GELİŞİM KURAMLARI

Gelişim kuramları dayandıkları bazı klasik felsefi temalara göre önemli farklılıklar göstermektedirler. Örneğin kalıtım veya çevreye önem verme, gelişimin sürekliliğini veya süreksizliğini öngörme, gelişim sürecinde organizmaya aktif veya pasif bir rol yükleme ve gelişimde kritik bazı dönemlerin varlığını öne sürme gibi. İçerdikleri felsefi temalar dikkate alındığında iki gelişim modeli ortaya çıkmaktadır. Bunlar mekanistik ve organizmik modellerdir. Mekanistik modelde insan, gelişmiş bir makine gibidir. Organizma pasif bir alıcıdır, davranıştaki değişmeler niceliksel, sürekli ve yordanabilir. Bu modele göre biyolojik faktörler çok önemli değildir ve değişim, herhangi bir yaşam evresinde çevre tarafından yaratılabilir. Gelişimden organizmanın kendinden ziyade çevre sorumludur. Örneğin, çocuğun düşük özsaygısı ana-babanın çocuk yetiştirme tutumuna, öğrencinin bellek zayıflığı, hatırda tutma stratejilerinin yeterince öğretilmemiş olmasına bağlanır. Skinner’in davranışçı öğrenme kuramı insanın gelişiminde mekanistik modele örnektir.

Organizmik modele göre gelişim, dışsal çevresel güçlerden ziyade olgunlaşmaya bağlıdır ve gelişir, de genetik etkiler güçlüdür. Gelişimsel değişimler İçsel yapılardaki ani ve niteliksel değişimler görülür. İçsel yapılardaki veya düşünce süreçlerindeki bu niteliksel değişimler bir gelişim dönemin^ diğerine geçişe işaret etmektedir. Organizma aktiftir, deneyimlerini yorumlar, düşünceyi ve dili yapılandırabilir. Organizmik paradigmaya göre gelişimsel değişimler evrenseldir ve belli bir sıradadır.

Organizmik kuramlarda, kritik dönem kavramı önemlidir. Kritik dönem, bir davranışın gelişip açısından organizmanın çevresel uyarıcılara en çok tepki verdiği veya onlardan en fazla etkilendiği dönemdir. Örneğin, bağlanmanın gelişiminde bakıcı-bebek ilişkisi, 6.-16. aylar arasında kritik bir önem taşır. Piaget’nin bilişsel gelişim ve Freud’un psikoseksüel gelişim kuramları organizmik modeli yansıtır.
Yaşam boyu gelişim anlayışının ortaya çıkmasından sonra gelişimde içsel-biyolojik ve dışsal-ekolojik güçlerin etkileşimi önem kazanmış ve bu etkileşimden hareketle insanın gelişimini açıklamada diyalektik veya bağlamsal paradigmalar da ileri sürülmüştür. Diyalektik paradigmaya göre çatışma gelişimsel değişmeyi yaratır ve gelişimsel değişme hem çok boyutlu, hem de çok yönlüdür. Erikson’ın kuramı diyalektik açıklamaların ilki olarak anılmaktadır.

Freud’un psikoseksüel, Erikson’ın psikososyal ve Piaget’nin bilişsel gelişim kuramları insanın gelişimine ilişkin farklı yönleri ele alan 3 klasik kuramdır. Davranışçı ve sosyal öğrenme kuramları ise gelişimi dönemler halinde ele almayan ancak gelişimsel değişmelere ilişkin de açıklamalar olan kuramlardır.
Freud, bilindiği gibi zihinsel işlemlerin önbilinç, bilinç ve bilinçdışı olmak üzere 3 farklı bilinç düzeyinde gerçekleştiğini, kişiliğin de psikoseksüel gelişim dönemleri içinde gelişen id, ego ve süperego olmak üzere 3 bileşenden oluştuğunu iddia eder. Davranış ise, bu üç bileşenin etkileşiminin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Bebek başlangıçta id’le donanmış durumdadır. Hem açlık gibi fiziksel, hem de dokunma gibi psikolojik gereksinimleri anında giderilmelidir. Gerçeği gerçek olmayandan ayırt etmeye ve niyetli hareketlere başladığında, örneğin acıkınca ağlamak yerine emekleyip biberonunu aldığında, ego gelişmiştir. Fallik dönemdeki temel krizin aynı cinsiyetten ebeveynle özdeşim kurularak çözülmesiyle de süperego gelişmiş olur. Kişilik yapılarının gelişimi sırasında çocuk oral (0-1 yaş), anal (1-3 yaş), fallik (3-5 yaş), gizil (5-11 yaş) ve genital (buluğ ve ötesi) olmak üzere 5 dönemden geçer.

