Major depresif bozuklukla ilişkili çalışmalar böyle bir bozukluğu olan erişkin toplumun oranıyla ilgili olarak çok geniş dağılım değerleri vermektedir. Major depresif bozukluğun, toplum örneklemlerinde, yaşam boyu gelişme olasılığı kadınlar için %10’la %25 arasında, erkekler için ise % 5’le % 12 arasında değişmektedir.

Erişkinlerde major depresif bozukluğun toplum örneklemlerindeki nokta prevalansı kadınlar için % 5’le % 9 arasında, erkekler için ise % 2’yle % 3 arasında değişmektedir. Major depresif bozukluğun prevalans oranları etnik köken, eğitim ve gelir durumu ya da evli olup olmamayla ilişkisiz görünmektedir.

Major depresif  bozukluk (tek epizod ya da rekürran), ergen kızlarda ve erişkin kadınlarda ergen ve erişkin erkeklere göre iki kat daha fazla görülür. Görülme oranları 25-44 yaşları arası gruptaki erkeklerde ve kadınlarda en yüksektir.

Major depresif bozukluk, böyle bir bozukluğu olan kişilerin birinci derecede biyolojik akrabalarında genel topluma göre 1,5-3 kat daha fazla görülür. Böyle bir bozukluğu olanların  birinci derecede, erişkin biyolojik akrabalarında alkol bağımlılığı olasılığının, çocuklarında da dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu insidansının daha yüksek olduğuna ilişkin kanıtlar vardır.

Depresyonun genel belirtileri şöyle sıralanabilir:    

*Depresif duygudurumun varlığı, hastanın kendisini üzgün, kederli, hüzünlü (mahzun), kasvetli, neşesiz, canı sıkkın, morali bozuk, mutsuz (bedbin, bedbaht), acınacak halde, perişan, zavallı, dertli, çaresiz, boşluktaymış gibi, sinirli (asabi), düş kırıklığına uğramış, çökkün vb.. bir biçimde tanımlaması ile tanınır..

*Hiçbir şeyden zevk almama (anhedoni).

*Enerji kaybı, yorgunluk-bitkinlik, letarji, anerji,

Burada, ”endojen” depresyon kavramı üzerinde durmak gerekmektedir. Bu tür depresyon fizyolojik, somatik ya da ”vücudun  kendisinden Kaynaklanan” bir depresyon türü olarak düşünülmektedir. Bu, zorlu yaşam streslerinin bir sonucu olarak ortaya çıktığı düşünülen ”nörotik-reaktif” depresyonlardan farklıdır. Özellikle ”endojen” depresyonda diurnal varyans, hezeyanlar, psikomotor retardasyon, sabah erken uyanma, belirgin suçluluk, umutsuzluk duyguları ve hallüsinasyonlar gibi belirtiler görülmektedir. Unipolar depresyonun ”nörotik-reaktif” türünde görülen belirtiler arasında uykuya dalmada güçlük, duygulanım oynaklığı, başkalarını suçlama, somatik yakınmalar ve iş, okul ve evlilik alanlarında zorluklarla giden fırtınalı bir yaşam biçimi vardır.

Hamilton’a göre ise depresyonda en sık görülen semptomlar; depresif duygudurum, ilgi kaybı, anksiyete, uykuya dalmada zorluk, iştah kaybı, enerji kaybı, yorgunluk-bitkinlik ve intihar düşünceleridir. Eşlik eden diğer belirtiler arasında da diurnal değişkenlik, konstipasyon, libido azalması, suçluluk düşünceleri vardır.

Depresyonda genel olarak üç alanda bozukluk olduğu söylenebilir:

1-Emosyonel alanda (disfon, irritabilite, anhedoni, toplumdan uzaklaşma).

2-kognitif alanda (kendini kıama, değersizlik ya da suçluluk duyguları, umutsuzluk, düşüncelerini belirli bir konu üzerinde toparlamada güçlük çekme, ”bellek bozukluğu”, hezeyanlar ya da hallüsinasyonlar) 3-Vejetatif  alanda ( yorgunluk-bitkinlik, enerji kaybı, insomnia/hipersomnia, anoreksiya/hiperfaji, psikomotor retardasyon/ajitasyon, libido kaybı).

