Bir kadın bir anne bir insan daha bu topraklarda çocuğunun gözleri önünde öldürüldü,

Hem de çocuğunun gözlerinin önünde

Eğitim, öğretim sistemimizle ve toplumsal değerlerle,

Yetiştirdiğimiz mebzul sayıdaki bu insan numuneleri, bu bu psikopat, bu hasta tipler neden kendilerinde hiç olmayan ahlak, namus, gurur, insan ve erkeklikten dem vuruyorlar,

İçimizi kuruttular

Bu haberi izlerken dehşete düştüm

Ünlü Psikanalist ve Sosyolog Erich Fromm; iyiyi ve doğruyu tarif ederken ahlaki eğitimi öne çıkarmıştır. Ancak eğitimi genel bir sisteme dayandırılan klasik bir yapıdan farklı şekilde davranışı olumlu nitelikleri ile belirleyici olması gerektiğini savunmaktadır. Bireylerin tutum ve davranışlarını kontrol edebilmek için iki çıkış yolu sunmaktadır. İlk olarak Tanrı’nın buyruklarına uyarak erdemli bir yaşam sürülmesinin olanaklı görülmektedir. Diğer yöntem ise insan haz duygusu ile vicdanın referans olarak yaşamasıdır. 

Fromm ahlaki  eğitimi bir öneri olarak insanlığa sunmaktadır. Temelde inanç merkezli muhafazakar bir yapının önemine vurgu yapmaktadır. Ancak günümüzde modernleşme ve özgürleşme argümanları ile bireyselleşme güçlenmiştir. Kültür ve inançlar toplumsal yapıda modernleşme süreci ve devamında etkinliğini yitirmiştir.Bu kapsamda öne çıkan vicdani yükümlülük ve haz ilkesi modern toplumlarda bireylerinin iyilik anlayışının temelini oluşturmaktadır.

  İnsanların yaratılışın iyi veya kötü olduğuna dair tartışmalar her dönemin toplumsal özelliklerine göre değerlendirilmektedir. Eski Yunan’da bilme yetisinin önem ve erdemi ile iyilik ve kötülük kıstası ilim sahibi olma ile dikkate alınmıştır. Eski Yunan’da kötülüğün kaynağı cahillik ile özdeş görülmüştür. Dinin toplumsal yapıda etkin olduğu ortaçağ döneminde dindarlık iyiliğin temsilcisi olmuştur. Aydınlanma ve modernleşme dönemlerinde  ise rasyonel düşünce erdemli olmanın gerekliliğini oluşturmuştur. Modern toplumlarda toplumsal düzenin  işlerliği üzerine tartışmalar ahlak yasalarının geliştirilmesine yönelik kurgulanmıştır. Ahlaki değerlerin güçlendirilmesi için iki temel belirleyici bulunmaktadır. İlki yasalar ile kontrol edilen zorunlu ahlak kurallarıdır. Diğer yöntem ise geçmişte olduğu gibi ahlakın yazılı olmayan, toplumsal değerlere bağlı yaptırımları etkinleştirmektir.

 Her gün yen bir kadın cinayeti ile karşılaştığımız ve bir türlü önlenemeyen bu cinayetler aslında çok önemli bir toplumsal olaydır. Kadın cinayet haberlerini duyan toplum ise çok sık, sistematik ve sürekli duyduğu bu haberler sonrası giderek duyarsızlaşmaktadır. Çok yönlü işleyen şiddet olgusu azalmak yerine her geçen gün daha da yakıcı ve yıkıcı sonuçları olan bir sosyal problem olarak varlığını sürdürmektedir.

  20. yüzyılda insan hakları ve özgürlük kavramları üzerinde fazlaca durulmuş, bu haklar geliştirilmeye ve iyileştirilmeye çalışılmıştır. İnsan haklarının bir ihmali olan şiddet ve şiddet sonucu meydana gelen kadın ölümleri siyası, sosyal, ekonomik ve kültürel bir çok alanda tartışmalara yol açmış ve uzun yıllar aranır hale gelmiştir.

”Namus” bahaneli cinayetlerin kökeni esas olarak ataerkil toplumsal yapıya dayanmakta ve kökenleri İslamiyet öncesi dönemlere kadar uzanmaktadır. ”Namus” cinayetlerini oluşturan kültürel yapı, örf ve adetlere dayanmakta ve aile içinde erkek egemen yapının sürdürülmesine hizmet etmektedir.

