”Tarihi bilmeyen onu tekrar yaşamaya mahkumdur”

Hindistan dünyanın en gelişmiş uygarlıklarından birinin beşiğidir. Büyük imparatorlukların ve uygarlıkların kurulması ve sona ermesi bu kıta da Avrupa’dan çok daha önce gerçekleşmiştir. 

Hindistan, bir ülke olarak birlik ve bütünlük içinde olmaktan çok; değişik ırk, kültür ve dinlerin bir arada yaşamaya çalıştığı çok renkli bir görüntü içindedir. 

Tarihi özellikleri yanında Hindistan’ı önemli kılan bir başka etkende; 

Hiduizm ve Budizm gibi iki büyük dinin bu topraklarda doğarak gelişmiş olmasıdır.

İki yıl aradan sonra tekrar geldiğimiz Hindistan’a gezimize Goa’dan başladık. Goa’dan kısaca bahsedeceğim. Goa baharat bölgesi, aklınıza  gelen ve gelmeyen her türlü baharatın bulunduğu bir yer.

Goa Hindistan’ın güney batı bölgesinde tropikal iklimin etkisini, adımını atar atmaz çok farklı bir bölgede olduğunuzu anlıyorsunuz. Nemli ve sıcak bir havanın, kısmi tropikal iklimin etkisiyle mutlu insanların yaşadığı bir bölge gibi görünüyor. İklimin, coğrafi zenginliği, gıda çeşitliliği nedeniyle dünyanın değişik ülkelerinden ve özellikle de Kuzey Avrupa ülkelerinde gelip yaşayan çok sayıda insanlar olduğu anlatılıyor. 1960’lı yıllardan beri Avrupa’lı hippilerin yoğun olarak geldikleri bu bölge  hippi cenneti olarak değerlendiriliyor. Goa en güzel sahillerin, yemyeşil ormanların Hindistan’ın belki de en özgür olduğu Goa’dayız. Goa bölgesinin bir özelliği Avrupa’lı sömürgecilerin 1510 yılında ilk işgal ettikleri, yerleştikleri ve en son terk ettikleri bir bölge olmasıdır. Goa doğası, yer altı ve yer üstü olarak da çok zengin coğrafi bir bölge. Bölgeyi 500 yıla yakın sömürgeleştiren Portekizliler İngilizlerin Hindistan’dan ayrılmasından 14 yıl sonra 1961 yılına kadar burada sömürgelerini sürdürmüşlerdir. Bölge Hindistan ordusu tarafından çevrilmiş ve çatışmayı göze alamadıklarında 500 yıllık sömürge yönetimi 1961’de sona ermiştir.

18 ocak 2019 saat 08.00 de Eşim Firuze ile Mumbai’deyiz.

İki yıl önce Hindistan’ın kuzey bölgesinde; Delhi, Jaipur, Agra, Varanasi ve Tibet’i içine alan bir geziye gitmiştik. O geziden sonra aklımızda kalan şeyler; kargaşa, kaos, alabildiğine pislik, pis koku kısaca kötü, çok kötü bir izlenimle dönmüştük.

Maharashta Eyaletinin başkenti olan Mumbai, Hindistan’ın gezilecek ve görülmesi gereken en önemli duraklarından biri, Hindistan’ın  batı kıyılarında yer alıyor. Yedi birleştirilmiş adaları içine alan bir bölgeye kurulmuş,

Mumbai’de dolaşırken Kuzey Hindistan kentlerinden farklı olarak  değişen hiç bir şey yok. Kuzey Hindistan’dan belki bir tık farklı diyebiliriz. Hepsi o kadar. Aynı tezatlıklar, insanlar arasındaki yaşam uçurumları, müthiş bir keşmekeş, etraftan gelen pis koku, kargaşa,  insanı dehşete düşüren trafik sıkışıklığı, her yerden gelen korna sesleri, aynı kaos ve aynı şekilde sülük gibi etrafınızı saran bitmek bilmeyen ısrarlarıyla size bir şeyler satmak isteyen seyyar satıcılar burada da devam ediyor.