Depresif hastalarda bütün belirtilerin, depresyonun hafif, orta şiddette ya da ağır olmasına olmasına göre değişik bileşimlerle karşımıza çıkabileceği, yine sözü edilen belirtilerin, hastalığın şiddetiyle doğru orantılı olarak ağırlığının da değişebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Genel tanımlama: Psikomotor retardasyon en sık görülen semptomdur. Hastanın hareketlerinde yavaşlama, yüz ifadesinde donuklaşma, bakışlarında sabitleşme ve göz hareketlerinde azalma saptanır. Göz kırpma hızları bile azalmış olabilir. Duruşları kambur, başları öne eğik, omuzları düşük, yüzleri hareketsiz, alınları kırışıktır, sürekli yere bakıyorlardır. Kendiliklerinden davranmıyorlardır, genel bir durgunluk göze çarpar. Kaşları arasında dikey yerleşimli derin kırışıklıklar görülür (omega bulgusu), nazolabial oluklar bellirgindir, ağız kenarlarının çöküklüğü hastaya derin bir elem ifadesi vermektedir. Hastanın yüzünde bir tedirginlik, bir şaşkınlık ifadesi olabilir. Ancak, özellikle yaşlı hastalarda psikomotor ajitasyon da görülebilir. Ellerini oğuşturup durma ve saç çekme ajitasyonun en sık görülen semptomlarıdır.

I. Sensorium

1.Bilinç: Genelde herhangi bir bilinç bozukluğu belirtisi göstermezler. İleri derecede ağır depresif stupordaki hastalarda bilinç sislenmesi görülebilir.

2.Yönelim. Hastaların çoğunun kişi, yer ve zamana karşı yönelimleri yerindedir. Ancak bazı hastaların görüşme sırasında soruları yanıtlayacak gücü ya da sorulanlara karşı herhangi bir ilgisi olmayabilir

3.Bellek.Unutkanlık, depresif hastaların tipik bir yakınmasıdır. Özel olarak yoklandığında klinisyen bu öznel yakınmanın sıklıkla gerçek bir temele dayanmadığını görecektir. Bozukluğun, dikkatini ve düşüncelerini toparlama ve belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma güçlüğü ile ilişkili olduğu düşünülebilir. Özellikle yaşlılarda olmak üzere ağır depresyonlarda kognitif bozukluklar demansta görülenlere benzer olabilir. Buna depresif psödodemens adı da verilir. Bu hastalar sıklıkla düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştıramadıklarından  ve unutkanlıktan yakınırlar.

4.Dikkat ve konsantrasyon, Düşüncelerini toparlayamama, dikkatini ve düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştıramama depresyonun sık görülen bir belirtisidir. Hastalar, zihinlerinin berrak olmadığından, karmaşık olduğundan, açık düşünemediklerinden yakınırlar.Hastaların  konsantrasyon güçlüğü, işlerinde üretkenlik düzeyinde azalmadan, gazete okuyamama yz da televizyon izleyememeye dek değişik biçimlerde kendini gösterebilir. Bu belirti, major depresif epizotun düzelmesi sırasında en geç ortadan kalkan bellirtilerden biridir.

II.Algı

Ağır depresyondaki hastalarda çeşitli algı bozuklukları görülebilir. illüzyonlar, vücut görünümü algısındaki değişiklikler, depersonalizasyon, derealizasyon ve belirgin hallüsinasyonlar olabilir, Hallüsinasyonları olan hastaların  psikotik düzeyde bir depresyonlarının olduğundan söz edilir. Öte yandan, psikotik depresyondaki hastaların % 25 kadarında hallüsinasyonlar bulunabilir. Bunlar genellikle işitseldir ve içerikleri çoğu kez hezeyanlarının aşağılayıcı niteliği ile uyumludur. Hallüsine sesler hastaya intihar etmesini söyleyebilir. Hallüsinasyonlar, daha çok yargılayan, suçlayan sesler biçimindedir. Görme ve koku hallüsinasyonları da bulunabilir. Görme hallüsinasyonları -suçluluk duygularıyla birlikte- ölen akrabaların görüntülerinin belirmesi biçimindedir.

