Hindistan’da sizi karşılayanlar öncelikle iki elin baş parmaklarını ve avuç içlerini bir araya getirip, başlarını eğerek -Namaste diyorlar.
Bu bir saygı ile selamlama eylemidir.
‘Ruhundaki tanrıyı, inancını ve içsel gerçekliğini selamlıyorum’,
-Namaste Hindistan ve hoşça kal Hindistan.

Yeni yerler görmenin en önemli özelliği, bize benzemeyen,bizim gibi yaşamayan, bizim gibi düşünmeyen, bizim gibi inanmayan, bizim gibi beslenme alışkanlığı olmayan farklı kültür ve farklı dünyalardaki insanları tanımış olmaktır. Hindistan bu bakımda değişik inançları, baharatlı yemek kültürleri, çok renkliliği ile bulunmaz bir yer.
12 günlük Hindistan – Nepal gezisi ve sonra gribal bir enfeksiyonla ailece hastalandık, özellikle üstüne birde 8 saatlik Katmandu- İstanbul uçak yolculuğu eklenince yorgunluğum ve hastalığım arttı.
Bu kadar uzun uçak yolculuğu yapmamıştım. Bir arkadaşım gezi sonrası sordu;
-Hindistan’ın neyini sevdin?
İstanbul’da yaşayanlar genelde Ankara’ya gidince sıkılırlar, herkesin bildiği o tekerleme aklıma geldi,
-Hindistan’dan İstanbul’a dönüşü sevdim, dedim.

