Bilgi ve teknoloji sanılanın aksine 21 yüzyıl ortaya çıkan yeni olgudan ziyade, insanlığın varoluşundan bu yana artan bir ivme ile varlığını gösteren bir olgu olmuştur.

Ateşin bulunması, tekerleğin icadı vb. gelişmeler aslında günümüzün teknoloji ve bilim çağının oluşumuna zemin hazırlayan gelişmelerdir. Bilimsel bilgi de bir yanıyla gözlem, deney gibi olgulara yönelik bir nitelik taşırken, bir yanıyla da kavram, hipotez, akıl yürütme gibi anlıksal bir nitelik taşımaktadır. İnsanlık tarihi incelendiğinde sürekli var olan bir değişim ve gelişim mevcut olduğu görülecektir.

Son yıllarda gazetelerde, TV ya da sosyal medyada bilimden, akılcılıktan uzak, dogmatik tarzı ağırlıklı açıklamaları, doğrusu sıradan eğitimli insanları bile şaşırtıyor. Bu sabah internette haberleri okurken çok kişi tarafından tanınan, okunan, sözü dinlenen zaman zaman farklı analizler yapan bir yazar (burada adını vermek istemiyorum), Son Silivri’de oluşan 5.8 büyüklüğündeki  İstanbul depremini değerlendirirken (Deprem, sel ve bazı hastalıklar alenen işlenen bazı günahlarla ilgili olabilir) diyor. Depremin, selin ya da hastalığın günahla ne ilgisi olabilir ki, Çok basit bir soru, eğer deprem günahla ilgili ise, insanların yaşamadığı denizlerde, dolaşmadığı okyanuslarda neden depremler oluyor? Günlük mesleki çalışma yaşamımda öylesine değişik, akıl mantığın kabullenemeyeceği olaylara karşılaşıyorum ki, Bunlardan  bir tanesini anlatayım; Geçenlerde bir danışanım hasta olarak gittiği sözde bir ruh hekimi tarafından tedavi amaçlı bir şeyhe yönlendirildiğine defalarca tanık oldum.

”Bir bilim insanı ya da bir uzman neden bu kadar bilimden uzak işler yapar?’

”Neden ülkemizde bilim adına konuşan insanlar daha doyurucu analizler yapamıyorlar?”  

”Neden bir tıp adamı, bir teknokrat, ya da bir gazeteci bu kadar dogmatik bilgi sefaleti içinde olabilir?”

”Eğitimsiz toplumlarda, kırsal alanda dogmatik bilgilerle yaşama başlayan ama eğitim ile bir bölüm insan kalıplaşan dogmatik kalıplardan kurtulurken bir kısmı kalıplaşmış bu düşüncelerini aşamıyor?” 

Gibi çok sayıda soru sorulabilir.

Aslında hiçte göründüğü gibi değil, bizim ülkemizde de Cumhuriyet döneminde çağdaş eğitimle yetişen akılcı, bilimsel düşünen, aydın, dogmatizmi reddeden, insancıl ve ilerlemeci bir nesil ve çok sayıda saygın bilim insanımız var. Sadece bugünlerde görüntüleri yok ve de sesleri çıkmıyor. O kadar.

15. ve 16. yy’da Avrupa insanı Orta Çağ’ın dinsel ve geleneksel değerlerinin kendilerini geliştirmek ve daha iyi bir yaşam için yeterli olmadığını anladı ve onların yerine yeni değerler oluşturma çabası içine girdi. Aydınlanma çağı Avrupa’da yüzlerce yıl süren mücadelenin sonucu oluştu.

Toplumsal aydınlanma bir takım düşünsel ve pratik süreçler bütünüdür.

Burada içinde bulunduğumuz Eğitim Sisteminden, Toplum olarak Aydınlanma Çağının kaçırılmasından bahsetmeyeceğim. 

Toplumumuzda neden aklın kendisinden değil, fakat aklın başkasının klavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanma kararlığı gösteremeyen insanları konuşuyoruz.