Erkek egemen toplumsal yapı, bu toplumu biçimlendirme de ve işleyişinde erkeklerin avantajlı konumda bulunmasını sağlayan toplumsal ilişkiler bütünüdür. Erkek egemenliği dil, hukuk, din, eğitim, aile, popüler kültür ve medya gibi sosyal  ve politik kurumlar  tarafında üretilmekte ve bunlar daima ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Kadına ve erkeğe farklı roller biçen toplumsal cinsiyetçi iş bölümü ve buna uygun düşen davranışlar, aile kurumu tarafından bireylere dünyaya gelir gelmez öğretilmeye başlanmaktadır. Kadına uygun olan davranış ve roller kültürel doku ile desteklenmektedir.

İnsanlar anlaşamayıp daha sonra ayrıldıkları eşlerini sadece kendilerine ait bire varlık olarak görme eğiliminde oldukları  için çeşitli bahanelerle kadınları öldürme teşebbüsünde bulunmaktadırlar. Bizim toplumda halen kadının erkeğin gözünde sahip olunan bir varlık olarak algılanmaktadır. aslında toplumda erkeklerin kadını kendi uzantısı gibi görmeleri en büyük göstergedir. Kadın erkek için boşanmadan önce eşi, boşandıktan sonra da eski eşi olarak görmeleridir. Çoğu erkek boşandıktan sonra bile eski eşinin kendisini tanımladığını düşünmekte ve onun hayatını takip etmektedir Erkeğin çevresi bile ona bunu dayatmakta, onun bir sorumluluğu gibi erkeğe rol biçmektedir. Boşanma sonrası davranışlar şahısın psikolojik durumuna göre değişebilir, özellikle paranoyak ve psikopat kişilik bozukluğu olan tipler cinayet işleyebilirler..

– ”Vay bana yar olmadın, seni kimseye yar etmem” diye ortaya çıkabilirler.

 Bu konuda konuşabilmek, sebep ve sonuç analizleri yapmak için bir takım verilere dayanmak lazım. Medyaya yansımış olaylara ya da TV  dizilerine bakarak değerlendirmek bizi yanıltabilir. Türkiye’de son on yılda 2380 kadın cinayeti işlenmiştir. Ne yazık ki kadın cinayetleri gün geçtikçe katlanarak artmaktadır. Son on yılda işlenen cinayetlerden 1260 cinayet vakaası bu çalışma kapsamında ele alınmıştır. Bu çalışmada kadın öldürülme sebepleri üzerinde bir derleme yapılmıştır. Cinayetlere sebep olarak tartışma, boşanma ve boşanma talepleri, kadın tarafından reddedilme, aldatılma, kıskançlık, geçimsizlik, işsizlik, ekonomik sorunlar, psikolojik sorunlar, para, hırsızlık ve son olarak töre kadın cinayetlerinde sebep başlıkları yer almaktadır. 

Kadınlar koca, sevgili, eski koca, tanıdık biri, eski sevgili, akraba, kardeş, oğul, baba ve yabancı tarafından öldürülmektedir. En çok cinayet işlenen şehirler ise nüfus yoğunluğunun en çok olduğu şehirler olarak bulunmuştur.

-Saldırgan eğilimlerin sebepleri açıklanırken bireylerin sosyal gereksinimlerinin eksikliğinden kaynaklanan yıkıcı güdülerin önemli bir dışa vurumu tartışma ile gerçekleşen cinayet eylemleridir.Erkeğin sosyal veya iş yaşamında karşılaştığı bir sorunun enerji olarak boşalımı kadına karşı saldırgan tutumlar sergileyerek giderilmektedir. Bu kapsamda kadın cinayetlerinin en önemli sebebi toplumsal kriz halinin bireysel travma ve yıkıcı eğilimlere dönüşmesi olarak ortaya çıkmaktadır.

-İkinci en yaygın cinayet sebebi olarak, boşanma ve ayrılma taleplerinden oluşmaktadır. Kadının erkekten ayrılma talebi erkeklerde saldırgan eğilimleri yaygınlaştırmaktadır. Erkek bireysel ve toplumsal kimliğinin mevcut yapısını korumak için kadının ayrılmasını rasyonel karşılama noktasında sorun yaşamaktadır. Birçok kadın cinayetinin temelinde kadınların boşanma ve ayrılık talebi öne çıkmaktadır.