“Bir gezgin olarak Dünya’nın pek çok yerini dolaşmış olabilirsiniz, eğer Hindistan’ı görmemişseniz, bir eksiklik vardır, siz dünya’yı görmemişsiniz demektir”. Gezimiz rehberimizin bu sözleri ile başladı.
O anda bu sözlere bir anlam verememiştim. Aklımda geçen şey acaba ne anlatmak istiyor?
Gezi sürecinde şunu anladım, Hindistan’ı tanımadan, görmeden, gezmeden anlatmak mümkün değilmiş. Koca bir kıta, büyük ve kalabalık bir ülke.
Kısaca ön yargılı olmadan olaylara hangi açıdan, nereden baktığınız ve ne görmek istediğiniz önemli,
Bu gezinin sonunda ailece yorgun düştük, yaptığımız, sanki bir belgesel Hint geziydi, Anladığımız hiç bir düzenin olmadığı, sanki Hindistan kuralsızlığın kural olduğu bir yer, ya da kendine özgü kuralların olduğu, ama bizim anlamakta zorlandığımız, ya da bazı şeyleri kabullenemediğimiz bir büyük ülke.
Dünyanın en kalabalık en eski medeniyetlerinden biri olan bu büyük ülkeyi bir geziyle anlamak ve anlatmak kolay değil. Bizim ki ise sadece kısa bir gezi süresince gözleme dayanan; gördüklerimiz ve algıladıklarımızı buradan geçerken zamana not düşmekten ibaret.
Yurt dışı bir gezi programı için ailece aramızda bütün yıl konuşur ve uzun uzun tartışırız, aramızda değerlendirme yaparız. Ama bizim evde Hindistan yıllardan beri hep tartışılır.
-Yılbaşı tatilini de için alan bir yerlere gidelim, dedim
Firuze ,
-Senin yıllardır ön yargılı karşı çıkmalarına rağmen bu yıl öncelikle Hindistan’a gidelim istiyorum,
-Neden Hindistan’da bu kadar ısrar ediyorsun?
-Mısır’a gittik, Rusya’ya gittik, Avrupa’nın birçok yerini gördük. Hindistan potansiyeli, gelecek yıllarda pozitif enerjisi yaratacak olan bir ülke olarak görüyorum, bize farklı bir bakış sağlayacak bir yer diye düşünüyorum. Unutma ‘Güneş hep doğudan doğar’. Ayrıca değişik inançları, tapınakları, özgün kültürü, renkli kıyafetleri, eksantrik, romantik, tarihi ile büyülü bir ülke görülmeye değmez mi? Yıllardan beri gidip görmeyi düşündüğüm ve görme hayalini kurduğum, gitmek istediğim bir yer.
-Ben hakkında yazılanlar, gidip görenlerin anlatımları ile, kısaca değişik gerekçelerde olsa pis ve bakımsız olduğunu düşünerek gitmek istemediğim bir ülke. sen Hindistan’ın iyi yüzünü görmek istiyorsun, ya diğer yüzü çok pis, dışarıda yemekleri yenmiyor, suları içilmiyor çok pis, O Ganj nehri var ya ölülerin küllerini içine atıp sonradan içiyorlar, her yer fena kokuyormuş, Alıştığımız standartların çok altında bir temizlik alışkanlıkları varmış, Dolayısıyla gidip hasta olarak dönmekte var.
Firuze ısrarla
-Merak etme dikkatli olacağız, turla gideceğiz, o çok önemli, giden arkadaşlarım var, onların anlatımlarına dayanarak tedbirli olabiliriz. Buradan bazı yiyeceklerimizi, temizlik malzemelerimizi, maskelerimizi, bazı ilaçları hata sularımızı dahi giderken birlikte götürebiliriz, gitmemek için yıllardan beri bu geziyi öteleyip duruyorsun, ağırlığımı koyuyorum ve gitmek istiyorum,
-Peki, ne demek hatırını kırar mıyım hiç dediğin gibi olsun, hastalanırsak sorumluluk kabul etmem.İnşallah hastalanmadan sağ salim geri döneriz.
-Unutma tek bir rengin, tek bir ırkın ya da dinin değil, tüm renklerin ahengini harmonisi içerisinde bir mozaiğe çevirmiş Hindistan’ı göreceğiz.
-Umarım dediğin gibi olur,
-Ayrıca senin gençlik yıllarının moda olan 1960’lı yıllarda ‘Çiçek Çocuklar’ olarak ünlenen Hippilerin akınına uğrayan ‘Aşkın Şehri’ Katmandu’da gezi programının içinde var.Sorduğumuz çoğu kişide acabalar, etrafta olumsuz, ümit kırıcı sözler, gezi hakkında yazılan çok sayıda olumsuz yazılara, ya başınıza bir şey gelirse sözlerine aldırmadan yola koyulduk.Gezimiz için Tur rezervasyonu ve Hindistan vizesini hal ettik ten sonra ver elini Hindistan dedik.

Tur rotamız Hindistan’ın kuzey bölgesi, Delhi-Jaipur-Agra-Delhi-Katmandu olacak.
5,5 saatlik yorucu bir uçak yolculuğu sonrası Delhi’ye vardık,
İlk şok İndira Gandi Havaalanı,yeni, modern, büyük, temiz ve modern.
Dışarı adım attığımızda gördüğümüz pislik ve koku havaalanını anında unutturdu. İlk izlenimim, kalabalık, kaos, yoksulluk, aç ve dilenen insanlar.
Hindistan okumakla, resimle ya da filmle anlaşılacak gibi değil. Aslında gidince de kısa bir geziyle de anlaşılmıyor, ancak bazı şeyleri az da olsa gözlemleme ve değerlendirme imkanınız oluyor. Hava alanı kapısından çıkınca başka bir gezegene gelmiş gibi, garip insanlar, garip bir trafik, burası dünya olamaz.

