Pzt.-Cmrt.:09:00-17:00 (Pazar Kapalı) +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77

Madde Bağımlılığı




Madde Bağımlılığı Nedir ?

Madde Bağımlılığı Nedir ?Bağımlılığa yol açan maddeler: Alkol, anfetamin, kafein, kokain, hallusinojenler, inhalanlar, nikotin, opiodlar, fensiklidin, sedatif hipnotik ve anksiyolitik ilaçlar, birden fazla maddeyi kullanma diğer veya bilinmeyenler.

Madde bağımlılığı, madde yoksunluğunda insanın hayatına istediği gibi devam edebilmesini engelleyen durumlara yol açan düşkünlüktür. Bir madde bağımlısı, ömrünün sonuna kadar bağımlısı olduğu madde ile mücadele halinde kalır. Tedavi olunarak hasta, madde bağımlılığından kurtulabilir. Ancak düşkünü olan maddenin bir defa dahi tekrar kullanılırsa, kişinin bıraktığı yerde bağımlı olmasına neden olabilir. Bunun için madde bağımlılığından kurtulmaya çalışmak yerine, hiç bir maddeye bağımlı olmamak alınabilecek en mantıklı önlemdir. Tedavi olarak madde bağımlılığından kurtulan kişiler ”potansiyel madde bağımlısı” olarak adlandırılır.

Kişi kulladığı maddenin miktarını sürekli ve düzenli olarak artırıyorsa ve aldığı maddeyi her geçen gün daha da hızlı tüketiyorsa, madde bağımlılığı süreci başlamıştır. Kişi maddeyi kullanırken dahi bir sonraki seferi düşünüp ve nasıl temin edeceğini planlıyorsa bağımlılık seviyesi tehlikeli düzeye gelmiş demektir.
Bağımlı olan insanların tedavisini zorlaştıran ilk ve en zorlayıcı etken, kişinin bağımlı olduğunu kabullenmek istemeyişidir. Kendisine zarar veren bu maddeyi kullanarak mutlu olamayacağını bildiği halde, ısrarla mutsuzluğuna neden olan olan maddeyi kullanmaya devam eder.

Madde bağımlılığından kurtulmak için kişinin karşısında duran engellerden bir diğeri yoksunluktur. Yoksunluk, kişinin kullandığı madde miktarını ve sıklığını azalttığında oluşan, hayatını devam ettiremeyecek kadar şiddetli bir biçimde yaşadığı fiziksel ve ruhsal bozukluklardır. Bağımlı olduğu maddeyi bırakan kişilerde, şiddetli bunalım, intihara meyil ve saldırganlık gibi pek çok davranış biçimi gözlemlenmektedir. Bu nedenle kişinin maddeyi bırakmaya karar vermesi kadar, onun bu durumunu anlayacak kişilere ihtiyacı vardır.




Hangi maddeler bağımlılık yapar ?

Hangi maddeler bağımlılık yapar ?Madde dediğimizde, aslında bağımlılık yapan şeyleri kastediyoruz. Bağımlılık yapan maddelerin ortak özelliği, hepsinin keyif verici olmalarıdır. Daha çok zararlı veya daha az zararlı diye bir şey yoktur. Bütün maddeler bağımlılık yapar ve hepsi de beyinin bio kimyasını bozar, beyinin işleyişine, saçından tırnağına kadar bedene zarar verir. Ruhsal ve bedensel olarak yaptığı zararlar; sosyal, ailesel ve ekonomik olarak zincirleme birbiriyle ilişkilidir.

Madde kullanıcısının asıl hedefi kendisini farklı hissetmek, argo deyimle ”kafa yapmaktır”. Bağımlı kişi için bunu neyle, hangi madde ile yaptığı ikinci derecede önemlidir. Bir çok bağımlı, ”şu maddeyi kulladım etki yapmadı, şu maddeyi kullandım hoşuma gitti” şekilde tercih bildirebiliyorlar. Yaptıkları özgür bir seçim değil. Bu durum onların beden ve beyinlerinin bio kimyası ile ilgili bir durumdur. Bir şeyden hoşlanıyorsanız ve onu tekrar tekrar yapmak istersiniz. Bu insan doğasında vardır. Ama herhangi bir maddeyi kullanırken bir takım zararlar görüyorsanız, bu gördüğünüz zararlara rağmen bunu tekrar tekrar yapıyorsanız, orada kontrolden çıkmış bir davranış, farklı bir durum söz konusudur. İşte bu durum bir hastalıktır ve bağımlılıktır.

Her tür bağımlılık, kötüdür. En kötüsüne, en olumsuzluklarına çoğul madde bağımlılığı dediğimiz hastalarda rastlıyoruz. Çoğul madde bağımlı kişinin belirli bir tercih maddesi yoktur. Ne bulursa o maddeyi kullanır. Bir gün bu maddeyi, yarın başka bir maddeyi kullanır. Aynı kişi ”ben hiç birine bağımlı değilim” diye kendini savunur. İşin özü, oysa neredeyse hiç boş günleri yoktur, eline geçen her maddeyi kullanırlar.




Madde bağımlılığı tedavisinde karşılaşılan sorunlar

Madde bağımlılığı tedavisinde karşılaşılan sorunlarMadde bağımlılığı tedavisinde amaç rahatsızlık hissini azaltmak, kullanılan maddenin, oluşacak yan etkilerinden kaçınmak ve sonraki tedavi aşamalarına hastayı hazırlamaktır. Yoksunluğun şiddeti öngörülmeli ve eşlik eden diğer ruhsal ve fiziksel hastalıklar belirlenip tedavisi için gerekli girişimlerde bulunulmalıdır. Tedavi gerek ayakta gerekse hastanede yatırılarak yapılabilir. Madde bağımlılarında yaşam boyu sürecek kronik bir beyin hastalığı ile karşı karşıya olunduğu gerçeği üzerine oturtulmuş bir tedavi programı seçilmelidir. Madde bağımlısı kişinin, yeniden hayata ve topluma kazandırılması esas amaç olmalıdır. Kullandığı madde dolayısıyla yitirdiği bedensel ve ruhsal sağlığına kavuşması, toplumsal ve sosyal rolünü yeniden kazanması esas olmalıdır.

Madde bağımlılığı tedavisi bağımlının kullandığı maddelere, kullanım süresine, kullanım şekline, kişinin kişilik yapısına ve oluşabilecek psikomedikal durumlara göre değişiklik gösterir. Madde bağımlıların tedavisi kısa ve uzun vadeli olmak üzere iki aşamada gerçekleşir.

Birinci aşama yani ilk tedavi  entoksikasyonla ve madde eksikliğinin verdiği krizleri, yan etkileri ortadan kaldırmaya yönelik olmalıdır. Yani arındırma tedavileri kullanılır. Tabi ki kullanılan her maddenin özelliğine göre tedavi şeklinde değişiklikler olabilir. İlk aşamada yapılması gereken tedavide; hastanın maddenin etkilerinden ve yoksunluk tablosunun getirdiği etkilerden kurtulmasını sağlamak ve her maddeye göre değişebilen belirtileri denetim altına alma esasına dayanır.