III.Düşünce

1,Düşünce süreci..Hastaların konuşmaları yavaşlamıştır, konuşma sanki sanki büyük bir çabayı gerektiriyor gibidir, ses tonları alçalmıştır; sorulanlara tek bir sözcükle yanıt verme ve gecikmeli olarak yanıt verme eğilimi gösterirler.Bazen  bir soruya yanıt alabilmek için iki-üç dakika beklemek zorunda kalınabilir.Hastaların yaklaşık % 10’unda, düşünce sürecinin durması (blok), ağır düşünce içeriği yoksulluğu,  konuşma azlığı ve ağır çevresel konuşma ile belirli belirgin düşünce süreci bozukluğu semptomları görülebilir. Depresif stuporda hasta mutizm içinde olabilir. Ajitasyon semptomları gösteren  depresif hastalar çok konuşkan olabilirlerse de bu hastalar daha çok hastalıkları, ölüm ya da ”beklenen felaket” gibi konularla ilgili olmak üzere sıkıntı veren konular çevresinde dolanıp dururlar. Daha ağır durumlarda hasta, yardım arayışı içinde sürekli bir biçimde bağırarak yalvarıp yakarıyor, yardım çağrısında bulunuyor olabilir.

2.Düşünce içeriği. Depresyondaki hastaların kendileri ve dünya hakkında genelde olumsuz düşünceleri vardır. Depresyondaki kişilertek bir yaşantıyı genelleyerek (”işten geldiğimde çocuklarım bana hiç ilgi göstermediler” gibi) bundan daha kapsamlı olumsuz sonuçlar çıkartırlar (”hiç kimse beni sevmiyor”). Kendileri, diğer insanlar ve gelecekleri hakkındaki yargılarına ters düşen kanıtları görmezlikten gelirler ve düşünce biçimlerini doğruluyormuş gibi görünen ufak  aksilikler üzerinde dururlar. Hiçbir şeyin değişmeyeceği inancıyla kötü bir durumu düzeltmek için herhangi bir girişimde bulunmazlar. Sonuç olarak bir şey değişmeyince de içinde bulundukları durumun umutsuz olduğuyla ilgili düşünceleri pekişmiş olur.

Düşünce içerikleri genellikle, hezeyan düzeyinde olmayan,kayıp, pişmanlık, suçluluk, intihar, ölüm düşünceleri ile yüklüdür.Sık karşılaşılan temalar, umutsuzluk, içinde bulunulan zamana ya da geleceğe ilişkinn karamsar düşünceler, kişisel yetersizlik, işe yaramazlık duyguları ya da kendi kendini aşırı ya da uygunsuz bir biçimde eleştirme, kınama ya da suçlama, geçmişteki ”başarısızlıkları” abartma, vücut görüntüsünü beğenmeme ve karar vermede  güçlüktür. Depresyondaki hastanın hissettiği umutsuzluğun derecesi depresyonunun şiddetinin önemli bir ölçüsüdür ve intihar olasılığının da bir göstergesidir. Son zamanlarda, kişisel yetersizlik duyguları,bir belirti olarak suçluluk duygularının yerini almış gibi görünmektedir. Bu hastalar kendilerine olan güvenlerini yitirmişlerdir. İşe yarar olamayacaklarını düşünerek işe gitmekten çekinebiliirler, başaramayacaklarını düşünerek sınavlara girmek istemeyebilirler, hatta evleriyle ilgili bir takım sorumlulukları almaktan bile kaçabilirler.Benliksaygısında azalma depresif hastaların çoğunda görülen önemli bir belirtidir. Ağır depresyondaki hastalar kendilerini ”yeryüzündeki en kötü insan”, ”dünyanın en büyük günahkarı” ôlarak görebilirler ya da ölmeleriyle herkesin onlardan kurtulacağına inanabilirler.

