da ülkelerin belirli bölgelerinde koronavirüs vakalarında artışın yaşandığına dikkat çekiyor.

Dünya Sağlık Örgütü, en son yaptığı uyarıda ikinci bir dalga gelmesi halinde milyonlarca kişinin ölebileceği uyarısında bulunuyor.

Anlaşılan daha uzun süre bu virüs ile yaşayacağız.

Birey olarak Corona virüse dair kaygı, endişe yaşamamız normal. Yaşananlara ve gelişmelere bakılırsa bir miktar endişe bir miktar kaygı olabilir. Hayatta kalması için gerekli olan duygu kaygı ve endişedir aslında. Dikkat etmemiz gereken şey ise. Bu kaygı ve endişe bizim hayatımızı ne oranda etkiliyor olması tüm yaşamımızı etkisi altına alıyor mu?

Yani kaygı ve endişeden dolayı günlük yaptığımız aktivitelerimizi belli kontrolleri yapıyor muyuz? 

Uykularımız bozuldu mu?

İştahımız değişti mi? 

Sürekli olarak hastalığa yakalanma korkusu düşüncesi zihnimizde dönüp duruyor mu?

Buna dikkat etmek çok önemli.

Eğer bu durumdaysak Coronavirus ya da bu enfeksiyon hastalığı endişesi bizi ciddi anlamda etkiliyor demektir.

 Bu noktada ne yapmak lazım?  

Öncelikle doğru bilgi almalıyız.

Yaşadığımız zaman diliminde doğru bilgilerin, yanlış bilgiye dönüştürüldüğünü fark etmeden, topluma gerçekmiş gibi, toplumu bilgilendirdiklerini düşünürsek; bireylerin ve toplumun nasıl bir bilgi kirliliği ile karşı karşıya olduğunu ve bununla nasıl baş edilebileceği sorunu ortaya çıkar.Doğru bilgi sağlanırken, dezenformasyon yapılması çok kolay ve hele bu profesyonelce olduğunda anlamak neredeyse imkansız oluyor.

Dolayısıyla Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu Üyelerinin açıklamalarını esas almalıyız.

Son dönemlerde yaşananlardan dolayı çok yoğun bir şekilde kaygı, endişe sahibi olabilirsiniz. Ancak burada bilim insanlarının bize önermiş olduğu,  uygulamaları yerine getirmek, tedbirleri almak, maksimum derecede kuralları uygulamak bizim için öncelikli olmalıdır. Bundan sonraki süreçte yapacağımız şeyler; çocuklarımıza, ailemize bu tedbirleri uygulamayı teşvik etmek ve kendimizi mümkün olduğunca kalabalık yerlerden sakınmaktır. 

Bunları yapmanıza rağmen hala kaygı ve endişeli hissediyorsanız, buna rağmen hala eğer içinizde bir sıkıntı varsa bu biraz sizin kişisel kaygınız ile ilgili olabilir. Bazı insanlarda bu tür olaylarda felaketleştirme dediğimiz ya da en kötüsünü düşünme dediğimiz bir düşünme yapısı olabiliyor ve kişiler bu şekilde olaylarla karşılaştıklarında ya da buna benzer kaygı durumları ile karşılaştıklarında zihinlerinde bunu en felaket şekilde kurgulamaya başlıyorlar ve bu senaryoya göre yoğun bir kaygı, endişe hissediyorlar. 

Endişeye kapılıp kaygılı davranmak aslında evdeki diğer bireyleri de etkilemeye başladığını unutmayın. Çünkü sizin kaygılarınız çocuklarınızı, diğer aile bireylerini sevdiklerinizi de  kaygımızla olumsuz yönde etkileyecektir

Yapacağınız şey; bunun bir salgın olduğunu kabul etmek. Ruhsal sağlığımızı korumak için; Dünya Sağlık Örgütünün açıkladığı gibi virüsün herkese bulaşmadığı, bulaştığı zaman da yakalanan kişilerin ölüm oranlarının çok düşük olduğunu, tedavi edilebilen hasta sayısının çok  yüksek olduğunu düşünmek ve buna göre hareket etmek daha doğru değil mi?.