Kısaca düzensizlik içinde düzen.

Bütün bunlara rağmen neden iki yılın sonunda tekrar Hindistan’dayız diye sormaktan kendimi alamıyorum.. 

Bunun nedeni, acaba bilinçaltımızda bizi buraya çeken bir düşünce mi? 

Ülkenin göremediğimiz diğer yarısını da görmek mi?. 

İnsanlarının cehaleti, yoksulluğu, çevre pisliği ve rezaletine  rağmen egzotik, etkileyici, büyüleyici, doğal zenginliği olan bir coğrafya, ucuz emeğin yarattığı mallar mı?

Yoksa baharatlar mı ya da baharat bağımlılığı mı?

Diğer yanda rengarenk, ışıl ışıl sıcak bir ülke. Onlarca dil, din, farklı etnik kökeni ile bir arada ve barış içinde yaşayan bir ülke. Üstelik bu barış ortamı sadece insanlarla sınırlı değil, İnançları gereği hayvanlara asla kötü davranmadıkları için hayvanlar büyük bir özgüvenle şehirlerin bir parçası olarak yaşıyorlar. İnekler, köpekler, maymunlar,, fareler, sincaplar. 

Caddelerde, ana yollarda uzanıp yatan inekleri her an görebilirsiniz.

Çok geniş ve büyük bir ülke, okyanustan dünyanın en yüksek dağlarına kadar uzanan, farklı inançları bir arada barındıran büyük bir coğrafya.

Her ne ise, işte yine Hindistan’dayız

-İki yıl aradan sonra çok merak ettiğiniz Mumbai’deyiz, bu şehrin hikayesini  anlatır mısınız?

Firuze,

-Önce bu şehrin yani Mumbai’nin oluşumu ve adının hikayesini anlatayım. Kolonicilik yıllarında Ümit burnunu dolaşarak bu bölgeye  ilk gelen Avrupa’lılar Portekizliler oluyor. 1534’te Portekizliler geldiğinde buraya güzel koy anlamına gelen ”Bombaim” adını veriyorlar. 1661’de Portekiz ve İngiliz kraliyet aileleri arasında gerçekleşen evlilikte düğün hediyesi olarak verilen bölge İngiltere’ye veriliyor. Böylece bölge İngiliz kontrolüne geçiyor. İngiliz sömürgecileri bölgeye gelince Bombaim değiştirilerek Bombay olmuş. Hindistan’ın bağımsızlığını kazandıktan sonra Bombay isminin tatsız İngiliz sömürgeciliği yıllarının bir devamı olarak gören  yerel yönetim 1995’te Bombay’ın ismini yerel halkların dilinde ismi olan Mumbai’ye çevirmiş. 

-Mumbai’nin anlamı ne?

Firuze,

-Mumbai ismi de bu bölgenin yerlisi balıkçı bir halk olan Koli’lerin tanrısı Mumba Devi’den geliyor.

-Bazı tarihçiler bu şehrin İngiltere’yi emperyal bir ülke haline getirmenin başlangıç noktası olduğunu anlatıyor, ne söylersiniz?

Firuze,

-İngilizlerde Bombay’ı 1668’de İngiliz Doğu Hindistan şirketine kiralar. Bombay’ın çok iyi bir doğal liman olması ve ticarete elverişli konumu sayesinde şirket çok büyük paralar kazanır. İşte bu büyük kazanç dünya tarihini değiştirerek İngiltereyi krallıktan emperyal bir imparatorluğa taşıyacaktır. Tarihçilerin genel değerlendirmeleri bu yönde… Çünkü Doğu Hindistan şirketinin bölgeyi yönetmesi ile birlikte, tasavvur edemeyecekleri  derecede kazanç sonucu olarak koca Hindistan’ın İngiliz kontrolüne geçmesini sağlayacaktır. Böylece Bombay İngiltereyi krallıktan imparatorluğa lokomotif olmuş bir şehir olarak değerlendirebiliriz.. Kısaca  Hindistan’ın İngiliz kontrolüne geçmesini sağlayacak kapıyı bu şehirde açılmıştır. Mumbai, Hindistan’ın Maharasta eyaletinin başkenti. Hindistan’ın en büyük ve kalabalık şehri. Şehir Selsette adası üzerine kurulmuştur. Şehrin metropol bölgesinde 20 milyon insanın yaşadığı ve bu dünyanın en kalabalık varoşlarının  olduğu bir şehir demek oluyor.