Depresyonda kişinin kendisine yönelik olumsuz algısı, yanlış giden her şeyden kendini sorumlu tutması ile ile birlikte hiçbir şeyi doğru yapmayacakmış duygusu içinde olması ile belirlidir.Daha iyi hissedebileceklerini kabul ederlerse de iyileşmek istemeyebilirler, Bu abartılı suçluluk ve hiçbir şeye ”layık olmama” duyguları, gelecekle ilgili olumsuz düşüncelerle birleştiğinde istenen bir cezalandırılma biçimi olarak ölüm beklentisi içinde olabilirler..Öte yandan intihar, dayanılması, katlanılması zor duygu düşüncelerden tek kurtuluş yolu olarak da görülebilir.

İntihar düşünceleri, kimi hastalara çok sıkıntı verebilir, bu hastalar kontrollerini kaybedecekmiş gibi bir duygu içinde olabilirler, ancak bazı hastalar bunu  ”kaçınılmaz bir son” olarak gördükleri için böyle olmaktan ötürü herhangi bir sıkıntı duymazlar. İntihar düşünceleri, depresif duygudurumdaki diurnal varyasyona uygun olarak sabahın erken saatlerinde çok dah yoğun olabilir.

Depresyondaki hastaların  çoğu, kendilerinin  ve başkalarının yer aldığı dünyayı, tek boyutlu ve siyah-beyaz  olarak görmeye indirgeyen temel varsayımlara saplanır kalırlar.

Depresif  bireylerde sık rastlanan kognitif belirtiler üç alanda ortaya çıkar. Bunlar kişinin  (1) kendi benliğine, (2) geleceğine, (3) dünyaya karşı olumsuz bakış açısı.

Öte yandan hastalar vücut işlevlerinin bozulduğu düşüncesi içindedirler, bitkin düştüklerin inanırlar. % 25’inde depresyona hipokondriazis eşlik eder. Bu belirtiler daha çok yaşlı depresif hastalarda görülür.

Kuruntular, takıntılı (obsesyonel) düşünceler, sürekli çektiklerine ilişkin düşünceler ya da fobiler, depresyon sırasında yeni belirtiler olarak karşımıza çıkabilir. İşleri, aileleri, para durumları ve kendi sağlıkları konusunda kuruntulara kapılırlar. Kendilerini, çocuklarına iyi bir anababa olamamış, eşlerine karşı görevlerini yerine getirememiş, yaşamları yanlışlarla dolu, başkalarının mutsuzluğuna neden olmuş kişilermiş gibi algılarlar.Her türlü konuya karamsar ve umutsuz bir bakış açısıyla yaklaşırlar.

Hezeyanları  olan hastaların psikotik düzeyde bir depresyonlarının  olduğundan söz edilir. (Bazıklinisyenler bu terimi, hezeyanları ya da hallüsinasyonları olmasa da, ağır regresyonda olan hastaları konuşmayan,yıkanmayan. altını kirleten) tanımlamak için de kullanılır).

