Duygu duyumsal
ya da duygulanımsal hastalıklar, temel bozukluğun duygu duyumda olduğuna inanılan bir hastalık grubu olup, duygu duyum bozukluğuna bilişsel , psikömotor, psikofizyolojik ve kişiler arası ilişki bozukluklarda eşlik etmektedir.

Afekt ve emosyon önceleri eş anlamlı, olarak kullanılmışsa da bugün, özellikle teknik sakınımla ele alındığında, farklı kavramları içermektedir. Afekt, zihinsel bir sunuma eşlik eden duygu tonu şeklinde tanımlanabilir. Günlük yaşantıdaki her türlü duygu parçacığının (neşe, öfke, kıskançlık, hüzün vb) kişi tarafından öznel-içsel yaşantılanmasını anlatmaktadır.

Emosyon, afektin bilinçli kıvranması ve otonomik-davramşşal gösterileri ilee dışa vurulmasını anlattığı için, duygu vurum terimini emosyon karşılığı alarak öneriyoruz. Bizim gözlemlediğimiz duygu tonu öznel olarak yaşantılanan p düyguduyum değil, nesnel olarak dışa yansıtılan duygu vurum olacağından, afektif hastalıklar yerine, emosyonel (duygu vurumsal) hastalıklardan söz etmek daha doğru olacaktır. Afektif hastalıklar teriminin bugün bile yaygın kullanılışı, bu terimin yerleşmişliği sebebidir. Ancak, bu iki terimin de aslında günlük yaşamın normal gösterilerini anlattığı düşünülebilir.

‘Anormal’ ile ilgilenen psikiyatri için, alışılmış dışı ya da kısa süreli ye hafif değişmeler ötesi bir ölçme birimine gereksinim vardır. Bu amaçla ileri sürülen mud (mood) terimi, tüm psişik yaşama rengini verebilecek bir şiddet, yaygınlık ve kalıcılığa, ulaşmış bir emoyonu anlatır. Bir benzetmeyle, emosyon hava durumu ise, mod mevsimdir. Türkçe literatürde benimsenmiş görünen duygu durum teriminin bu anlamı iyi yansıttığı kanısındayız. Bu tartışmanın sonucu olarak bu hastalık grubunun genel başlığı, duygu durum (mod) bozuklukları olması gerekir. Ancak, afekti ‘kişinin duygusal tonu ya da duygu durumun dışsal görünümü olarak, tanımlayan ve afektif bozukluklar ile mod bozukluklarının eş anlamlı kullanılabileceğini ileri iüren görüşler de bulunmaktadır

Gerçi her duygu-vurumun bir duygu-durumu olması gerektiği düşünülebilirse de, psikiyatride duygu-durum bozuklukları denince iki durumdan birisi kastedilmektedir: Duygu-durumun neşeye ya da kedere düşünülüp, neşe yönündeki kayışlarda yükselmiş duygu-durumdan; kederse aşağıda gibi imgelenip, kedere kayışlarda çökmüş (deprese) duygu durumdan söz edilir. Yükselmiş duygu durum mani (uçuşum), çökmüş duygu durum ise depresyon (çöküntü) bozukluklarının ana belirtileridir.