-Bir başka gözle baktığımızda Mumbai kıyı şeridi gökdelenleri ve görkemli tarihi yapılarıyla geleneksel ve modernin harmanlandığı şehir görünümünde.buna ne dersiniz?

Firuze,

– Evet, sadece görünüm değil, hangi açıdan baktığınız, ne görmek, nasıl görmek istediğiniz de önemli. Mumbai’de ayrıca  Hint ve İngiliz kültürlerini, Budizm ve Hinduizm gibi kavramları deneyimleyebilmiş bir şehir ve  şehrin kendine özgü atmosferi karşısında büyülenebilirsiniz de. 

-Ama şehri gezdikçe insanı en çok etkileyen şeylerin ne mimari, ne tarih, insanı en çok etkileyen şeyin Hindistan’ın sosyo-ekonomik tezatlar olduğunu görmüyor musunuz?

Firuze,

-Hindistan bir zıtlıklar ülkesi, kuralsızlığın kural olduğu bir ülke. Kuralsızlığın ve eşitsizliğin en yoğun yaşadığı yer ise şu gördüğünüz Mumbai. Dünyanın en pahalı evi bu şehirde,. Ev niyetine karton kutularda yaşayan ailelerin oluşturduğu dünyanın en büyük varoşu da burada. Burada egzotik kuşlar da var, binlerce sokak köpeği de. Hint film endüstrisinin kalbi Bollywood da burada, moda endüstrisinin de finansında, en fazla trafiğin ve en fazla din tartışmalarını da. Kısaca burada her kasttan, her dinden ve her sektörden, her tür insan var. Anlayacağınız Mumbai tam bir kaos, 

-1817-1845 arasında adalar bir proje ile birleştirilerek bugünkü Mumbai’nin temeli atılmış. Şu soruyu kendime sormaktan alamıyorum, Portekizliler düğün hediyesi olarak şehri İngilizlere düğün hediyesi olarak vermemiş olsalardı, nasıl bir dünya tarihi yazılırdı? İngiltere’yi  krallıktan imparatorluğa ve emperyalist yapan sadece bu şehre gelmeleri mi?

Firuze,

-Onu bilemeyiz. ”Tek bir şey değişir, her şey değişi” sözünü biliyorsunuz. Bir sistemin başlangıç verilerindeki küçük değişikliklerin büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine kelebek etkisi denir. Şöyle düşün eğer geçmişe yolculuk yapılır ve olayları değiştirebilir isen ve her değişiklik kişinin hem kendi hayatını hem de çevresindeki insanların hayatını beklenenin aksine değiştireceğini biliyoruz. Sonuçta bunların hepsi varsayım. Biz burada yaşanmış tarihi konuşuyoruz. 

-İngiltere’nin o dönemde emperyal bir ülke olmasını sağlayan Hindistan dışında başka faktörlerde olmalı değil mi?

Firuze,

-Elbette başka faktörlerde var. O zaman dilimindeki dünyadaki gelişmeler Doğu Hindistan Şirketinin ekmeğine yağ sürmüştür. Örneğin o zamanlar tekstilin ana maddesi olan pamuk Amerika’da yetiştirilip dünyaya yayılıyordu. Amerikan iç savaşı çıkınca Hindistan dünyanın yeni pamuk sağlayıcısı olur ve bir anda ticaret katlanır. Süveyş kanalının açılması ile birlikte bir anda Hindistan’dan yüklenen malların Avrupa’ya varması kolaylaşınca, mükemmel yere konumlanmış Doğu Hindistan Şirketi dolayısıyla İngiltere köşeyi döndükçe döndü, İngilizlerin iyi örgütlenmiş, bürokrasi ve askeri yapısını da unutmamak lazım.