IV. Duygu

Bu bozukluğun anahtar belirtisi depresif duygudurumdur. Hastaların % 90’ından fazlasından bulunur.Bu duygu  olağan mutsuzluk duygusundan  nitelik olarak oldukça farklıdır. Yaşanan duygunun  hoş olmamasının (disfori) yanı sıra ıstırap veren , acı çekilmesine yol açan bir yanı da vardır. Elem-keder, hüzün ve hastanın ağırlaştığı duygusu aşağı yukarı bütün depresyonlarda görülen ortak belirtilerdir.Bu duygularla birlikte kararsızlığın da olması nedeniyle hastalar kendilerini çok çaresiz ve bağımlı hissederler. Sevdiklerine, arkadaşlarına, işlerine ve boş zamanlarını değerlendirdikleri uğraşlarına karşı duygusal bağları da azalma eğilimi gösterir. Artık onlar için  hiçbir şeyin anlamı kalmamıştır, hiçbir şeye aldırmıyorlardır.  Olağan günlük etkinliklerden artık hiçbir biçimde zevk alamadıklarını bildirirler, heriey onlara sanki büyük bir yükmüş gibi gelmektedir.Genel bir isteksizlik içindedirler,çevrelerinde olup bitenlere karşı tepkisiz kalma eğilimindedirler. Daha önceleri büyük bir doyum sağlanan yemekler, hobiler, cinsel etkinlikte bulunmak, spor yapmak, toplumsal olaylar ya da ailesi, çocukları ya da arkadaşlarıyla geçirdiği zaman artık br doyum kaynağı olmaktan çıkmıştır. Zaman çok zor geçer, yaşamak bir sevinç kaynağı olarak değil, katlanılması gereken bir durum olarak algılanır. Hiçbir  şeyden zevk alınamayan ileri derecede ağır durumlarda hastanın anhedonik olduğundan söz edilir. Diğer yandan benmerkezcidirler, başkaları onları pek ilgilendirmez,  ancak yalnız kalmayı istiyor olmakla birlikte başkalarına agresif bağımlılıkları da  vardır.

Diğer yandan hastaların yaklaşık yarısı depresif duyguların varlığını inkar edebilir ve depresyondaymış gibi görünmeyebilir (gülümseyen depresyon olarak adlandırılır). Bu hastalar genellikle aileleri ya da işverenleri tarafından, toplumdan uzaklaşmaları ya da etkinliklerinde düşme olması nedeniyle hekime getirilirler. Özellikle depresif çocuklarda ve ergenlerde ve kronik depresif erişkinlerde, irritabilite, hostilite ya da yaşanan boşluk duyguları, apati ve motivasyon kaybı depresif duygudurumunu maskeleyebilir.

Psikotik hastalarda depresif duygulanım çok belirgin olabilir ve duygulanım oynamaları çok kısıtlı kalmış olabilir. İster ağlama, ister gülme doğrultusunda olsun, duygusal tepkilerinde çok az bir oynama olur.Bu hastaların bir çoğu sanki kızgınlığın eşiğindeymiş gibi görünür ve yeterince kışkıtılırsa kısa öfke patlamaları gösterebilirler.Psikotik olmayan depresyonlarda depresif duygulanım daha az belirgindir ve duygulanım oynamaları daha az ve kısıtlı kalmış gibidir. Bu hastalar sıklıkla ağlayabilir, bazen gülebilir, hatta bikaç saat ya da gün depresyonun varlığını hissetmeyebilirler.

Hastaların birçoğu gün içinde duygudurum değişiklikleri gösterir. Uykuya dalmakta zorluğu az olan, ancak uyanmaları olan ve sabah erken uyanan hastalar daha çok sabahları kendilerini kötü hissederler ve akşama doğru bir parça düzelirler (diurnal ritim). Bu hastalarda sabah anksiyetesi dayanılmaz boyutlarda olabilir. Uykuya dalmakta zorluğu olan ancak sık uyanmaları olmayan hastalar sabahları kendilerini daha iyi hissederler ve akşama doğru giderek kötüleşirler (ters diurnal ritim).

Daha çok endojen depresyonlarda gün içi duygudurum değişiklikleri çok belirgin olur. Bu hastalarda sabahlar günün en depresif zamanıdır ve akşama doğru düzelme olur.

Kadınlarda menstruel sikluslarla, gebelik ya da doğumla ilişkili hormonal ritimler depresyonu daha da kötüleştirebilir.

Depresyonun en erken ortaya çıkan duygusal bağlamdaki ipuçları anhedoni, zevk alınan etkinliklerden uzak durma, artık bunlardan eskisi gibi zevk alamıyor olma ve genel bir mutsuzluk duygusudur.