Madde kullanımına bağlı zehirlenmeler sırasında maddenin tipine göre değişmekle birlikte, dolaşım, sindirim, solunum ve merkezi sinir sistemlerine yönelik ölümcül sorunlar çıkabilir. Bu gibi durumlarda sebebe yönelik tedavi tercih edilmelidir. Bazı durumlarda gerekirse hasta yoğun bakım şartlarında tedaviye alınır. Solunum ve dolaşım yeterli şekilde desteklenmeli. Vücut ısısı, kalp ve dolaşım sitemi bozuklukları, su ve elektrolit dengesi, epileptik nöbetler, kendisine ve çevresine zarar verici davranış bozuklukları kontrol altında tutulmalıdır. Rutin kan ve idrar analizleri yanı sıra genel biyokimyasal analizler (karaciğer enzimleri, açlık kan şekeri, kreatinin, elektrolitler), akciğer grafisi, elekromiyografi, tüberküloz, hepatit, HİV testleri yapılmalıdır.

İlk basamak tedavisinden sonra, hastanın uzun süreli tedavisine geçilir. İkinci aşamada ilaç tedavisiyle birlikte hastanın gelecekteki yaşamını planlama, yeniden yapılandırmaya, başa çıkma yöntemlerini geliştirmeye yönelik psiko sosyal tedavi yöntemleri uygulanır. Bağımlının tedavisi ne kadar erken yaşta başlatılır ve içine girdiği alt kültürden ne kadar hızla kopartılırsa ve yeni sosyal çevresinde bir kimlik kazanması ne kadar erken sağlanırsa iyileşme süreci o kadar kolaylaşır.

Günümüzde tedavileri üzerinde en çok yoğunlaşılan ve özel tedavi yöntemleri araştırılan madde opiyat türevleridir. Opiyat türevi olan eroin, dünyada çok büyük bir yasa dışı ticarete konu olmaktadır. Bu yasa dışı eroin ticareti polisiye yöntemlerle tamamı ile önlenmesi mümkün değildir.
Tüm opiyatlar sunluk sendromlarına yol açarlar. Ancak yoksunluğun ortaya çıkma zamanı, şiddeti ve süresi, bağımlılığın geliştiği opiyat agonistine göre değişkenlik göstermektedir. Yoksunluk bulguları eroin gibi kısa etkili opiyatlarda 3-5 saatte başlar, 72 saatte en üst seviyeye çıkar, 7-10 gün gibi bir süre içinde de azalır. Metadon gibi uzun etkili olan ilaçlarda ise yoksunluk 5-7 günlerde en üst seviyeye çıkar. 20-30 günde azalır.

Opiyat yoksunluğunda göz yaşarması, burun akıntısı, esneme, bulantı, karın krampları, kas spazmları, artralji, miyalji, sıcak ve soğuk hisleri, pilo-ereksiyon, terleme, taşikardi, hipertansiyon, diyare, irritabilite, anksiyete ve dilate pupiller gibi bulgular izlenir.

Opiyat bağımlılığının tedavisinde; Günümüzde kabul edilen tedavi şekilleri, yoksunluğun opiyat dışı farmakolojik tedavisi yani semptomatik tedavi ile birlikte, opiyat agonistleri kullanılarak arındırma yönteminde temel prensip, bağımlı olunan opiyatın kesilerek yerine opiyat agonistinin konulması ve kademeli olarak kesilme uygulanmasıdır. Metadon bu grupta en yaygın kullanılan ilaçtır. Uzun etki süreli sentetik bir opiyat agonistidir. LAAM uzun etkili sentetik bir opiyat agonistidir. Ritim bozuklukları yapması nedeniyle dikkatli kullanılmalıdır. Bubrenorfin;Morfin alkaloidi tebainden elde edilir ve kısmi opiyat agonistidir. Hızlı ve çok hızlı arındırmada kullanılır. Bu tür agonist ilaçlarla tedaviye detoksifikasyon sırsında başlanır ve doz azaltımı ile devam ettirilir. Tedavi süreci içinde bu ilaçlarda kötüye kullanılabilmektedir.

İlaç tedavisi olarak ne seçilirse seçilsin, nüks ihtimali çok yüksek olan bu rahatsızlıkta, hastanın sosyal iyileşmesini sağlayacak bir çalışmanın paralel yürütülmesi ve ruhsal iyileşmeye önem verilmesi gerekmektedir. Göz önünde bulundurulması gereken, bağımlılık yapıcı maddelerin her zaman varolduğu ve olacağı, yeni maddelerin bu gruba katılabileceğidir.

Bu sorun herhangi bir hastanın kişisel sorunu olmaktan çok toplumsal ve sosyal bir problem olduğu kabul edilmeli ve bu konuda kurumlaşmaya gidilmelidir. Eğitim tedbirleri alınmalı, hastalığın tedavisindeki en etkin yolun madde kullanımına başlamayı önlemek ve koruyucu hekimlik olduğu kabul edilmelidir. Ruhsal durumu değiştiren herhangi bir maddenin tedavi dışı kullanımı hiç bir zaman normal kabul edilmemeli. Uçucu maddeler, sigara, alkolden gençler korunmalıdır.




Madde veya alkolü bırakınca bağımlılık biter mi ?

Çok geniş bir kullanıcı profilinin olması, kullanılan maddelerin çok farklı özellikler içermesi ve eşlik eden maddelerin sorunlardaki farklılıkları nedeniyle insanlarda kulaktan dolma yalan yanlış bilgiler ve ön yargılar vardır. Bir bağımlı içmeden aylarca hatta yıllarca maddeyi kullanmayabilir. Bir çok insan ramazan ayında bir ay boyunca alkol almayabilir, Bu kişiler ”bakın ben ramazanda alkol almıyorum, alkolik değilim, istediğim vakit bırakırım” derler. Bu kişiler ramazan sonrası bıraktığı yerde içmeye devam ederler, bir ay alkol almayınca bu kişinin bağımlı olmadığını göstermez. Sigara yani bir nikotin bağımlısı kişilerde yıllarca sigara içmeyebilir. Ama bir sigara içmeye başlayınca bıraktığı andaki miktara geçerler.