Hindistan’da trafik İngiliz sömürgeciliğinin bir hatırası olarak solda akıyor. Sürekli korna sesleri. Trafik bir garip, berbat, toz toprak arasında yolda inekler, deve ve öküz arabaları, filler, bisikletli veya motorlu tuk-tuklar, arabalar, kamyonlar, otomobiller tam bir karmaşa, herkes birbirini solluyor. Bu koca ülkenin trafiğini bu yolların karşılaması imkansız. Şehir içi gibi şehirler arası yollarda da tıkanıklık var.
Anlatmama gerek yok Hindistan’da inekler kutsal, trafikte öncelik ineklerin, inekler geçerken durup bekliyoruz, eğer geçen inek değil de insansa şoförümüz hemen kornaya basıyor.Trafik bitmez tükenmez korna sesleri olmazsa olmaz bir gürültü kirliliği kulaklarımızı tırmalıyor. Toplum arasında yanlış bilgilendirme var. Hindistan’da insanlar ineklere tapmıyor, sadece kutsal hayvan olarak görüyorlar. Filleri, maymunları, fareleri gibi daha pek çok hayvanı kutsal görüyorlar.

Hindistan tam bir zıtlıklar ülkesi; yoksulluk ve ultra-ihtişam, karmaşa ve sadelik, kamasutra ve aşk, tapınaklar ve Bollywod gibi iç içe geçmiş çelişkiler yumağı olan değişik, başka bir dünya, her şeyi ile farklı bir ülke,.
Otobüsle yol alırken sanki sonu gelmeyen bir köyün içinden geçiyorsunuz. Yol kenarları bakımsız evler, her yerde çöp yığınları. Çöplerde beslenen inekler, domuzlar, köpekler.
2002 yılında Mısır’a gittiğimizde özellikle Kahire ve İskenderiye başta olmak üzere şehir ortasındaki çöp yığınlarını görünce şaşırmıştık. Hindistan’da gördüğümüz pislikler ve çöp yığınları Mısır’a rahmet okutacak derecede. Her yer çöp çöp çöp dolu, her şeyi sokağa atıyorlar. Kanalizyon sokaklarda açık akıyor. Sokaklarda yaşayan insanlar, domuzlar, köpekler, inekler, maymunlar. Çoğu aç ve sahipsiz, bulduklarını yiyorlar. Çöplüklerin etrafında karın doyurmaları,
Her köşe, her yol kenarında insanların çoluk çocuk gecelediği yer, hem de açık hava tuvaleti. Pisliklerle kaynaşarak yaşanmaya alışılmış bir toplum, bir hayat tarzı bir yaşam biçimi sanki. Bu derbederliğin fakirlikle ilgisi yok.
Önümüzdeki yüzyılda Çin ile birlikte yıldızı yükselen ülke olacak deniyor. Bu insanlarla, bu yaşam tarzı ile nasıl olacak anlamış değilim.
Gördüklerimize mi inanalım, istatistiklere mi?