V. Davranış

Depresyonun ortaya çıkmasıyla birlikte çoğu kez fiziki etkinlikte azalma ve toplumdan uzaklaşma görülür. Ağır depresyonlarda etkinlikte azalma öyle ileri derecede olabilir ki hasta kamburu çıkmış bir biçimde oturuyor ve taş gibi bir yüz ifadesiyle yere bakıyor olabilir. Alçak sesle ve tekdüze konuşur. Her davranışı aşırı bir çabayı gerektiriyor gibidir. Bu davranışa psikomotor retardasyon adı verilir ve çoğunlukla psikotik depresyonlarda görülür.

Hastanın hiç hareket etmediği, konuşmadığı, idrarını tutamadığı ve yemek yemeyi reddettiği durumlar  az da olsa görülebilir (depresif stupor). Kraeplin bu hastaları şöyle tanımlamaktadır; ”Hastalar hiç konuşmadan yatakta yatmaktadırlar, sorulan hiçbir soruyu yanıtlamamaktadırlar, her türlü yaklaşımdan ürkerek kendilerini çekmektedirler, ancak iğne batırılmalarına karşı kendilerini korumamatadırlar. Önlerine konan yiyeceğin karşısında çaresiz bir biçimde oturmaktalar, herhangi bir zorluk çıkarmaksızın ağızdan kaşıkla beslenmelerine olanak tanıyabilirler. Arada bir bütün bunların yerine eksitasyon  dönemleri geçebilmektedir”.

Genelde hastalar yorgunluk-bitkinlikten yakınırlar, letarjiktirler. Kollarının ve bacaklarının ağırlaştığını ve ”enerjinin vücutlarından sanki çekilmiş” gibi olduğunu bildirirler. Yaptıkları şeyler onlar için büyük bir çabayı gerektiriyormuş gibi göründüğü için, birçok şeyi bitirmeden bırakırlar. Sözgelimi bir ev kadını yapageldiği uğraşlarından olan yatakları toplamak, sofrayı kaldırmak gibi uğraşlarını yarım bırakır. Hastalar bu durumlarına ”sinirlerinin yıprandığı, aşırı çalışmadan bitkin düştükleri, zihinsel çöküntüye uğradıkları ya da kendilerinde bir vitamin ya da beslenme yetersizliği çıktığı” biçiminde yakıştırmalar yaparlar. Enerji kayıplarını fiziki bir hastalığa bağlama eğilimi taşırlar. Bu hastalar sıklıkla ”nevrasteni” gibi tanılar alırlar.

Ağır depresif hastalarda bunların yerine belirgin bir psikomotor ajitasyon görülebilir. Ajite depresyonlarda anksiyete önde gelen özelliktir ve durmaksızın gezinme, sıkıntıyla ellerini oğuşturma ve inleyip durma gibi belirtilerle kendini gösteren bir huzursuzluk hali vardır. Daha çok artmış motor etkinlik olarak görülen ajitasyon belirgindir. Hasta huzursuz ve gergindir. Hasta bir türlü gevşeyememekten, sakin oturamamaktan, kıpır kıpır olmaktan, aşrı sinirli olmaktan yakınır. Ellerini oğuşturma, tırnak yeme, parmaklarını masaya ya da oturduğu sandalyenin koluna ritmik bir şekilde vurma, sık sık parmaklarını ”tıklatma”, saçını ya da elbiselerini çekiştirme, elindeki anahtarlık, tesbh gibi bir şeyle oynayıp durma, bacaklarını sallayıp durma, çok sigara içme gibi davranışlar.

Retardasyon, daha büyük bir sıklıkla genç hastalarda gözlenirken, ajitasyon daha çok yaşlı hastalarda görülür.

Depresif hastalar sıklıkla bağımlı, edilgin ve çaresiz bir hale gelirler ve kimi zaman bu belirtilerini gereksnimlerinin karşılanması için kullanabilirler,

Önemli insan ilişkilerinde sorunlar olması sıklıkla evlilikte uyuşmazlığa ve iş yaşamında zorlukların doğmasına yol açar. toplumsal yönden yetersizlik duygularından ötürü depresyondaki kişi başkalarıyla etkileşime girmekten kaçınıyor ki bu da yalnızlık ve reddedilmiş olma duygularını artırır.

