ESRAR VE BAĞIMLILIĞI

Esrar (kannabis), çok eski çağlardan beri bilinen ve bağımlılık yapan bir maddedir.Cannabis sativa (hint keneviri) bitkisinden elde edilmektedir. Kahve rengipreslenmiş kalıplar halinde ot ya da toz (kubar) halinde bulunur. Günümüzde, dünyada en yaygln kötüye kullanılan yasadışı bir maddedir. Esrarın Kötüye kullanım sıklığı sigara, kafein ve alkolden hemen sonra gelir. Esrarın bitkisinin içinde bulunan en etkin psikoaktif madde olan delta-9-tetrahidrokannabinol (THC) ve türevleri büyük önem taşımaktadır.
ESRAR BİTKİSİ
Esrarın elde edildiği kenevir bitkisi veya Cannabis scıtiva ilk defa 1543 yılında Alman botanikçi ve hekim Leonhart Fuchs tarafından tanımlanmıştır. Fuchs yayınladığı kitapta vahşi (wild) ve yerli (domestik) olmak üzere iki tip kenevirden söz etmiştir. 1753 yılında 18. yüzyıl İsveç biliminin sembol isimlerinden ünlü botanikçi ve biyolog Cari Linneaus doğadaki birçok bitkiyi düzgün bir şekilde sınıflandırdığı modern taksonomi kitabında Cannabis bitkisini de tanımlamış ve bitkiyi beş ayrı isim altında değerlendirmiştir.
Bitkinin orijinin kesin olmamakla beraber Orta Asya olduğu sanılmaktadır. Kannabis bodur bir ağaçtır. En dikkat çekici yönü insan elinin parmakları gibi farklılaşmış yapraklarıdır. Erkek ve dişi olmak üzere iki tipi vardır. Dişi bitkiler çalı gibidir ve daha yüksek boyludur. Erkek bitki daha küçüktür ve çalı görüntüsü yoktur. Dişi bitki erkek bitkinin çiçeklerinden gelen polenlerle döllenir. Rüzgâr yolu ile gelen polenleri yakalamak için dişi bitki çiçeklerinin tepesinde yapışkan bir reçine salgılar. Bu reçine bitkiyi ayrıca böcekler gibi zarar verebilecek dış etkenlerden de korur.
Bilimciler bitkinin Cannabis sativa’dan başka en az iki türü dalıa olduğunu ortaya koymuşlardır. Bunlar Cannabis indica ve Cannabis ruderalis’tir. Ülkemizde esrarı betimlemek için yaygın olarak kullanılan “hint keneviri” ibaresi de Cannabis indica’dan gelmektedir. Böyle bir sınıflandırmaya karşı çıkanlar da vardır. Buna göre sadece tek bir kenevir bitkisi vardır; o da Cannabis sativadıv. Bunun en az iki alt tipi veya fenotipi bulunmaktadır. Bu fenotiplerden biri ip imalatı amacıyla daha çok kuzey ülkelerinde yetiştirilir. Kısa sürede olgunlaşır ve kenevir veya kendir adını alır. Diğer fenotip daha yavaş olgunlaşır, psikoaktif maddeler elde etmek amacıyla genellikle dünyanın güney ve tropikal bölgelerinde yetiştirilir.

TARİHÇE

Kannabis bitkisi halk arasında esrar veya haşhaş adlı, bağımlılık yapıcı maddenin eld edildiği kaynaktır. Kannabis ile ilişkili ilk bügiler M.Ö. 2. yüzyılın ortalarına kadar giden, savaşçı ve hareketli Iskitler, kannabisi dünyaya tanıtan ve yayanlardır. Kannabis bir İskit sözcüğüdür ve Yunan tarihçisi Heredot İskitleri kannabis kullanan savaşçılar olarak tanımlamıştır. Heredot İskitlerin kannabisi nasıl elde ettiklerini, nasıl kullandıklarını ve bunun etkisi altında nasıl keyifle uluduklarını yazmıştır. Herodot’a göre lskitler kannabisi gerek keyif almak için gerekse cenaze töreni gibi ritüel ayinlerde kullanıyorlardı.
Çin’de kannabis yaklaşık 6000 yıl önce Neolitik dönemlerde biliniyordu. Kannabisin Hindistan’a girişi doğrudan Çin üzerinden olmuştur ve Hindistan’da yüzyıllardır kullanılmaktadır. On ikinci yüzyılda Afrika ve Arabistan arasında ticaret yapan Arap tacirler aracılığıyla kenevir bitkisi tüm Afrika’ya yayılmıştır.
Avrupa emperyalizminde ip önemli bir ürün haline gelmişti. Donanma için ip veya halat çok önemli bir materyaldi ve gemilerin birçok yerinde kullanılıyordu. Kenevir İngiltere ikliminde çok verimli yetiştirilemiyor ve bu nedenle Amerikan kolonilerinde üretimi teşvik ediliyordu. Sir Walter Raleigh Virginia kolonisinde kenevir yetiştirilmesi talimatı veren ilk kişiydi ve 1611’den itibaren kolonide tütünün yanı sıra kenevir yetiştirilmesine de başlanmıştı. Amerikan keneviri kalitesini ispat etmiş ve 200 yıldan fazla temel ürünlerden biri olarak üretimi yapılmıştır. Amerika’nın en ünlü kenevir yetiştiricilerinden biri de George Washington’dur.
1611-1620 yılları arasında yaşayan Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde İstanbul’da esrar imal eden ve satışını yapan “Esnafi Benkçiyan” denilen bazı dükkânlardan söz etmektedir Bu dükkanların çoğu Süleymaniye’deki Tiryakiler Çarşısında bulunmaktaydı ve bunlardan kolayca “Esrar Macunu” temin edilebiliyordu. Bu dönemde İstanbul’da esrar içenlerin birlikte esrarın kullanıldığı esrar tekkelerinden söz edilmektedir. Padişah IV. Murat (1612-1640) döneminde tütün ve alkol ile birlikte esrar imali ve kullanılması da yasaklanmıştır. Buna rağmen İstanbul’un yansıra Batı ve Güney Anadolu’da esrar kullanımı yayılmaya devam etmiştir. O dönemlerde özellikle Bursa bölgesinde yetiştirilen Hint keneviri en iyi cins olarak kabul görmüştür.
Kannabisin eski Çin uygarlıklarında tıbbi amaçlalarla kullanıldğı yolunda ilk somut veriler 18. yüzyıla aittir. Hindistan’da kannabisin antikonvulsan, iştah açıcı ve antiemetik olarak kullanıldığı yazılmıştır. Ayrıca tetanoz, nevralji, dismenore, astım, gonore ve migren gibi önemli hastalıkta faydalı etkileri olduğuna işaret eden makaleler yayımlanmıştır. İlginç olarak kenevirin alkol, opium ve kloral hidrat bağımlılarının ve birçok mental hastalığın tedavisinde de kullanılabileceğini ileri sürmüştür. Bu verilerinden ilham alan Fransız doktor Jacques-Joseph Moreau de Tours kannabisi melankoli ve hipomani gibi mental hastalıkların tedavisinde kullanmıştır. İngiltere’de sir John Russell Reynolds ise kannabisi nörolojik hastalıkların tedavisinde kullanmıştır. Amerikan Farmakopesi 1850 yılında marihuanayı legal ilaçlar arasında gösteriyordu.
Kannabisin toksik etkileri ve zararlı olabileceği 1846 yılında Fransız yazar Théophile Gautier’in Le Club des Hachichins isimli kitabı yayımlanana kadar tamamen göz ardı edilmiştir. Bu kitapta yazar kannabisin yeni bir zevk oluşturduğunu belirtiyor ve kendi deneyimlerini anlatıyordu. Bu kitap aslında esrar bağımlılığının ilk ipuçlarını anlatıyordu. Kitapta ilk kez haşhaş (haşhiş) ifadesi kullanılmış ve kannabis veya kenevirden söz edilmemişti. Gautier’in kullandığı madde Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan ithal edilmişti ve hiç kimse yazarın kulandığı madde ile tüm Avrupa’da ip yapmak için kullanılan kenevir arasında bir bağlantı kurmamıştı. Kitap ile ilgilenen ve bunun üzerine bazı makaleler yayınlayan Dr. Moreau da kenevir ile haşhaşın birbirinden farklı olduğunu düşünüyordu.
Kannabis bitkisinin sigara gibi içilerek kötüye kulanılması ve marihuana tabiri ilk kez 20. yüzyılın başlarında bunu Amerika Birleşik Devletleri’ne sokan MeksikalI işçiler tarafından gerçekleştirilmiştir. Sigara şeklinde sarılmış marihuana içilmesi 20. yüzyılın başlarından itibaren yavaş yavaş tüm Kuzey Amerika’ya yayılmıştır.
Kısa süre içinde diğer batı ülkelerinde de marihuana illegal bir madde olarak kabul edilmiş, ticareti ve kullanımı yasalarla kontrol altına alınmıştır. İlk olarak Kanada da marihuana opioidler ve kokain gibi yasadışı maddelerle benzer olarak narkotik ilaçlar sınıfına dâhil edilmiştir. 1970 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde çıkarılan bir yasa ile marihuananın tıbbi kullanımı tamamen yasaklanmış ve bu maddenin tıbbi bir yararı olmadığı aksine ciddi bağımlılık yapma özelliği olduğu ifade edilmiştir. Bunların sonucu olarak marihuana kullanıcıları yeraltına inmiş ve yasadışı marihuana ticareti ve kötüye kullanımı diğer bağımlılık türlerinde olduğu gibi bir alt kültür olarak gelişmiştir. Güncel veriler çerçevesinde marihuana halen Amerika Birleşik Devletlerinde en popüler illegal bağımlılık yapıcı maddedir. Ulusal anketlere göre nüfusun %48’i marihuanayı en az bir kez denemiştir. Yine bu anketlere göre lise öğrencileri arasında marihuana kullanma oram %6.5’tur. Ülkemizde kullanım sıklığı ile ilişkili benzer düzeyde sağlıklı bir veriye ise henüz sahip değiliz.