Hindistan gerek tarihi eserleri, gerek yaşam tarzları ile dikkat çeken bir ülke olmuştur. 1 milyar 300 milyon nüfus sayısı ile Çin’den sonra dünyada en çok nüfusa sahip ikinci ülkesidir. İnsanların büyük çoğunluğu kırsal alanda yaşamaktadır. Kırsal alanda fakirlik, şehirlerde sefalet.
Hindistan’ın toplum yapısını anlamak için nüfusun dini inançlara göre dini dağılımına bakmak gerekir, Zira Hindistan deyince akla bir milyar Hinduizm gelse de, Endonezya’dan sonra en çok Müslüman nüfusun olduğu ikinci ülke konumundadır.
Hindistan ülkesi 3 ilahi dinden başka olan ve dünya dinleri arasında bulunan Hinduizm, Budizm, Jainizm ve Sihizm dinlerinin doğmuş olduğu ülkedir.Yani bir çok dinlerin geliştiği ve inanıldığı bir ülke olmuştur.
Hinduizm, Hindistan’da yaygın olan ulusal bir dindir. Hinduizmin belli bir kurucusu, ibadet ve inanç sistemi yoktur. Hintlilerin kültürel ve yaşam biçimlerini yansıtır. Hinduizm çok tanrılı bir dindir. Bu dinde genel olarak üçlü bir tanrı inancı vardır. Vişnu koruyucu, Brahma yaratıcı, Şiva yok edici tanrıdır.
-Hindistan’da ve Hinduizmde kast sisteminden bahsetmemek olmaz.
Firuze,
-Kast sistemi başlı başına farklı özel bir konudur. Hindistan’da kast sistemi dört tane ana sınıf ve onlara bağlı onlarca diğer sınıftan oluşuyor.
-Brahmalar (Din adamları,Alimler)
-Kshatriyalar (Yöneticiler, Askerler, Soylular kastı)
-Vasiyalar (Toprak sahipleri,Tüccarlar ve Çifçiler)
-Şudralar (İşçiler ve Köleler)
– Paryalar (Hiç bir kastta ait olmayanlar)
Paryalar, toplumun kanayan yarası olagelmiş. Dokunulmaz ya da görünmezler olarak da adlandırılan bu kasta mensup olanlar toplumda en çok hor görülenler. Bu doğuştan şanssız insanların, hiç bir kast piramidinde adları bile geçmiyor. Dini inançlarına göre kast dışı oldukları için geçmiş hayatlarında çok kötü şeyler yaptıklarına ve bu kötü karma yüzünden kastsız bir aileden doğduğuna inanılan insanlar dokunulmaz olarak olarak adlandırılıyor. Kimse onlara yardımcı olmuyor ve en kötü işleri genelde bu insanlar yapıyor. Kastlar arasında asla geçiş olmaz. Hatta hiç bir kast üyesi, bir başka kasttan biriyle evlenemez.
Tarihte kast dışı insanlara karşı dışlama öyle bir boyuta varmış ki, Üst kastta biri dokunulmaz birinin gölgesine dahi temas etse, türlü yöntemler uygulayarak arınmak zorundaymış.
-Kast sistemini belirleyen şey ne?
Firuze,
-İnsanları ten renklerinin açıklığıyla sınıflandıran kast sisteminin esasını oluşturmuş, biz fark etmesek toplum içinde herkes birbirlerini biliyor,
-Günümüze kast sistemi devam ediyor mu?
Firuze,
-Yasal bir takım yasaklamalara rağmen kırsal alanda devam ediyor, zaman içinde kısmende olsa büyük şehirlerde ağırlığını kaybetmiş.
-Hinduizm dışındaki dinleri anlatabilir misin?
Firuze,
-Budizm, M.Ö. 6. yüzyılda Buda’nın görüşleri çerçevesinde kurulup yaygınlaşan bir dindir. Hindistan’da doğan bu din dünyanın değişik bölgelerine de yayılmıştır. Budizm, Hinduizmdeki puta tapma inancına ve kast sistemine tepki olarak ortaya çıkmıştır. Budistler kendilerini ayrı bir din olarak görüyorlar, Hindu’lara göre ise Budizm, Hinduizmin bir farklı yorumudur.
Sihizm (Sikh dini) Hinduizm ve İslamın prensiplerini birleştirerek ortaya çıkan bir din. En belirgin özelliği kast sistemini red etmesi, putlaştırılan nesnelere tapınmayışlarıdır. Hinduizmdeki gibi tanrının yer yüzündeki bir çok sureti olduğunu kabulenişleri.
Jainizm; Budizme yakın ve benzerliği olduğu sıkca söylenen bu inançta; pozitif düşünce ile yaşamak, hayatın esas amacının dünyayı güzelleştirmek olduğu,arınmak,dünyevi işlerden uzak durmak, canl ve hayvansal beslenmeyi red eden düşünce tarzları var.

-Hindistan’da kadınların durumu?
Firuze,
-Tek kelime ile felaket. Kız evlat Hindistan’da kesinlikle istenmiyor. Sebebi başlık parası kuralının tersine işlemesi. Burada başlık parasını kız tarafı veriyor. Üstelik kızlar ağır işlerde çalışıp eve para getiremiyorlar. Bu yüzden tarih boyunca kız çocukları ailelerini yoksullaştırdıkları için ya doğar doğmaz ya öldürülüyor, ya sokağa atılıyor ya da hor görülüyorlar
Hinduizm’de çocukluktan itibaren kız çocuklarına, kocalarının onların her şeyleri oldukları şeklinde, babaerkil normları içselleştirmeleri ve yaşamlarını iyi eşler olarak sürdürmeleri öğretilir.