İKİ UÇLU DUYGU DURUM BOZUKLUĞUPatolojik Olan ve Olmayan

O birey için mutsuzluk yaratıcı bir olaya çöküntü duygu durumu ile yanıt vermek doğal ve yaygın bir görünümdür. Mutluluk yaratıcı bir olay karşısında neşe duymak da o derece doğal, üstelik arzulanan bir durumdur. İnsanlar olaylara tepkisel duygu durum dalgalanmalarıyla yaşarlar. Yaşam olaylarından etkilenme derecesi bireyden bireye ve aynı bireyde de zaman içerisinde farklılıklar gösterir. Olayın steresörlük gücü, o bireyin o sırada o olaya yüklediği anlam, yani bilişsel değerlendirmesiyle belirlenir. Stres yaşantılamanın neredeyse yaşamanın bedeli olduğu düşünülürse, ‘normal’ bir mutluluk yaşantılanması ile manik duygu durum ve ‘normal’ bir mutsuzluk yaşantılanması ile depresif duygu durum arasındaki sınırın ne olduğu sorusu ortaya çıkacaktır. Aslında bu konuda tam bir fikir birliği olduğu söylenemez. Keder ya da neşe duygu durumları normal tepkiler olabileceğinden, böyle bir belirti için mani ya da depresyon gibi patolojik anlamlı terimleri kullanmamak ve bunları ancak bir sendrom oluşturdukları da düşünmek ilk ilke olabilir. Ne var ki, bu duygu durumlar genellikle ilişkili oldukları sedromları da, hiç değilse bir ölçüde, davet etme eğilimindedirler. Bazı yazarlar açıklayıcı neden gibi görülebilecek bir olayın varlığında çöküntüyü normal bir tepki gibi görme eğilimlidir. Ancak böyle bir ‘nedensel’ olay saptanan ve saptanmayan tablolar nitelik ve şiddete çok benzer olabilmektedir. Bu durumda birine normal, diğerine anormal demenin geçerliliği sorgulanabilir. Bazıları sürenin kısa olmasını normaliteye bağlama düşüncesindedir, ama bu kısa sürede yaşam kalitesi ileri derecede bozulmuş olabilir. Bazen tablonun şiddeti bir ölçü olarak ileri sürülür. Ama çöküntü hafif şekilde başlayıp kronik olarak sürebilir ya da hafif başlayıp şiddetlenebilir. Giderek, tüm psikiyatrik bozukluklar için patolojiklik sınırı olarak, ‘iş ve sosyal yaşamı bozuyor olma’ ölçütü benimsenmeye başlanmıştır. Örneğin, alkol alımı, miktarına bakılmaksızın, iş ve sosyal yaşamı ve kendine bakımı bozuyorsa patolojik, bunları bozmuyorsa sosyal içme boyutunda görülebilir. Aynı ölçüt neşe ve çöküntü sendromuna da uygulanabilir. Bireyin yaşam olaylarına tepkisel ya da kendiliğinden, mani ve depresif yönünde belirtiler sergilemesine karşın, bunlar yaşamını hiç değilse uzunca süreli bozmadan kalan ‘dalgalanmalar’ ise, patolojik görülmeyebilir. Böyle bir ölçüt, şiddet ve süreyi kendiliğinden işin içine kattığı ve bireysel farklılıkları da içerdiği için daha nesnel bir yargılama sunar. Yine de, yaşamı bozma tartışmalı bir noktaya geriledikçe normal / anormal sınırı da bulanacaktır. Bazıları bu sınırın hiç bir zaman tam çizilemeyeceğini savunurken, aşağıdaki ölçütlerin birlikte kullanımı şu aşamada önerilebilir bir dayanaktır:

  1. Normalitenin ölçütü yalnızca istatistiksel normal, yani o topluluğun ortalama çizgisi olamaz. Normal ve sağlıklı davranışlar her zaman aynı şeyler değildir. Açıktır ki, değerlendiriciler kendi normallerini hiç dikkate almamak zorundadırlar. Bu durumda karşılaştırma, bireyin kendi normali, yani o zamana kadarki davranış çizgisi ile olmak zorundadır. Bunlardan bir sapma patoloji aramanın başlangıç noktasını oluşturabilir.
  2. İkinci ölçüt, söz konusu belirtilerin o kişinin yaşamını (iş, sosyal ve kendine bakım alanlarında) ne kadar bozduğu.
  3. Bu belirtilerin şiddet, süre ve nitelik olarak, geliştirilmiş hastalık tanımlamalarına ne kadar uyduğu ise değerlendirmenin üçüncü boyutunu oluşturabilir.