Kişilerin alkol alma davranışlarında önemli bir değişikliğin olması da depresyona girmiş olabileceklerinin bir işareti olarak görülebilir. Daha önceden alkolizm .tanısı almamış bireylerin birden bire çok fazla alkol almaya başlamaları depresyonlarından ötürü olabilir. Öte yandan, bazı kişiler de depresyona girdikleri zaman alışageldiklerinden daha az alkol almaya başlayabilirler.

VI. Fizyolojik özellikler

Depresyon ne denli ağır ise, hastalığa eşlik eden, çoğu vejetatif yapıda biyolojik işlev bozuklukları da o denli şiddetli olur.

Uyku bozuklukları, depresif hastalar için evrensel bir belirtidir (% 90 hastada insomnia) ve genellikle bildirilen ilk belirtiler arasındadır. Anksiyete örneğinde insomnia sık görülür, bu durumda hasta saatler boyu uykuya dalmaz, uykuya dalmadan önce saatlerce dönüp durur

İştah genellikle azalmıştır ve belirgin kilo kaybı ile sonuçlanır, ancak bazen iştah artmış da olabilir,Önemli ölçüde kilo kaybına yol açan iştahsızlık endojen depresyonun tipik bir belirtisidir. Çoğu depresif hasta daha önce çok sevdiği yiyeceklerden artık zevk alamaz olur.

Sık görülen bir yakınma olan konstipasyon az yemek yemeye ve az su içmeye bağlı olabileceği gibi etkinlik düzeyinde azalmaya bağlı olrak da ortaya çıkabilir.

Cinsel istek kaybı da depresyondaki hastalarda görülen hemen hemen evrensel bir belirtidir. Erkeklerde genellikle libidonun ve cinsel etkinliğin azaldığı ya da  tümüyle ortadan kalkmış olduğu öyküsü alınır, erektil empotans ortaya çıkabilir. Erkek hastada erektil empotansın ortaya çıkmas benlik saygısını daha da düşüren bir etken olabilir. Kadınlarda ise bir ilgi ve istek olmaksızın cinsel etkinlik sürdürüyor olabilir.

Menstruel işlev bozulmuş olabilir ve amenore, düzensizlikler ya da dismenore ile sonuçlanabilir.

Tipleri

Psikotik özellikleri olan ağır major depresif bozukluk: Burada hastada hezeyan  ya da hallüsinasyonlar gibi psikotik belirtiler görülür. Bu psikotik  belirtiler büyük bir sıklıkla duyguduruma uygun olmakla birlikte, duyguduruma uygun olmayan psikotik belirtiler görülebilir.

Katatonik özellikler gösteren major depresif bozukluk: Hareketsizlik (katalepsi ya da stupor), aşırı motor etkinlik (amaçsız), negativizm ya da mutizm, istemli davranışlarda acayiplikler olması (postür alma, kalıplaşmış yineleyici davranışlar, mannerizm ya da grismas) ya da ekolali/ekopraksi gibi belirtilerin görülebildiği major depresif bozukluk türüdür. Elektrokonvülsif tedavi özellikle bu durumda endikedir.

Melankolik özellikler gösteren major depresif bozukluk: Hemen  hiçbir şeyden zevk almama ya da geçici olarak bile olsa kendini iyi hissetmeme ile belirlidir. Çok ağır bir depresif durumunun olmasının yanı sıra sabah erken uyanma olur, hasta sabahları  kendisini çok daha kötü hisseder (diurnal ritim), psikomotor retaedasyon ya da ajitasyon, iştahsızlık ya da kilo kaybı ve suçluluuk duyguları gibi belirtiler görülür. Major depresif bozukluğun  somatik tedavilerine iyi yanıt veren bir türüdür.