Her makalede özellikle vurguluyorum. Bağımlılık kronik bir beyin hastalığıdır. Kullanılan maddenin özelliğine göre beyinde farklı reseptörlerin gelişmesine (örneği opiyatlarda), voltaja duyarlı sodyum kanallarını bloke ederek sinir uyarısının başlatılmasını (kokain kullanımında), ya da esrar kullanımında olduğu beyinde kannabinoidlerin bağlanabileceği G protein-eşleştirilmiş kannabinoid reseptörlerinin gelişimine. nikotin kullanımında nikotinerjik asetilkolin reseptörlerleri sayısının artmasıyla sonuçlanır. İşte bu olayların her biri bağımlılığın organik zeminde gelişmesine yol açar:
Sonuç olarak bağımlılık hiç bir zaman geçmeyebilir. Bu durumu bağımlı ve bağımlı ailesinin doğru olarak bilmesi gerekir. Esas olan bağımlının madde kullanımına ara vermesi değil, kontrollü davranması ve hiç kullanmamasıdır.




Çocuğumuzu madde bağımlılığından nasıl koruyabiliriz?

Çocuğumuzu madde bağımlılığından nasıl koruyabiliriz?Ne yazık ki her geçen gün daha çok sayıda çocuğumuz, zararlı alışkanlıkların pençesine düşüyor. Olumsuz kötü bir çevre bu alışkanlıkların kaynağıdır. Arkadaş çevresi bu konuda önemli bir etken. Ama ailenin çocuğa olumsuz yaklaşımı, çocuğu bu çevre ve arkadaş gruplarına daha fazla itiyorsa, giderek çocuğun çevre ve arkadaş gruplarına daha fazla önem vermesine ve bağlı olduğu grupla daha çok vakit geçirme, daha çok uyma davranışını getirecektir. Çocuk aileden göremediği ilgiyi, alamadığı onayı ve yakınlığı arkadaş grubunda görünce, giderek gruba daha fazla önem verecektir.Eğer bu çevre ve arkadaş grubu zararlı işlerle meşgul ise, çocuklarda sigara, alkol, madde kullanma riski de yüksek olacaktır.

Çocuğun yaşamında, bedensel ve ruhsal gelişiminde aile tartışılmayacak derecede önemlidir. Çocukların sigara, alkol ve madde gibi alışkanlıklardan uzak tutulmasında aile belirleyicidir. Çocuğun aile ortamı, sosyal ve ruhsal gelişimi bağımlılık oluşumunda başat role sahiptir.

Çocukların ruhsal açıdan, güvene ihtiyaçları vardır. Güven hissi sağlıklı bir gelişim için en önemli unsurdur. Öncelikle, çocuğun ebeveynlerinin sevgisinden emin olmasıdır. Normalde her anne ve baba çocuklarını severler. Ama sevmeleri yeterli değildir. Sevgilerini davranışlarıyla göstermeleri ve çocuklarına bunu hissettirmeleri gerekiyor. Anne ve babalar çocuklarına şu mesajı vermelidirler.”Sana yeterli zaman ayırma şansımız olmayabilir, sıkıntılı ve stresli olabiliriz ya da tartışmış olabiliriz. Anne ve baba olarak aramızda sorun yaşamış olabiliriz. Ama sevgimizden her zaman emin olabilirsin. Seni sen olduğun için seviyoruz, sana değer veriyoruz.

Kendilerine öz güveni olan ve ihtiyaçları olduğunda, anne ve babalarına gidebileceklerini, istedikleri desteği alabileceklerini bilen çocuklar erişkin yaşlarda bağımlılıklara yatkın olmamaktadırlar.
Çocukların sadece başarılarını değil, gösterdikleri çabalarını da takdir etmelisiniz. Unutmayın çocuklar övülmeye ihtiyaç duyarlar. Önemli olan kendisiyle barışık, mutlu, güçlü ve sakin bir kişilik gelişimidir. Çocukların bu noktada istedikleri şey, anne ve babalarının onlara güvenmeleri,değer vermeleri, çocukların adam yerine konulduklarını hissetmeleri ve kişiliklerinin tanınmasıdır.

Çocuklarınızı, eleştirmeden dinleyin. Onlarla vakit geçirin ve konuşun. Düşüncelerine değer verin.
Eğer anne ya da baba sigara içiyor ve alkol kullanıyorlarsa, kendi durumlarını nasıl anlatmalı ve ne yapmalılar? Bu durumlarda tek yardımcı, dürüstlüktür. Çocuktan saklamak yerine alkol, madde ve sigaranın sağlıksız olduğunu anlatmak en doğru yöntem olacaktır. Anne ve babanın kendi zayıf noktalarını çocuğa dürüstçe anlatmaları, çocuğun aileye olan güvenini arttırır. Bu gerçeklik içinde çocuklar, büyüklerinin de zaafları olabileceklerini anlamalarını sağlar.

İlaveten çocuğa karşı şefkatli ve uygulanabilir bir disiplinin olması gerekir. ”Ben çocuğuma güveniyorum, istediği şeyi yapabilir, istediği saatte eve gidip gelebilir” demek, iyi anne ve babalık yapmak değildir.




Alkol ve madde bağımlılarına yatarak tedavi ne zaman uygulanmalı?

Hasta tercihleriyle ilgili yapılan çalışmalarda hastaların önemli bir kısmı (%80), yatmaktansa ayaktan tedavi olmayı tercih ettiği gözlenmiştir. Alkol ve madde bağımlılığı konusunda yerleşmiş yanlış ve riskli bir anlayış var. Çocuğunun veya bir yakınının uyuşturucu kullandığını öğrenen kişiler hemen onu yatıracak bir hastane aramaya başlarlar. Oysa alkol ya da madde kullanan kişilerin çoğunun yatarak tedavisi gerekli değildir. Öncelik olarak bu durumlarda, ayakta tedavilerin denenmesinin daha uygun olduğu yapılan araştırmalar göstermiştir.

Hasta hangi durumlarda hastaneye yatmalı?

Öncelikle ayakta tedavinin başarısız olduğu bağımlılarda, yeterli aile ve sosyal desteğin olmadığı kişilerde, uzun süreli tedavi gerektiren ya da ağır bağımlılık durumlarında hastaneye yatırılması gerekir.

Bağımlının hastaneye yatırılmadan ayaktan tedavisinin yapılması, sorunu çözme becerisinin sağlanması, kişinin tedaviyi ailesiyle, tedavi sürecinde ailenin desteğiyle daha olumlu sonuçlar verecektir.. Ayakta tedavilerin hem daha ekonomik, hem de kalabalık hastane ortamında tedavi amacıyla gelen kişilerle, farklı amaçlı şahıslarla tanışmaları ve organize bir hal alma riski de engellenmiş olur.




Bağımlılık riski hangi kişilerde daha fazladır?

Sigaraya çocuk yaşta başlayanlar da bağımlılık potansiyeli yüksektir.

Genç yaşlarda alkol kullananlarda, yaşıtlarına ve gelişimsel dönemine kıyasla aşırı hareketli çocuklukta hiper aktif dürtüsel bozukluk olan, düşünmeden ve olacakların sonuçlarını kestiremeyenler için risk oranı yüksektir. Parçalanmış aileleri çocuklarında, Alkol ve madde kullanan, impulsif, depresif, anti sosyal ve narsistik ebeveynlerin çocuklarında, cinsel olarak kötüye kullanılan çocuklarda bağımlılık risk oranı yüksektir.