-Mumbai’deki ”Dhobi Ghat” denilen dünyanın en büyük çamaşırhanesini uzaktan da olsa gördün, ne düşünüyorsun anlatır mısın? 

Firuze,

-Okuduğum kadarı ile  Dhobi Ghat 1890’da inşa edilmiş, nesilden nesille aktarılan bir meslek olan ve Dhobis adı verilen çamaşırcılar var. Burada otel ve hastanelerden gelen havlu, çarşaf ve yastık kılıflarını yıkarlar. Burada günde yedi binden fazla insan, 18-20 saat çalışıp, 100 binin üzerinde çamaşır yıkıyor. Son uzaktan gördüğüm kadarı ile artık elle çamaşırlar yıkanmıyor. Gördüğümüz gibi burada büyük çamaşır makineleri kurulmuş durumda. 

-Hindistan’da kadına yönelik şiddet, tecavüz olayları, sati geleneği gibi şeyleri düşünürsek, bu ülkede kadın olmak nasıl bir şey?

Firuze,

-Gördüğüm kadarı ile Hindistan’da kadın olmak çok zor,

-Neden?

Firuze,

-Gelenek, inanç ve yetiştirilme tarzları, Hinduizmde çocukluktan itibaren kız çocuklarına, kocalarının onların her şeyleri  oldukları şeklinde ataerkil normların içselleştirmeleri ve yaşamlarını ancak iyi eş olarak sürdürmeleri öğretilir. Kızlar köle mantığı ile yetiştiriliyor.

-Hinduizmin ilginç dini etkinliklerinden biri kadınlara uygulanan Sati, yani ”Dul kadın” geleneği, kadınların eşleri ya da çok sevilen ve değer verilen birinin kaybedilmesi sonrası, bu duruma karşı kendilerini kurban etme ritüelleri sosyal ve ekonomik maddi temeli nedir?

Firuze,

-Hindistan’da sosyal yaşama hakim olan sapkın uygulamalar saymakla bitmeyecek kadar fazladır. Her inanışın çok detaylı ritüelleri, bölgeden bölgeye değişen şekilleri vardır. Bunların en ürkütücü olanı hiç şüphesiz asırlardan beri yüz binlerce kadının ölümüne neden olan ”Sati” geleneğidir. Ortadoks Hindu inanışının en acı ritüellerinden biri. Görünüş itibarı ile neden olarak, kocası ölen kadının namusunu korumak üzere kendisini de kocasının yakılması töreninde kadının da ateşe atılması ve yanarak ölmesi olarak bilinir. Bununla birlikte temelde yatan başka bir yaklaşımda, fakir Hint toplumunda dul kadına kimsenin bakmak istememesi olduğu da ileri sürülmektedir. Eski Yunanlılar, Hinduların dul yakma olayını kadınların görüp ibret alıp kocalarını zehirlemelerini engellemek olarak düşünürlerdi.

-Günümüzde de Sati geleneğinin yasal olarak yasaklanmasına rağmen tekrar canlandırılması için çaba gösterenlerin başında Brahmanlar denen din adamları gelmektedir. Neden?

Firuze, 

-Brahmanların özellikle diğer kastlardaki dulların katledilmesini teşvik etmelerinin iki temel amacı bulunmaktadır. Birinci etken, kadınların ortadan kaldırılarak Brahman olmayan ırkların sayısını azaltmak. İkinci etken de öldürülen kadının mallarının Brahmanlarca kamulaştırılması.

-Sati yapacak kadına Brahmanlar eşlik ederek güç ve karalılık telkin ederler.