KANNABİS İLE İLİŞKİLİ GENEL BİLGİLER

Kannabisin Biyoaktif İçeriği
Kannabis bitkisi içinde 400’den fazla farklı kimyasal bulunmaktadır. Bunların yaklaşık olarak 60 adedi kannabinoidler adını alır. Kannabinoidler farmakolojik olarak aktiftir. Bunlar içinde en psikoaktif olanı delta-9-THC’dir ve haşhaştan 1964 yılında Gaoni ve Mechoulam tarafından izole edilmiştir. Ancak kannabisin kimyası daha kompleks bir içeriğe sahiptir. Bu içeriğin oluşturduğu tüm ilaçlar farmakolojide kannabinoidler alt başlığında toplanır. Bugüne kadar 60’tan fazla kannabinoid tanımlanmıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bunların en bilineni delta-9-THCdir. Bir diğer aktif bileşik delta-8-THC’dir ve bunun oranı delta-9-THC’den daha düşüktür. 11-hidroksi-delta-9-THC’ de aktif bir diğer kannabinoiddir. Diğer önemli kannabinoidler kannabinol ve kannabidiol gibi etken maddelerdir. Gerçi bunlar davranış üzerine herhangi bir etkiye sahip değildir; ancak hazırlanış teknikleri ve veriliş yoluna bağlı olarak ya da metabolitlerı yoluyla etkin hale gelirler. Kannabis oral yoldan alınabileceği gibi yakılarak veya tütün gibi sarılıp dumanı inhale edilerek de kullanılabilir. Yakılma esnasında inaktif olan kannabidiol de delta-9-THC’ye dönüşür.
Kannabis Preparatları
Kannabis bitkisinin tüm parçaları THC içerir ve bitki preparatları hazırlanarak çeşitli yollarla tüketilir. Kuzey Amerika’da bunların en iyi bilineni marihuanadır. Marihuana Meksika-İspanyol kökenli ucuz tütün anlamında bir kelimedir. Daha sonralan kannabis bitkisinin çiçek ve yapraklarını ifade etmek için kullanılmaya başlamıştır. Marihuana genellikle sigara, puro veya pipo şeklinde kullanılır. Bazen pişirilmiş çeşitli kek ve çöreklere de ilave edilebilir.
Hindistan’da “bhang” veya “ganja” adını alır. Bhang marihuanaya benzer şekil de kannabisin reçinesi uzaklaştırılmış kurutulmuş yapraklarından imal edilir. Çok güçlü değildir. Ganja dişi bitkinin reçinesi uzaklaştırılmaksızın kurutulmuş yapraklarından elde edilir ve bhang’tan 2-3 misli daha güçlüdür. Marihuana tütüne benze şekilde elle sarılmış sigara veya pipo şeklinde yakılıp dumanı inhale edilerek kullanılır. Bu amaçla genellikle kurutulmuş yapraklar kullanılır.
Hindistan’da haşhaş “charas” olarak adlandırılır ve dişi çiçeğin tepesinden ele edilen kurutulmuş reçineyi ifade eder. İlk hasat yapıldığında açık sarı renklidir, kurutulduğu zaman rengi siyaha dönüşür. Değişik şekillerde tüketilebilir. En sık kullanılış biçimi tek başına veya tütünle karıştırılarak tütün gibi içilmesidir. Pişirilir çörek ve keklere ilave edilerek de kullanılabilir.
Batı Antiller’de kannabis doğrudan Hindistan’dan ithal edilir ve Kuzey Amerika’da yaygın kullanılan marihuana yerine Hindistan’da kullanılan ganja terimi adlandırılır. Jamaika’da da kannabis için ganja terimi kullanılır.
Haşhaşın alkolde veya diğer solventlerde kaynatılarak saflaştırılması ile haşhaş yağı veya kırmızı yağ (red oil) elde edilir. Kannabinoidler haşhaştan kendilerim ekstrakte eden ve konsantre eden alkolde kolayca çözünürler. Saflığının derecesine o haşhaş yağının rengi siyah veya kırmızıdan açık amber rengine kadar değişir. Haşhaş yağı haşhaştan çok daha konsantredir, %60’tan fazla kannabinoid içerir ve kaçakçılığı çok daha kolay olduğundan daha popülerdir. Haşhaş yağı çeşitli yollarla tüketilebilir. En kolay tüketim yolu normal sigara tütünü üzerine damlatılarak içilmesidir. Sıcak bir levha üzerine damlatılarak dumanını inhale etmek de bir başka kullanım yoludur.

