Pzt.-Cmrt.:09:00-17:00 (Pazar Kapalı) +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77

Madde Bağımlılığı




Madde Bağımlılığı Nedir ?

Madde Bağımlılığı Nedir ?Bağımlılığa yol açan maddeler: Alkol, anfetamin, kafein, kokain, hallusinojenler, inhalanlar, nikotin, opiodlar, fensiklidin, sedatif hipnotik ve anksiyolitik ilaçlar, birden fazla maddeyi kullanma diğer veya bilinmeyenler.

Madde bağımlılığı, madde yoksunluğunda insanın hayatına istediği gibi devam edebilmesini engelleyen durumlara yol açan düşkünlüktür. Bir madde bağımlısı, ömrünün sonuna kadar bağımlısı olduğu madde ile mücadele halinde kalır. Tedavi olunarak hasta, madde bağımlılığından kurtulabilir. Ancak düşkünü olan maddenin bir defa dahi tekrar kullanılırsa, kişinin bıraktığı yerde bağımlı olmasına neden olabilir. Bunun için madde bağımlılığından kurtulmaya çalışmak yerine, hiç bir maddeye bağımlı olmamak alınabilecek en mantıklı önlemdir. Tedavi olarak madde bağımlılığından kurtulan kişiler ”potansiyel madde bağımlısı” olarak adlandırılır.

Kişi kulladığı maddenin miktarını sürekli ve düzenli olarak artırıyorsa ve aldığı maddeyi her geçen gün daha da hızlı tüketiyorsa, madde bağımlılığı süreci başlamıştır. Kişi maddeyi kullanırken dahi bir sonraki seferi düşünüp ve nasıl temin edeceğini planlıyorsa bağımlılık seviyesi tehlikeli düzeye gelmiş demektir.
Bağımlı olan insanların tedavisini zorlaştıran ilk ve en zorlayıcı etken, kişinin bağımlı olduğunu kabullenmek istemeyişidir. Kendisine zarar veren bu maddeyi kullanarak mutlu olamayacağını bildiği halde, ısrarla mutsuzluğuna neden olan olan maddeyi kullanmaya devam eder.

Madde bağımlılığından kurtulmak için kişinin karşısında duran engellerden bir diğeri yoksunluktur. Yoksunluk, kişinin kullandığı madde miktarını ve sıklığını azalttığında oluşan, hayatını devam ettiremeyecek kadar şiddetli bir biçimde yaşadığı fiziksel ve ruhsal bozukluklardır. Bağımlı olduğu maddeyi bırakan kişilerde, şiddetli bunalım, intihara meyil ve saldırganlık gibi pek çok davranış biçimi gözlemlenmektedir. Bu nedenle kişinin maddeyi bırakmaya karar vermesi kadar, onun bu durumunu anlayacak kişilere ihtiyacı vardır.




Hangi maddeler bağımlılık yapar ?

Hangi maddeler bağımlılık yapar ?Madde dediğimizde, aslında bağımlılık yapan şeyleri kastediyoruz. Bağımlılık yapan maddelerin ortak özelliği, hepsinin keyif verici olmalarıdır. Daha çok zararlı veya daha az zararlı diye bir şey yoktur. Bütün maddeler bağımlılık yapar ve hepsi de beyinin bio kimyasını bozar, beyinin işleyişine, saçından tırnağına kadar bedene zarar verir. Ruhsal ve bedensel olarak yaptığı zararlar; sosyal, ailesel ve ekonomik olarak zincirleme birbiriyle ilişkilidir.

Madde kullanıcısının asıl hedefi kendisini farklı hissetmek, argo deyimle ”kafa yapmaktır”. Bağımlı kişi için bunu neyle, hangi madde ile yaptığı ikinci derecede önemlidir. Bir çok bağımlı, ”şu maddeyi kulladım etki yapmadı, şu maddeyi kullandım hoşuma gitti” şekilde tercih bildirebiliyorlar. Yaptıkları özgür bir seçim değil. Bu durum onların beden ve beyinlerinin bio kimyası ile ilgili bir durumdur. Bir şeyden hoşlanıyorsanız ve onu tekrar tekrar yapmak istersiniz. Bu insan doğasında vardır. Ama herhangi bir maddeyi kullanırken bir takım zararlar görüyorsanız, bu gördüğünüz zararlara rağmen bunu tekrar tekrar yapıyorsanız, orada kontrolden çıkmış bir davranış, farklı bir durum söz konusudur. İşte bu durum bir hastalıktır ve bağımlılıktır.

Her tür bağımlılık, kötüdür. En kötüsüne, en olumsuzluklarına çoğul madde bağımlılığı dediğimiz hastalarda rastlıyoruz. Çoğul madde bağımlı kişinin belirli bir tercih maddesi yoktur. Ne bulursa o maddeyi kullanır. Bir gün bu maddeyi, yarın başka bir maddeyi kullanır. Aynı kişi ”ben hiç birine bağımlı değilim” diye kendini savunur. İşin özü, oysa neredeyse hiç boş günleri yoktur, eline geçen her maddeyi kullanırlar.




Madde bağımlılığı tedavisinde karşılaşılan sorunlar

Madde bağımlılığı tedavisinde karşılaşılan sorunlarMadde bağımlılığı tedavisinde amaç rahatsızlık hissini azaltmak, kullanılan maddenin, oluşacak yan etkilerinden kaçınmak ve sonraki tedavi aşamalarına hastayı hazırlamaktır. Yoksunluğun şiddeti öngörülmeli ve eşlik eden diğer ruhsal ve fiziksel hastalıklar belirlenip tedavisi için gerekli girişimlerde bulunulmalıdır. Tedavi gerek ayakta gerekse hastanede yatırılarak yapılabilir. Madde bağımlılarında yaşam boyu sürecek kronik bir beyin hastalığı ile karşı karşıya olunduğu gerçeği üzerine oturtulmuş bir tedavi programı seçilmelidir. Madde bağımlısı kişinin, yeniden hayata ve topluma kazandırılması esas amaç olmalıdır. Kullandığı madde dolayısıyla yitirdiği bedensel ve ruhsal sağlığına kavuşması, toplumsal ve sosyal rolünü yeniden kazanması esas olmalıdır.

Madde bağımlılığı tedavisi bağımlının kullandığı maddelere, kullanım süresine, kullanım şekline, kişinin kişilik yapısına ve oluşabilecek psikomedikal durumlara göre değişiklik gösterir. Madde bağımlıların tedavisi kısa ve uzun vadeli olmak üzere iki aşamada gerçekleşir.

Birinci aşama yani ilk tedavi  entoksikasyonla ve madde eksikliğinin verdiği krizleri, yan etkileri ortadan kaldırmaya yönelik olmalıdır. Yani arındırma tedavileri kullanılır. Tabi ki kullanılan her maddenin özelliğine göre tedavi şeklinde değişiklikler olabilir. İlk aşamada yapılması gereken tedavide; hastanın maddenin etkilerinden ve yoksunluk tablosunun getirdiği etkilerden kurtulmasını sağlamak ve her maddeye göre değişebilen belirtileri denetim altına alma esasına dayanır.

Madde kullanımına bağlı zehirlenmeler sırasında maddenin tipine göre değişmekle birlikte, dolaşım, sindirim, solunum ve merkezi sinir sistemlerine yönelik ölümcül sorunlar çıkabilir. Bu gibi durumlarda sebebe yönelik tedavi tercih edilmelidir. Bazı durumlarda gerekirse hasta yoğun bakım şartlarında tedaviye alınır. Solunum ve dolaşım yeterli şekilde desteklenmeli. Vücut ısısı, kalp ve dolaşım sitemi bozuklukları, su ve elektrolit dengesi, epileptik nöbetler, kendisine ve çevresine zarar verici davranış bozuklukları kontrol altında tutulmalıdır. Rutin kan ve idrar analizleri yanı sıra genel biyokimyasal analizler (karaciğer enzimleri, açlık kan şekeri, kreatinin, elektrolitler), akciğer grafisi, elekromiyografi, tüberküloz, hepatit, HİV testleri yapılmalıdır.

İlk basamak tedavisinden sonra, hastanın uzun süreli tedavisine geçilir. İkinci aşamada ilaç tedavisiyle birlikte hastanın gelecekteki yaşamını planlama, yeniden yapılandırmaya, başa çıkma yöntemlerini geliştirmeye yönelik psiko sosyal tedavi yöntemleri uygulanır. Bağımlının tedavisi ne kadar erken yaşta başlatılır ve içine girdiği alt kültürden ne kadar hızla kopartılırsa ve yeni sosyal çevresinde bir kimlik kazanması ne kadar erken sağlanırsa iyileşme süreci o kadar kolaylaşır.

Günümüzde tedavileri üzerinde en çok yoğunlaşılan ve özel tedavi yöntemleri araştırılan madde opiyat türevleridir. Opiyat türevi olan eroin, dünyada çok büyük bir yasa dışı ticarete konu olmaktadır. Bu yasa dışı eroin ticareti polisiye yöntemlerle tamamı ile önlenmesi mümkün değildir.
Tüm opiyatlar sunluk sendromlarına yol açarlar. Ancak yoksunluğun ortaya çıkma zamanı, şiddeti ve süresi, bağımlılığın geliştiği opiyat agonistine göre değişkenlik göstermektedir. Yoksunluk bulguları eroin gibi kısa etkili opiyatlarda 3-5 saatte başlar, 72 saatte en üst seviyeye çıkar, 7-10 gün gibi bir süre içinde de azalır. Metadon gibi uzun etkili olan ilaçlarda ise yoksunluk 5-7 günlerde en üst seviyeye çıkar. 20-30 günde azalır.

Opiyat yoksunluğunda göz yaşarması, burun akıntısı, esneme, bulantı, karın krampları, kas spazmları, artralji, miyalji, sıcak ve soğuk hisleri, pilo-ereksiyon, terleme, taşikardi, hipertansiyon, diyare, irritabilite, anksiyete ve dilate pupiller gibi bulgular izlenir.

Opiyat bağımlılığının tedavisinde; Günümüzde kabul edilen tedavi şekilleri, yoksunluğun opiyat dışı farmakolojik tedavisi yani semptomatik tedavi ile birlikte, opiyat agonistleri kullanılarak arındırma yönteminde temel prensip, bağımlı olunan opiyatın kesilerek yerine opiyat agonistinin konulması ve kademeli olarak kesilme uygulanmasıdır. Metadon bu grupta en yaygın kullanılan ilaçtır. Uzun etki süreli sentetik bir opiyat agonistidir. LAAM uzun etkili sentetik bir opiyat agonistidir. Ritim bozuklukları yapması nedeniyle dikkatli kullanılmalıdır. Bubrenorfin;Morfin alkaloidi tebainden elde edilir ve kısmi opiyat agonistidir. Hızlı ve çok hızlı arındırmada kullanılır. Bu tür agonist ilaçlarla tedaviye detoksifikasyon sırsında başlanır ve doz azaltımı ile devam ettirilir. Tedavi süreci içinde bu ilaçlarda kötüye kullanılabilmektedir.