Her şeye rağmen kaygımızla baş edemiyorsanız ve bu sizi ciddi anlamda etkiliyorsa, uykularımız bozulduysa, iştahımız bozulduysa, hiçbir işlevini yerine getiremiyorsak mutlaka bir sağlık merkezinden ve bir psikiyatrist, destek almamız gerekmektedir.

Ekonomistler ”Dünya ekonomisinin komada, krizde ve entübe bir durumda olduğunu, corona salgını bu krizi daha da belirginleştirdiğini, Önümüzdeki yıllarda devasa işsizlik, devasa iflaslar, işyerlerinin kapanmasının devam edeceğini. kredilerin ödenmemesi ile bankalar batacağını, bankalar üzerinde hiperenflasyon ve her şeyden gıda zincirinde kopuşlar yaşanacağını” ısrarla söylüyorlar.

İşte asıl cümbüş o zaman kopacak..

Çözüm Ne? 

Bir zamanlar ekonomik koşulların yanında, sosyal yaşam olmadığını söyleyerek terk ettiğimiz köy-kasaba yaşamına dönüşün konuşulduğu günlerdeyiz. Ülkemizin her bölgesinde, Anadolu’nun uçsuz bucaksız ve özellikle kırsal kesimlerinde, 1950’li yıllardan başlayan kentleşme ile 60-70 yıllarda daha yoğun, büyük şehirlere mevsimlik çalışmaya gidilmiş, zamanla da aileler de alınıp, şehirlere göçülmüş, şehirlerin kıyılarına yapılan gecekondu diye adlandırılan köy evlerinde yeni yaşam kurulmuştu. Bununla yetinilmedi, Avrupa ülkeleriyle yapılan işgücü anlaşması çerçevesinde Almanya, Belçika, Hollanda, Fransa gibi ülkelere gidilmesi sonucu, ailece göçler oldu. Ama insanlar yurt dışında, büyük şehrin içinde kaybolup gittiler. Bazı bölgelerde köyler, tarlaları varsa hasat döneminde gidilen yerler oldu., Yoksa uzakta bir köy bizim köy dediğimiz yerler olarak hafızalarda yer almış.Terk edilen, boşaltılan köyler ve kırsal yaşam ise, gittikçe artan göç sonucu sessizliğe ve yalnızlığa bürünmüş.

Göz alabildiğince uzanan bozkırda, derelerin geçtiği vadilerin yeşilliğinin yarattığı doğa güzelliğine sahip köyleri yeniden tarım, hayvancılık açısından daha çağdaş, daha bilinçli ve bilimsel üretim merkezleri haline getirmek mümkün, işsizliği önlemede virüse karşı korunmada ve ekonomik olarak en iyi çözüm olabilir.  Danışanlarımdan ve çevrede gözlemlediklerimden özellikle büyük şehirlerden yasakların kalkmasıyla birlikte, mayıs ayında başlayan yayla ve köylere göç geleneği corona virüs salgını nedeniyle bu yıl erken başladığını gördüm. Kalabalık şehirlerden uzaklaşarak daha sakin olan köy ve yaylalara çıkmaya başlayan vatandaşlar,  corona virüse karşı insanlar kend tedbirlerini almayı sürdürüyor. Ve bu çok doğru bir şey.

Bir kısmı ise virüse karşı tedbir olarak artık köyde yaşayacaklarını ve dönmeyeceklerini ifade ediyorlar. 

Fransa’da yapılan bir araştırmaya göre ”en sakin ve stressiz yaşam yerlerinin köyler olduğunu” Aynı araştırma da önümüzdeki yüzyılda ”en geçerli mesleklerin başında tarım ve hayvancılık’‘ olduğunu söylüyorlar. 

Write a comment:

You must be logged in to post a comment.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77