-Hindistan’ı anlatırken ‘Sati’ geleneğinden söz etmemek olmaz değil mi?
Firuze,
-Kadınlar kocalarının malı olarak görüldüğü için eşi ölen kadınların, yakılmakta olan kocalarının yanına atlayıp dalıp ”Sati” olma geleneği yüzyıllar boyunca çok yaygınmış. Yeni devletle birlikte sati yasaklanmış.
Hindu inancına göre, dul kadın her türlü zevk veren şeylerden uzak yaşamalı, yeniden evlenmemeli, ailesiyle dini kutlamalara katılmamalı. Dul kadın evlilik yaşamına dair tüm simgeler elinde alınmakta ve tolumun en aşağı tabakası olarak görülmektedir.

Sabah Delhi’ye vardıktan sonra Rajestan bölgesinin başkenti Jaipur’a 5 saat süren ilkel otobüsle yolculuğun sonunda vardık. Jaipur, zamanında mimari açıdan iyi planlanmış bir şehir, başkent olarak kullanılmış olan , bugün de önemli bir iş merkezi. Hindu mimarisine göre inşa edilen şehrin etrafında yer alan kapılar günümüzde de halen kullanılmaktadır. Rajastan kültürüne ait eseri gördüğümüz şehir turu ile Şehir Saray Müzesi, Jantar Mantar Gözlemevi bize Hindistanın bir zamanlar İngilizlerin sömürgesi olmadan önceki gelişmişlik düzeyini göstermesi açısında iyi bir örnek. Rüzgar Sarayı olarak bilinen Hawa Mahal Sarayına gezilerimizde dikkati çeken Jaipur’da eski şehir içindeki bütün binalar pembe renkli olmaları, klasik kubbeli yapılara, yollarda bolca rastlanan deve arabaları ve vahşi maymunları unutmak mümkün değil.

Hindistan’nın karmaşık ve büyülü bir dünyaya kendimizi kaptırdığımız bugün, Rajput mimarisini en ihtişamlı örneklerinden ve Jaipur inşa edilmeden önce Mihracelerin yerleşim yeri olan Amber Sarayı ve Kale, sarayı,eski şehiri içine alan uzak tepeleri içine alan kale surları, Çin seddinden sonra gelen en uzun kale surlarına sahip, korunma amaçlı oldukça yüksek kayaların üzerine adeta kondurulmuş kale ve etraftaki kale surları Hindistan’ın farklı bir yüzünü ve geçmişini anlatıyor, gezimizi yapıyoruz ve şahane işlemelere sahip romantik yapıları, şahane göl ve şehir manzaraları, fillerin üzerinde Amber sarayına çıkmak otantik bir değerle fotoğraflar çektik.
Gezi olupta ticaret olmaz mı?
Günün ikinci yarısı değerli taşların işlendiği büyük bir takı ve mücevher atölyesinde, hanımların takı ve değerli taş zevklerini tamamlarken, erkeklerin yüzleri bahçede sigara dumanlarına karışıyordu.

Hindistan’da günümüz, 5,5 saat sürecek yolculukla Agra’ya hareket ediyoruz. Yol üzerinde 16. yüzyıldan kalma Babür İmparatorluğuna başkentlik yapmış Fatehpur Sikri’yi ziyaret ediyoruz. Bir hayalet şehir, ama mükemmel şekilde korunmuş bir hayalet şehir.
Fatehpur Sikri gazinin bitiminde Agra’ya hareket ediyoruz. Agra ilk olarak Delhi Sultanlığı tarafından 1504 yılında modern anlamda kurulmuş olup Uttar Pradesh eyaletinin ve Hindistan’ın en önemli şehirlerinden biridir ve kültürel anlamda büyük bir öneme sahiptir.