İlaç tedavisi olarak ne seçilirse seçilsin, nüks ihtimali çok yüksek olan bu rahatsızlıkta, hastanın sosyal iyileşmesini sağlayacak bir çalışmanın paralel yürütülmesi ve ruhsal iyileşmeye önem verilmesi gerekmektedir. Göz önünde bulundurulması gereken, bağımlılık yapıcı maddelerin her zaman varolduğu ve olacağı, yeni maddelerin bu gruba katılabileceğidir.

Bu sorun herhangi bir hastanın kişisel sorunu olmaktan çok toplumsal ve sosyal bir problem olduğu kabul edilmeli ve bu konuda kurumlaşmaya gidilmelidir. Eğitim tedbirleri alınmalı, hastalığın tedavisindeki en etkin yolun madde kullanımına başlamayı önlemek ve koruyucu hekimlik olduğu kabul edilmelidir. Ruhsal durumu değiştiren herhangi bir maddenin tedavi dışı kullanımı hiç bir zaman normal kabul edilmemeli. Uçucu maddeler, sigara, alkolden gençler korunmalıdır.




Madde veya alkolü bırakınca bağımlılık biter mi ?

Çok geniş bir kullanıcı profilinin olması, kullanılan maddelerin çok farklı özellikler içermesi ve eşlik eden maddelerin sorunlardaki farklılıkları nedeniyle insanlarda kulaktan dolma yalan yanlış bilgiler ve ön yargılar vardır. Bir bağımlı içmeden aylarca hatta yıllarca maddeyi kullanmayabilir. Bir çok insan ramazan ayında bir ay boyunca alkol almayabilir, Bu kişiler ”bakın ben ramazanda alkol almıyorum, alkolik değilim, istediğim vakit bırakırım” derler. Bu kişiler ramazan sonrası bıraktığı yerde içmeye devam ederler, bir ay alkol almayınca bu kişinin bağımlı olmadığını göstermez. Sigara yani bir nikotin bağımlısı kişilerde yıllarca sigara içmeyebilir. Ama bir sigara içmeye başlayınca bıraktığı andaki miktara geçerler.

Her makalede özellikle vurguluyorum. Bağımlılık kronik bir beyin hastalığıdır. Kullanılan maddenin özelliğine göre beyinde farklı reseptörlerin gelişmesine (örneği opiyatlarda), voltaja duyarlı sodyum kanallarını bloke ederek sinir uyarısının başlatılmasını (kokain kullanımında), ya da esrar kullanımında olduğu beyinde kannabinoidlerin bağlanabileceği G protein-eşleştirilmiş kannabinoid reseptörlerinin gelişimine. nikotin kullanımında nikotinerjik asetilkolin reseptörlerleri sayısının artmasıyla sonuçlanır. İşte bu olayların her biri bağımlılığın organik zeminde gelişmesine yol açar:
Sonuç olarak bağımlılık hiç bir zaman geçmeyebilir. Bu durumu bağımlı ve bağımlı ailesinin doğru olarak bilmesi gerekir. Esas olan bağımlının madde kullanımına ara vermesi değil, kontrollü davranması ve hiç kullanmamasıdır.




Çocuğumuzu madde bağımlılığından nasıl koruyabiliriz?

Çocuğumuzu madde bağımlılığından nasıl koruyabiliriz?Ne yazık ki her geçen gün daha çok sayıda çocuğumuz, zararlı alışkanlıkların pençesine düşüyor. Olumsuz kötü bir çevre bu alışkanlıkların kaynağıdır. Arkadaş çevresi bu konuda önemli bir etken. Ama ailenin çocuğa olumsuz yaklaşımı, çocuğu bu çevre ve arkadaş gruplarına daha fazla itiyorsa, giderek çocuğun çevre ve arkadaş gruplarına daha fazla önem vermesine ve bağlı olduğu grupla daha çok vakit geçirme, daha çok uyma davranışını getirecektir. Çocuk aileden göremediği ilgiyi, alamadığı onayı ve yakınlığı arkadaş grubunda görünce, giderek gruba daha fazla önem verecektir.Eğer bu çevre ve arkadaş grubu zararlı işlerle meşgul ise, çocuklarda sigara, alkol, madde kullanma riski de yüksek olacaktır.

Çocuğun yaşamında, bedensel ve ruhsal gelişiminde aile tartışılmayacak derecede önemlidir. Çocukların sigara, alkol ve madde gibi alışkanlıklardan uzak tutulmasında aile belirleyicidir. Çocuğun aile ortamı, sosyal ve ruhsal gelişimi bağımlılık oluşumunda başat role sahiptir.

Çocukların ruhsal açıdan, güvene ihtiyaçları vardır. Güven hissi sağlıklı bir gelişim için en önemli unsurdur. Öncelikle, çocuğun ebeveynlerinin sevgisinden emin olmasıdır. Normalde her anne ve baba çocuklarını severler. Ama sevmeleri yeterli değildir. Sevgilerini davranışlarıyla göstermeleri ve çocuklarına bunu hissettirmeleri gerekiyor. Anne ve babalar çocuklarına şu mesajı vermelidirler.”Sana yeterli zaman ayırma şansımız olmayabilir, sıkıntılı ve stresli olabiliriz ya da tartışmış olabiliriz. Anne ve baba olarak aramızda sorun yaşamış olabiliriz. Ama sevgimizden her zaman emin olabilirsin. Seni sen olduğun için seviyoruz, sana değer veriyoruz.

Kendilerine öz güveni olan ve ihtiyaçları olduğunda, anne ve babalarına gidebileceklerini, istedikleri desteği alabileceklerini bilen çocuklar erişkin yaşlarda bağımlılıklara yatkın olmamaktadırlar.
Çocukların sadece başarılarını değil, gösterdikleri çabalarını da takdir etmelisiniz. Unutmayın çocuklar övülmeye ihtiyaç duyarlar. Önemli olan kendisiyle barışık, mutlu, güçlü ve sakin bir kişilik gelişimidir. Çocukların bu noktada istedikleri şey, anne ve babalarının onlara güvenmeleri,değer vermeleri, çocukların adam yerine konulduklarını hissetmeleri ve kişiliklerinin tanınmasıdır.

Çocuklarınızı, eleştirmeden dinleyin. Onlarla vakit geçirin ve konuşun. Düşüncelerine değer verin.
Eğer anne ya da baba sigara içiyor ve alkol kullanıyorlarsa, kendi durumlarını nasıl anlatmalı ve ne yapmalılar? Bu durumlarda tek yardımcı, dürüstlüktür. Çocuktan saklamak yerine alkol, madde ve sigaranın sağlıksız olduğunu anlatmak en doğru yöntem olacaktır. Anne ve babanın kendi zayıf noktalarını çocuğa dürüstçe anlatmaları, çocuğun aileye olan güvenini arttırır. Bu gerçeklik içinde çocuklar, büyüklerinin de zaafları olabileceklerini anlamalarını sağlar.

İlaveten çocuğa karşı şefkatli ve uygulanabilir bir disiplinin olması gerekir. ”Ben çocuğuma güveniyorum, istediği şeyi yapabilir, istediği saatte eve gidip gelebilir” demek, iyi anne ve babalık yapmak değildir.




Alkol ve madde bağımlılarına yatarak tedavi ne zaman uygulanmalı?

Hasta tercihleriyle ilgili yapılan çalışmalarda hastaların önemli bir kısmı (%80), yatmaktansa ayaktan tedavi olmayı tercih ettiği gözlenmiştir. Alkol ve madde bağımlılığı konusunda yerleşmiş yanlış ve riskli bir anlayış var. Çocuğunun veya bir yakınının uyuşturucu kullandığını öğrenen kişiler hemen onu yatıracak bir hastane aramaya başlarlar. Oysa alkol ya da madde kullanan kişilerin çoğunun yatarak tedavisi gerekli değildir. Öncelik olarak bu durumlarda, ayakta tedavilerin denenmesinin daha uygun olduğu yapılan araştırmalar göstermiştir.

Hasta hangi durumlarda hastaneye yatmalı?

Öncelikle ayakta tedavinin başarısız olduğu bağımlılarda, yeterli aile ve sosyal desteğin olmadığı kişilerde, uzun süreli tedavi gerektiren ya da ağır bağımlılık durumlarında hastaneye yatırılması gerekir.

Bağımlının hastaneye yatırılmadan ayaktan tedavisinin yapılması, sorunu çözme becerisinin sağlanması, kişinin tedaviyi ailesiyle, tedavi sürecinde ailenin desteğiyle daha olumlu sonuçlar verecektir.. Ayakta tedavilerin hem daha ekonomik, hem de kalabalık hastane ortamında tedavi amacıyla gelen kişilerle, farklı amaçlı şahıslarla tanışmaları ve organize bir hal alma riski de engellenmiş olur.




Bağımlılık riski hangi kişilerde daha fazladır?

Sigaraya çocuk yaşta başlayanlar da bağımlılık potansiyeli yüksektir.

Genç yaşlarda alkol kullananlarda, yaşıtlarına ve gelişimsel dönemine kıyasla aşırı hareketli çocuklukta hiper aktif dürtüsel bozukluk olan, düşünmeden ve olacakların sonuçlarını kestiremeyenler için risk oranı yüksektir. Parçalanmış aileleri çocuklarında, Alkol ve madde kullanan, impulsif, depresif, anti sosyal ve narsistik ebeveynlerin çocuklarında, cinsel olarak kötüye kullanılan çocuklarda bağımlılık risk oranı yüksektir.




Kişinin madde kullandığını nasıl anlarız ?

Ağır bir madde bağımlısını anlamak kolaydır. Zayıf bir beden, gözlerinin altında mor halkalar, ellerinde titremeler, kollarında enjeksiyona bağlı skarlar, abseler, bakımsız ve temiz olmayan görünümüyle anlamak kolaydır.

Hafif ve orta düzeydeki bağımlıları eğer uzman değilseniz, çoğu zaman dıştan bakarak anlayamazsınız. Bağımlı kişi ne kadar erken fark edilirse ona yardımcı olma, bağımlılıktan kurtulma şansı o kadar yüksektir.

Fiziksel olarak; Bitkinlik, dalgınlık, uyuklama, uyku bozukluğu, konuşma güçlüğü, burun akıntısı, terleme, titreme,dengesizlik,gözlerde kanlanma, göz bebeklerinde daralma, yüzde kızarma, soğukluk, kabızlık, ishal, terleme ve titreme, yürüme bozukluğu, solunum güçlüğü.