KANNABİNOİDLERİN BAZI SANTRAL ETKİLERİ

Bellek üzerine etkileri
Marihuana iyi öğrenilmiş ve bellekte yer etmiş bilgilerin tekrar çağrılarak hatırlanmasını etkilemez. Bununla beraber, bir kelimenin veya belli bir hikayenin belleğe geri çağrılarak aktarılmasını olumsuz yönde etkiler. Kannabis ve türevleri ile intoksikasyon durumunda ‘temporal dağılma’ durumu ortaya çıkar. Bu, amaca yönelik olarak bir bilgiyi akılda tutma ve koordine etme yetisinin kaybolma halidir. Herhangi bir zaman süresince beyinde tutulan herhangi bir bilgiye ihtiyaç duyulduğunda, bu bilgi kullanma ihtiyacı duyulduğunda kaybolmuştur. Örneğin, kannabis etkisi altında olan bir kişi bir konuyu ifade etmek istediğinde cümleye başlar ancak cümlenin sonunu getiremez, çünkü ne söylemeye başladığını unutmuştur.
Kannabis preparatlarını uzun süre kötüye kullanan kişilerde aynı alkoliklerde görülen Korsakoff psikozuna benzer bir tablo gelişir. Bellek bozuklukları ve zaman- mekân algısının bozulması bu tablonun en belli başlı belirtileridir. Bu semptomlar uzun süre kullanımın limbik sistem ve hipokampusta yaptığı hasar ile ilişkilidir. Hipokampusta kannabinoid reseptörleri oldukça yaygındır ve hipokampus uzun süreli kannabinoid kötüye kullanımına en duyarlı beyin bölgelerinden biridir).
Dikkat üzerine etkiler
Kannabinoid ve türevlerini kullananlarda 50 dakikadan daha fazla dikkat gerektiren görevlerin yerine getirilmesi esnasında uyanıklık ve dikkatin sürdürülmesinde sorunlar ortaya çıkar. Bunların belli bir konuya odaklanmalarında da güçlükler gözlenir.
Yaratıcılık, performans ve taşıt kullanımı üzerine etkiler
Esrar kullanımının özellikle müzisyenler ve başka sanat dalları ile uğraşan sanatçılar arasında kullanımının yaygın olduğuna inanılır. Sanat çevrelerinde kannabis preparatlarının yaratıcılığı artırdığı düşüncesi vardır. Bununla beraber yapılan objektif bilimsel çalışmalar kannabinoid kullanan ve kullanmayan sanatçılar arasında yaratıcılık bakımından anlamlı bir fark bulunmadığına işaret etmektedir. Bu durumda diğer tüm bağımlılık yapan maddelerde olduğu gibi esrar ve benzeri preparatların kullanılması ile yaratıcılığın arttığı görüşü bilimsel bir temeli olmayan bir şehir efsanesinin ötesine geçememektedir. Bağımlı olanlarda uzun süreli kullanımın mental sağlığı bozarak yaratıcılığı olumsuz yönde etkilemesi de söz konusudur. Her ne kadar, dünyaca ünlü bazı sanatçıların kannabis veya benzeri başka maddeler kullandığı magazinsel olarak gündeme gelse de, madde kullanmadan başarılı olan birçok sanatçı da mevcuttur. Öte yandan madde kullanan sanatçılar arasmda intihar ve başka sağlık nedenleri ile zamansız ölümler de söz konusudur. Bunlar belki madde kullanmasa daha uzun süre ve sağlıklı yaşayarak daha fazla üretim yapacaklardı. Yaratıcılık ve madde konusu kitabın ileri bölümlerinde daha kapsamlı olarak ele alınmıştır.
Kannabinoidler doza, kullanılış yoluna ve kullanan kişinin duyarlılığına özellikle dikkat gerektiren görevlerin yerine getirilmesi ile ilişkili performansı olumsuz yönde etkiler. Kannabinoid kullananlarda konfüzyon ortaya çıkar ve bunun en önemli nedenlerinden biri maddenin el-göz koordinasyonunu bozmasıdır. El-göz koordinasyonun bozulması bu koordinasyon üzerinden gerçekleştirilmesi gereken tüm görevlerde aksama ve performans düşüklüğüne neden olur. Esrar ve benzeri maddeleri kullananlarda sayı-sembol testi gibi hem Psikomotor perpormansı hem de belleği değerlendiren testlerde performans düşüktür.
Esrar ve türevlerinin taşıt kullanımı üzerine olumsuz etkileri olduğu açıktır. Esrar etkisi altında araç kullanmak yasalarla da kısıtlanmıştır.