Kişinin madde kullandığını nasıl anlarız ?

Ağır bir madde bağımlısını anlamak kolaydır. Zayıf bir beden, gözlerinin altında mor halkalar, ellerinde titremeler, kollarında enjeksiyona bağlı skarlar, abseler, bakımsız ve temiz olmayan görünümüyle anlamak kolaydır.

Hafif ve orta düzeydeki bağımlıları eğer uzman değilseniz, çoğu zaman dıştan bakarak anlayamazsınız. Bağımlı kişi ne kadar erken fark edilirse ona yardımcı olma, bağımlılıktan kurtulma şansı o kadar yüksektir.

Fiziksel olarak; Bitkinlik, dalgınlık, uyuklama, uyku bozukluğu, konuşma güçlüğü, burun akıntısı, terleme, titreme,dengesizlik,gözlerde kanlanma, göz bebeklerinde daralma, yüzde kızarma, soğukluk, kabızlık, ishal, terleme ve titreme, yürüme bozukluğu, solunum güçlüğü.

Ruhsal olarak; İş ve okul performansında düşüşe, kazalara, derslerde başarı oranının tamamen ve birden düşmesi, sık sık arkadaş değiştirmesi, eski arkadaşlarına tamamen sırt çevirmesi, içine kapanma, hiç bir şeye ilgi duymama, her şeyden uzak kalma, evde odasına kapanma, bakım ve temizliğine dikkat etmeme, fazla para harcama, geleceğe dönük hiçbir program içinde olmama hali.

Şüpheli madde kullanımının belirlemesinde idrar ve kan testleri yararlıdır. Bunun için tarama ve belirleme testleri vardır. Tarama testleri duyarlı fakat özgül değildir. Her ne kadar çoğu drog idrarda saptanmasına rağmen bazıları en iyi kanda saptanır, örn.barbitüratlar ve alkol. İdrar toksikolojisi çoğu drogun alımından sonra iki güne kadar pozitiftir.




Madde bağımlısı kişi tedavi için nasıl ikna edilmeli ?

Madde bağımlıları uzun zaman bağımlı olduklarını kabullenmezler. Yaşadıkları sorunları görmezden gelirler, kullandıkları madde miktarını küçümserler, genellikle yadsımayı kullanma eğilimindedirler. Sorunu kabul etmekten kaçınırlar. Dolayısıyla onları doktora gitmeye ikna etmek de çok zordur. Farklı bir yol izleyerek kişiye yaklaşmak gerekir.

Bu durumda aileler ne yapmalı?

Ailelerin yapması gereken; İş, okul, arkadaş, çevre ya da aile içinde yaşadığı olumsuzluklar ve sorunları kendisine örnekler verilerek anlatılmalı. İnkar edemeyeceği somut problemleri kişinin yaşamından örnekler vererek onunla konuşmalı. Anlatılan bu sorunların çözümü için kendisinden de katkı istenmeli. Uzmana ”fikir ve danışmak amacıyla” gidilmesi gerektiği anlatılmalı. ”Sen bağımlısın” diyerek bağımlı tanısı konulmamalı. Çünkü bağımlılık tıbbi bir tanımdır. Bunun bir uzmanın yapması gerekir. Böylece tedavi sürecinde kişinin katkısı amaçlanmalıdır.




Madde Kullanan Kişiyi Tedaviye Yönlendirme

Aileler çocuklarının madde kullanımını öğrendiklerinde çok ciddi hayal kırıklıkları yaşarlar, büyük bir şok geçirirler. Kabul etmezler, kabul etmek istemezler, Çocuklarının madde kullandıklarına inanmak istemezler. Çünkü gelecekle ilgili tüm umutları ve planları yok olmuştur. Yakın akraba, kapı-komşu ve çevre baskısını düşünmeye başlarlar. Kimi zaman bu durumu kabullenmek istemezler. Nerede hatta yaptık diye kendilerini sorgularlar. Çoğu zaman çocuğa aşırı tepki gösterirler.

Burada yapılması gereken şey sakin olmak, düşünmek ve ne yapılacağına karar vermek gerekir. Genç maddenin etkisi altındayken tartışmadan sakınmak gerekir. Çünkü maddenin etkisi altındayken iletişim sorunu ortaya çıkar. Sağlıklı bir sonuç almak mümkün değildir. Madde kullanımı ne kadar erken tespit edilir, bu sorunla ne kadar erken yüz yüze gelinirse, kişiye o kadar çok yardım edilir. Sorunu birebir konuşmaktan çekinilmemeli. Konuşmaktan çekinmek, sorunu çözmeyi değil ertelemeyi ötelemeyi getirir.

Madde kullananı anlamak zor ama dinlenilmeli. Anne ve baba destek ve yardım etmek istediklerini belirtmeli, baskı uygulamamalı. Karşılıklı konuşmak ve birbirini dinlemek çok önemli. Ebeveynler ne olursa olsun her zaman onun yanında olacaklarını belirtmeliler. Maddenin kendisinden götürecekleri iyice anlatılmalıdır. Soruna mutlaka birlikte bir çözüm bulunacağı belirtilmelidir.

Bağımlının yapması gereken, tüm yaşamını , yaşam şeklini, çevre ve arkadaş gruplarını değiştirmesi gerekir. Kendi istemediği sürece, kimse bağımlı kişiye madde kullanımını bıraktıramaz. O kendi sorumluluğunu almadığı müddetçe, başkalarının onun sorumluluğunu onun yerine üstlenmesi çözüm yaratmaz. Kendi başına ve kendi isteği ile bırakması, bırakmak istemesi, tekrar başlamasını da engelleyecektir.




Madde Bağımlılığına Götüren Nedenler

Bağımlılık içinde yaşadığımız zamanın insanlık açısında en büyük sosyal, ekonomik ve sağlık sorunudur. Bağımlılık öğrenilen ve bulaştırılan bir durumdur. Ergenlerde kişilik gelişimi 12-22 yaşlar arasında oturur. Çevrenin ve geleneklerin baskısına tepki verme, bağımsız olduğunu gösterme isteği, bazı uyuşturucu maddelerin yaratıcılık verdiği, öğrenmeyi kolaylaştırdığı hakkındaki yalan yanlış inanışlar, sosyal ilişki aracı olarak kullanma düşüncesi, ruhsal inhibisyondan ya da pısırıklıktan kurtulmak için bu maddeleri alma isteğinin olması, veya eğer ergen sevgiden yoksun ve kontrolden uzaksa, ailede sorunlar yaşıyorsa var olduğunu hissetmek adına bazı gruplara katılma ihtiyacı hissedecektir.