Ruhsal olarak; İş ve okul performansında düşüşe, kazalara, derslerde başarı oranının tamamen ve birden düşmesi, sık sık arkadaş değiştirmesi, eski arkadaşlarına tamamen sırt çevirmesi, içine kapanma, hiç bir şeye ilgi duymama, her şeyden uzak kalma, evde odasına kapanma, bakım ve temizliğine dikkat etmeme, fazla para harcama, geleceğe dönük hiçbir program içinde olmama hali.

Şüpheli madde kullanımının belirlemesinde idrar ve kan testleri yararlıdır. Bunun için tarama ve belirleme testleri vardır. Tarama testleri duyarlı fakat özgül değildir. Her ne kadar çoğu drog idrarda saptanmasına rağmen bazıları en iyi kanda saptanır, örn.barbitüratlar ve alkol. İdrar toksikolojisi çoğu drogun alımından sonra iki güne kadar pozitiftir.




Madde bağımlısı kişi tedavi için nasıl ikna edilmeli ?

Madde bağımlıları uzun zaman bağımlı olduklarını kabullenmezler. Yaşadıkları sorunları görmezden gelirler, kullandıkları madde miktarını küçümserler, genellikle yadsımayı kullanma eğilimindedirler. Sorunu kabul etmekten kaçınırlar. Dolayısıyla onları doktora gitmeye ikna etmek de çok zordur. Farklı bir yol izleyerek kişiye yaklaşmak gerekir.

Bu durumda aileler ne yapmalı?

Ailelerin yapması gereken; İş, okul, arkadaş, çevre ya da aile içinde yaşadığı olumsuzluklar ve sorunları kendisine örnekler verilerek anlatılmalı. İnkar edemeyeceği somut problemleri kişinin yaşamından örnekler vererek onunla konuşmalı. Anlatılan bu sorunların çözümü için kendisinden de katkı istenmeli. Uzmana ”fikir ve danışmak amacıyla” gidilmesi gerektiği anlatılmalı. ”Sen bağımlısın” diyerek bağımlı tanısı konulmamalı. Çünkü bağımlılık tıbbi bir tanımdır. Bunun bir uzmanın yapması gerekir. Böylece tedavi sürecinde kişinin katkısı amaçlanmalıdır.




Madde Kullanan Kişiyi Tedaviye Yönlendirme

Aileler çocuklarının madde kullanımını öğrendiklerinde çok ciddi hayal kırıklıkları yaşarlar, büyük bir şok geçirirler. Kabul etmezler, kabul etmek istemezler, Çocuklarının madde kullandıklarına inanmak istemezler. Çünkü gelecekle ilgili tüm umutları ve planları yok olmuştur. Yakın akraba, kapı-komşu ve çevre baskısını düşünmeye başlarlar. Kimi zaman bu durumu kabullenmek istemezler. Nerede hatta yaptık diye kendilerini sorgularlar. Çoğu zaman çocuğa aşırı tepki gösterirler.

Burada yapılması gereken şey sakin olmak, düşünmek ve ne yapılacağına karar vermek gerekir. Genç maddenin etkisi altındayken tartışmadan sakınmak gerekir. Çünkü maddenin etkisi altındayken iletişim sorunu ortaya çıkar. Sağlıklı bir sonuç almak mümkün değildir. Madde kullanımı ne kadar erken tespit edilir, bu sorunla ne kadar erken yüz yüze gelinirse, kişiye o kadar çok yardım edilir. Sorunu birebir konuşmaktan çekinilmemeli. Konuşmaktan çekinmek, sorunu çözmeyi değil ertelemeyi ötelemeyi getirir.

Madde kullananı anlamak zor ama dinlenilmeli. Anne ve baba destek ve yardım etmek istediklerini belirtmeli, baskı uygulamamalı. Karşılıklı konuşmak ve birbirini dinlemek çok önemli. Ebeveynler ne olursa olsun her zaman onun yanında olacaklarını belirtmeliler. Maddenin kendisinden götürecekleri iyice anlatılmalıdır. Soruna mutlaka birlikte bir çözüm bulunacağı belirtilmelidir.

Bağımlının yapması gereken, tüm yaşamını , yaşam şeklini, çevre ve arkadaş gruplarını değiştirmesi gerekir. Kendi istemediği sürece, kimse bağımlı kişiye madde kullanımını bıraktıramaz. O kendi sorumluluğunu almadığı müddetçe, başkalarının onun sorumluluğunu onun yerine üstlenmesi çözüm yaratmaz. Kendi başına ve kendi isteği ile bırakması, bırakmak istemesi, tekrar başlamasını da engelleyecektir.




Madde Bağımlılığına Götüren Nedenler

Bağımlılık içinde yaşadığımız zamanın insanlık açısında en büyük sosyal, ekonomik ve sağlık sorunudur. Bağımlılık öğrenilen ve bulaştırılan bir durumdur. Ergenlerde kişilik gelişimi 12-22 yaşlar arasında oturur. Çevrenin ve geleneklerin baskısına tepki verme, bağımsız olduğunu gösterme isteği, bazı uyuşturucu maddelerin yaratıcılık verdiği, öğrenmeyi kolaylaştırdığı hakkındaki yalan yanlış inanışlar, sosyal ilişki aracı olarak kullanma düşüncesi, ruhsal inhibisyondan ya da pısırıklıktan kurtulmak için bu maddeleri alma isteğinin olması, veya eğer ergen sevgiden yoksun ve kontrolden uzaksa, ailede sorunlar yaşıyorsa var olduğunu hissetmek adına bazı gruplara katılma ihtiyacı hissedecektir.

Yanlış arkadaşlıklar ve özellikle bu arkadaş grupları alkol ve madde kullanan gruplarsa, bu sonun başlangıcıdır. Maalesef kabul etmeliyiz günümüz dünyasında alkol ve madde kullanımı en önemli sosyal, ekonomik, sağlık ve psikolojik sorun haline gelmiştir. Alkol ve madde kullanımı sonucu gençler kendilerini yanlış zamanda ve yanlış yerlerde bulurlar. Okulda başarısızlık, suça eğilim, ekonomik çöküş gibi sosyal sorunlar, bağışıklık sisteminin zayıflaması, karaciğer ve kalbin zarar görmesi, AİDS hepatit gibi bulaşıcı hastalıklar, kemik ve fiziksel gelişimin aksaması, beyinin hasar görmesi, depresyon, uyku sorunları gibi bedensel ve ruhsal hastalıklar ortaya çıkar. Alkollü araç kullanma sonucu kazalar, yaralanmalar, yasa dışı madde kullanımı ve satışı gibi adli sorunlar çok sık yaşanır.

Kişi içki içmeye ya da madde kullanmaya ne kadar erken başlarsa bağımlı olması o kadar kolay ve hızlı olur. 15 yaşın altında alkol ya da madde kullanmaya başlayan çocuklar, 20 yaşlarından sonra başlayanlara göre beş kat daha fazla bağımlılık riski taşırlar.




Madde Bağımlısı Kime Denir ?

Bağımlılık halini, kullanılan madde ya da maddelerin kişide zarar verici sonuçlar doğurmasına karşın, sürekli bir şekilde bu maddeleri arama ve kullanma ile karakterize süre gelen ve tekrarlayıcı kronik bir beyin hastalığı olarak değerlendirmek gerekir.

Sakinleştirici, keyif verici ya da uyuşturucu etkisi olan, süreç içinde giderek daha fazla alma isteği doğuran, bırakıldığında yoksunluk belirtileri doğuran maddeleri kullanan kişilere bağımlı denir.

Bağımlı kişiyi şu şekilde de ifade edebiliriz;

Zararlı bedensel ve ruhsal etkileri bilindiği halde bu maddelere karşı duyulan sürekli alma isteği olan kişiler bağımlıdır.

Dünya Sağlık Örgütü bağımlı kişiyi şöyle tarif eder;

  1. Maddeyi elde etmeye ve kullanmaya yönelik yoğun arzu ve ihtiyaç hissetmesi,
  2. Kullanılan dozun artırma eğilimi,
  3. Maddenin fiziksel ve psikolojik etkilerine karşı yoğun hassasiyet ve etkileri arayış içinde olması,
  4. Maddenin kişinin hayatında önemli bir şey haline gelmesi,
  5. Kişinin işte, evde veya okulda yükümlülüklerini sürdürmesini önleyecek şekilde yineleyici biçimde madde kullanması,
  6. Fiziksel tehlike yaratabilecek durumlarda (örneğin araç kullanırken) madde etkisinde olma ve bu durumun tekrar tekrar olması,
  7. Madde kullanımı ile ilişkili yasal sorunlarının varlığı,
  8. Madde kullanımının sosyal yaşamında ve kişinin yakınlarıyla ilişkilerinde yineleyici ve kalıcı sorunlara yol açmasına rağmen,
  9. Madde kullanımını sürdürenler bağımlıdır.



Bonzai

Bonzai; Laboratuvar ortamında ‘naftalen’ türevi kimyasalların sentezlenmesi ile elde edilen bir tek kullanımda bile ölüm riski bulunan bir tür kimyasal zehirdir. Yapısında doğal hiçbir madde yoktur. Esrarla uzak yakın bir ilgisi bulunmamaktadır.Esrarın etken maddesi olan THC’ye benzer etkilere sahip olması sebebiyle kuru otlara hatta çaya emdirilmek esrar görünümü ya da doğal madde görünümü vermek suretiyle piyasaya sürülmektedir.

Sentezde kullanılan maddeye bağlı olarak el ve ayaklarda karıncalanma, uyuşma, şiddetli çarpıntı, tansiyon yükselmesi ya da düşmesi, baş dönmesi, baş ağrısı, hafıza kaybı, titreme, üşüme, sıcak basması, aşırı susama, terleme, bulantı, korku, panik hali, paranoya, hayal ve kabus görme, aşırı uyarılma, zaman ve mekan algısında bozulma, hayal görme, ses duyma gibi psikotik belirtiler, intihar dürtüsü görülür. Mutluluk yerine mutsuzluk, tedirginlik, uyuşukluk veren bir maddedir.

Esrara benzer diye algı yaratılarak piyasaya sürülen bu madde kullanımında, kalbe giden kanda azalmaya, tansiyon düşüklüğüne, kalpte enfarktüs, beyin kanamalarına, ağır işitme kayıplarına neden olduğu, ayrıca intihar nedeniyle ciddi can kayıpları bildirilmektedir.




Esrar Madde Bağımlılığı

CANNABİS (ESRAR)

esrar_madde_bagimliligiCannabis sativa (hint keneviri) bitkisinden elde edilmektedir. Kahverengi preslenmiş kalıplar halinde, ot ya da toz (kubar) halinde bulunabilir. Kullanıcılar arasında joint, ot, marihuana, paspal olarak da adlandırılır. Tütün ile karıştırılarak, sigara gibi sarılarak ya da nargile biçiminde içilerek solunum yoluyla alındığı gibi, kek ve şekerlemesi yapılarak ağız yoluyla da kullanılabilmektedir. Bitkinin altındaki yapraklar daha düşük oranda reçine içerirken, üst yapraklar ve goncadaki oran çok daha yüksektir. Haşhiş resin oranı çok yüksek esrardır.