Atipik özellikler gösteren major depresif bozukluk:.Klasik ”atipik” özellikler aşırı yemek yeme ve aşırı uyumadır. Ters vejetatif semptomlar olarak da adlandırılan bu tür semptomları olanlar için histeroid disfori tanısı da kullanılmaktadır. Atipik özellikler gösteren hastaların hastalıkları daha erken yaşlarda başlar, daha fazla bir psikomotor yavaşlama görülür, bu kişilere daha büyük bir sıklıkla birlikte bir panik bozukluğu, madde kötüye kullanımı ya da bağımlılığı ve somatizasyon  bozukluğu tanısı konur.Bu hastalarda büyük bir sıklıkla anksiyete semptomları da görülür. Bu kişilerin depresif duygudurumlarında geçici düzelmeler olabilir, kişilerarası ilişkilerinde reddeilmeye karşı aşırı duyarlıdırlar.

Postpartum başlangıçlı major depresif bozukluk: Doğum yaptıktan sonraki 4 hafta içinde bir major depresif epizod başlarsa ”postpartum başlangıçlı” belirleyicisinin kullanılması gerekir.

Mevsimsel yapı gösteren rekürran major depresif bozukluk: Mevsimsel yapı gösteren duygudurum bozukluğu hipersomnia, karbonhidrat arama davranışı, aşırı yemek yeme, kilo alma ve yorgunluk-bitkinlikle belirlidir. Burada major depresif bozukluğun başlaması ve remisyona girmesi ile yılın belirli bir zaman arasında düzenli bir ilişki vardır. Sözgelimi epizodlar düzenli olarak sonbaharda ya da kışın ortaya çıkmakta, ilkbaharda düzelmektedir. Işık terapisinin özellikle yararlı olduğuna ilişkin çok sayıda yayın vardır.

BAŞKA TÜRLÜ ADLLANDIRILAMAYAN DEPRESİF BOZUKLUK

Başka türlü adlandırılamayan depresif bozukluk kategorisi, major depresif bozukluk, distimik bozukluk, depresif duygudurum ile giden uyum bozukluğu ya da karışık anksiyete ve deprsif duygudurum ile giden uyum bozukluğu içintanı ölçütlerini karşılamayan, depresif özellikler gösteren bozuklukları kapsar. Depresif semptomlar bazen başka türlü adlandırılamayan anksiyete bozukluğunun bir parçası olarak kendilerini gösterebilirler. Başka türlüadlandırılamayan depresif bozukluğun örnekleri arasında şunlar vardır.

*Premenstrüel disforik bozukluk: Geçen  yıl boyunca, menstrüel siklusların çoğunda, luteal evrenin son haftası sırasında düzenli olarak birtakım semptomlar (örn. belirgin bir depresif dugu durum, belirgin anksiyete, belirgin bir duygulanım oynaklığı, yapılan etkinliklere karsş ilgide azalma) ortaya çıkmıştır.(menstruasyonların başlangıcından sonraki birkaç gün içinde de bunlar ortadan kalkmıştır). Bu semptomlar iş yaşamında, okul yaşamında ya da olağan etkinliklerde bozukluklara yol açacak denli ağır bir düzeyde olmal ve menstruasyonlardan sonra en az bir hafta süreyle hiç bulunmamalıdır.

*Minördepresif bozukluk. Depresif semptomların en az 2 hafta sürdüğü epizodlar, ancak bu semptomlar major depresif bozuklu tanısı konması için gerekli beş semptomdan daha azdır.

*Rekürran (yineleyici) kısa depresif bozukluk. 2 günden 2 haftaya dek süren ve 12 ay süreyle en az ayda bir kez ortaya çıkan depresif epizodlar (menstrüel sikluslara eşlik etmemektedir).

*Şizofreninin postpsikotik depresif bozukluğu. Şizofreninin  rezidüel evresi sırasında ortaya çıkan bir major depresif epizod.

*Sanrısal bozukluk, başka türlü adlandırılamayan psikotik bozukluk ya da şizofreninin aktif evresi üzerine binen major depresif epizod.

*Klinisyenin depresif bir bozukluk olduğu sonucuna vardığı, ancak bunun primer mi, genel tıbbi bir durumamı bağlı olduğunu, yoksa madde kullanımının mıbuna yol açtığını belirleyemediği durumdur.

CategoryDepresyon
Write a comment:

You must be logged in to post a comment.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77