Yanlış arkadaşlıklar ve özellikle bu arkadaş grupları alkol ve madde kullanan gruplarsa, bu sonun başlangıcıdır. Maalesef kabul etmeliyiz günümüz dünyasında alkol ve madde kullanımı en önemli sosyal, ekonomik, sağlık ve psikolojik sorun haline gelmiştir. Alkol ve madde kullanımı sonucu gençler kendilerini yanlış zamanda ve yanlış yerlerde bulurlar. Okulda başarısızlık, suça eğilim, ekonomik çöküş gibi sosyal sorunlar, bağışıklık sisteminin zayıflaması, karaciğer ve kalbin zarar görmesi, AİDS hepatit gibi bulaşıcı hastalıklar, kemik ve fiziksel gelişimin aksaması, beyinin hasar görmesi, depresyon, uyku sorunları gibi bedensel ve ruhsal hastalıklar ortaya çıkar. Alkollü araç kullanma sonucu kazalar, yaralanmalar, yasa dışı madde kullanımı ve satışı gibi adli sorunlar çok sık yaşanır.

Kişi içki içmeye ya da madde kullanmaya ne kadar erken başlarsa bağımlı olması o kadar kolay ve hızlı olur. 15 yaşın altında alkol ya da madde kullanmaya başlayan çocuklar, 20 yaşlarından sonra başlayanlara göre beş kat daha fazla bağımlılık riski taşırlar.




Madde Bağımlısı Kime Denir ?

Bağımlılık halini, kullanılan madde ya da maddelerin kişide zarar verici sonuçlar doğurmasına karşın, sürekli bir şekilde bu maddeleri arama ve kullanma ile karakterize süre gelen ve tekrarlayıcı kronik bir beyin hastalığı olarak değerlendirmek gerekir.

Sakinleştirici, keyif verici ya da uyuşturucu etkisi olan, süreç içinde giderek daha fazla alma isteği doğuran, bırakıldığında yoksunluk belirtileri doğuran maddeleri kullanan kişilere bağımlı denir.

Bağımlı kişiyi şu şekilde de ifade edebiliriz;

Zararlı bedensel ve ruhsal etkileri bilindiği halde bu maddelere karşı duyulan sürekli alma isteği olan kişiler bağımlıdır.

Dünya Sağlık Örgütü bağımlı kişiyi şöyle tarif eder;

  1. Maddeyi elde etmeye ve kullanmaya yönelik yoğun arzu ve ihtiyaç hissetmesi,
  2. Kullanılan dozun artırma eğilimi,
  3. Maddenin fiziksel ve psikolojik etkilerine karşı yoğun hassasiyet ve etkileri arayış içinde olması,
  4. Maddenin kişinin hayatında önemli bir şey haline gelmesi,
  5. Kişinin işte, evde veya okulda yükümlülüklerini sürdürmesini önleyecek şekilde yineleyici biçimde madde kullanması,
  6. Fiziksel tehlike yaratabilecek durumlarda (örneğin araç kullanırken) madde etkisinde olma ve bu durumun tekrar tekrar olması,
  7. Madde kullanımı ile ilişkili yasal sorunlarının varlığı,
  8. Madde kullanımının sosyal yaşamında ve kişinin yakınlarıyla ilişkilerinde yineleyici ve kalıcı sorunlara yol açmasına rağmen,
  9. Madde kullanımını sürdürenler bağımlıdır.



Esrar Madde Bağımlılığı

ESRAR VE BAĞIMLILIĞI

Esrar (kannabis), çok eski çağlardan beri bilinen ve bağımlılık yapan bir maddedir.Cannabis sativa (hint keneviri) bitkisinden elde edilmektedir. Kahve rengipreslenmiş kalıplar halinde ot ya da toz (kubar) halinde bulunur. Günümüzde, dünyada en yaygln kötüye kullanılan yasadışı bir maddedir. Esrarın Kötüye kullanım sıklığı sigara, kafein ve alkolden hemen sonra gelir. Esrarın bitkisinin içinde bulunan en etkin psikoaktif madde olan delta-9-tetrahidrokannabinol (THC) ve türevleri büyük önem taşımaktadır.
ESRAR BİTKİSİ
Esrarın elde edildiği kenevir bitkisi veya Cannabis scıtiva ilk defa 1543 yılında Alman botanikçi ve hekim Leonhart Fuchs tarafından tanımlanmıştır. Fuchs yayınladığı kitapta vahşi (wild) ve yerli (domestik) olmak üzere iki tip kenevirden söz etmiştir. 1753 yılında 18. yüzyıl İsveç biliminin sembol isimlerinden ünlü botanikçi ve biyolog Cari Linneaus doğadaki birçok bitkiyi düzgün bir şekilde sınıflandırdığı modern taksonomi kitabında Cannabis bitkisini de tanımlamış ve bitkiyi beş ayrı isim altında değerlendirmiştir.
Bitkinin orijinin kesin olmamakla beraber Orta Asya olduğu sanılmaktadır. Kannabis bodur bir ağaçtır. En dikkat çekici yönü insan elinin parmakları gibi farklılaşmış yapraklarıdır. Erkek ve dişi olmak üzere iki tipi vardır. Dişi bitkiler çalı gibidir ve daha yüksek boyludur. Erkek bitki daha küçüktür ve çalı görüntüsü yoktur. Dişi bitki erkek bitkinin çiçeklerinden gelen polenlerle döllenir. Rüzgâr yolu ile gelen polenleri yakalamak için dişi bitki çiçeklerinin tepesinde yapışkan bir reçine salgılar. Bu reçine bitkiyi ayrıca böcekler gibi zarar verebilecek dış etkenlerden de korur.
Bilimciler bitkinin Cannabis sativa’dan başka en az iki türü dalıa olduğunu ortaya koymuşlardır. Bunlar Cannabis indica ve Cannabis ruderalis’tir. Ülkemizde esrarı betimlemek için yaygın olarak kullanılan “hint keneviri” ibaresi de Cannabis indica’dan gelmektedir. Böyle bir sınıflandırmaya karşı çıkanlar da vardır. Buna göre sadece tek bir kenevir bitkisi vardır; o da Cannabis sativadıv. Bunun en az iki alt tipi veya fenotipi bulunmaktadır. Bu fenotiplerden biri ip imalatı amacıyla daha çok kuzey ülkelerinde yetiştirilir. Kısa sürede olgunlaşır ve kenevir veya kendir adını alır. Diğer fenotip daha yavaş olgunlaşır, psikoaktif maddeler elde etmek amacıyla genellikle dünyanın güney ve tropikal bölgelerinde yetiştirilir.