Hint kenevirinde 400′ün üstünde kimyasal ayrıştırılmış olup, bunlardan yaklaşık 60 adedi cannabinoiddir. Beyinde cannabinoidlerin bağlanabileceği G protein-eşleştirilmiş cannabinoid reseptörleri bulunmuştur. CB1′in cannabinoidlere fiziksel bağımlılık gelişmesi ile bağlantılı olabileceği ileri sürülmektedir.

Esrar Bağımlılığı ile ilgili yanlış bilgiler

Esrar bu gün dünyada en yaygın olarak kullanılan uyuşturucu bir maddedir. Esrarın bağımlılık yapmadığı yönündeki bilgiler yanlış, zararsız bir uyuşturucu gibi göstermek çok daha yanlıştır.
Esrarın bağımlılık yaptığı ve bu bağımlılığının fiziksel boyutu hayvan üzerinde yapılan bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir.

Esrar kullanımını takiben kişide panik, korku, kuşku hali ortaya çıkabileceği gibi, paranoid düşünce bozukluğu ile karakterize akut psikotik bir çok tablolar şeklinde de ortaya çıkabilir. Ayrıca esrar kullanımı bazı kişilerde depresyona da neden olabilir.

Esrarın bağımlılık yapmanın ötesinde, bazı vakalar da psikotik tabloların ortaya çıkışını hızlandırdığı yapılan gözlem ve araştırmalarda da gösterilmiştir.

Esrar özellikle ergenlik döneminde, çevre ve arkadaş ortamında kullanılmaya başlanması, bu döneme özgü yoğun duygu-durum dalgalanmaları, yine ergenlik döneminde dürtü kontrollerinin yeterince gelişmemesinde ve de davranış düzensizlikleri, kişiyi bu gibi maddelere yönelimini kolaylaştırabilir.
Bununla birlikte sınırsız esrar kullanım sonucu, kişide gerçekle bağlantının bozulduğu, sosyal ve mesleki işlevselliğinin kaybolduğu, psikoza benzer tabloların ortaya çıkışı daha erken yaşlarda olmaya başlar.
Uzun süreli kullanımlarda ise hareketlerde yavaşlama, uyuşukluk, amaçsızlık, edilgenlik, üretim yapamama, istesizlik belirtileri çok sık görülür.

Esrar kullanan kişilerin akciğerlerinde bronşit, amfizem ve kanser oluşumu riski sigara ile karşılaştırıldığında beş kat daha fazladır.

Esrar ile ilgili göz önüne alınması gereken durum, esrarın daha ağır bağımlılık yapan eroin, bonzai vs gibi maddelerin kullanımında geçiş sağladığıdır.




Eroin Bağımlılığı

Eroin BağımlılığıOpiyum, afyon bitkisinden (Papaver Somniferum) elde edilir ve bilinen en eski ilaçlardan biridir. Sümer ve Mısır uygarlıklarında psikolojik etkilerinin yanı sıra, ağrı kesici, ishali tedavi edici özellikleri de bilinmekteydi. Opiyumdan elde edilen en önemli alkaloid morfindir. Morfin, halen ağır ve süregelen ağrılarda en etkin ve yaygın olarak kullanılan bir ilaçtır. Doğal yapıda olanlar afyon bitkisinden elde edilirken, doğal ürünlerin işlenmesiyle yarı sentetik olanlar veya tamamen kimyasal yöntemlerle de sentetik olanlar elde edilmektedir.

Opiyatların en yaygın kullanılan ve bağımlılık potansiyeli en çok olanı eroindir. Açık kahve renkte toz halinde satılır. “Eyç, H, toz” gibi isimlerle de anılmaktadır. Sigaraya sarılarak (koreks), burundan çekilerek (kaydırma) ya da damardan enjekte edilerek (jung, shot) kullanılabilir.

Opiyatların etki düzeneği; Bu maddeler etkilerini sinir hücresi ya da beyaz kan hücreleri gibi diğer bazı hücrelerin membranlarındaki reseptörlerine bağlanarak gösterirler. Kimyasal yapılarına göre opiyatlar: Doğal olanlar (mofin,kodein), Yarı sentetikler (Eroin, hidrokodon, oksikodon, oksimorfon), Sentetikler (alfaprodon, difenoksilat, meperidin, metadon, propoksifen)

Tedavi

Opiyat bağımlılığı dünyada ve ülkemizde günümüzün en önemli sağlık problemlerinden biri uyuşturucu madde kullanımı ve madde kullanımının getirdiği komplikasyonlar oluşturmaktadır.Dolayısıyla opiyat ilaçlar farmakolojik araştırmaların ilgi odağı olmuştur.

Opiyat ilaçları reseptörlerle etkileşimlerine üç ana kategoride değerlendirilir.

  • 1. Spesifik opiyat reseptörlerini harekete geçiren agonistler (eroin, metado)
    2. Opiyat reseptörlerini işgal ederek, onları yalnızca sınırlı bir biçimde harekete geçiren ve başka maddeler maddeler aracılığı ile reseptörlerin işleyişini bloke edip, böylece hem agonist hem de antagonist etkiler doğurabilen Kısmi Agonistler (buprenorphine)
    3. Opiyat reseptörlerini işgal eden, ancak onları harekete geçirmeyen antagonistler (naltrexone, naloxone)

Metadon

Morfin üzerinde sentezlenen sentetik bir maddedir. Diğer adı 4,4-dimetilamino-3-heptanondur. 1948’de Bockmul ve Ehrhart tarafından sentezlenmiştir.
Analjezik etkisi morfinden fazla, toksik etkisi, bağımlılık yapma potansiyeli ve solunum sistemi üzerindeki etkisi morfinden azdır.
Eroin bağımlılığı tedavisinde kullanılan narkotik bir maddedir. Yasa dışı yoldan uyuşturucu alımını engellemek için doktor kontrolünde verilir.
Metadon opiatların çoğu etkilerini taklit etmek için yapılmış bir kimyasaldır. Temel neden, eroin ve diğer opiat kullanıcılarının akut çekilme semptomlarını daha fazla yaşamamaları ve opiat alımının psikolojik ihtiyacının metadonla tatmin edilmesi ve illegal madde kullanımının önlenmesidir.
Metadon bağımlılık yapar ve bağımlılık belirtileri opiat bağımlılığı gibidir.

Suboxone

Suboxone; buprenorphin ve naloxone içeren, eroin ve diğer opiyatlara karşı bağımlılık tedavisinde kullanılan bir ilaçtır.

Suboxone’un eroin ve diğer opiyat bağımlılığında çekilme belirtilerinin azalmasını sağlayan etken madde buprenorphin’dir.

Eroin ve diğer opiyatların aktive ettiği ‘mü’ reseptörlerine kısmi olarak bağlanır. Bu etki sayesinde eroin ve diğer opiyatlarla oluşan öforik etki ortaya çıkmazken, eroinin çekilme belirtileri önlenmiş olur. Sürdürüm tedavisinde, buprenorphin opiyatlara duyulan ihtiyacın azalmasını sağlar.

Suboxone’un içinde bulunan naloxone ise ‘mü’ reseptörlerine ters etkiye sahiptir. Yani bu reseptörleri aktive eden ajanların bağlanmasına engel olmaktadır.
Suboxone içerdiği buprenorphin nedeniyle bağımlılık oluşturmaktadır. Suboxone ile birlikte alkol veya diazepam, rivotril vs. benzer ilaç kullanımı ölümcül sonuçlar doğurabilmektedir.

Naltrexone

Naltrexone, insan vücudundaki her çeşit opiyat reseptörlerinin tam bir antagonistidir. Opiyat reseptörleri ile güçlü kimyasal yakınlığı olduğu için; eroin, metadon, tramadal, buprenorfin, morfin-sülfat ve benzeri maddelere karşı güvenli bir kapatıcı rol oynar.

Naltrexone formülü, haşhaş alkaloidleri bazlı olup, opiyat maddelerinin uyandırdığı hiç bir hissi uyandırmaz. Tam tersine Naltrexone, doğal ve sentetik opiyat maddelerinin beyin reseptörlerini etkileyip uyuşturucu sarhoşluğunu ve zevk almasına izin vermez. Zevk olmaz, bağımlılıkta olmaz. İnsan engelleyici ile korunduğu zaman uyuşturucu maddelerinin anlamı ve ihtiyacı yok oluyor.

ABD’de Naltrexone, alkol ve uyuşturucu tedavisinde FDA tarafında izin verilmiştir.
Opiyat bağımlılığı tedavisinde kullanılan ilaçlardan metadon ‘mü’ alt tipi opiyat reseptöründe agonist etkili önemli bir maddedir.

Naltrexone ise spesifik olarak opiyat reseptörlerini bloke eder ve diğer maddelere karşı bağımlılığın yeniden gelişmesine engel olur.

Nalrexone antagonist etkili bir ilaçtır ve bu nedenle metadon’dan belirgin biçimde farklı bir tedavi seçeneği sunmuştur. Dolayısıyla uyuşturucudan arınmış olmayı yeğleyen yüksek motivasyonlu hastalar için naltrexone mükemmel bir alternatiftir.
Ayakta tedavi gören eroin bağımlılarının yapılandırılmış bir program dahilinde, özellikle motive olmuş vakalarda etkili görünmektedir.

Naltrexone kullanımı sonucunda bağımlılık gelişmez. Geri çekilme semptomları konusunda kaygı duyulmaksızın herhangi bir zamanda birden bırakılabilir. Fakat kullanıcılarda bir kaç gün sonra yeniden opiyat kullanımına geri dönme riski vardır.
Tedavi en az üç ay, hatta bazı vakkada daha fazla sürmelidir, çünkü nüksetmek bir kaç yıl sürme riski vardır.

Naltrexone’in opiat maddelerine karşı engelleyicilerin ve sıvı çeşitlerinin özellikleri, avantajları, tablet ve implantlarının başarılı uygulanması,yeni araştırmalar sonucu polimer mikrogranül sıvı çeşitleri VİVİTREX ve VİVİTROL, sonrada bir sonraki nesil NALTREXONE PALMİTAT’ın yağ çözümü oluşturulmuştur.

Naltrexone Palmitat ve Naltrexone Yağı adı altında piyasaya çıktı. Naltrexone Palmitat ya da Naltrexone Yağı eroin bağımlılığı nüksünü önlemek için kullanılır ve kas içine enjekte edilir. Bu enjeksiyon genelde 4 hafta ara ile yapılır. Kas içine enjekte edilen Naltrexone miktarı kontrollü salınması esasına dayanır.

