Büyük Alman şairi Wolfgan Goethe’ye sormuşlar;

-Mutlu bir hayat yaşadın mı? diye, cevabı ”evet” olmuş.

-Çok mutlu bir hayat yaşadım, Ama diye arkasında hemen eklemiş

-Tek mutlu bir hafta hatırlamıyorum.

Ve bu güncel olarak yaşadığımız ve her gün karşılaştığımız yaşama bir yanıt değil mi?

Bizler içinde aslında farkında olmadığımız doğru bir uyarı. 

Çünkü sıradan bir yaşamı insanlar olarak güne tanıtımla, reklamla, sürekli yeni cazip çekici modalarla, mutluluğu hep daha iyi, daha iyi ve kesintisiz bir dizi memnuniyetler bütünü olarak düşünmeye itiliyoruz. 

Bunların farkında değiliz.

Ve Goethe’nin öne sürdüğü ki, o sadece mükemmel bir şair değil, aynı zamanda çok çok bilge bir insandı. 

Aslında mutluluk üzüntülerin, sorunların  üstesinden gelmektir. 

Şiirlerin birinde der ki, ”Asıl kabus ardı arkası kesilmeyen güneşli günlerdir” demiş. Şiirin bu satırında ne demek istemiş olabilir?

Bunun alternatifi mutluluk değil, can sıkıntısıdır. Heyecandan yoksun, peşinden gidebileceğin, uğruna kavga edebileceğin bir amaçtan yoksun olmaktır.

Hayatınızı sınırsız haz veren maddelerle dolu bir kaptan seçilen hediyeler yığını olarak düşünmeyin. Hayatınızı uzun bir mücadele ve çaba süreci olarak düşünün. Bu uzun mücadelede bir problemi çözersiniz, bir diğeriyle karşılaşırsınız. Bu durum biteviye devam eder. Ne yazık ki yan etkiler çoğu zaman can sıkıcıdır.

Mutluluk üzerine asırlar boyunca pek çok sözler söylendi, Mutluluk kavramı felsefi mülahazalar dışında günlük konuşmalar içinde sıkça kullanılan bir kelime. İnsanlara hayatın anlamını sorduğumuzda en çok verdikleri iki cevaptan biri ”mutluyum” ya da ”mutsuzum’ sözleridir. 

Hayatın koşuşturmalarında fırsat bulup ta, ”mutlu muyum” diye kendinizi hiç sorguladınız mı? 

Ya da bu soruyu farklı bir şekilde 

”Mutlu olmak benim hakkım, ben bu dünyaya mutlu olmak için geldim’

Bu iki cümleyi kurup arkasında ”mutlu muyum” sorusuna, ”mutsuzum” cevabını alıyorsanız, ne yapmaya çalışırsınız, mutluluğu aramaya başlarsınız.  

Mutluluk arama ile bulunabilecek bir şey mi? 

Bu sorunun cevabını bilmiyoruz.

Erasmus der ki, ”En mutlu yaşam hiç bir şey bilmeden yaşanan yaşamdır”.

Ben Erasmus’un bu tesbitine katılıyorum, ve doğru buluyorum. Ama eğer yalnız başına izole bir hayat yaşamıyorsanız, ki bugünün dünyasında pek mümkün değil. Eğer düşünen, sorgulayan, çalışan sorumluluk sahibi bir kişiyseniz, böyle hiç bir şey bilmeden bir şansınız yoktur. 

Mutluluk algısı herkesin parmak izi gibi kendine özgüdür. Her birimiz kendi hayat ritmimiz ve içinde algıladığımız duygularımızla mutluluğumuzu ifade ediyoruz.Herkes aynı şeylerle mutlu olmayabilir ya da aynı şeylere aynı derecede herkesi mutsuz eden şeyler farlı olabilir. Ya da aynı şeyler herkesi aynı derecede mutsuz etmeyebilir

Günümüz dünyasında çeşitli iletişim araçları vasıtalarıyla reklamlarla, renkli dizilerle, sosyal medya ile sürekli tanıtım, çekici modalarla insanların beyinleri daimi bir tüketim toplumuna yönlendiriliyor.  Bireyler dizilerdeki köşkler, havuzlu villalar, güzel mankenler, yakışıklı erkekler görüyorlar, Bir de dönüp, yanındaki eşine, evine ve  yaşamına bakıyor. 

Aralarında uçurum var. 

Yaşamınıza renk katmak ya da mutlu olmak için bir takım eylemler yaparsınız ya da bir takım davranışlarda bulunuruz. Ev alırsınız, araba alırsınız, yazlık alırsınız ya da alamazsınız. Geziye çıkar, yurt içi yada yurt dışı bazı yerleri görmeye gidersiniz ya da gidemezsiniz, Tiyatroya, sinemaya ya da konsere gidersiniz vs. Bu eylemlerden zevk alır biraz  da mutlu olursunuz. Sonuçta bir zaman diliminden sora geziler, tiyatro, konser, sinema nihayet biter.  

Mutlu olmak için bu eylemleri her seferinde tekrarlamamız mı gerekiyor?  Kişi olarak biraz eğlenmek, biraz mutlu olmak için tatile gidersiniz. 

Ama tatil sonsuza kadar sürmez, biter.

Doğal olarak o an yaşadığımız mutlulukta biter ve mutlu olmak için yeni bir davranış, yeni bir eylem o da biter sonuçta o da biter. bir müddet sonra mutlu olmak adına farklı eylemler, yeni davranışlar, değişik arayışlar hazırlığında olan bir kişiye dönüşür, borçlar, taksitler, krediler birbirini kovalar. Mutluluk için sürekli ve de sürekli planlar yapan bir insan olursunuz.