TARİHÇE

Kannabis bitkisi halk arasında esrar veya haşhaş adlı, bağımlılık yapıcı maddenin eld edildiği kaynaktır. Kannabis ile ilişkili ilk bügiler M.Ö. 2. yüzyılın ortalarına kadar giden, savaşçı ve hareketli Iskitler, kannabisi dünyaya tanıtan ve yayanlardır. Kannabis bir İskit sözcüğüdür ve Yunan tarihçisi Heredot İskitleri kannabis kullanan savaşçılar olarak tanımlamıştır. Heredot İskitlerin kannabisi nasıl elde ettiklerini, nasıl kullandıklarını ve bunun etkisi altında nasıl keyifle uluduklarını yazmıştır. Herodot’a göre lskitler kannabisi gerek keyif almak için gerekse cenaze töreni gibi ritüel ayinlerde kullanıyorlardı.
Çin’de kannabis yaklaşık 6000 yıl önce Neolitik dönemlerde biliniyordu. Kannabisin Hindistan’a girişi doğrudan Çin üzerinden olmuştur ve Hindistan’da yüzyıllardır kullanılmaktadır. On ikinci yüzyılda Afrika ve Arabistan arasında ticaret yapan Arap tacirler aracılığıyla kenevir bitkisi tüm Afrika’ya yayılmıştır.
Avrupa emperyalizminde ip önemli bir ürün haline gelmişti. Donanma için ip veya halat çok önemli bir materyaldi ve gemilerin birçok yerinde kullanılıyordu. Kenevir İngiltere ikliminde çok verimli yetiştirilemiyor ve bu nedenle Amerikan kolonilerinde üretimi teşvik ediliyordu. Sir Walter Raleigh Virginia kolonisinde kenevir yetiştirilmesi talimatı veren ilk kişiydi ve 1611’den itibaren kolonide tütünün yanı sıra kenevir yetiştirilmesine de başlanmıştı. Amerikan keneviri kalitesini ispat etmiş ve 200 yıldan fazla temel ürünlerden biri olarak üretimi yapılmıştır. Amerika’nın en ünlü kenevir yetiştiricilerinden biri de George Washington’dur.
1611-1620 yılları arasında yaşayan Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde İstanbul’da esrar imal eden ve satışını yapan “Esnafi Benkçiyan” denilen bazı dükkânlardan söz etmektedir Bu dükkanların çoğu Süleymaniye’deki Tiryakiler Çarşısında bulunmaktaydı ve bunlardan kolayca “Esrar Macunu” temin edilebiliyordu. Bu dönemde İstanbul’da esrar içenlerin birlikte esrarın kullanıldığı esrar tekkelerinden söz edilmektedir. Padişah IV. Murat (1612-1640) döneminde tütün ve alkol ile birlikte esrar imali ve kullanılması da yasaklanmıştır. Buna rağmen İstanbul’un yansıra Batı ve Güney Anadolu’da esrar kullanımı yayılmaya devam etmiştir. O dönemlerde özellikle Bursa bölgesinde yetiştirilen Hint keneviri en iyi cins olarak kabul görmüştür.
Kannabisin eski Çin uygarlıklarında tıbbi amaçlalarla kullanıldğı yolunda ilk somut veriler 18. yüzyıla aittir. Hindistan’da kannabisin antikonvulsan, iştah açıcı ve antiemetik olarak kullanıldığı yazılmıştır. Ayrıca tetanoz, nevralji, dismenore, astım, gonore ve migren gibi önemli hastalıkta faydalı etkileri olduğuna işaret eden makaleler yayımlanmıştır. İlginç olarak kenevirin alkol, opium ve kloral hidrat bağımlılarının ve birçok mental hastalığın tedavisinde de kullanılabileceğini ileri sürmüştür. Bu verilerinden ilham alan Fransız doktor Jacques-Joseph Moreau de Tours kannabisi melankoli ve hipomani gibi mental hastalıkların tedavisinde kullanmıştır. İngiltere’de sir John Russell Reynolds ise kannabisi nörolojik hastalıkların tedavisinde kullanmıştır. Amerikan Farmakopesi 1850 yılında marihuanayı legal ilaçlar arasında gösteriyordu.
Kannabisin toksik etkileri ve zararlı olabileceği 1846 yılında Fransız yazar Théophile Gautier’in Le Club des Hachichins isimli kitabı yayımlanana kadar tamamen göz ardı edilmiştir. Bu kitapta yazar kannabisin yeni bir zevk oluşturduğunu belirtiyor ve kendi deneyimlerini anlatıyordu. Bu kitap aslında esrar bağımlılığının ilk ipuçlarını anlatıyordu. Kitapta ilk kez haşhaş (haşhiş) ifadesi kullanılmış ve kannabis veya kenevirden söz edilmemişti. Gautier’in kullandığı madde Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan ithal edilmişti ve hiç kimse yazarın kulandığı madde ile tüm Avrupa’da ip yapmak için kullanılan kenevir arasında bir bağlantı kurmamıştı. Kitap ile ilgilenen ve bunun üzerine bazı makaleler yayınlayan Dr. Moreau da kenevir ile haşhaşın birbirinden farklı olduğunu düşünüyordu.
Kannabis bitkisinin sigara gibi içilerek kötüye kulanılması ve marihuana tabiri ilk kez 20. yüzyılın başlarında bunu Amerika Birleşik Devletleri’ne sokan MeksikalI işçiler tarafından gerçekleştirilmiştir. Sigara şeklinde sarılmış marihuana içilmesi 20. yüzyılın başlarından itibaren yavaş yavaş tüm Kuzey Amerika’ya yayılmıştır.
Kısa süre içinde diğer batı ülkelerinde de marihuana illegal bir madde olarak kabul edilmiş, ticareti ve kullanımı yasalarla kontrol altına alınmıştır. İlk olarak Kanada da marihuana opioidler ve kokain gibi yasadışı maddelerle benzer olarak narkotik ilaçlar sınıfına dâhil edilmiştir. 1970 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde çıkarılan bir yasa ile marihuananın tıbbi kullanımı tamamen yasaklanmış ve bu maddenin tıbbi bir yararı olmadığı aksine ciddi bağımlılık yapma özelliği olduğu ifade edilmiştir. Bunların sonucu olarak marihuana kullanıcıları yeraltına inmiş ve yasadışı marihuana ticareti ve kötüye kullanımı diğer bağımlılık türlerinde olduğu gibi bir alt kültür olarak gelişmiştir. Güncel veriler çerçevesinde marihuana halen Amerika Birleşik Devletlerinde en popüler illegal bağımlılık yapıcı maddedir. Ulusal anketlere göre nüfusun %48’i marihuanayı en az bir kez denemiştir. Yine bu anketlere göre lise öğrencileri arasında marihuana kullanma oram %6.5’tur. Ülkemizde kullanım sıklığı ile ilişkili benzer düzeyde sağlıklı bir veriye ise henüz sahip değiliz.