Naltrexone implantı ile kıyasla Naltrexone iğnesi daha avantajlıdır. Bu avantajları şu şekilde sıralayabiliriz;

Lisanslı cerrah ve ameliyathaneye, her 1 veya 2 ayda implant takmaya, ameliyata, yüksek miktarlarda her seferinde ücret ödemelerine gerek yoktur,

  • Hasta 5, 10 veya 15 doz sıvı Naltrexone tedarik edebilir (Her hemşire intramüsküler iğne şeklinde birer doz verebilir).
  • Anestaziye gerek yoktur,
  • Ameliyat sonrası pansuman, dikiş alınması, antibiyotik vs tedaviye gerek yoktur.
  • Naltrexone iğnesinin vurulmasından sonra hastanın, spor yapma,yük taşıma, duş,banyo, yüzme serbesttir.
  • Ameliyat sonrası uygunsuz tedaviden oluşabilecek septik komplikasyon riski bulunmamaktadır.
  • Deri altında yabancı cisim yoktur.
  • Naltrexone implantlarının %5-%8 lik durumlarda olduğu gibi implantının reddedilme riski yoktur.
  • Alerji riski son derece azdır.

Naltrexon implantları ya da naltrexone depo topaklarını lokal anestezi ile alt karın duvarına veya sırt bölgesinde kürek kemiğinin alt kısmına deri altına yerleştirilir.

Kullanılan implantın türüne bağlı olarak bu topaklar 3-6 ay kadar etkilidir.
Bu topaklardan naltrexone kontrollü miktarlarda salınır. Nalrexone depo da dediğimiz bu topaklar, steril bir şekilde yüklenmiş beyaz veya gri renkte; silindir, top ya da tablet şeklindedirler.

Naltrexone ilaç olarak değişik ülkelerde; tablet, aylık enjeksiyonlar, transdermal deri flasterleri ya da implant topakları deri altına yerleştirilme şeklinde kullanılır.

Naltrexone ne şekilde hastaya verilirse verilsin, beyin hücreleri üzerinde opiyat türevi olan maddelerin etkilerini bloke ederek çalışır.

Eroin, morfin, metadon, dilaudid, afyon benzeri uyuşturucu maddeleri engelleyerek tedaviyi sağlar.

Her şeye rağmen ne tedavi yaparsak yapalım, kullanıcı motive olmadıkça ve istemedikçe ilacın etkili olmayacağını unutmayın.

Naltrexone’in yan etkileri;
  • Bulantı, kusma
  • İshal ve kramplar şeklinde sindirim sorunları,
  • Baş ağrısı,
  • Sinirlilik ve anksiyete
  • Uyku sorunları
  • Bulanık görme,
  • Kas krampları,
  • Azaltılmış cinsel dürtü,
  • İlaç hamile, karaciğer veya böbrek sorunu olan hastalarda kullanılmamalıdır.

Eroin Bağımlılığını Engelleyici Tedaviler

Opiyatların en yaygın kullanılan ve bağımlılık potansiyeli en çok olan madde eroindir. Dolayısıyla eroin bağımlılığı tedavisinde; öncelikle yaşam boyu sürecek kullanılan madde sonucu oluşmuş kronik bir beyin hastalığı ile olunduğu gerçeği üzerine oturtulmuş bir tedavi programı seçilmelidir. Tedavide kişinin yeniden hayata ve topluma kazandırılması, kullandığı madde dolayısıyla yitirdiği bedensel ve ruhsal sağlığına kavuşması esas amaç olmalıdır.

Eroin bağımlılığı tedavisi, bağımlının kullandığı maddelere, kullanım sürecine, kullanım şekline, kişinin kişilik yapısına, oluşabilecek psiko medikal durumlara göre değişiklik gösterir.

İnsan beyninde her hangi bir maddenin etki edebilmesi için o maddenin belirli bir noktaya bağlanması gerekir. Bu bağlantı noktasına ‘reseptör’ adı verilir.Opiyatların etki düzeneği, bu maddeler etkilerini sinir hücresi ya da beyaz kan hücreleri gibi diğer bazı hücrelerin memranlarındaki reseptörlere bağlanarak gösterirler. İşte eroin ve benzeri opiyat maddeleri bu bağlantı bölgesine bağlanarak etkisini gösterir.
Günümüzde eroin bağımlılığında ilaç tedavilerinin; diğer bağımlılık türlerine göre, son yıllarda eroin bağımlılığı konusunda bir çok yeni tedavi seçeneği gündeme gelmiştir. Bağımlı olduğu maddeye karşı isteği azaltan ve keyif almasını ortadan kaldırmaya yönelik ilaçlar giderek artmaktadır.

Naltrexone hydrochlorid, eroinin bu bağlandığı bölgeye bağlanarak, eroinin etki göstermesini tamamen engelleyen bir ilaçtır. Naltrexone, insan vücudundaki her çeşit opiyat (morfin,kodein, petidin, metadon) reseptörlerinin tam bir antagonistidir. Eroinin antagonisti bir ilaç olarak, kişi eroinin etkisini yaşayamaz, sonuç olarak eroinin etkisini tamamen ortadan kaldırır.

Naltrexone kullanımı sonucu bağımlılık gelişmez. Geri çekilme semptomları konusunda kaygı duymaksızın her hangi bir zamanda birden kesilebilir.

BAĞIMLILIKTAN KURTULMAK İÇİN NE YAPMALI?

Kendimiz bir soru soralım, diyelim ki eroin bağımlılığı neden olur?

Aptalca bir soru değil mi?

Bu apaçık; bunun cevabını hepimiz biliyoruz.

Eroin; eroin bağımlılığa neden olur.

Eroin bağımlılığında işlem şöyle olur: 20 ile 21 gün arasında eroin kullanırsanız, vücudunuz vahşice

uyuşturucu ister ve sonuçta bağımlı olursunuz.

Çünkü kullandığınız uyuşturucunun içinde kimyasal kancalar var.

Buda bağımlılık anlamına geliyor.

Amacım burada farklı bir şey anlatmak!

Diyorum ki, bağımlılık hakkında düşündüğümüz hemen hemen her şey yanlış.

Örneğin eğer kalçanızı kırarsanız, hastaneye kaldırırsınız.

Ve size haftalar hatta aylar boyunca çokça diamorfin verilir.

Diamorfin eroindir.

Aslında diamorfin, herhangi bir bağımlının sokakta edinebileceğinden daha güçlü bir eroindir.

Çünkü uyuşturucu satıcılarının seyretmek için kullandığı şeyler tarafından kontamine edilmemiştir.

Yakınınızdaki insanlara verilen delux eroin şuan hastanelerde çokça var.

Yani hastanelerde hastalara kullanılan diamorfin nedeniyle, az da rastlansa insanlar bağımlı olmaz mı?

Bu konu yakından incelenmiştir ve insanlar bağımlı olmuyor.

Yani büyükanneniz ya da büyük dedeniz kalça protezi ile bir hastanede bir iki ay yattıktan sonra eve

döndüğünde bir uyuşturucu bağımlısına dönüşmüyor.

Peki neden?

Bağımlılık konusundaki mevcut teori bir dizi deney parçası olarak gelir. Yani 20.yüzyılın başlarında bu

denenmiştir.

Deney çok basittir:

Bir fare alırsınız, kafese koyarsınız ve içine de 2 su şişesi koyarsınız. Bir tanesinde sadece su, diğerine ise

su bazlı eroin veya kokain koyarsınız.

Bu deneyi her zaman yapmaya devam edin.

Fare bu yalnız kafeste sulu uyuşturucu içmeye takıntılı hale gelecektir. Kendini öldürecek kadar daha ve

daha fazlası için devam edecektir.

Ta ki kendisini öldürene kadar içecektir.

Ama 1970’lerde psikoloji profesörü Bruce Alexander, bu deneyle ilgili garip bir şey fark etti: Fareyi kafese

yapayalnız koymak. Bunun uyuşturucu almakla ilgisi olmadığını gördü.

O, farklı çalışırsak ne olur? Diye merak etti.

Bir fare parkını yaptı, basitçe fareler için bir cennetti, yem yeşil bir kafes, fareler için değişik renkli toplar,

aşağı yukarı koşmak için tüneller, arkadaşlarıyla bolca oynamak ve onlar için çokça çiftleşme zamanı.

Kısaca bir fare için istedikleri her şey bu şehirde, bir fare cenneti.

Ve tabi ki onlar su bazlı uyuşturucu şişesi ve su şişesi de verildi.

Ama burada ilginç bir şey oldu, fare parkında fareler hiç su bazlı uyuşturucu suyu kullanmadılar.

Bunların hiç birini aşırı doz zorlayıcı olarak kullanmadılar.

Ama belki de bu farelerin bir inadı değil mi?

Fareler için iyi, yardımsever, insancıl bir düzeyde deney oldu.

Vietnam Savaşı

Vietnam savaşı, 1965’de başlayıp 1973 yılı başlarına kadar devam eden, Amerika’nın Kuzey Vietnam’la

savaşı, bir süper devletin 17 milyonluk bir küçük ülkede bataklığa nasıl saplandığının bir hikâyesidir. Ama

bizim konumuz savaşın bir başka yüzü olan madde bağımlılığıdır.

Vietnam’daki bu savaşta Amerikan askerlerinin %20’si belki de daha çoğu eroin kullanıyorlardı.

Savaştan sonra bu bağımlı insanlar evlerine döndüklerinde ne olacaktı?

Haklı olarak yetkililer gerçekten paniklediler.

Çünkü düşününce yüz binlerce bağımlı savaş bitiğinde Amerikan sokaklarında olacaklardır.

Ama savaş sonrası bir çalışma eroin kullanan askerleri evinde izledi ve çarpıcı bir şey buldu:

-Onlar rehabilitasyona gitmiyorlardı,

-Onlar kontrole gitmiyorlardı,

-Eve geldikten sonra bunların %95’i durdu ve madde kullanmadı.

Enteresan bir durum, değil mi?

Eğer bağımlılığın eski teorisini düşünüyorsanız bu hiç mantıklı değil.

Ama Profesör Alexandar’ın teorisini düşününce mükemmel mantıklı, çünkü yabancı bir ülkede, korkunç bir

ormanda iseniz, orada olmak istemezsiniz, her an ölebilirsiniz, öldürmek zorundasınız, eroin içerek vakit

harcamak harika bir yoldur.

Ama eğer güzel evinize, sevgilinize, arkadaşlarınıza ve ailenize geri dönerseniz ilk kez kafesten dışarı

çıkmakla denk bir ruh hali içindesiniz demektir.

Ve bu insanları fare parkına koymak demektir, kimyasallar yok, burası sizin kafesiniz ve cennetiniz.

O halde artık bağımlılık hakkında farklı düşünmek gerekir.

Bağ ve bağlanmak, insanın doğasında gelen bir duygudur..

Mutlu ve sağlıklı olduğumuz zaman çevremizdeki insanlarla aramızda bağ olacaktır.

Eğer izole edilmiş ya da hayat tarafından dövülmüş ve travma geçiriyorsanız yapamayız, çevreyle bağımız

kopmuştur.