İster istemez kendinize şu soruyu sormak zorundasınız, 

Bir insan hayatı böyle geçer mi? 

Bu kadar çaba, bitmeyen planlarla  ile insan mutlu olabilir mi? 

Sürekli planlar ve programlar yaptığınız hayat insana sıkıcı ve boğucu gelmiyor mu?

İşin püf noktası da burası, ne yapsanız bir türlü mutlu olamıyorsunuz. Ne yapsanız bir türlü mutlu olamıyorum diyorsunuz ve mutsuz olduğunuzu ilan ediyorsunuz.

Bütün bunların bir nedeni var, 

Mutluluğu arıyor olmanızdır, mutluluğun sürekli peşinden koşuyor olmanızdır. Mutluluğu bir amaç haline getiriyor olmanızdır. 

Siz mutluluğun peşinden koştukça, mutluluk sizden kaçıyor, kaçacaktır. Siz onu amaç haline getirdikçe o sizden uzaklaşıyor.

Kısaca mutluluğu aramak, mutsuzluğunuzun tek nedenidir.

Ünlü bir psikoterapist ”Mutlu olamayışımızın tek nedeni mutluluk arayışının kendisidir” demişti, ne kadar doğru bir söz değil mi? 

Mutluluğu ne kadar bir amaç haline getirirseniz, mutluluk sizden o oranda uzaklaşır.

İşin özü hepimiz mutlu olmak isteriz. 

Yapmanız gereken ne? 

Mutlu olmak için ne yapmalısınız?

Mutluluğu yakalamak için mutluluğun peşinde koşmayacaksınız, yapmanız gereken çok basit sadece, sıradan yaşamı yaşayacaksınız. Tıpkı anneniz, babanız, dedeniz ya da atalarınız gibi. Anneniz, babanız ya da dedeniz mutlu olmak için bir eylem içine girmediler, onlar sadece yaşadılar, sadece üzerilerine düşen sorumlulukları yerine getirdiler, hayatın tadını yaşadılar. Hayat süreçlerinde mutluluk onların semtine uğradıysa öpüp başlarına koydular. Ama gelmedi diye de hayatı kendilerine zehir etmediler.

İşte bunun adına psikolojide doğal mutluluk deniyor.

Doğal mutluluk peşinden koşulmayan mutluluk, bir meta, bir mal gibi tapılmayan mutluluk, Evlerle, arabalarla, şık giysilerle satın alınamayan mutluluk.

Mutsuzluğunuzun yegane ama yegane nedeni peşinde koştuğunuz mutluluk arayışıdır. Mutluluk arayışına haddinden fazla değer veriyor olmanız, onun peşinde koşuyor olmanızdır.

Bir insan yurt içi ya da yurt dışı geziye gider, ama mutlu olmak için gitmez, yeni yerler görmek için gider. Eğer değişik enteresan bir yere gitmişseniz, keyif almışınızdır, birazda mutlu olmuşunuz. 

Yani demek istiyorum ki, mutluluk bir çıkıntıdır, bir yan üründür, bir araçtır, ama bir amaç değil. 

Eğer mutlu olmak için gezmeye giderseniz yeterli oranda mutlu olamazsınız.. Sonra yeni bir eylem hazırlığında bulunursunuz, orada da mutlu olamazsınız. Bunu tekrarlayıp durursunuz.

Sadece yaşarsanız, sadece gezerseniz mutluluk gelirse ne ala, gelmezse de kendinizi harap etmezsiniz. 

Buna doğal mutluluk denir ve peşinde koşmadığınız mutluluk denir.

Bir grup bir gün Eflatun’a iki soru sormak istediklerini söylerler.

Eflatun,sorun bakayım demiş.

-İlk olarak insanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nelerdir? demişler.

Eflatun tek tek sıralamış,

-Para kazanmak için sağlıklarını yitirenler, sonradan yitirdikleri sağlıklarını geri almak için para öderler. Yarınlarında endişe ederken bu günü unutanlar, bunun sonucu olarak bu günü de yarını da yaşamayanlar, hiç ölmeyecek gibi yaşarlar ve hiç yaşamamış gibi ölürler.

Sıra ikinci soruya gelmiş,

-Peki siz öneriyorsunuz diye sormuşlar.

-Tüm bunların cevabı bu cümle de gizli ”Önemli olan hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır” demiş.

Bunun üzerine söylenecek söz var mı?

Bir kimse kendinden ne çok şeye sahipse, dışarıdan o kadar az şeye ihtiyaç duyar. Eğer siz kendi içinde dolu bir insansanız, kalbinizde, gönlünüzde ve ruhunuzda mutluluk akıyorsa, dışarıdan çok fazla mutluluğa gereksinim duymazsınız. Ama siz boş bir insansanız, mutluluğu kalbinizden, ruhunuzdan alamıyorsanız, bunu dışarıdan aramaya başlarsınız ve çoğu zaman da bulamazsınız..

Güneşin batışını seyrederken keyif alıyorsanız, başını kaldırıp gök yüzüne bakarken keyif alıyorsanız. Sarayda, sıradan bir evden  ya da zindanda olmanız fark etmez. Evinizden de, zindan da olsanız güneşin batışı ya da bir avuç gökyüzünü seyretmek size mutluluk verecektir.

Ne yaparsam bir türlü mutlu olamıyorum diyorsanız, düşünmeye değer iki nedeni var. 

Birincisi mutluluğu arıyor olmanız, ikinci neden mutluluğu, kalbinizde, gönlünüzde besleyerek yaşamıyor olmanızdandır.. .

Sevgili dostlar aç gözlü olmayın, hedefleriniz için çalışın, ama kanaatkar olun. 

Zenginlik ve mutluluk kanaatkarlıkta gizlidir.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77