Toplumlar sürekli değişen, dinamik ve değişken bir yapıya sahip olup,aynı zamanda yaşayan büyük organizmalardır.

Dinin kişiler üzerinde etkilerini değerlendirebilmek için, dinin tarihsel gelişimini ve dinin üzerine oturduğu toplumların sosyal gelişimini çok iyi bilmek gerekir.

Din, belirli sosyolojik süreçler izleyen yüz yılların getirdiği çoğul bazı toplumsal koşulların ürünüdür. Konuyu biraz daha zaman sürecine indirgersek, din kapitalizm öncesi oluşmuş devlet ve toplumun kültürel inançlarının ürünüdür. Dolayısıyla kapitalizm öncesi toplumlarda din esas olarak aynı zamanda  bir üst yapı kurumuydu. Üst yapı kurumu olarak dinin çok önemli toplumsal ve bireysel boyutları vardır.

  Kapitalizm öncesi toplumlarda devlet ve toplum, kutsal kitaplara ve kutsal kitapların yorumlanmasından türetilen genel normlara ve kurallara göre yönetiliyordu.

  Sonuçta din kutsal alana yönelik inancı sistematize eden toplumsal bir kurumdur. Dolayısıyla toplumlarda binlerce yıldan beri oluşan din ile inanç arasında oluşmuş sıkı bir ilişki vardır. Toplumlarda din, hem toplumsal bir olgu, hemde metafizik olgudur, Dinde algı esas olarak bilgiye değil inanca yöneliktir.

 Dini inançları bütün boyutlarıyla anlayabilmek için, hem sosyolojik hemde psikolojik bakış açısı içeren çok boyutlu bir yaklaşım gerekir. Tek başına sosyolojik ya da tek başına bireysel psikoloji ile analiz etmek yetersizdir.

Gerçek olan bir şey var, bu konu yani dinin ruh sağlığı etkileri üstünde o kadar çok tartışma var ki.

Ama bu tartışmaların  çoğu aslında bilimsel verilerden uzak.

Tartışanların düşünceleri insanların durduğu tarafla ilgili.

Kişi ne tarafta ya da neredeyse o taraf ya da o yer haklı.

Kişiler için toplumsal bir yaşam biçimi olan din, aynı zamanda metafizik ve psikolojik ihtiyacın ifadesi alanıdır.

Kimi diyor ki, ”günümüzde dini yorumlarla  hayatı şekillendirmek gelişime ve değişime uygun değil, dolayısıyla kişiyi çok olumsuz etkiliyor”.

Kimi diyor ki ”her şeyin çözümü dini inançlarda”.

Bazı kişiler şöyle diyor; ”Sen eğer yeterince inançlı bir kişi olsaydın, dini ibadetlerini düzgünce yerine getirseydin; depresyona girmezdin, sen bu ibadetlerini yapmadığın için depresyon yaşıyorsun”,

”İyi de, bir başka kişi ibadetlerini yapan bir insan, eksiksiz çok daha fazlasını yapmasına rağmen, depresyon probleminde azalma görülmüyor”.

”Kişi internette araştırma yapıyor, namaz kılan adam depresyona girmez” diye bir yazı okuyor,

” İyi de bu adam namaz kılıyor, ama depresyonu geçmiyor”.

Adam şöyle düşünüyor;

 ”Ben bir suç işledim, Allah bundan dolayı beni cezalandırıyor”

Bu düşünceden dolayı yaşadığı depresyon birazcık daha artmaya başlıyor. Çünkü cezalandırıldığını düşünmeye ve çok uzun süre hastalığı ile mücadele etmesine rağmen iyileşmeyeceğini görünce zihinleri karışıyor. İnsanların bu konu da kafaları karışık, ne yapacaklarını bilmiyorlar.

Yapılan araştırmaların büyük bir kısmında çıkan sonuçların dini inançlarımızın ruh sağlığımız üzerinde olumlu etkisi olduğunu gösteriyor. Araştırmalar dinin; insanları alkol ve uyuşturucu kullanımından gençleri uzak tutmaya yaradığını, dua etmenin hastalıklarda şifa bulmaya yardımcı olduğunu, aile bağlarının dini hassasiyetlerle korunabildiği, suç, cinayet, hırsızlık ve alkol kullanımı gibi psikolojik problemlerin çözümüne olumlu katkı yaptığı biliniyor.

Buna bir şekilde koruyucu bir etki diyebiliriz.Dini inancı olan insanlar, yani bir tanrıya ya da bir yaradana inanan insanlar; depresyona ve kaygıya daha az yakalanıyorlar, bu konularda daha az sıkıntı yaşıyorlar.