Bu durumda bize rahatlama duygusu verecek bir şeyle bağ kuracağız.

Bu akıllı bir telefonu sınırsız kontrol etmek olabilir,

Pornografi, video oyunları, kumar, reddit ya da kokain bile olabilir.

Ama bu insanın doğasıdır, çünkü bir şeyler ile bağ kuracaktır.

Sağlıksız bağ dışında, sağlıklı bağlar kurmak için, bir insana bağlı olmak ve onunla olmak istemelisiniz.

Bağımlılık sadece kopukluk krizi belirtisi olduğu için, hepimizin etrafında oluyor.

Hepimiz hissediyoruz.

Ülkemizde 1950’lerden bu yana sanayinin getirdiği kentleşme, kırsal alandan şehirlere göç, büyük aile içi

dayanışmanın yok olması ile yakın aile desteği ve arkadaş sayısı giderek azalması önemli sosyolojik

olaylardır .

Burada bağımlının yalnızlık kafesinin başlangıcı; aile içinde başlıyor ve çevre ile devam ediyor.

Aile ilişkileri kişinin toplumsal yaşamının belirlenmesinde öncül bir rol oynar.

Aile içinde gergin ve çatışmalı ortamlar, tartışma, anne ve baba arasındaki kronik kavgalar, yüksek stres

içeren davranışlar gibi ailede önemli negatif duyguların varlığının getirdiği kopukluk bağımlılığa giden

adımları oluşturur.

Şuanda neredeyse bir yüzyıldır mücadele ettiğimiz uyuşturucu savaşı, her şeyi daha kötü yaptı.

Yüz yıldır ne yaptık?

Madde kullanıcılarının sayısı geometrik olarak katlanarak arttı. Köylerde ve kasabalarda bile bağımlılar

oluştu.

Biz ne yaptık?

Madde kullanıcıları olan insanları iyileştirmeye yardımcı olmak ve birlikte yaşamalarını desteklemek yerine,

onları toplumun dışına attık, soyutladık ve akıl hastanelerine kapattık.

Onların iş sahibi olması ve kararlı olması için uğraştık, olmadılar.

Onlardan fayda umarak ve uzaktan onları destekleyen biz, onları uyuşturucu ile yakalarsak; biz kelimenin

tam anlamıyla kafesleri olan hücrelerine onları attık.

O insanları kafeslere koymak, onları daha kötü hissettiriyor.

Sonuçta bu uygulamalarımız onları kurtarmak için değil, nefret kılan bir durum yaratıyor.

Çok uzun süre bağımlılığı sadece bireysel kurtarma olarak gördük.

Artık bizim şimdi sosyal iyileşme hakkında konuşmamız gerekir.

Çünkü bir grup olurken, bir şeyler yanlış gitti.

Biz daha fazla fare parkları gibi görünen bir toplumlar inşa etmek zorundayız.

Ve bu izole edilmiş kafesleri ortadan kaldırmalıyız.

Biz yaşadığımız doğal olmayan şeklimizi değiştirmek zorundayız ve birbirimizi yeniden keşfetmeliyiz.

Bağımlılığın tersi ayrılık değildir, bağımlılığın tersi bağlantıdır.




Bonzai Bağımlılığı

BONZAİ (Sentetik Marihuana ya da Sentetik Esrar)

bonzai-bitkisiLaboratuvar ortamında ot ve benzeri maddelerin ‘naftalen’ türevi kimyasal likitlerle spreylenme şeklinde sentezlenmesi ile elde edilen ve bir tek kullanımda bile ölüm riski bulunan yeni bir tür kimyasal zehirdir.
Yapılan araştırmalarda ülkemizde son yıllarda bağımlılık kliniklerine baş vuran kişilerin esrardan sonra en sık kullanılan maddenin sentetik esrar yani bonzai olduğu saptanmıştır. Bu maddenin ucuz olması, erişilebilirliğinin kolay olması ve toplum içinde yaygın olarak maddenin ‘zararsız’ olduğu yönündeki yanlış inanış nedeniyle bu uyuşturucu maddenin kullanım popülerliğini hızla artırmıştır.
Bonzainin yapısında doğal hiçbir madde yoktur. Bonzai sentetik bir esrardır. CWH18, AM2201 ile Abfubinika gibi sentetik maddelerin birleştirerek yavşan otu gibi otlara ya da çeşitli bitki yapraklarına sıkılması ile elde ediliyor. Gölgede kurutularak piyasaya veriliyor. Esrarla uzak yakın bir ilgisi bulunmamaktadır. Esrarın etken maddesi olan THC’ye benzer etkilere sahip olması sebebiyle kuru otlara emdirilmek esrar görünümü ya da doğal madde görünümü vermek suretiyle piyasaya sürülmektedir.
Kullanım şekilleri;
1. Esrara benzer şekilde tüketiliyor. Madde tütün ya da normal esrar ile karıştırılarak sigara gibi sarılarak içilir.
2. Başka bir şekli de, madde kendi başına sigara gibi sarılarak, ya da pipo ile veya kova (nargileye benzer alet) yardımıyla kullanılır.
3. Bazı kullanıcılar da; kek, çay gibi yiyecek ve içeceklere karıştırılarak tüketmektedirler.

Bonzai kullanan hastalarda görülen semptomlar;
Sentezde kullanılan maddelere bağlı olarak çok çeşitli semptomlar görülmektedir. Bunlar; madde kullandıktan sonra, sözlü ya da fiziksel herhangi bir uyarılmaya cevap verememe, konuşmanın yavaşlaması, bilinç bulanıklığı, katılaşma yani katatoni hali, el ve ayaklarda karıncalanma, tüm bedende uyuşma, kalpte şiddetli çarpıntı, tansiyon yükselmesi ya da düşmesi, baş dönmesi, baş ağrısı, hafıza kaybı, titreme, üşüme, sıcak basması, aşırı susama, terleme, gözlerde kanlanma, kusma ve bulantı, korku ve panik hali, farklı paranoyak davranış halleri, hayal ve kabus görme, aşırı uyarılma, zaman ve mekan algısında bozulma, hayal görme, ses duyma gibi psikotik belirtiler, intihar dürtüsü görülür. Mutluluk yerine mutsuzluk, tedirginlik ve uyuşukluk veren bir maddedir.
Esrara benzer diye algı yaratılarak, yalan-yanlış bilgilerle piyasaya sürülen bu maddelerin kullanımı halinde; kalbe giden kanda azalmaya, tansiyon düşüklüğüne, kalpte enfarktüs, beyin kanamalarına, ağır işitme kayıplarına neden olduğu, ayrıca intihar nedeniyle ciddi can kayıpları bildirilmektedir.
Ayrıca sentetik marihuanada bulunan kimyasallardan geriye kalan ağır metaller sağlığı olumsuz etkilemektedir.

Tedavi

Bonzai; eroin ve esrarın etkilerini göstermekle birlikte, bir kaç kullanımdan sonra eroin ve kokain gibi bağımlılık yaptığı saptanmıştır. Esrar, kokain ve eroinden çok daha tehlikelidir. Bazı kişilerde bir içimlik dumanın bile ölümlere sebep olduğu vakalar bildirilmiştir.
Her şeye rağmen bonzai bağımlılığı tedavi edilebilir bir bağımlılıktır.
Bonzai, sentetik esrar, Jamaika ya da sentetik marihuanada dediğimiz bu maddede bulunan bileşenler beyindeki reseptörlerle, marihuanada bulunan THC’ye nazaran daha güçlü bağ kurarak kişilerin daha güçlü ve tahmin edilemez etkiler yaşamasına neden olmaktadır.
Bonzai denilen bu maddelerin yapıları kimyasal bileşenlerinin ne olduğu tam bilinemediğinden, ama çok büyük ihtimalle farklı toksik maddeleri içermesi ihtimali nedeniyle; bu maddeyi kullanan kişilerin çok ciddi sağlık sorunlarına maruz kaldığı bilinmektedir.
Yapılacak tedavide, kişiyi aile içinde, iş hayatında ve sosyal yaşamında, verimli hale getirmek, işlevsellik düzeyini normalleştirmek olmalıdır.
Bonzai bağımlısı kişiler, tedavi olma konusunda kararsız olabileceklerinden dolayı, tedaviyi kabul ettikleri zaman durumlarının doğru değerlendirilmeleri çok önemlidir.
Bonzai bağımlı hastaların oluşan tıbbi, psikolojik, sosyal ve de yasal sorunlarında ulaşabileceği tedavi ekibi çok önemlidir.
Büyük tedavi merkezlerinde çok farklı kişiler ve maddeye ulaşma konusunda değişik kişi ve kanalların olabilecekleri unutulmamalıdır. O tip yerlerde her kişi sizin hastanız gibi iyi niyetli olmayabilir.
Bonzai bağımlılığında tedavi ve iyileşme uzun bir süreç alabilir. Tedavi sonrası dönemlerde nüksler olabilir




Aile Bireyinin Bonzai Kullanıp Kullanmadığını Nasıl Anlayabiliriz ?

Aile Bireyinin Bonzai Kullanıp Kullanmadığını Nasıl Anlayabiliriz ?

Bu yeni nesil uyuşturucu madde uluslararası polisiye literatürde ”Spice” adı ile tanımlanmaktadır. Değişik bitkilere; içeriğinde tarım ilaçları, zararlı sanayi kimyasalları gibi çeşitli şekillede inhale edilerek piyasaya ”sentetik esrar” diye sürülen bu maddeler esrar (cannabinol) değildir. Bonzainin içeriğinde THC bulunmamaktadır.
Aile bağlarının güçlü olması madde kullanımına karşı panzehirdir.

Aile Bireyinin Bonzai Kullanıp Kullanmadığını Nasıl Anlayabiliriz ?

O halde kişinin bonzai kullanıp kullanmadığını nasıl anlayabiliriz?

1-Arkadaş grupları sık sık değişiyor ve de sorunlu veya aile çevresi bozuk kişilerle arkadaşlık kuruyorsa dikkatli ve kontrollü olmak gerekir.

2-Parasını iyi yönetemiyorsa, eskiden verilen harçlıklar yetmiyorsa ve evde paralar kayboluyorsa sorun var demektir.

3 -Bonzainin içeriğinde bulunan toksik maddelerden dolayı, bu maddeyi kullananlar davranışlarını kontrol altında tutamıyorlar. Dolayısıyla davranışları dürtüsel, saldırgan ve öfkeli olabilir.

4-Uyku düzenleri bozulmuş, yeme sorunları artmış, iş ve olaylara yoğunlaşma sorunu yaşarlar, basit konuşmaları algılayamazlar. Artık kişilikleri ve davranışları değişmiş, daha önceki yaşamlarından farklı davranış gösterirler.