FARMAKOKİNETİK ÖZELLİKLER

Absorpsiyon,
THC zayıf asidik karakterdedir ve pKa’sı 10.6’dır. Bu nedenle, vücut pH’sında iyonize olmaz. Kannabinoidler yağda iyi çözünen bileşiklerdir ve suda çok güç çözünürler. Marihuana oral yoldan alındığında, içeriğinde yer alan kannabinoidler sindirim sisteminde yavaş bir biçimde absorbe olur. Oral yoldan kannabinoidlerin absorpsıyonu kullanmadan önce bitkisel materyale bir miktar yağ ilave edilerek artırılabilir. Bu nedenle kek veya çörekler içine ilave edilen bitkisel preparattaki kannabinoidlerin oral absorpsiyonu daha kolay ve hızlıdır. Sentetik THC susam yağı içinde çözülerek hap şeklinde preparatları da hazırlanabilir. Bu şekilde kullanılan preparatın oral absorpsiyonu hızlı ve düzenli değildir. Büyük ölçüde karaciğerde ilk geçiş metabolizmasına maruz kalır. Bu nedenle bu tür preparatları kullananların dozu inhalasyonla alınanın 2-3 misline çıkarmaları gerekir.
Oral yoldan alındığında maksimum etki 1-3 saat içinde başlar ve etki 5 saate kadar azalarak devam eder. Beş saatten sonra etki tamamen ortadan kalkar. Oral kulanımda bulantı ve kusma gibi gastrointestinal yan etkiler görülebilir.
Kannabis bitkisinin materyalinin tütün gibi yakılarak dumanının inhale edilmesi en etkili ve popüler kullanılış biçimidir. Marihuana sigarasındaki kannabinoidlerin yaklaşık olarak %20-25’i inhalasyon sırasında tamamen akciğerlere geçer ve buradan tüm vücuda yayılır. Bu şekilde bir tüketimde kandaki THC.konsantrasyonu 15 dakika içinde doruk seviyeye ulaşır. Etki bir kaç dakika içinde hissedilmeye başlar, 30-60 dakika içinde en şiddetli seviyeye ulaşır.
Marihuana içicileri, dumanın akciğerlere derin bir şekilde çekildikten sonra en az 10-20 saniye tutulması absorpsiyonu ve etkiyi daha da artırdığını idia etselerde bu doğru değildir. Dumanın akciğerlerde daha uzun süre tutulması THC absorbsiyonunu daha fazla artırmaz.
Dağılım
Yakılarak dumanı inhale edildiğinde THC akciğerler üzerinden hemen kana karışır ve 5-10 dakika içinde kandaki doruk konsantrasyona ulaşır. Kannabinoidler yağdaki yüksek çözünürlüklerinden dolayı kan akımı ile bağlantılı olarak tüm vücuda yayılırlar. En fazla akciğerler, böbrekler ve karaciğer safrasına dağılırlar. Kandaki doruk konsantrasyonun sadece %1’i beyine geçer. Bu miktar yaklaşık 2-44 mikrogram civarındadır.
Metabolizma
Metabolizma kannabinoidler vücuda girdiği andan itibaren başlar. İnhalasyon yolu ile alındığında akciğerlerde, oral yoldan alındığında gastrointestinal sistemde bir miktar metabolize olurlarsa da kannabinoidlerin asıl metabolizma yeri karaciğerlerdir. Delta-9-THC primer olarak kendisinden daha etkili ve kan-beyin engelini daha kolay geçen 11-hidroksi-delta-9-THC’ye dönüşür. Her iki ürün daha sonra kendine özgü başka etkileri de olan birçok metabolite dönüşür. Metabolitlerden bazılarının etkileri THC’ye benzer. Metabolitlerin büyük çoğunluğu yağda az çözünür ve kolayca idrarla vücuttan uzaklaştırılabilir niteliktedir.
Kannabidiol tek başına çok etkili bir bileşik değildir. Bununla beraber THC’yi metabolize eden enzimi bloke ederek THC metabolizmasını yavaşlatır ve etki süresini artırır. Buna zıt olarak kannabinol THC metabolizmasını hızlandırır. Kannabidiol ve kannabinol THC ile başka yollarla da etkileşir. Bu bileşikler örneğin, THC’yi bağlanma yerlerinden uzaklaştırarak dağılımını değiştirebilir veya THC’nin beyine geçişini ve etkinliğini artırabilir .
Kanda ilk olarak delta-9-THC ve temel metabolitler elimine olmaya başlar. THC’nin eliminasyon yarılanma ömrü yaklaşık olarak 24 saattir. Madde bir hafta içinde kandan tamamen elimine edilir. Bununla beraber, THC metabolitleri son kullanımı izleyen 45-60 gün sonra bile çeşitli yöntemlerle saptanabilir. THC ve THC’nin metabolitleri yağda iyi çözündüğünden vücudun yağlı dokusunda uzun süre kalabilir. İdrar veya kanda birinin son 1-2 ayda marihuana kullanıp kullanmadığını saptamak olasıdır. Bunun dışında tükrük salgısında da analiz yapılabilir. Analiz için ince tabaka kromotografisi, gaz kromatografisi, yüksek basınçlı sıvı kromatografisi (HPLC), enzim immünoassay (EIA), radyoimmünoassay (RIA), gaz kromatografisi/ kütle sepktrofotometrisi (GC/MS) gibi teknikler kullanılır .
Kannabinoidleri sürekli kötüye kullananlarda metabolizma ve atılım hızının ilk kez kulananlara göre daha hızlı veya yavaş olduğuna işaret eden kesin bir kanıt yoktur. Deney hayvanlarında gerçekleştirilen çalışmalarda da kannabinoidlerin absorpsiyon, dağılım veya metabolizma özellikleri ile tolerans gelişimi arasında bir ilişki ortaya konamamıştır .