-Sahip olma güdüsünün yanında kadın tarafından reddedilme algısı cinayetlerin üçüncü ve en yaygın sebebidir. Daha çok geleneksel yapılarda gözlendiği varsayılan  cinayet eylemleri Türkiye’nin her bölgesinde yaygın bir şekilde görüldüğü veriler ışığında tespit edilmektedir. Bu kapsamda öldürme eylemlerinin  insan ve erkek olma güdümü ile özleşen kıskançlık, sahip olma ve yaşam alanını koruma gerekçeleri ile örtüştüğünü belirtmek gerekmektedir. Erkek, kültür ve biyolojik yapısı aracılığı ile kadın üzerinde hakları olduğunu düşünmektedir. Dolayısıyla kadının kendisinden ayrı bir şekilde var olmasını reddederek yıkıcı tutumlar sergilemektedir. Reddedilme, ayrılma ve boşanma eylemlerinde farklı olarak koca dışındaki erkeklerinde yaşadığı bir travmadır Reddedilme durumu ile saldırgan eğilimlere yöneldiği görülmektedir.

-Aldatılma olgusu erkeğin tahrik olma durumu ile açıklanabilen yaygın bir cinayet sebebidir. Kıskançlık duygusu cinayet eylemlerinde önemli sebeplerdendir.Hastalık boyutundaki kıskançlık bireylerin yıkıcı eylemler gerçekleştirmesine yol açmaktadır. Kadın kıskançlık cinayetlerinde, kıskançlık neden ile gerçekleşen cinayet vakaalarında iki temel ayrıntı göze çarpmaktadır. Birincisi erkeğin kıskançlık  güdüsü ile bir hastalık biçiminde tutumlar sergilemesi ile gerçekleşmektedir. Ya da erkek kendi ailesi, yakın akrabası ve çevresinden ya da karısından şüphelenerek sürekli bir paranoya halinde yaşamaktadır. Bu sebeple erkeğin anlamlandıramadığı en küçük detay yıkıcı eylemlerle sonuçlanabilmektedir. İkinci ayrıntı ise erkeğin geleneksel yapılarda oluşan kadın kimliğini devam ettirme çabasındaki başarısızlıktır. Kırsal bölgelerde kadınların ev içinde erkeğin izni ile hareket etmesi, erkeğe kadın üzerinde sınırsız bir otorite sağlamıştır..Ancak çoğu zaman erkek bunu köle-efendi ilişkisine dönüştürerek kadını sömürmüştür.

Kentlere göçün getirdiği, sanayi ve modern toplumlarda kadının çalışması ve üretime katılmasıyla erkeğe bağımlılığı giderek azalmıştır. Kadın  erkeği  reddetme,, ayrılma ve gereğinde kendine yeni bir hayat kurma hakkını elde etmiştir. İşte benzeri durumlarda erkeğin iktidarını kaybetme korkusu ve yaşam alanını kontrol edememesi saldırgan eğilimlerinin ortaya çıkmasına olanak sağlamasıdır.

-Bilinenlerin aksine ekonomik sebepler kadın cinayetlerinin niceliği bakımında son sıralarda yer almaktadır. Ekonomik sorunların oluşmasında önce birçok kişisel ve toplumsal etkiler söz konusu olmaktadır. Ekonomik sorunlar sonucu oluşan cinayetler genelde anne ve çocuk arasında yaşanmaktadır.

-Farklı bir cinayet sebebi de, erkeğin psikolojik olarak rahatsız olmasından ileri gelmektedir. Ama psikolojik rahatsızlığı olan katillerin ki-bunların çoğunluğu paranoyaktır-Daha önceden kadın üzerinden şiddet ve saldırgan eğilim geçmişleri gerçekleştirdiği gözlenmiştir.

-Son olarak töre ve namus cinayetleri ile ilişkili kadın cinayetlerinin en az yaygınlık gösteren sebeplerdendir. Bu kadınların genel olarak istemedikleri biri ile evlendirilmelere karşı itirazı bu şekilde bir cinayete uğramaktadırlar. 

-Evliliklerde geçimsizlik kadın ve erkek arasındaki ruhi,karakter ve yaş farkı uyuşmazlığı, kişisel alışkanlıkların zıtlaşması başlangıçta önemsiz tartışmalara yol açarken, zamanla öldürücü eğilimlere yol açtığı görülmektedir. Bu sebeple evlenmelerde kişisel uyum ve kişilik özelliklerinin etkili olduğu dikkat çekmektedir.

-Şöyle bir soru, kadınlar değil de, erkekler neden bu tip cinayetleri işleye yatkındırlar?

-Öncelikle kadınların suç frekansları erkeklerden daha düşük,

-Kadınlar daha akılcı, riske atmak istemeyecekleri sosyal yapıdaki anne, baba, eş çocuklarının olması,

-Çocuk doğurmak kadınlara farklı bir bakış getiriyor. Bir çocuk bir insan ne zorluklarla  dünyaya geliyor, aylarca karnında bebek taşımanın, doğurmak ve büyütmenin zorluğunu kadınlar bilir, bu bakış kadınları farklı kılar.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77