5-Bedensel tepkileri; gözlerinde kanlanmalar, göz bebeklerinin büyümesi, kusma, bulantı, oryantasyon bozukluğu, ellerinde titreme, anlamsız el kol hareketleri, kendi kendine konuşmalar, panik bozukluklar, vücut ısılarında yükselme, aşırı terlemeler, yüzlerinde daha belirgin olmak üzere vücutlarında sivilceler oluşur. İki ay veya daha fazla zaman uyuşturucu kullananlarda böbrek, karaciğer yetmezliği gelişebilir. Buna bağlı olarak kişide göz altlarında sarı mor halkalar, soluk ve terli yüz rengi, ağız ve dudak çevresinde mor renkli değişiklikler gözlenir.

6-Gerçekle teması kaybederler, vücutlarında şiddetli ağrılar, solunum güçlüğü ve nefes darlığı, işitme halüsinasyonları, psikotik davranış bozuklukları, kalp yetmezliği, bayılma problemleri yoğun olarak yaşanır.

Bir kişinin hayatına uyuşturucu girdi mi, sahip oldukları her şeyleri ve de tüm değerleri diğer kapıdan çıkıp gider.
Unutmayın, madde ile yaşamak hayatı yaşamamaktır.
Unutmayın, madde kullanmamak kişiyi öldürmez, kullanmak öldürür.




Madde Bağımlılığı

Bonzai Bağımlılığı

BONZAİ

Bonzai; Laboratuvar ortamında ‘naftalen’ türevi kimyasalların sentezlenmesi ile elde edilen bir tek kullanımda bile ölüm riski bulunan bir tür kimyasal zehirdir.

Eroin Bağımlılığı

EROİN

Opiyum, afyon bitkisinden (Papaver Somniferum) elde edilir ve bilinen en eski ilaçlardan biridir. Eski zamanlarda, ağrı kesici ve ishal tedavisi için kullanılırdı.

Esrar Bağımlılığı

ESRAR

Cannabis sativa (hint keneviri) bitkisinden elde edilmektedir. Kahverengi preslenmiş kalıplar halinde, ot ya da toz (kubar) halinde bulunabilir.





Madde ve ya Alkolü Bırakınca Bağımlılık Biter mi ?

Çok geniş bir kullanıcı profilinin olması, kullanılan maddelerin çok farklı özellikler içermesi ve eşlik eden maddelerin sorunlardaki farklılıkları nedeniyle insanlarda kulaktan dolma yalan yanlış bilgiler ve ön yargılar vardır. Bir bağımlı içmeden aylarca hatta yıllarca maddeyi kullanmayabilir. Bir çok insan ramazan ayında bir ay boyunca alkol almayabilir, Bu kişiler ”bakın ben ramazanda alkol almıyorum, alkolik değilim, istediğim vakit bırakırım” derler. Bu kişiler ramazan sonrası bıraktığı yerde içmeye devam ederler, bir ay alkol almayınca bu kişinin bağımlı olmadığını göstermez. Sigara yani bir nikotin bağımlısı kişilerde yıllarca sigara içmeyebilir. Ama bir sigara içmeye başlayınca bıraktığı andaki miktara geçerler.

Her makalede özellikle vurguluyorum. Bağımlılık kronik bir beyin hastalığıdır. Kullanılan maddenin özelliğine göre beyinde farklı reseptörlerin gelişmesine (örneği opiyatlarda), voltaja duyarlı sodyum kanallarını bloke ederek sinir uyarısının başlatılmasını (kokain kullanımında), ya da esrar kullanımında olduğu beyinde kannabinoidlerin bağlanabileceği G protein-eşleştirilmiş kannabinoid reseptörlerinin gelişimine. nikotin kullanımında nikotinerjik asetilkolin reseptörlerleri sayısının artmasıyla sonuçlanır. İşte bu olayların her biri bağımlılığın organik zeminde gelişmesine yol açar:

Sonuç olarak bağımlılık hiç bir zaman geçmeyebilir. Bu durumu bağımlı ve bağımlı ailesinin doğru olarak bilmesi gerekir. Esas olan bağımlının madde kullanımına ara vermesi değil, kontrollü davranması ve hiç kullanmamasıdır.




Madde bağımlılığı tedavisi

Madde bağımlılığının tedavisinde 2 alan vardır;

  1. Acil tedavileri, entoksikasyon ve kesilme septomlarının tedavisi,
  2. Uzun süreli bağımlılığı giderme, nükseleri önleme tedavisi.

Madde bağımlılığı kronik bir beyin hastalığıdır. Bağımlılık tedavisinin ilk koşulu, hastanın tedavi gereksimini, madde kullanımının kişinin hayatı üzerindeki olumsuz etkilerini kabul etmesidir. Bağımlılık uzun süreli bir tedavi gerektirir. Kişi maddeyi bıraktıktan uzun süre sonra bile tekrar başlayabilir. Uygun tedavi çevresi oluşmak ve bunun kalıcı olmasını sağlamak olmazsa olmaz bir durumdur. Dolayısıyla madde bağımlılığı tedavisinde adım adım gelişen bir seyir takip etmek gerekir.

Kliniğimizde, geliştirdiğimiz tedavi programları ile ayakta tedavi ediyoruz. Ayakta tedavinin bazı faydaları var. Bazı hastane kliniklerinde yüzlerce bağımlının bir arada olmasının fayda getirmediğine inanıyorum. Bu kliniklerde hastalar arasında bütün gün madde ve madde hikayeleri anlatılır, yeni bağımlı arkadaşlar edinilir, farklı semt ve şehirlerde kişilerle ilişkileri ve şebekeler oluşturulur. Tedavi amacıyla ve çok iyi niyetlerle de gidilse bu durumun kaçınılmaz olarak risk yarattığını değerlendirmek gerekir. Bu kliniklere hasta görümü altında yeni müşteri edinmek için satıcıların yattığını biliyoruz. Var olduğu aile ve ev yaşamı içinde maddeden uzak kalmayı öğrenir. Kliniğimizde hastanın durumu ayrıntılı bir biçimde incelenir ve değerlendirilir. ilk olarak kesilme sendromlarının yani fiziksel şikayetlerinin ortadan kalkması için 10-15 günlük yoğun bir tedavi uygulanır.

Bir sonraki aşama daha uzun ve zorlu bir süreçtir. Bu alışkanlığa karşı tedavi sürecidir ki, bağımlıların eski ortam ve çevrelerinden uzaklaşmaları, mutlaka madde kullanma ortamlarının dışına çıkması gerekir. Çok uzun bir dönemi kapsar.

Uzun tedavi dönemleri bittikten sonra bile yeniden başlama riski ortadan kalkmıyor ve bu potansiyel tehlike yıllarca devam eder. Bağımlılar için yaşamları boyunca sürekli dikkat ve özen gerektirir.




Bağımlılık Yapan Maddeler

Bonzai Uyuşturucu Bırakma

Bonzai Uyuşturucu Bırakma

BONZAİ

Bonzai; Laboratuvar ortamında ‘naftalen’ türevi kimyasalların sentezlenmesi ile elde edilen bir tek kullanımda bile ölüm riski bulunan bir tür kimyasal zehirdir. Yapısında doğal hiçbir madde yoktur. Esrarla uzak yakın bir ilgisi bulunmamaktadır.Esrarın etken maddesi olan THC’ye benzer etkilere sahip olması sebebiyle kuru otlara hatta çaya emdirilmek esrar görünümü ya da doğal madde görünümü vermek suretiyle piyasaya sürülmektedir.

Sentezde kullanılan maddeye bağlı olarak el ve ayaklarda karıncalanma, uyuşma, şiddetli çarpıntı, tansiyon yükselmesi ya da düşmesi, baş dönmesi, baş ağrısı, hafıza kaybı, titreme, üşüme, sıcak basması, aşırı susama, terleme, bulantı, korku, panik hali, paranoya, hayal ve kabus görme, aşırı uyarılma, zaman ve mekan algısında bozulma, hayal görme, ses duyma gibi psikotik belirtiler, intihar dürtüsü görülür. Mutluluk yerine mutsuzluk, tedirginlik, uyuşukluk veren bir maddedir.

Esrara benzer diye algı yaratılarak piyasaya sürülen bu madde kullanımında, kalbe giden kanda azalmaya, tansiyon düşüklüğüne, kalpte enfarktüs, beyin kanamalarına, ağır işitme kayıplarına neden olduğu, ayrıca intihar nedeniyle ciddi can kayıpları bildirilmektedir.

OPİYATLAR (EROİN, AFYON)

Opiyum, afyon bitkisinden (Papaver Somniferum) elde edilir ve bilinen en eski ilaçlardan biridir. Sümer ve Mısır uygarlıklarında psikolojik etkilerinin yanı sıra, ağrı kesici, ishali tedavi edici özellikleri de bilinmekteydi. Opiyumdan elde edilen en önemli alkaloid morfindir. Morfin, halen ağır ve süregelen ağrılarda en etkin ve yaygın olarak kullanılan bir ilaçtır. Doğal yapıda olanlar afyon bitkisinden elde edilirken, doğal ürünlerin işlenmesiyle yarı sentetik olanlar veya tamamen kimyasal yöntemlerle de sentetik olanlar elde edilmektedir.

Opiyatların en yaygın kullanılan ve bağımlılık potansiyeli en çok olanı eroindir. Açık kahve renkte toz halinde satılır. “Eyç, H, toz” gibi isimlerle de anılmaktadır. Sigaraya sarılarak (koreks), burundan çekilerek (kaydırma) ya da damardan enjekte edilerek (jung, shot) kullanılabilir.

Opiyatların etki düzeneği; Bu maddeler etkilerini sinir hücresi ya da beyaz kan hücreleri gibi diğer bazı hücrelerin membranlarındaki reseptörlerine bağlanarak gösterirler. Kimyasal yapılarına göre opiyatlar: Doğal olanlar (mofin,kodein), Yarı sentetikler (Eroin, hidrokodon, oksikodon, oksimorfon), Sentetikler (alfaprodon, difenoksilat, meperidin, metadon, propoksifen)

KOKAİN VE CRACK

Kokain, Güney Amerika’da yetişen eritroksilon koka bitkisinin yapraklarında bulunan bir alkaloiddir. Kokain bitkisinden elde edilen kokain pastasının bazlarla birleştirilmesiyle crack, hidroklorik asitle birleştirilmesinden ise kokain hidroklorür elde edilmektedir. Kok, beyaz ya da buz olarak da adlandırılmaktadır. Kullanım ağızdan, burundan, damar içi ya da solunum yoluyla olmaktadır.
Kokainin etki düzeneği; Kokainin en önemli klinik işlevi voltaja duyarlı sodyum kanallarının bloke ederek, sinir uyarısının başlatılmasını ya da sürdürülmesini sağlamaktadır. En belirgin sistemik etkisi merkezi sinir sisteminin uyarılmasıdır. Merkezi olarak etkilerini noradrenalin, serotonin ve dopamin geri alımını engelleyerek yapmaktadır. Kokainin oluşturduğu kendini iyi hissetme hali, dopamin taşınmasının blokajı oranıyla doğru ilişkilidir.