UNESCO Dünya Miras listesinde yer alan, dünyada aşk için yapılan en büyük ve en zarif anıt yapıt olarak tarihe geçen Taç Mahal’ı ziyaret ediyoruz. Taç Mahal bu gün Hindistan’ın en fazla turist çeken bölgesi. Bulunduğu şehrin bir çok noktasından rahatlıkla görülebiliyor. Romantik görünümü ile adeta herkesi büyüleyen Taç Mahal Hindistan’ın sembolü gibi.
Tac Mahal, Romantik görünüşü ile büyüleyenbir baş yapıt. Türk-İslam Mimarisinin en önemli yapıtları arasında yer almaktadır. Tac Mahal’in yüzbinlerce akik, sedef ve firuze gömülü olan duvarlarında ayrıca 42 zümrüt, 142 yakut, 625 pırlanta ve 50 adet çok iri varmış, İngiltere’nin sömürgesi olunca, mabetlerindeki bütün değerli taşlar sökülüp İngiltere’ye götürmüşler. İnanıyorum ki,İngilizler götüre bilselermiş, Taç Mahal’ı da söküp götürürlermiş.
Yeri gelmişken söylemek istiyorum, bu ülkenin bu kadar büyük, bu kadar insana yer üstü ve yer altı varlıklarına rağmen, insanlarının bu kadar geri, cahil, sefalet ve yoksul kalmasının en büyük nedeni 1600 yıllarında temelleri atılan sömürge yönetimi 1800’lu yıllara geldiğinde Hindistan’ın tamamı İngiliz’lerin egemenliğine girmiştir. İngiliz sömürgeciliği için bölgede yaşayan halkların dini, kültürü, statüsü, ırkı önemli değildir. Önemli olan para kazanmak ve sömürmekti ve bunu en iyi şekilde yaptıklarını, iliklerine kadar sömürdüklerini bugün bile görmek mümkün. 1600 yılından 1947’ye kadar sömürge olan bu koca ülkenin tüm zenginliklerini yağmalamışlar.
Taç Mahal gezisinden sonra Agra kalesini bir diğer adıyla Kızıl Kaleyi geziyoruz.

Hindistan’da 5. gün yerel hava yolları ile Varanasi’ye hareket ediyoruz. Akşam vakti Varanasi’ye vardığımızda, kesif ağır bir koku, toz, duman ve pislik içinde. Rişka denilen denilen bisiklet taşıyıcılarla tozlu, çukurlu yollarda hoplaya zıplaya Ganj kıyısındaki ayini izlemeye gittik.
Varanasi, Hinduizmin kutsal mekanı, kabesi gibi. Tanrı Şiva’nın şehri olarak bilinmekte olup, Hinduizm’in ve Budizm’in en kutsal yerlerinden bir tanesidir. Bir çok insan, aynı zamanda geleneksel Hindu kültür ve bilim merkezi olan bu şehire 2500 yıldan bu yana haç için gelmektedir. Varanasi, dindar Hindular için ölmenin ve öldükten sonra küllerinin Ganj’a dökülmesini istedikleri yüksek kutsiyete sahip olup, nehir boyunca Hinduların kutsal banyolarını yaptıkları ghat denilen merdiven kenarlarında Ganj nehrinde kutsanmaya gelen insanlar suya giriyorlar.
Ganj dünyanın en kirli nehirlerinden biri, geçtiği yerleşim yerlerinin bütün pisliği buraya akıyor. Bazı durumlarda bedenler yakılmadan Ganj nehrine bırakılıyor. Hamile kadınlar, 5 yaşına kadar olan çocuklar yakılmadan nehire bırakılıyormuş. Bazende bedenler tamamen yanmadan öylece atılıyor nehire. Yani Ganj’da ölü bedenlere rastlamak mümkün.
Varanasi Gath’larında ancak zenginler yakılarak yolcu ediliyor. Durumu iyi olmayan yoksul Hindular öldüğünde devletin sağladığı imkanlarla kremasyon denilen elektrik fırınlarında yakılıyor. Onların da çoğunun külleri daha sonra Ganj’a savruluyor.
Yakılacak beden önce evde yıkanıyor. sonra beyaz bir kefene sarılmış ve üzerinde sarı çiçekler serpilmiş halde Ganj kenarına getirilip ağzına 3 kez Ganj suyu veriliyor.
Bu törene kadınlar katılamıyormuş. Nedeni feryat figan ağlamalarının ruhları rahatsız ettiğini düşünmeleri. Ölen kişinin en büyük ya da en küçük oğlu kafası kazınmış ve geleneksel giysiler giymiş vaziyette ateşi yakıyor. Yaklaşık bir saat sonra küller Ganj’a savruluyor.