KANNABİNOİDLERİN NÖR0PSİK0FARMAK0L0JİSİ

Özgül reseptörleri bulunmadan önce, kannabinoidlerin farmakolojik etkilerinin ortaya çıkmasında, yüksek derecede lipofilik özelliklerine bağlı olarak ortaya çıkmasında, yüksek derecede lipofilik özelliklerine bağlı olarak hücre zarının geçirgenliğinde yarattıkları özgül olmayan değişimlerin rol oynadığı düşünülmekteydi. Özgül kannabinoid reseptörlerinin varlığına ilişkin ilk bulgular, kannabinoidleri kendi içlerinde karşılaştıran yapı-etki ilişkisi çalışmalarından ve kannabinoidlerin nöroblastoma hücre kültürlerinde cAMP birikimini azalttığını gösteren verilerden elde edilmiştir. Özellikle ikinci bulgu, kannabinoidlerin güçlü bir şekilde G proteinine bağlı reseptör aktvasyonuna işaret etmiştir.
CP55,940 gibi yüksek afiniteli sentetik kannabinoidlerin geliştirilmesini izleyerek invitro bağlanma çalışmalarında ilk kez özgül bir kannabinoid reseptörü bulunduğu saptanmıştır. Bunu izleyen çalışmalarda, ilk kannabinoid reseptör geni klonlanmış ve otoradyografi tekniği kullanılarak beyinde bulunan kannabinoid reseptörlerinin dağılım haritası çıkarılmıştır. Korteks, hipokampus, serebellum ve bazal gangliyonların substantia nigra, pars retikulata ve globus retikulata veglobus pallidulus bölgelerinin yanı sıra, ventromedial striatum ve nükleus akkumbenste bu reseptörlerin yoğun olarak lokalize olduğu gözlenmiştir.
Korteks ve hipokampusta bulunan reseptörler öğrenme ve bellek üzerindeki etkilerle, bazal gangliyonlar ve serebellumdakı reseptörler motor fonksiyonlar, bozucu etkilerle, nükleus akkumbens ve ventromedial striatumdakiler ise bağımhhk yapıcı, etkilerle ilişkilendirilmiştır. Nükleus akumbenste lokalize olan kannabinoid reseptörlerinin uyarılması mezolimbik dopamin sisteminde dopamınerjik aktiviteyi artırır, dolayısı ile ödül ve pozitif pekiştiri ile ilişkilidir. Ayrıca opioid etkilerinin güçlendirilmesi ile de ilişkili olduğu gösterilmiştir. CB1 reseptörlerin aktivasyonu ile morfin ve eroin gibi opioid maddelerin pozitif pekiştiriri etkileri ve bunlara fiziksel bağımlılık gelişimi arasında ilişkiye işaret eden kanıtlar da vardır.
Şimdiye kadar en az iki kannabinoid reseptör geni klonlanmış olmakla birlikte, üçüncü bir reseptör için kanıtlar da bulunmaktadır. Bu reseptörlerden ilki olan CB1 çoğunlukla beyin bölgelerinde lokalizedir. Ayrıca bazı periferal organlarda da bulunduğu gösterilmiştir. CB1 reseptörü santral sinir sisteminde baskın olan kannabinoid reseptörü olması nedeniyle bazı kaynaklarda “beyin kannabinoid reseptörü” olarak da adlandırılmaktadır. Şimdiye kadar yapılan çalışmalar, kannabinoidlerin davranışsal ve nöronal etkilerinin hemen hepsinde beyin CB1Reseptör akivasyonu- nun rolü olduğunu göstermektedir. CB2 reseptörlerse daha çok perilerde bulunur, CBl’lerden farklı bir yapıya sahiptir ve kannabınoadlerın bağışıklık sistemi üzerindeki etkileriyle ilişkilendirilmiştir.
Kannabinoid reseptörleri ve onlara bağlanan endojen Iigandlar tek başına bir nö- rotransmitter sisteminden çok birçok başka nörotransmitter sistemini etkileyen nöro- modülatörler olarak işlev gösterirler. Kannabinoid sisteminin, pek çok moleküler ve davranışsal etkileriyle ilişkili olarak beynin GABAerjik, glutamaterjik ve kolinerjik nörotransmiter sistemleriyle etkileştiği bilinmektedir. Ayrıca dopamin, serotonin, noradrenalin, histamin ve opioid peptidlerle de etkileşir. Kannabinoidlerin GABA, noradrenalin, dopamin ve serotonin sentezini artırdığı bilinmektedir. Aynca, noradrenalin, GABA, asetilkolin ve opioid peptidlerin etkilerini artırırlar ve noradrenalin, dopamine ve asetilkolin reseptörlerinin fonksiyonlarını değiştirirler.
Kannabinoidlerin ödüllendirici ve bağımlılık yapıcı etkilerinde özellikle dopaminerjik ve opioid sistemleriyle etkileşim ön plana çıkar. Kannabinoidlerin mezo- limbik dopamin sisteminde iletimi ve aktivasyonu artırdığı, bunun da ödüllendirici etkileriyle yakından ilişkili olduğu iyi bilinmektedir. Araştırmalar, kannabinoid sistemi ile dopaminerjik sistem arasındaki etkileşimin aynı zamanda kannabinoid yoksunluğunda da önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Örneğin, 6 günlük kronik delta-9-THC uygulamasından sonra SR-141716A ile yoksunluk sendromu presipite edilmiş sıçanların mezolimbik sistemlerinde dopaminerjik aktivitenin azaldığı gösterilmiştir (Gessa ve ark., 1998). Bununla beraber, benzer bulgularla sonuçlanan bir başka çalışmada delta-9-THC’ye bağımlı yapılan sıçanlarda CB1 reseptör antagonisti SR-141716A ile presipite edilmiş yoksunluk belirtileri Dİ ve D2 dopamin reseptör agonistleri tarafından azaltılamamıştır). Sonuç olarak, mezolimbik dopaminerjik aktivasyonun kannabinoid yoksunluğunda gözlenen somatik belirtilerden daha çok ödüllendirici etkilerle ilişkili olduğu görülmektedir.
Kannabinoidlerle opioidlerin ödüllendirici etkileri arasında gözlenen sinerjik ilişki bu maddelerin yoksunluk belirtileri arasında da gözlenmektedir. Örneğin, kannabinoidlere fiziksel bağımlılık geliştirilmiş sıçanlara nalokson enjeksiyonu yapılması, opioidlere benzer bir yoksunluk sendromuna yol açmaktadır. Benzer şekilde, opioidlere bağımlı yapılmış sıçanlarda CB1 reseptör antagonisti SR-141716A verilmesi de opioid yoksunluk sendromuna yol açmaktadır). Opioidlere bağımlı hayvanlarda ortaya çıkan yoksunluk semptomlarının şiddeti, kannabinoidler tarafından anlamlı ölçüde hafifletilmektedir. Morfin ve delta-9-THC arasında çapraz tolerans gelişmekte ve morfine tolerans geliştirmiş hayvanların beyinlerinde kannabinoid reseptörüne bağlanma miktarında bir değişim olmamaktadır. Ayrıca delta-9-THC’ye tolerans geliştirmiş hayvanların beyninde opiyat reseptörlerine bağlanma miktarında da bir değişme olmaması, bu iki sistem arasında gözlenen etkileşimin ikinci ulakların ve çeşitli kinazların karıştığı reseptör sonrası olaylar sırasında gerçekleştiğine işaret etmektedir.