Firuze,

-Evet, Brahmanlar kadına eşlik ederek, kendilerince güç ve kararlılık telkin ederler. Bazı yazarlara göre, kadınlardaki ölüm korkusunun ortadan kalkması ve yaşanacak acıların yok olması için, kadınlara ölüm duygusunu yok eden bir çeşit içki verildiğine inanmaktadırlar. Bu kadınların ölmesi Brahmanların çıkarınadır. Çünkü kadının üzerindeki tüm mücevherler,,yüzükler, bilezikler yakılmanın ardından ritüeli gerçekleştiren Brahmanın mülkiyetine geçer.

-Söz Brahmanlardan açılmışken biraz tarihi inançlardan Hinduizm’i anlamak ve bilmek gerek.

Firuze,

-Ben, Hinduizm uzmanı değilim. Yine de, kısaca anlatayım. Hinduizm, oldukça karmaşık, çok tanrılı ve mistik bir inanç sistemidir. Hinduizm, Hindistan’ın geleneksel dinidir. Brahmanizm, Paganizm, Budizm ve Jainizim gibi Hindistan’ın yerel inançlarının sentezi mahiyetinde bir dini sistemdir. Kısmen İslamiyetten de etkilenmiştir. Yerel putperest inançların birleşimi olan Hinduizm, reenkarnasyon, karma ve yoga gibi mistik ruhçu unsurların olduğu panteist (tüm tanrıcı), felsefi ve mistik bir inançtır.

-Hinduizm’i şekillendiren tek bir felsefe yok mu demek istiyorsunuz?

Firuze,

-Hinduizm inancı, Sanskrit literatüründe ”soylu yol” anlamını ifade eder. Arya dharma M.Ö. 2000 yıllarda Hindistan’a göç eden Aryalıların (Ariler) dinidir Ancak sadece Aryalılarla sınırlı kalmamış, Hinduizm’le asimile olan halkların inançlarını da katkılarıyla oluşmuştur. 

-Mumbai’de Mahatma Gandhi’nin müze haline getirilmiş evini ziyaret ettik. Hindistan bağımsızlığa kavuştuktan sonra kendi gücüyle, kendi kurumlarını geliştirerek önemli bir demokrasi örneği vermiştir. Gandhi Hindistan ve Hindistan bağımsızlık hareketinin siyasi ve ruhani lideridir. Gandhi’nin hayatı hep mücadele ile geçmiş. Yine de kısa bir Gandhi’nin hayatını anlatır mısın?

Firuze

– Mahatma Gandhi modern Hindistan’ın kurucusu, Hindistan’ı bağımsızlığa kavuşturmuş insanlık tarihinin ve 20. yüzyılın önemli figürlerindendir. Gerçek ve kötülüğe karşı aktif ama şiddet unsuru içermeyen politik ve toplumsal reformlar için şiddetsizlik felsefesini benimsemiştir. Güney Afrika’da Hintlilere uygulanan ırkçılığa maruz kalmış ve bu ırkçı anlayışının doğurduğu sosyal eşitsizlik ve haksızlık Gandhi’nin sosyal eylemciliğinin temelini oluşturmuştur. Güney Afrika’da Hintli göçmenlerin gördüğü muamele karşısında, kendini bu ülke vatandaşlarının temel hakları için mücadeleye adadı. Defalarca hapse girdi. Afrika’dan Hindistan’a döndükten sonra yoksul çiftçi ve esnaf üzerin baskıcı vergilendirme politikasına karşı protestolar örgütledi. Hindistan Ulusal kongresinin liderliğini üstlenerek ülke çapında yoksulluğun azaltılması, kadınların hakları, farklı din ve etnik gruplar arasında kardeşlik, kast ve dokunulmazlar ayırımcılığına son vermek, ülkenin yabancı hakimiyetinden kurtarma konularında ülke çapında kampanyalar yürüttü.

-Bildiğim kadarıyla ikinci dünya savaşı ve savaş süreci İngilizleri güçsüzleştirdi, iliklerine kadar sömürüp yağmaladıkları bu ülkeyi kolay bir şekilde Hindistan’ı terk etmek ya da bırakmak istemediler.