Deepmala (Aarti) törenine dünyanın her yerinde turistler bu ilginç anları izlemeye gelmişler. Martılar, tekneler, yüzen çiçekler, ayin yapan insanlar.
Varanasi Hindular için olduğu kadar Budistler içinde önemli. Budizm dininin kurucusu Buda ilk dersini burada vermiş.
Hindu inancına göre Ganj nehrinin tanrısı Ganga’dır. Ganj nehrinin kıyısında her akşam güneş batarken Tanrı Ganga’ya saygı içeren ve ona ibadet edilen Ganga-Aarti törenleri yapılır. Bu törenler, Ganga tapınağında çalınmaya başlanan çanlar ve zillerle başlar. Tapınaktaki Ganga heykelinin önünde kısa bir puja töreni yapılır. Ganj Tapınağındaki Puja bittkten sonra küçük bir Hint müziği grubu ilahiler çalmaya başlar. Toplanmış olan halk da hep bir ağızdan ilahilere eşlik eder.
Sabah erken gün doğmadan hem dini töreni ve ölü yakılmasını izlemek için Ganj nehrinde tekne turuna katıldık. Geceden yakılmış, yanması devam eden ölü yanmaları ve yanmış ölülerin külleri Ganj süpürülmeyi izledik.

Varanasi’de sabah Ganj nehrinde bir tekne turuna çıkıyoruz. Hindu inancına göre ölülerin yakıldığı alanları geziyoruz, Farklı insan kareleri, farklı enstantaneler

Hindistan’da 7. gün, yerel havayolları ile Delhi’deyiz. Kahvaltı sonrası Eski Delhi şehir turu. Eski Delhi’nin ana caddesi rengarenk bir pazar görünümünde, müthiş kalabalık, düzensiz ve kaos dolu Hindistan’ın bir başka yüzü karşımıza çıkıyor. Yeni Delhi’nin açık ve geniş caddelerine hiç benzemeyen bir cadde. Chandi Chowk’un bir uçunda Kızıl Kale, öbür ucunda ise Jama Masjit (Cuma Camisi) karşi karşıya bulunur.
Şah Cihan’ın zenginlik ve gücünün göstergesi Kızıl Kale’yi geziyoruz. Yeni Delhi’de Hindistan kapısı ve Rajpath gezilerimiz

Yer kürenin en büyük zenginlikleriyle en sefil insanları, 20 ve 21. yüzyılların en aydın ve bilgili kişileri, nitelikli teknoratlarıyla eğitim göremeyen cahil kitleleri Hindistan bir arada bulundurmak zorunda.
Hindistan’ın çarpıcı başka yönleri de var. Az rastlanan seçkin bir burjuvazi ve sadece parasal zenginlikleri ile değil, ananeyi biçimlenici ve dünya kültürünü benimseme ile de insanı çarpan burjuva sınıftan bahsediliyor.
Sonuç olarak 1600’lu yıllarda başlayan İngiliz sömürgeciliği ve yağmacılığının izleri duruyor, 1,3 milyar insana kısmen de olsa, eşitlik verecek bir dünya burada yok, gelecekte de pek görünmüyor.

CategoryGezi Notlarım

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77