KANNBİNOİDLERİN ÖDÜLLENDİRİCİ VE BAĞIMLILIK YAPICI ETKİLERİ

Hint keneviri bitkisinin bilinç değiştirmek, sarhoş olmak, keyiflenmek ya da kafa bulmak amacıyla kullanımı 5000 yıl öncesine kadar uzanmaktadır Bu bitkinin temel psikoaktif maddesi delta-9-THC ‘dır ve bağımlılık yapıcı etkisi ile doğrudan llişkil olan ödüllendirici etkisinin bu maddeden kaynaklandığı bilinmektedir. Bundan dolayı hayvanlarda bağımlılık ile ilişkili çalışmalarda genellikle delta-9-’TCA’nın kullanıldığı görülmektedir.
Tolerans Gelişimi
Deney hayvanlarında THC’nin operant davranışlar üzerine etkilerine hızlı bir şekilde tolerans gelişir. Doz ve veriliş yoluna bağlı olarak THC’nin tekrarlayan dozlarına 5-6 gün içinde bir tür tolerans gelişebilir. Bu tolerans madde tamamen kesildikten sonra bir aydan fazla süre devam edebilir. THC ile onun 11-hidroksi metaboliti arasında da çapraz tolerans söz konusudur. Ayrıca THC’nin motor aktiviteyi artırıcı etkisine de bir kaç gün içinde tolerans gelişirken anoreksik ve kendini ayırt ettirici etkilerine tolerans gelişmez. Maddenin absorpsiyon, metabolizma veya dağılımındaki değişiklikler ile tolerans gelişimi arasında bir ilişki yoktur.
İnsanlarda kannabinoid ve türevlerine gelişen tolerans ile ilişkili olarak bazı tartışmalı noktalar vardır. Birçok marihuana kullanıcı maddeyi sürekli kullandıkları süre içinde bazı etkilerin azalmadan daha ziyade duyarlılaşma veya ters tolerans olarak kabul edilebilecek bir etki artışından söz etmektedir. Bununla beraber, laboratuar çalışmalarında ne deney hayvanlarında ne de insanlarda duyarlılaşma kesin bir şekilde gösterilememiştir. Duyarlılaşma veya ters tolerans sadece laboratuar dışında gözlenmiştir. Bunun çeşitli nedenleri olabilir. Bunların en önemlisi kullanılan doz ve kullanılış sıklığıdır. Laboratuar çalışmalarında verilen doz ve bu dozu alış ve bu dozu alış sıklığı önceden belirlenmiştir ve kullanıcı örneğin, alacağı total marihuana sigarası sayısını ve bunun alış sıklığını ayarlamak zorundadır. Pratikte ise kullanıcılar daha etkili bir şekilde inhale etmeyi öğrenirler, yani belli bir miktarın daha üzerinde marihuana kullanabilme özgürlüğüne sahiptirler. Bundan dolayı, maddeyi kullanışları tamamen daha fazla keyif almaya yöneliktir ve bireysel olarakher kulanıcı en fazla keyif alabileceği sıklık ve dozda maddeyi kullanacaktır.
Sonuç Olarak kannabinoidlerin bazı etkilerine, aynı diğer bağımlılık yapan maddelerde olduğu gibi. Tolerans geliştiğini ve gelişen toleransın niteliğinin ve şiddetinin kişiye, doza ve kullanış sıklığına bağlı olduğunu söyleyebiliriz.

Kannabinoidlerin Kendilerini Ayırt Ettirici (Diskriminatif) Stimulus Oluşturucu Etkileri
İnsanlarda kannabinoidlerin ödüllendirici ve haz verici etkisini test etmeye yönelik olarak hayvanlarda geçerli ve güvenilir bir model yaratmanın zor olması nedeniyie ilaçların hayvanlarda yarattığı iç duyumsal (introceptive) uyarıcı etkiyi en doğru’ dan değerlendiren bir model olan “ilaç ayırt etme (diskriminasyon)” yöntemi kannabinoid araştırmalarında kullanılan en önemli testlerden birisidir. Bu yöntem, ilaçların ortaya çıkardığı iç-duyumsal etkilerinin operant koşullama düzeneğinde diskriminatif (ayırt edici) uyarıcı olarak kullanılıp, farklı ilaçların yarattığı iç duyumsal etkilerin karşılaştırılmasına olanak sağlayan davranışsal bir modeldir.
Delta-9-THC, kannabinoid diskriminasyon çalışmalarında en yaygın kullanılan eğitim ilacıdır. Yapılan bilimsel araştırmalar; Delta-9-THC’nin ortaya çıkardığı diskriminatif uyarıcı etkinin, seçici olarak sadece CB1 reseptörüne bağlanan maddelere özgül olduğu anlaşılmaktadır Yani, sadece diğer kannabinoidler delta-9-THC’yi salinden ayırt etmeye eğitilmiş hayvanlarda delta-9-THCnin yerine geçmektedir. Ayrıca, delta-9-THCnin yerine geçme etkileriyle CB1 reseptörlerine bağlanma afiniteleri arasında net bir ilişki bulunmaktadır. Benzer bir ilişki, diğer doğal psikoaktif kannabinoidlerin delta-9-THCnin yerine geçmeleri ile insanlarda ortaya çıkardıkları sübjektif haz (keyif) verici etkileri arasında da gözlenmiştir.
Kannabinoidler ve özellikle güçlü sentetik kannabinoidler de ilaç ayırt etme düzeneğinde eğitim ilacı olarak kullanılmıştır. Örneğin, CP55,940’nm eğitim ilacı olarak kullanıldığı bir deneyde delta-9-THC ve WIN55,212-2 eğitim ilacının yerine geçmekle kalmayıp, sergiledikleri bu etki ile reseptör bağlanmasında CP55,940’ı yerinden etme (displacing) oranları arasmda yine anlamlı bir ilişki saptanmıştır. WIN55,212-2’nin eğitim ilacı olarak kulanıldığı bir başka çalışmada da CP55,940 ve delta-9-THC tam bir genellemeye yol açarken, delta-9-THC ve diğer sentetik kannabinoidlerin ortaya çıkardığı bu ayırt edici etki, antagonist SR-141716A ön-uygulamasıyla tam olarak geri çevrilmiştir. Bu gözlemler kannabinoidlerin kendilerini ayırt ettirici etkilerinin CB1 reseptör aktivasyonu ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Burada genellemeden kasıt ayırt etme test düzeneğinde kulamlanl tüm ilaçlarm birbirine benzer etkiler oluşturması veya birbirinin yerine geçmesidir.
Yukarıda sıraladığımız diğer CB1 agonistlerinin aksine, endojenbir kannabinoid olan anandamidin test ilacı olarak kullanıldığı çalışmalarda ayırt etme testlerinde farklı sonuçlar elde edilmiştir. Deney hayvanlarının delta-9-THC’yi şalinden ayırt etmeye eğitildiği çalışmalarda anandamid test edildiğinde, genelleme ya hiç gerçekleşmemiş (yani anandamid delta-9-THCye benzer etki oluşturmamış veya onıri yerine geçmemiş), ya da anandamidin davranışları inhibe eden toksik kabul edillebilecek kadar yüksek dozlarında gerçekleşmiştir. Bu çalışmalarda anandamidin hızlı metabolize olma özelliğini bu gözlemlerde oynayabileceği rol göz ardı edilmemiştir. Anandamidin daha durağan analoglarından R-methanadamidin kullanıldığı çalışmalarda ise beklentiler doğrultuşunda tam bir genelleme gözlenmiştir. Yani R-metanandamid diğer agonist özellikteki ilaçlar ile benzer ayırt etme profili sergilemiştir.