Düşünceleriniz, insan olarak beynimizin yeteneği sayesinde ortaya çıkan zihinsel değerlerdir. Düşünceleriniz duygularınızı, duygularınız hislerinizi ve davranışlarınızı etkiler. Bilinçli zihnimizle düşünür ama düşünce ve alışkanlıklarınız bilinçaltına gömülür. Ve bilinçaltınız düşünce yapısına göre yaratıcılıkta bulunur. Zihninizin yaratıcı bölgesi bilinçaltıdır. Bilinçaltınız gördüklerinizin, bilgi birikiminizin, deneyim ve tercübelerinizin, duygularınızın, hislerinizin depolandığı bölgedir. Bilinçaltı kendisine gönderilen her şeyi içeri kabul eder. Bilinçaltı bilinçli zihin gibi gönderilen şeyler hakkında akıl yürütmez, tersine empoze etme yönünde girişimlerde  bulunmaz. Kısaca bilinçaltınız iyi ya da kötü türlü tohum üreten toprak gibidir. Düşüncelerimizde aktiftir ve bu tohumlara benzetilebilir.

Çocukluklarından başlayarak kalıplaşmış dogmatik bilgilerle yetişen insanlar, anne ve babalarından, gittikleri kurslardan ya da içine girdikleri grupların, cemaatlerin  kalıplaşmış düşünce ve davranış tarzlarını almaya devam ederlerse, ve de bu düşünce tarzını analiz etme, yeniden öğrenme ve değiştirme çabasına girmezlerse; Kalıplaşmış bu dogmatik bilgi ve düşünceleri üzerine, bilgi alsalar dahi, üniversitelerde diploma alsalar da, kariyer edinseler de, doğru bilgiyi yanlış bir bilginin ya da yanlış bir düşüncenin üzerine koysanız, sonuçta o bilgi hiç bir zaman hedefine ulaşamaz.

Brain implant, genellikle bunlar nöral implant olarak adlandırılır. Biyolojik bir deneğin beynine doğrudan bağlanan ve genellikle beynin düzeyine veya beynin korteksine bağlanan teknolojik cihazlardır. 

Maksadım teknolojik cihazlardan bahsetmek değildir. Olaylar karşısına analitik düşünemeyen, dogmatik, kalıplaşmış davranış ve düşünce anlayışını aşamayan beyinleri implant edilmiş, aklını başkasının klavuzluğuna vermiş olarak değerlendirmek gerekir. 

Eğer doğanın mekaniğini düşüncelerinize sindirememiş iseniz, eğer çocukluğunuzda dogmatik bilgilerle donanmış ve o dogmatik bilgileri eğitimle aşamamış iseniz özgür düşünemezsiniz. Bir fikri araştırıp sorgulamadan körü körüne inanıyorsanız, eskiye bağlı geleneksel anlayışlarınızı sorgulamıyorsanız, anlayışlarınızdan ödün vermiyorsanız ünvanınız ya da kariyeriniz ne olursa dogmatiksiniz.

Beyin bencildir, dogma bir düşünce ya da inanç beyine yerleşmişse onu söküp atmak zordur. 

Dünyanın  bir tarafından, diğer ülkeleri sömürüp yağmalamaya ant içmiş emperyalistler; Karşılarında sorgulamayan, yaşadığı olumsuzluklarının nedenlerini araştırmayan, düşünme zahmetine girmeyen kişiler isterler.

 Piyasada sözde bilgi satan profesör, hukukçu, doktor, mühendis ya da gazeteci yazar olarak gezinen kariyerli ünvanlı mebzul sayıda bir sürü monte edilmiş implant beyinli kişiden bahsedebiliriz. 

Şunu da unutmamak bugün nano tıp teknolojisi ile tüm insanların beyinlerini, düşünce ve tercihlerini kontrol etmek isteyenlerin varlığını da unutmamak gerekir. 

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77