CANNABİS (ESRAR)

Cannabis sativa (hint keneviri) bitkisinden elde edilmektedir. Kahverengi preslenmiş kalıplar halinde, ot ya da toz (kubar) halinde bulunabilir. Kullanıcılar arasında joint, ot, marihuana, paspal olarak da adlandırılır. Tütün ile karıştırılarak, sigara gibi sarılarak ya da nargile biçiminde içilerek solunum yoluyla alındığı gibi, kek ve şekerlemesi yapılarak ağız yoluyla da kullanılabilmektedir. Bitkinin altındaki yapraklar daha düşük oranda reçine içerirken, üst yapraklar ve goncadaki oran çok daha yüksektir. Haşhiş resin oranı çok yüksek esrardır.

Hint kenevirinde 400’ün üstünde kimyasal ayrıştırılmış olup, bunlardan yaklaşık 60 adedi cannabinoiddir. Beyinde cannabinoidlerin bağlanabileceği G protein-eşleştirilmiş cannabinoid reseptörleri bulunmuştur. CB1’in cannabinoidlere fiziksel bağımlılık gelişmesi ile bağlantılı olabileceği ileri sürülmektedir.

AMFETAMİNLER

Amfetamin kullanımına ait ilk kanıtlar, 5000 yıl önce Çin’de ilaç olarak kullanılan mahuang’a dayanmaktadır. Mahuang’ın aktif maddesinin efedrin olduğu belirlenmiştir. Amfetaminlerin tıbbi kullanım endikasyonları, dikkat eksikliği hiper aktivite bozukluğu ve bir uyku hastalığı olan narkolepsi tedavisidir. Kontrole tabi ilaç reçetesi uygulamasında olan metilfenidat, dekstroamfetamin ve pemolin de bu amaçla kullanılmaktadır. Amfetaminler bir dönem zayıflama tedavilerinde, depresyonda ve yaşlılarda enerjiyi artırma amacıyla da kullanılmışlardır.
Amfetaminler dolaylı katekolamin agonisti maddeler olup, yeni sentezlenmiş dopamin ve noradrenalinin salımına yol açarlar. Yine yüksek dozda amfetamin, 5-hidroksitriptamin salımını artırarak serotoninerjik reseptörleri de etkileyebilmektedir. Amfetamin uygulamaları birçok nöropeptik sistemini etkiler. Peptiderjik sistemin mesostriatal dopaminerjik yollarla bağlantılı olduğu ve dopaminerjik aktivitede modülatör rol oynadığı düşünülmektedir.

MDMA (EKSTAZİ) MDMA

(3,4-metylendioksimetamfetamin) 1912’de Almanya’da kanamayı durdurmaya yönelik ilaç geliştirmeleri sırasında sentezlenmiş. 1970’ler de oluşturduğu etkiler nedeniyle empatik işbirliğini ve iletişimi artırdığından psikoterapi uygulamalarında kullanılmaya başlamıştır. Genç yaş grubunda giderek artan kötüye kullanımı 1990’lar da sınırlandırılmasına ve daha sonra da yasal kullanımının ortadan kalkmasına sebep olmuştur.
Psikoterapistler arasında önceleri birincil masumiyet ve yaşamla bütünleşmeyi belirlemek için ”adam”, sonra da empatiye yakın bir çağrışım oluşturmak amacıyla ”ekstazi” olarak adlandırılmıştır. Kullanıcılar arasında ise ex, ix, kanat, uçuş, mitsubishi, ferrari gibi isimlerle de anılmaktadır. Hem amfetaminlere hem de meskaline benzer bir kimyasal yapısı vardır. MDMA’nın amfetaminlerden farkı temel hedefinin serotoninerjik sistem olmasıdır. Hücre içi serotoninin aniden salınmasını sağlarken, yüksek dozlarda dopaminerjik sisteme de kısmi etkileri vardır. MDMA’nın nörotoksin olarak adlandırılabilecek düzeyde nörotoksik etkilerinin olduğu bilinmektedir. Kullanımdan 6 saat sonrasına kadar alınan fluoksetin, maddenin nörotoksik etkilerini ortadan kaldırabilmektedir.

SEDATİF-HİPNOTİKLER

Sedatif-hipnotiklerin temel farmakoljik özelliği sıkıntı duygusunu azaltması ve uykuyu başlatmasıdır. Sedasyon yapmaksızın sıkıntıyı azaltanlar ise trankilizan olarak adlandırılır. Alkol ve esrar da oluşturdukları farmakolojik etkiler nedeniyle sedatif-hipnotik olarak sınıflandırılır. Sedatif özellikleri olan bazı antidepresanlar ve kötüye kullanımları izlense de antikolinerjik ilaçlar bu grup altında ele alınmamaktadır. Bu ilaçların beyinde çok yaygın etkileri vardır. Mizaç, bilişsel işlevler ya da davranış gibi birçok ruhsal işlevi etkilerler.

Nörokimyasal etkilerini temel olarak GABA reseptörlerinin üzerindeki bağlanma noktalarına etki ederek yaparlar ve merkezi sinir sisteminde inhibitör impulsların artmasına neden olurlar. Bu maddelere karşı gelişen farmakolojik ve davranışsal tolerans, bu ilaçların GABA reseptörlerinin bağlanma noktalarındaki azalan intrensek aktivitenin göstergesidir. Sedatif-hipnotiklerin birçok önemli tıbbi kullanım alanı vardır. Sıkıntı (anksiyete) bozukluklarının tedavisi, uykusuzluğun kısa dönem tedavisi, epileptik nöbetlerin tedavisi, ameliyat öncesi sedasyon ve anestezi en yaygın kullanım alanları olup, halen hekimler tarafından yaygın bir biçimde kullanılmaktadır. Kısa süreli etkileri anksiyetenin azalması, sedasyon, öfori ve uykusuzluktur.

HALÜSİNOJENLER

Prototip halüsinojen olan liserjik asit dietilamid (LSD) ile psilosin, dimetiltriptamin (DMT) gibi idolalkaliaminler ve meskalin ve dimetoksimetilamfetamin gibi fenetilaminler ele alınacaktır. Son dönemlerde yasa dışı olarak gizli imalathanelerde yeni geliştirilen halüsinojenlerin yaygınlaşması ile özellikle gençler arasındaki kullanımlarda artma eğilimi görülmektedir. Sigara gibi içilerek, çiğnenerek ya da yutularak kullanılmaktadır. sentetikler ise ya hap şeklinde ya da emdirilmiş pullar biçiminde dil altında ve deriye yapıştırılarak kullanılabilmektedir.

LSD ve diğer halüsinojenlerin etki düzeneği hala tam olarak bilinmemektedir, LSD, merkezi sinir sisteminde serotonerjik sistem üzerinde etkisini göstermektedir. LSD dorsal raphe çekirdeğinde, 5-HT1A reseptörüolarak adlandırılan presinaptik otoreseptörlerle etkileşerek serotonerjik nöronların ateşlenmesini engeller. Halüsinojenlerin hemen hepisinin psikolojik etkileri birbirine benzer. LSD, en güçlülerinden olup mide barsak sisteminde çok hızlı bir şekilde emilir, etkileri 60 dakikada başlayıp 2-4 saat sürer ve 10-12 saat sonra kullanıcı normal düzeyine gelir.

UÇUCULAR

Kullanılan uçucu maddeler çok değişkenlik göstermektedir. Uçucu madde katı biçimde bir torbanın içine konularak buharın ağız ve burundan solunmasıyla, gaz ya da sıvı uçucular da bir bez parçasına konulup buharın çekilmesiyle kullanılabileceği gibi, uçucu madde püskürtülerek sprey şeklinde ağız yoluyla da kullanılabilir. Uçucu madde kullanımı gelişmekte olan ülkelerde daha sık görülmektedir. Özellikle sokakta çalışan/yaşayan çocuk ve ergenlerde kullanıldığı bildirilse de, her yaş grubunda farklı kullanımların olduğu saptanmaktadır.

NİKOTİN

En yaygın kullanılan bağımlılık yapıcı maddelerden biridir. Akciğer kanseri, koroner kalp hastalığı, kronik akciğer hastalıkları ve infertilite gibi birçok hastalığın oluşmasında riski artırmasına rağmen, yaygın olarak kullanımı sürmektedir. İlk kullanımından düzenli ve bağımlılık biçiminde kullanıma geçişin en fazla olduğu bağımlılık biçimidir. Bırakmaya karar verme ve bırakma konusunda diğer kullanıcıların yaşadıkları zorlukların aynısı nikotin bağımlılarında da yaşanmaktadır.
Gelişmiş ülkelerde erişkin nüfusta kullanım oranları giderek düşmekte olup, %25 civarında seyrederken, gelişmekte olan ülkelerde kullanım oranları %40-50 gibi yüksek düzeylere ulaşmaktadır. Erkeklerde , düşük sosyoekonomik ve düşük eğitim düzeyinde ve orta yaş grubunda kullanım oranları daha yüksektir.
Nikotin, mesokortikolimbik dopaminerjik sistemdeki nikotinerjik asetilkolin reseptörlerini (nAChR) uyarır. Sistem uyarıldığında nukleus akkumbenste dozla doğru bağlantılı olarak dopamin düzeyi artar. Bugüne kadar elde edilen kanıtlar, orta beyindeki dopaminerjik sistemin nikotinin olumlu pekiştirici etkilerinde önemli rol oynadığını göstermektedir. Ancak bunun yanı sıra glutamat, GABA, opiyat peptitler ve serotoninin de nikotinle oluşan dopaminerjik iletime etkileri olduğu bildirilmiştir.
Solunan nikotin kısa bir süre içinde dolaşıma girip, etkilerini 1-2 dakikada gösterir. Sigarayı deneyenlerin yarısından azı bağımlı hale gelmekte ve bağımlılık gelişimi zaman içinde bir dizi değişimle oluşmaktadır. Başlangıç kullanımı çoğunlukla nikotin dışı nedenlerle psikososyal faktörlerin etkisiyle olurken, daha sonra nikotinin olumlu pekiştirici etkileri ve yoksunluk bulguları kullanımı sürdürmektedir.

Nikotinin ilk akut kullanımı nikotonerjik asetilkolin reseptörlerini (nAChR) uyarırken, daha sonradan reseptörlere duyarsızlık (desensitizasyon) ve uyarılmama oluşmaktadır. Bu da reseptör sayısındaki artışla (upregülasyonu), yani nikotinerjik asetilkolin reseptörleri sayısının artmasıyla sonuçlanır. İşte bu olaylar da bağımlılığın gelişmesine yol açar. Nikotin bağımlıları günlük nikotin kullanımlarını, aslında artan reseptörlerine göre belirlemeye çalışmaktadır. Nikotin yoksunluğunda ise nukleus akkumbensten dopamin salınımı azalmaktadır.