Kannabinoid Bağımlılığı ve Yoksunluk Sendromu

Esrar ve türevlerinin bağımlılık yaptığı iyi bilinmekle birlikte, esrar bağımlılarında fiziksel bağımlılık gelişimi ve yoksunluk sendromu tartışmalı bir konudur. Bazı araştırıcılara göre esrara sadece psikolojik bağımlılık gelişmekte, fizikse d bağımlılık ve yoksunluk sendromu ya hiç gelişmemekte ya da örneğin opiyatlarla kıyaslandığında oldukça hafif semptomlarla seyretmektedir. Bu görüş günümüzde bilimsel geçerliliğini önemli ölçüde yitirmiş durumdadır. Esrar bağımlılarında bağımlılığı sürdüren en önemli etkenler arasında, yoksunluk belirtilerinin yaşanmış olması ya da yaşanabileceği korkusu yer almaktadır ve marihuana içenlerde yoksunluk sendromu tanımlanmıştır. İnsanlarda esrarı bıraktıktan sonra ortaya çıkan yoksunluk belirtileri bazı bağımlılarda sorun oluşturmakla birlikte, DSM-IV’e göre esrara ilişkin yoksunluk belirtileri klinik olarak çok anlamlı bulunmamaktadır. Bununla beraber, DSM-V kannabis yoksunluk belirtilerini tanımlamış ve dikkate almıştır. Esrar yoksunluğunun görece olarak hafif geçmesinin nedenleri arasında en önemlisi, delta-9-THC’nin alkol, kokain ve opioid gibi maddelere göre eliminasyon yarı ömrünün daha uzun olmasısır. Yapılan son araştırmalar, esrarın yoksunluk sendromuna neden olduğu ve fiziksel bağımlılık oluşturduğuna ilişkin klinik kanıtlar tartışma götürmeyecak o kadar gerçektir.

KRONİK KULLANIMININ ZARARLI ETKİLERİ

Şiddet ve Saldırganlığa Eğilim
Bağımlılık yapan maddeleri kötüye kullananlarda yasaların suç saydığı ölçüde şiddet ve saldırganlığa eğilim vardır ve bağımlıların bu nedenle çok defa yasalarla başları derttedir. Esrar ve benzerlerini kötüye kulananlarda şiddete eğilimin arttığını iddia eden bazı çalışma sonuçları yayınlanmışsa da bunun aksini iddia eden birçok bilimsel veri de vardır. Marihuana ve benzerlerini kullananların başka maddeleri kulananlann aksine daha ılımlı ve barışçıl kişiler olduğunu iddia edenler de vardır. Genel kanı kannabinoid içeren ürünleri kötüye kullananlarda şiddet ve saldırganlık eğilimin düşük olduğu şeklindedir. Bununla beraber, kannabinoidlerin yanı sıra başka maddeleri kullananlarda şiddet ve saldırganlığa eğilim artmaktadır.

Mental Bozukluklar

Kronik olarak kannabinoid içeren ürünleri kötüye kullananlarda psikoza eğilimin arttığı- şizofrenik ve paranoid semptomları şiddetlendirdiği bildirilmiştir. Öte yandan kannabinoid içeren ürünler yüksek dozlarda kullanıldığında da şiddetli anksiyete ve paranoid düşünceler ortaya çıkmaktadır. Kannabisin yüksek dozlarında ortaya çıkan önemli bir sorun algı bozukluğu ve halüsinasyonlardan kaynaklanan panik atak ile karakterize advers (ters) psikotik reaksiyondur. Bu etki ‘uçuş’ olarak adlandırılır. Kullanıcı gerçekle bağını tamamen koparmıştır ve delirme belirtileri sergiler. Uçuş reaksiyonları genellikle kullanıcılar kannabisi olağan dışı yol ve dozlarda kullandığında ve stres altında aldıklarında ortaya çıkar. Olağan dışı kullanılış daha çok dozun yüksekliği ve başka bağımlılık yapan maddelerle birlikte kullanma şeklindedir.

Kalıcı Entelektüel Bozukluk ve Beyin Hasarı

Uzun süreli yüksek dozda marihuana kullananlarda aynı ağır alkoliklerde olduğu gıbı mental işlevlerde bozulma ve beyin hasarları, ortaya çıkmaktadır. Kuzey Afrika başta olmak üzere kannabis ve türevlerini yüksek dozda uzun süreli kötüye kullananlarda kannabis demansı denilen bir klinik tablo oluşmaktadır. Deney hayvanlarında gerçekleştirilen öğrenme ve bellek üzerine THCnin etkilerim araştıran çalışmalarda da 6 ay ve üzeri THC verilen sıçanlarda labirent testleri ile ölçülen öğrenme ve bellek işlevlerinde ciddi bozulmalar olduğu saptanmıştır. Kronik THC verilmesinin hipokampus başta olmak üzere sıçan beyninde önemli yapısal hasarlara yol açtığı ve bunun sonucu olarak öğrenme, bellek ve bu işlevlerle ilişkili nöroplastisitede bozukluk ortaya çıktığı gösterilmiştir.
Kronik kannabis kullanıcılarında beyin fonksiyonlarındaki bozukluk EEG ölçümleri ile de teyit edilebilir. Akut kannabis intoksikasyonunda ise beyin alfa dalga aktivitesi artarken beta dalga aktivitesi azalır. İlginç olarak ayn, EEG bulgular, birçok sedatif ilaç alanlarda da görülür. Bilindiği gibi alfa dalga aktivitesi rahatlamış, anksiyetesi giderlmiş duygu durumu ile ilişkili iken beta dalga aktivitesi problem çözme gibi karmaşık beyin işlevleri ile ilişkilidir.

Amotivasyonel Sendrom

Genç bir kişi kannabis ve türevlerini kötüye kullanmaya başladığında yaşam tarzında, düşünce yapısında, diğer insanlarla ilişkilerinde ve motivasyonel özelliklermde bazı sorunlar yaşamaya başlar. Bu sorunlar apati, günlük rutin görevlerdeişlevselliğin kaybı, uzun süreli plan yapamama. Uzun süreli bir işe konsantre olamama, konuşma ve yazma becerisindebozulma gibi belirtilerle karakterizedir. Kannabis kötüye kulananlarda ortaya çıkan tüm bu belitiler hep birlikte amotivasyonel sendrom olarak adlandıırılır.

Başka Maddelere Yönelme

Kannabis ürünlerinin kullanımı çok defa ağır madde kullanımına başlaneı eder. Eroin kullanıcıların büyük çoğunluğunun bu maddeyi kullanmadan önce kannabis türevlerini kulandıkları saptanmıştır. Îlave olarak, marihuana kullananların çok defa başka bağımlılık yapıcı madde ve ilaçlan da birlikte kullandığı rapor edilmiştir. Bununla beraber gerek kannabis bağımlılarında gerekse başka bağımlılarda çoklu madde kullanımında bir maddenin başka bir madde kullanımına neden olduğu konusunda net bir sebep-sonuç ilişkisi kurulamamaktadır. Yani soda veya başka bir zararsız içecek içinde alkol alan bir kişide alkol alımına sodanın neden olamayacağı gibi, esrar kullanan bir kişinin bir bir süre sonra kokain veya amfetamin kullanmaya başlamasına esrar kullanımının neden olduğu söylenemez. Bununla beraber, sürekli marihuana benzeri kannabis ürünlerini kötüye kulananlarda ortaya çıkan amotivasyonel sendromun ve kişilik değişikliklerinin başka maddeleri de kullanmaya yönelimi artırdığı ve bunları kullanmaya uygun kişilik yapısı yaratarak zemin hazırladığı düşünülebilir.