Firuze,

-Elbette istemediler, isterler mi? Kurdukları şehirler ve yapılar buralarda ebediyen kalacaklarmış gibi inşa etmişler. Bunu gezilerimizde birlikte görüyoruz. O konulara girer isek, çıkamayız ve zamanımız yetmez. 

Firuze,

-Kısaca anlatayım. Nazi Almanyası 1939’da Polonyayı işgal edince bildiğiniz gibi ikinci dünya savaşı başladı. İngiltere bu savaşın önemli bir tarafıydı. İkinci Dünya Savaşı özünde Emperyalistlerin dünyayı yeniden paylaşım savaşıydı. Ama İngiltere dünya kamuoyuna görünüşte demokrasi için Nazilere karşı  savaşıyor propagandası yapıyordu. İşin özü yeni bir ekonomik saldırgan güç olarak ortaya çıkan Almanya dünya pazarında ”Bende pay istiyorum” diyordu, Öncelikle bunu bir kenara yazalım. İkinci dünya savaşı esnasında Hindistan kongre partisinde farklı görüşler vardı, Bu savaşta İngilizleri destekleyenler ve desteklemeyen taraflar arasında görüş ayrılıkları farklı uçları oluşturuyordu.. Ve İkinci dünya savaşı ilerledikçe Gandhi bağımsızlık için isteklerini daha da yoğunlaştırdı, 1942 yılında hazırladığı çağrı ile İngilizlere  Hindistan’ı terk etmelerini istedi.Bu en kararlı bir başkaldırıydı.

-İngilizler buna nasıl tepki gösterdiler?

Firuze,

-Gandhi ve çalışma arkadaşlarının tamamı İngilizler tarafında 1942 yılında Mumbai’de tutuklandı. Gandhi iki yıl boyunca Ağa Hanın Sarayında tutuldu. Sağlığının kötüleşmesi ve ameliyat gereksinimi nedeniyle savaş sona ermeden 6 mayıs 1944’te salıverildi. İngilizler Gandhi’nin hapiste ölmesi karşısında ülke insanlarını kızdırmaktan korktular. İkinci dünya savaşının bitişi ile açık işgal ve sömürgecilik idealleri, Avrupalı ülkelerin başka ülkeler üzerindeki hak iddiaları kısmen sona ermişti. Ayrıca İngiltere’nin bu kadar geniş bir imparatorluğu elinde tutacak gücü de kalmamıştı.

-Almanya ve Japonya ikinci dünya savaşında yenilmişti. Yeni ve daha saldırgan bir emperyal güç Amerika, İngiltere ile birlikte sahne alıyordu.

Hint Kapısı

Firuze,

-Doğru, o artık ayrı bir konu. Mumbai tarihsel olarak İngiliz sömürgeciliğinin Hindistan’da başlangıç yeri olduğu gibi, 1940’larda da şehir Hint bağımsızlık hareketinin önemli bir merkezi üssü olmuştur. Şu gördüğün Hindistan kapısıdır. Bu kapıdan girdikleri gibi bu kapıdan terk ettiler.

-Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Anadolu’da verdikleri Ulusal Kurtuluş Savaşı dünyadaki tüm mazlum halklara ışık tuttuğunu ve Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasında örnek olduğunu biliyoruz.

Firuze,

-İyi hatırlattınız. Gandhi bir mahkeme savunmasında şöyle diyor; ”Haydi beni bir daha tutuklayın İngilizler. Ama görüldü ki tutuklama ve öldürmeyle iş bitmiyor. İşte Türkler, kendi cenaze merasimi için hazırlanan tabutlarını sahiplerinin başına geçirdiler” diyor. 

Bu sözlerden daha açık ne olabilir ki. 

Onun içindir ki ülkemizin, bağımsızlığımızın değerini ve kurucu atalarımızın mücadelesini unutmamız gerekiyor

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77