Et Hakkındaki Gerçekler

Beslenmenin; büyüme ve gelişmenin sağlanmasında, hastalıklardan korunmada, bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde, yaşlanma sürecinin yavaşlatılmasında, ruhsal durumda, zihinsel ve fiziksel işlevlerde etkili olduğu bilinmektedir.

  Et ve hayvansal ürünlerinin tüketimi toplumda beslenmenin ne yazık ki esasını oluşturuyor. Bilim insanları, insanın etobur hayvanlardan olmadığını, aksine meyve yiyen canlı olduğunu kanıtlamıştır. Dolayısıyla et biz insanlar için doğal bir gıda değildir.

  Etin kendisinin tadı ya da kokusu yoktur. Bu nedenle eti kızartır, pişirir, ve terbiye ederiz ki, tadı güzelleşsin ve de yenilsin. Eğer biz eti bu şekillerde işleme tabi tutarsak; kardiyo vasküler dolaşım sistemine, sinir sistemine ve de sindirim sistemine zarar verebilen yaklaşık yirmi çeşit zehirli madde salgılar.

   Etin sindirimi için çok miktarda vitamin, iz element ve enzim gerektirir. Dolayısıyla eğer etle birlikte yeterli miktarda pişmemiş sebze, salata yemezsek, etin sindirimi tamamlanmaz ve sindirilemeyen et bağırsaklarımız da kokuşur. Kokuşma süreci kalın bağırsağımızda bazik bir ortamın meydana gelmesine yol açar ve bu da kanın asit derecesini artırır. Bazik ortamlar hasta hücrelerin ve özellikle kanserli olanların gelişmesini kolaylaştırır. Aşırı miktarda et yiyenler önde gelen kanser adaylarıdır.
   Dikkat etmeniz gereken bir başka şey daha var. Özellikle çocuklukta aşırı et ve hayvansal protein tüketimi, bizi bağışıklık sistemi rahatsızlıklarına yakalanma riskiyle karşı karşıya bırakır. Etin sindirimi esnasında, çocuğun kanında çok miktarda vitamin ve iz elementin çekilmesini gerektirir. Bu maddelerin kanda tükenmesi ise gizli kansızlık ve kan hastalıklarına yol açar. Alerjiler, egzamalar, akne ve diğer bütün çocukluk çağı hastalıklarının genellikle ebeveynlerimizin iyi niyetli bakımlarının sonucu olmaları bir kara mizah konusudur. Bütün bu tehlikelerden habersiz ebeveynler, çocuklarının beslenme rejiminde çok fazla et et bulundurmakla, çocuklarının sağlıklarının tahrip olmasına neden olabilirler.
   Günümüzde sürülerin çayırlarda otladıkları günler çok uzaklarda kaldı. Artık sığırlar, koyunlar ve de kanatlı hayvanlar hayatları boyunca gün ışığı ve temiz havadan yoksun kalarak yetiştiriliyorlar. Taze, sulu otlarla değil, daha çabuk büyümeleri kilo almaları için hormonlar ve çeşitli sentetik besinlerle besleniyorlar. Hastalanıp ölmemeleri için antibiyotiklerle yükleniyorlar. Hormonlarla, antibiyotiklerle önümüze gelen et ya da tavuk parçasını yediğimiz zaman tüm bu hormonlar ve antibiyotiklerin olduğu gibi öncelikle sindirim sistemimizle birlikte bedenimize girdiğinden habersiz çok iyi beslendiğimizi düşünebiliriz.
   Gerçekte beslenmiyoruz, her öğünde yavaş yavaş resmen zehirleniyoruz.
   Yemek tabağımıza konulan et parçasını yediğimizde, onun bir zamanlar sevilesi bir hayvanın parçası olduğunu ve bu hayvanların kesilerek öldürüldüğünü düşünmüyoruz. Hayvanların son anlarında öldürüleceklerini anlamadıklarını sanmak yanlış bir düşünce olur. Aksine, çok açık bir şekilde bunu hissederler. Saldırganlıkla karşı karşıya kalan ve korku ile güdülenen bir hayvanın bedeni, öldürülürken büyük miktarlarda zehirli hormonlar salgılar ve daha sonra biz afiyetle zehirlenmiş bifteklerimizi yerken, bu zehirleri de tüketiriz.

Et Hakkındaki Gerçekler

   Son yıllarda Avrupa’daki deli dana hastalığı bulaşıcı boyutlara ulaştı. Deli dana hastalığına yakalanan sığırların bütün sinir sistemlerinin harap olduğu görülmüştür. Beyinlerinden yapılan kesitlerde beyin dokusunun süngersi bir hal aldığı görülmektedir.Hayvancılık endüstrisi sığırları yalnızca bitkisel yemlerle beslemek yerine, et ve kemik yemleri şeklindeki hayvansal proteinleri de kullanmaya başlamıştır. Deli dana hastalığı hatalı beslenmenin yol açabileceği fizyolojik değişimler için canlı bir örnektir.
   Enerji dolu olmak istiyorsak et ve hayvansal ürünlerden uzak durmalı ve  tüketmemeliyiz. Kişiyi yorgun hissetiren, uyuklatan et ve et yemekleridir.
   Unutmayın yediğimiz et hayvanlarına; mandıralarda yüklenen antibiyotik, steroid ve hormonları; midemize ve bağırsaklarımıza alıyoruz. Her yıl milyonlarca insan ishal, kramp, karın ağrısı ve ateşle sonuçlanan gıda zehirlenmesi yaşamasına neden olmaktadır. Toplumumuzun bir çok hastalığı et ve hayvansal gıdaların sonucu olan toksisite ile ilişkilidir. Parkinson hastalığı, otizim, dikkat eksikliği ve düzensizliği, depresyon ve diğer duygu durum bozuklukları, uykusuzluk, kalp hastalığı, kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji, kanser, oto-immun hastalıklar, gıda alerjisi, artrit, Crohn hastalığı, ülserler ve kolit gibi sindirim hastalıklar,ağır kanama, kramp, menapoz semptomları, cilt hastalıkları vs. et ve hayvansal ürün tüketimi sonucudur.
   Et ve hayvansal gıda yemek dünya için yapılabilecek en büyük kötülüktür. Et endüstrisi, iklim değişikliğinin en büyük nedenlerinden biridir.
   Tanrı, beslenme rejimleri et ve hayvansal ürünlere dayalı olan herkesi ve özellikle de çocukları korusun.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77