  En sık yaşadığımız ruh sağlığı problemi depresyon ve kaygı bozukluğudur. Depresyon ve kaygı bozukluğu bir çok insanın yaşadığı ve sık karşılaştığımız problemlerin başında geliyor. Depresyonun arkasında ümitsizlik, karamsarlık, değersizlik vardır.

  Kaygı bozukluğunun arkasında da gelecekte kişiyi bekleyen tehlikelere, gelecek yaşam korkusu, gelecekte kişiyi bekleyen tehlikelere yani belirsizliğe yönelik bir tahammülsüzlük ve endişe hali vardır.

  Şimdi kişi eğer inançlı bir insansa, kendini özel hissediyor. Bu dünyada, bu hayatta var oluşunun bir anlamı olduğunu düşünüyor.Yaşamında başına kötü bir şeyler geliyorsa,, bunun aslında kendisi için bir imtihan olduğunu, Ve bir süre sonrası geçeceğini düşündüğü zaman; yaşamındaki o dertler, sıkıntılar kişi için katlanabilir olarak düşünür. Söz gelimi kişi kendini kaygılı hissediyor ya da geleceğe yönelik kaygıları pik yapmış durumda ise, o zaman diyor ki ‘ben tevekkül ederim, ben inanırım, Allah sonumu iyi eder’.

  ”Hayırlısı” demek bile aslında bu konuda kişiyi bir umuda, kişiyi geleceğe hazırlıyor. Kişiye umut veriyor, İşte bu nokta da kişideki o belirsizlik hissi, ümitsizlik hissi inançlara bir aşı yapmış, bir bağışıklık sağlıyor. Dolayısıyla bu problemlerden az etkilenebiliyor.

  Bütün dini inançlar hayata dair varoluşa dair sorulara verilecek bütün cevapları içinde barındırır. Aynı zamanda böyle dini inançları olan insanlar hayatta varoluşal anlamda daha az kriz yaşarlar. Kişinin dini inanışına göre, her şeyin bir anlamı ya da amacı vardır.

  Eğer kişi bir düzen içinde ise, günlük rutin ibadetlerini yapıyorsa, her hangi bir ibadet mekanına gidiyorsa, kişi o topluluğa katıldığı zaman kendini o gruba ait hisseder. Bu durum insanların ruhsal yapıları üzerinde olumlu etki bırakır.          İnsanlar genelde günlük yaşamlarında ne yapıyorlar?

Hayatın akışına katılır, çalışır üretir,, ilişki kurar ve sosyalleşir.

Bu durumda aslında iyi olan bir şeydir.

  Dini inançlar kötü hissetmeye neden olan belirsizlik hissine karşı bir nevi koruyuculuk sağlıyor. Aynı zamanda her şeye gücü yeten bir tanrı inancı korunduğunun hissini artırıyor. Bundan dolayı hayatta başına gelebilecek kötü şeyler konusunda kendini daha emniyette hisseder.

  Dolayısıyla hayatın akışı içinde seni seven, seni kollayan ve her daim gözleyen bir tanrı inancı kişiye daha özel olduğu duygusu verir.

  Ama, evet işte bu noktada işler karışıyor. Kişi dini inancı nasıl algılıyor. Bu gün şunu net olarak ifade edebilirim. Eğer kişinin algıladığı şekilde dini inancı; şevkatlı, hoş görülü, ayırımcısız, içinde saygı dolu bir anlayış varsa, koruyucu, kolayıcıysa, güven ve sevgi içeriyorsa; Evet dini inançlar ruhsal olarak bu konuda destekleyici olabilir. Depresyon ya da kaygı konusunda kişiyi birazcık daha koruyabilir.

  Eğer kişinin dini anlayışı içinde bulunduğu ya da dini öğrendiği kaynaktan, kültürel ortamlardan çok etkilenmiş ise ve de bu öğreniş şekli çok katı ise, çok cezalandırıcı ise, dini öğretiler sürekli şekilde cehennem korkusu üzerine ise;,   Ne oluyor biliyor musunuz?

  Kişide her zaman bir cezalandırma korkusu, her zaman bir suçluluk düşüncesi hakim oluyor. Kişinin hayatında işler ters gittiği zaman, hep cezalandırılacağını düşünür. Eğer kişinin dini inancı, bu konuda cezalandırıcı ise kişiyi çok olumlu etkilemiyor.

            

CategoryYazılarım

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77