Erikson, Freud’un psikoseksüel gelişimini, psikososyal gelişime; tüm yaşamı kapsayan ego gelişimine dönüştürmüştür. Ego ön planda olduğu için kişiliğin şekillenmesinde cinsel enerji yerine toplum vurgulanmıştır. Erikson’ın aşamalı oluşum ilkesine göre, olgunlaşmaya bağlı olarak ego bir dizi evrensel gelişim döneminden geçerken yeni taleplerle karşılaşır ve sağlıklı gelişebilmek için toplumun bu yeni taleplerine uyum sağlamalıdır. Ego, sekiz psikososyal gelişim döneminden geçer. Her dönemdeki gelişme, en son noktada ulaşılacak ego bütünlüğü için kritik bir öneme sahiptir. Erikson’ın kuranımdaki en temel kavram, bireyin kendini ve içinde yaşadığı toplumu birlikte kabulüne işaret eden kimliktir. Her bir dönemde bu kimlik arayışı spesifik bir biçimde ifade edilmiştir. Örneğin güven duygusu geliştirme ya da özerklik kazanma gibi.

Piaget’nin bilişsel gelişim kuramında bilişsel gelişimsel değişmelerin altında 4 temel kaynak yatmaktadır. Bunlar, olgunlaşma, fiziksel ve sosyal çevreyle etkileşim ve dengedir. Bir dönemden diğerine geçişte önemli bir kavram olan denge, asimilasyon ve akomodasyon süreçleri arasındaki dengeyi içerir. Asimilasyon, bir bilgi veya yaşantının var olan zihinsel yapı içinde anlaşılır olması, akomodasyon ise bilginin veya yaşantının var olan yapıya uymaması sonucu yapının kendini değiştirmesidir. Asimilasyonun sağlandığı durumda organizma dengededir. Yeni karşılaşılan bir uyarıcıyla bu denge bozulduğunda yeniden kurulması için akomodasyon gerçekleşir. Piaget’in kuramında diğer önemli bir nokta olan aktif organizma anlayışı, çevreyle etkileşimi vurgular. Aktif olan zihin sürekli bir bilgi arayışı ve bu yönde deneyimler içindedir. Piaget, düşüncenin yapısıyla ve inleyişiyle ilgilenmiş ancak içerik üzerinde durmamıştır. Düşüncenin içeriğiyle ilgilenen sosyal-biliş alanındaki kuramcılar ise aradaki boşluğu doldurarak sadece fiziksel çevreyi değil, sosyal dünyayı anlamanın da önemini ortaya koymaya çalışmaktadırlar. Piaget’nin bilişsel gelişim dönemleri, duyusal-motor (0-2 yaş), işlem öncesi (2-7 yaş), işlemsel (7-11 yaş) ve formel işlemsel (11 yaş ve sonrası) olmak üzere dört tanedir.

Skinner’in davranışçı öğrenme kuramı, özellikle laboratuvarda ve hayvan davranışları üzerindeki çalışmalar sonucu geliştirilmiş bir kuramdır. İçsel zihinsel süreçler yerine gözlenebilir uyarıcılar ve gözlenebilir davranışlar üzerine temellenmiştir. Davranışın, sonuçları tarafından kontrol edilebilir olması ilkesine dayanılarak, istenmeyen davranışların da istendik davranışlarla aynı ilkeler sonucu kazanıldığı ileri sürülmektedir. Ceza, pekiştirme, sönme ve öğrenilmiş çaresizlik kavramları ile davranış değiştirme teknikleri, kuramın gelişim psikolojisine en önemli katkılarıdır. Bandura’nın öncüsü olduğu sosyal öğrenme kuramı ise, gelişim psikolojisine, gözlem yoluyla öğrenme, taklit, organizma-çevre etkileşimi ve yeterlik-performans arasındaki ayırım gibi konularda katkı sağlamıştır.

Dollard ve Miller ise psikanalitik ve öğrenme kuramları arasında bir ilişki kurmaya çalışmışlardır. Örneğin dürtülerin azalmasında öğrenilmiş tepkilerin rolünü ve yetişkin psikopatolojisi ile kaygı arasındaki ilişkiyi incelemişlerdir.

Yukarıdaki kuramlar dışında hayvanlardaki davranış örüntülerini inceleyen etolojistlerin, hümanistik psikolojideki kendilik kuramlarının ve dikkat, algı, bellek gibi süreçleri yaşam boyu inceleyen bilgi işleme yaklaşımının da gelişim psikolojisine önemli katkıları vardır. Yaşam boyu gelişim anlayışının etkisiyle 1970’li yıllarda daha ziyade yetişkinlikteki gelişimi açıklayan dönem kuramları da geliştirilmiştir. Bu kuramların bazıları ‘Yetişkinlik” bölümünde ele alınmıştır.

Psikiyatrist Dr. Ali GÖK / Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı iletişim +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77