Duygu-durum Belirtisi, Sendromu, Epizodu, Bozukluğu, Hastalığı

Duygu-durumun kavramsallaştırılmasındaki önemli bir zorluk anlamsaldır. Çöküntü ya da uçuşum (depresyon ve mani) terimleri çeşitli anlamları çağrıştırabilir:

  1. Bir belirti (semptom): Yani, kedere ya da neşeye kaymış bir duygu durum.
  2. Bu duygu-durumla ilişkili belirtiler kümesi (sendrom): Yani, karamsarlık, zevk ve ilgi yitimi, suçluluk, öz kıyım (intihar) eğilimi, suskunluk, durgunluk vb. ya da neşe, hareket, enerji ve konuşma artışı vb.
  3. Bir bozukluk (disorder): Yani, bu sendromun sergilendiği, sınırları bir ölçüde çizilebilmiş, ama hastalık denebilecek kadar iyi aydınlatılamamış bir bozukluk durumu.
  4. Bir hastalık varoluşu (nozolojik antite): Yani, bu belirtilerle seyreden, nedeni, gidişi, tedavisi ve patogenezi iyi aydınlatılmış bir bozukluk.

Bu sendromlar, bir yandan, bir ucu normal sayılabilecek, diğer ucu ileri derecede yaşamı bozan bir patoloji sunan bir spektrumda ortaya çıkabildiği gibi, anlamlı bir stresöre tepkisel gibi duran bir uçtan, görünür hiçbir anlamlı neden saptanmaksızın ‘kendiliğinden gelen’ bir başka uç arasındaki diğer bir spektrumda belirmektedir. Aynca, bu sendromlar, bedensel (organik) hiçbir bozukluk saptanamadığı bir koşulda ortaya çıkabildiği gibi (birincil-primer duygu durum bozukluğu), organik bir neden (beyin tümörü, tiroid bozukluğu…) ya da başka bir psikiyatrik bozukluk varlığında da ortaya çıkabilir (ikincil- sekonder duygu durum bozukluğu). Psikiyatrik sendromlar, neden, gidiş, tedavi ve patogenez açılarından iyi aydınlatılabilmiş değildirler. Bu nedenle, ‘hastalıklardan’ söz etmek yerine, yan aydınlatılmış ve heterojen ‘bozukluklardan’ (disorders) söz etmek ve çöküntü (depresyon) ya da uçuşum (mani) gibi tek sözcüklü hastalık adlandırmalan yerine, çöküntü bozuklukları (depresif bozukluklar) ve uçuşum bozuklukları (manik bozukluklar) gibi daha genel terimleri yeğlenmek uygun görünmektedir. Aynca, bu terimler yalnızca bazı belirtilerin varlığını değil, belli özelliklere ulaşmış sendromları göstermelidir. Ek olarak da, bu sendromun birincil olup olmadığı dikkate alınmalıdır.

DSM-III-R, ‘duygu durum sendromu’nu, duygudurum değişmesi ve ilişkili belirtilerden oluşan bir sendromun, ‘belirli minimal bir süre için varlığı’ şeklinde tanımlamaktadır. Bu sendromun organik bir etken ya da başka bir psikiyatrik bozukluk ile ilişkili olmadığı kanısı oluştuğunda, yani duygudurum sendromunun birincil (primer) olduğu düşünüldüğünde ise, bir ‘duygu durum epizodu’ndan söz edilebilmektedir. ‘Duygu durum bozukluğu’ (mood disorder) tanısı koyabilmek içinse, duygu durum epizodlarının özelliğini, genelde epizodların gidiş özelliğini izlemek gerekir. Örneğin, tek bir manik epizodun varlığı iki uçlu-I (bipolar-I) bozukluk tanısı için yeterliyse de, yineleyici majör depresif bozukluk tanısı için, manik, hipomanik, ya da karışık (mikst) bir epizod bulunmazken, en az iki ayn majör depresif epizodun varlığı gösterilmelidir.

DSM-IV duygudurum bozukluklarını

  1. Depresif bozukluklar,
  2. İkiuçlu bozukluklar,
  3. Diğer duygu durum bozuklukları’ şeklinde 3 bölüme ayırmaktadır.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77