KANNABİS İLE İLİŞKİLİ GENEL BİLGİLER

Kannabisin Biyoaktif İçeriği
Kannabis bitkisi içinde 400’den fazla farklı kimyasal bulunmaktadır. Bunların yaklaşık olarak 60 adedi kannabinoidler adını alır. Kannabinoidler farmakolojik olarak aktiftir. Bunlar içinde en psikoaktif olanı delta-9-THC’dir ve haşhaştan 1964 yılında Gaoni ve Mechoulam tarafından izole edilmiştir. Ancak kannabisin kimyası daha kompleks bir içeriğe sahiptir. Bu içeriğin oluşturduğu tüm ilaçlar farmakolojide kannabinoidler alt başlığında toplanır. Bugüne kadar 60’tan fazla kannabinoid tanımlanmıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bunların en bilineni delta-9-THCdir. Bir diğer aktif bileşik delta-8-THC’dir ve bunun oranı delta-9-THC’den daha düşüktür. 11-hidroksi-delta-9-THC’ de aktif bir diğer kannabinoiddir. Diğer önemli kannabinoidler kannabinol ve kannabidiol gibi etken maddelerdir. Gerçi bunlar davranış üzerine herhangi bir etkiye sahip değildir; ancak hazırlanış teknikleri ve veriliş yoluna bağlı olarak ya da metabolitlerı yoluyla etkin hale gelirler. Kannabis oral yoldan alınabileceği gibi yakılarak veya tütün gibi sarılıp dumanı inhale edilerek de kullanılabilir. Yakılma esnasında inaktif olan kannabidiol de delta-9-THC’ye dönüşür.
Kannabis Preparatları
Kannabis bitkisinin tüm parçaları THC içerir ve bitki preparatları hazırlanarak çeşitli yollarla tüketilir. Kuzey Amerika’da bunların en iyi bilineni marihuanadır. Marihuana Meksika-İspanyol kökenli ucuz tütün anlamında bir kelimedir. Daha sonralan kannabis bitkisinin çiçek ve yapraklarını ifade etmek için kullanılmaya başlamıştır. Marihuana genellikle sigara, puro veya pipo şeklinde kullanılır. Bazen pişirilmiş çeşitli kek ve çöreklere de ilave edilebilir.
Hindistan’da “bhang” veya “ganja” adını alır. Bhang marihuanaya benzer şekil de kannabisin reçinesi uzaklaştırılmış kurutulmuş yapraklarından imal edilir. Çok güçlü değildir. Ganja dişi bitkinin reçinesi uzaklaştırılmaksızın kurutulmuş yapraklarından elde edilir ve bhang’tan 2-3 misli daha güçlüdür. Marihuana tütüne benze şekilde elle sarılmış sigara veya pipo şeklinde yakılıp dumanı inhale edilerek kullanılır. Bu amaçla genellikle kurutulmuş yapraklar kullanılır.
Hindistan’da haşhaş “charas” olarak adlandırılır ve dişi çiçeğin tepesinden ele edilen kurutulmuş reçineyi ifade eder. İlk hasat yapıldığında açık sarı renklidir, kurutulduğu zaman rengi siyaha dönüşür. Değişik şekillerde tüketilebilir. En sık kullanılış biçimi tek başına veya tütünle karıştırılarak tütün gibi içilmesidir. Pişirilir çörek ve keklere ilave edilerek de kullanılabilir.
Batı Antiller’de kannabis doğrudan Hindistan’dan ithal edilir ve Kuzey Amerika’da yaygın kullanılan marihuana yerine Hindistan’da kullanılan ganja terimi adlandırılır. Jamaika’da da kannabis için ganja terimi kullanılır.
Haşhaşın alkolde veya diğer solventlerde kaynatılarak saflaştırılması ile haşhaş yağı veya kırmızı yağ (red oil) elde edilir. Kannabinoidler haşhaştan kendilerim ekstrakte eden ve konsantre eden alkolde kolayca çözünürler. Saflığının derecesine o haşhaş yağının rengi siyah veya kırmızıdan açık amber rengine kadar değişir. Haşhaş yağı haşhaştan çok daha konsantredir, %60’tan fazla kannabinoid içerir ve kaçakçılığı çok daha kolay olduğundan daha popülerdir. Haşhaş yağı çeşitli yollarla tüketilebilir. En kolay tüketim yolu normal sigara tütünü üzerine damlatılarak içilmesidir. Sıcak bir levha üzerine damlatılarak dumanını inhale etmek de bir başka kullanım yoludur.

KANNABİNOİDLERİN BAZI SANTRAL ETKİLERİ

Bellek üzerine etkileri
Marihuana iyi öğrenilmiş ve bellekte yer etmiş bilgilerin tekrar çağrılarak hatırlanmasını etkilemez. Bununla beraber, bir kelimenin veya belli bir hikayenin belleğe geri çağrılarak aktarılmasını olumsuz yönde etkiler. Kannabis ve türevleri ile intoksikasyon durumunda ‘temporal dağılma’ durumu ortaya çıkar. Bu, amaca yönelik olarak bir bilgiyi akılda tutma ve koordine etme yetisinin kaybolma halidir. Herhangi bir zaman süresince beyinde tutulan herhangi bir bilgiye ihtiyaç duyulduğunda, bu bilgi kullanma ihtiyacı duyulduğunda kaybolmuştur. Örneğin, kannabis etkisi altında olan bir kişi bir konuyu ifade etmek istediğinde cümleye başlar ancak cümlenin sonunu getiremez, çünkü ne söylemeye başladığını unutmuştur.
Kannabis preparatlarını uzun süre kötüye kullanan kişilerde aynı alkoliklerde görülen Korsakoff psikozuna benzer bir tablo gelişir. Bellek bozuklukları ve zaman- mekân algısının bozulması bu tablonun en belli başlı belirtileridir. Bu semptomlar uzun süre kullanımın limbik sistem ve hipokampusta yaptığı hasar ile ilişkilidir. Hipokampusta kannabinoid reseptörleri oldukça yaygındır ve hipokampus uzun süreli kannabinoid kötüye kullanımına en duyarlı beyin bölgelerinden biridir).
Dikkat üzerine etkiler
Kannabinoid ve türevlerini kullananlarda 50 dakikadan daha fazla dikkat gerektiren görevlerin yerine getirilmesi esnasında uyanıklık ve dikkatin sürdürülmesinde sorunlar ortaya çıkar. Bunların belli bir konuya odaklanmalarında da güçlükler gözlenir.
Yaratıcılık, performans ve taşıt kullanımı üzerine etkiler
Esrar kullanımının özellikle müzisyenler ve başka sanat dalları ile uğraşan sanatçılar arasında kullanımının yaygın olduğuna inanılır. Sanat çevrelerinde kannabis preparatlarının yaratıcılığı artırdığı düşüncesi vardır. Bununla beraber yapılan objektif bilimsel çalışmalar kannabinoid kullanan ve kullanmayan sanatçılar arasında yaratıcılık bakımından anlamlı bir fark bulunmadığına işaret etmektedir. Bu durumda diğer tüm bağımlılık yapan maddelerde olduğu gibi esrar ve benzeri preparatların kullanılması ile yaratıcılığın arttığı görüşü bilimsel bir temeli olmayan bir şehir efsanesinin ötesine geçememektedir. Bağımlı olanlarda uzun süreli kullanımın mental sağlığı bozarak yaratıcılığı olumsuz yönde etkilemesi de söz konusudur. Her ne kadar, dünyaca ünlü bazı sanatçıların kannabis veya benzeri başka maddeler kullandığı magazinsel olarak gündeme gelse de, madde kullanmadan başarılı olan birçok sanatçı da mevcuttur. Öte yandan madde kullanan sanatçılar arasmda intihar ve başka sağlık nedenleri ile zamansız ölümler de söz konusudur. Bunlar belki madde kullanmasa daha uzun süre ve sağlıklı yaşayarak daha fazla üretim yapacaklardı. Yaratıcılık ve madde konusu kitabın ileri bölümlerinde daha kapsamlı olarak ele alınmıştır.
Kannabinoidler doza, kullanılış yoluna ve kullanan kişinin duyarlılığına özellikle dikkat gerektiren görevlerin yerine getirilmesi ile ilişkili performansı olumsuz yönde etkiler. Kannabinoid kullananlarda konfüzyon ortaya çıkar ve bunun en önemli nedenlerinden biri maddenin el-göz koordinasyonunu bozmasıdır. El-göz koordinasyonun bozulması bu koordinasyon üzerinden gerçekleştirilmesi gereken tüm görevlerde aksama ve performans düşüklüğüne neden olur. Esrar ve benzeri maddeleri kullananlarda sayı-sembol testi gibi hem Psikomotor perpormansı hem de belleği değerlendiren testlerde performans düşüktür.
Esrar ve türevlerinin taşıt kullanımı üzerine olumsuz etkileri olduğu açıktır. Esrar etkisi altında araç kullanmak yasalarla da kısıtlanmıştır.