Üreme Üzerine ve Gebelikte Kullanımın Zararlı Etkileri

Kannabis ürünlerini uzun süre kötüye kullanan erkeklerde testosteron düzeylerinde bir miktar azalma olduğu bilinmektedir. Deney hayvanlarında düşük testosteron düzeyleri sperm üretiminde ve seksüel faaliyette azalmaya neden olmaktadır. Uzun süreli marihuana kullanan erkeklerde sperm üretimi ve hareketliliğinde azalmaya bağlı olarak fertikte kaybı ortaya çıkabilmektedir .
Testosteron aynı zamanda fetus gelişiminin erken evresinde önemli bir hormondur. Uterustaki gelişimin 8-10. haftaları arasında erkek fetus cinsiyet organları, üro- genital sistem ve beyin gelişimi için önemli bir katkı sağlayacak olan testosteron salgılamaya başlar. Anne adayı kannabis kötüye kulanıyorsa testosteronu baskılayıcı etki bu organ ve sistemlerin farklılaşması ve gelişiminde ciddi sorunlara neden olabilir .
THC’nin kadınlarda üreme ile ilişkili hormonlardan biri olan lüteinleyici hormonu (LH) geçici süre ile baskıladığına dair bazı veriler elde edilmiştir. Ancak bu bilginin daha kapsamlı çalışmalarla teyit edilmesi gerekmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirilen bir çalışmanın sonuçlarına göre 1984-1989 arasında hamilelikleri sırasında ilaç veya madde kulanan 7000 kadın incelenmiştir. Bunların yaklaşık olarak %11’i marihuana kullanıcısıydı. Doğum sonrası izlemelerde bunların düşük doğum ağırlıklı veya prematüre doğum yapmadığı gözlendi. Tütün kullanan %35’lik bir grupta da düşük doğum ağırlığı ve prematüre doğumlar ile ilişki bulunmaktaydı . Öte yandan gebeliği sırasında kannabis ürünlerini kötüye kullananların çocuklarında üç yaş civarına kadar ciddi uyku sorunları görüldüğü rapor edilmiştir . Ayrıca gebelikte kullanılan kannabisin fötusa geçerek bazı kromozomal değişikliklere neden olduğuna dair teyide muhtaç bazı bulgular vardır. Bu nedenle gebelikte karına kullanımı oldukça riskli olabilir. ^
THC emziren annelerde süte büyük ölçüde geçer ve sütün yağlı yapısından layı etkinliği daha da artar. Süt yolu ile alan bebeklerde ciddi belirtiler oluşturur ve kannabis intoksikasyonuna neden olabilir. Emzirenlerin kannabis ürünlerini kesinlikle kullanmamaları gerekir.

İmmünite Üzerine Etkileri

Sürekli kannabis kötüye kullanımının vücudun immün sistemini zayıflattığı iyi bilmektedir. THC kullananımın organ transplantasyonlar» sonrası ret reaksiyonlarını önlediği ileri sürülmüş ise de bu oldukça spekülatif bir görüştür ve THC bu amaçla kullanılmamaktadır. Marihuana kulanıcılarının kullanmayanlara göre enfeksiyonlara daha yatkın olduğu konusunda veriler bulunmaktadır.

Solunum Üzerine Etkileri,

Marihuananın solunum üzerine hem olumlu hem de olumsuz etkileri vardır. THC bronkodilatör özelliği ile astım tedavisinde bazı olumlu etkilere sahiptir. Bununla beraber uzun süreli esrarlı sigaraların içilmesi akciğerlerde oksijen taşınmasını olumsuz etkileyerek astım benzeri semptomlara neden olur. Uzun süreli marihuana kullanımı akciğerlerde makrofaj aktivitesinde de azalmaya neden olur. Makrofajların yetersiz kalması akciğerleri enfeksiyonlara açık hale getirir ve akciğer enfeksiyonu riskini artırır.

Kanser ve Kannabis Kullanımı

Tütün kullanımı ile kanser arasında ciddi bir ilişki bulunmaktadır. Aynı ilişkinin kannabis ürünlerini sigara şeklinde tüketenlerde de bulunması beklenir. Çünkü kannabis ürünleri tütüne göre %50-70 daha fazla miktarda kanserojen madde içerir. Bununla beraber, kannabis kulanımı ile kanser arasındaki ilişkiyi araştıran yeterli çalışmaya ve bilimsel veriye sahip değiliz. Bu konuda yeterli araştırma sonuçlarına sahip olmasak da kannabis ürünlerini tütüne benzer şekilde inhalasyon yoluyla uzun süre kullananlarda kanser riskinin artacağım öngörebiliriz,

Kannabis İntoksikasyonu

THC diğer psikoaktif maddelerle karşılaştırıldığında daha geniş bir emniyetli doz aralığına sahiptir. Kannabis intoksikasyonu nadiren öldürücüdür. Ölümcül olgularda genellikle kannabisin yanı sıra başka bir maddenin daha varlığı söz konusudur. Marihuananın insandaki letal dozu bilinmemektedir. Kannabis ürünlerinin bir seferde yüksek dozda alınması ve THC’nin aşırı kan konsantrasyonlarına ulaşması durumunda aşırı bir rahatlık, susama, dokunma hissinde aşırı duyarlılaşma, metafiziksel ve öförik düşüncede asırılaşma, zaman-mekan algısının yitirilmesi, aşırı ağız kuruluğu (ağzı pamuk gibi hissetme), renkleri çok canli ve hareketli görme, gülme krizleri ve özellikle kısa süreli belleğin tamamen kaybolması gibi belirtiler ortaya çıkar. Dakikada kalp atım sayısı 140’m üzerinde seyreder. Bu sırada kan basıncı değişik bir seyir izler; kişi yatarken pozisyondan ayağa kalktığında düşer. Taşikardi ve tansiyon kontrol edilmezse riskli kişilerde aritmi oluşumu ve kalp krizi gibi ciddi kardiyovasküler sorunlara yol açabilir.Aşırı öfori içinde olan kısa süreli bellek sorunu yaşayan ve zaman-mekan algısını yitirmiş olan kişi kendine veya çevreye zarar verebilir. Belirtilerin şiddeti alınan doza ve kişinin metabolizma yeteneğine göre bireysel farklılıklar gösterir. Kannabis intoksikasyonu her ne kadar nadiren öldürücü olsa da müdahale mutlaka donanımlı sağlık merkezlerinde ve deneyimli sağlık personeli tarafından yapılmalıdır.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77