FARMAKOKİNETİK ÖZELLİKLER

Absorpsiyon,
THC zayıf asidik karakterdedir ve pKa’sı 10.6’dır. Bu nedenle, vücut pH’sında iyonize olmaz. Kannabinoidler yağda iyi çözünen bileşiklerdir ve suda çok güç çözünürler. Marihuana oral yoldan alındığında, içeriğinde yer alan kannabinoidler sindirim sisteminde yavaş bir biçimde absorbe olur. Oral yoldan kannabinoidlerin absorpsıyonu kullanmadan önce bitkisel materyale bir miktar yağ ilave edilerek artırılabilir. Bu nedenle kek veya çörekler içine ilave edilen bitkisel preparattaki kannabinoidlerin oral absorpsiyonu daha kolay ve hızlıdır. Sentetik THC susam yağı içinde çözülerek hap şeklinde preparatları da hazırlanabilir. Bu şekilde kullanılan preparatın oral absorpsiyonu hızlı ve düzenli değildir. Büyük ölçüde karaciğerde ilk geçiş metabolizmasına maruz kalır. Bu nedenle bu tür preparatları kullananların dozu inhalasyonla alınanın 2-3 misline çıkarmaları gerekir.
Oral yoldan alındığında maksimum etki 1-3 saat içinde başlar ve etki 5 saate kadar azalarak devam eder. Beş saatten sonra etki tamamen ortadan kalkar. Oral kulanımda bulantı ve kusma gibi gastrointestinal yan etkiler görülebilir.
Kannabis bitkisinin materyalinin tütün gibi yakılarak dumanının inhale edilmesi en etkili ve popüler kullanılış biçimidir. Marihuana sigarasındaki kannabinoidlerin yaklaşık olarak %20-25’i inhalasyon sırasında tamamen akciğerlere geçer ve buradan tüm vücuda yayılır. Bu şekilde bir tüketimde kandaki THC.konsantrasyonu 15 dakika içinde doruk seviyeye ulaşır. Etki bir kaç dakika içinde hissedilmeye başlar, 30-60 dakika içinde en şiddetli seviyeye ulaşır.
Marihuana içicileri, dumanın akciğerlere derin bir şekilde çekildikten sonra en az 10-20 saniye tutulması absorpsiyonu ve etkiyi daha da artırdığını idia etselerde bu doğru değildir. Dumanın akciğerlerde daha uzun süre tutulması THC absorbsiyonunu daha fazla artırmaz.
Dağılım
Yakılarak dumanı inhale edildiğinde THC akciğerler üzerinden hemen kana karışır ve 5-10 dakika içinde kandaki doruk konsantrasyona ulaşır. Kannabinoidler yağdaki yüksek çözünürlüklerinden dolayı kan akımı ile bağlantılı olarak tüm vücuda yayılırlar. En fazla akciğerler, böbrekler ve karaciğer safrasına dağılırlar. Kandaki doruk konsantrasyonun sadece %1’i beyine geçer. Bu miktar yaklaşık 2-44 mikrogram civarındadır.
Metabolizma
Metabolizma kannabinoidler vücuda girdiği andan itibaren başlar. İnhalasyon yolu ile alındığında akciğerlerde, oral yoldan alındığında gastrointestinal sistemde bir miktar metabolize olurlarsa da kannabinoidlerin asıl metabolizma yeri karaciğerlerdir. Delta-9-THC primer olarak kendisinden daha etkili ve kan-beyin engelini daha kolay geçen 11-hidroksi-delta-9-THC’ye dönüşür. Her iki ürün daha sonra kendine özgü başka etkileri de olan birçok metabolite dönüşür. Metabolitlerden bazılarının etkileri THC’ye benzer. Metabolitlerin büyük çoğunluğu yağda az çözünür ve kolayca idrarla vücuttan uzaklaştırılabilir niteliktedir.
Kannabidiol tek başına çok etkili bir bileşik değildir. Bununla beraber THC’yi metabolize eden enzimi bloke ederek THC metabolizmasını yavaşlatır ve etki süresini artırır. Buna zıt olarak kannabinol THC metabolizmasını hızlandırır. Kannabidiol ve kannabinol THC ile başka yollarla da etkileşir. Bu bileşikler örneğin, THC’yi bağlanma yerlerinden uzaklaştırarak dağılımını değiştirebilir veya THC’nin beyine geçişini ve etkinliğini artırabilir .
Kanda ilk olarak delta-9-THC ve temel metabolitler elimine olmaya başlar. THC’nin eliminasyon yarılanma ömrü yaklaşık olarak 24 saattir. Madde bir hafta içinde kandan tamamen elimine edilir. Bununla beraber, THC metabolitleri son kullanımı izleyen 45-60 gün sonra bile çeşitli yöntemlerle saptanabilir. THC ve THC’nin metabolitleri yağda iyi çözündüğünden vücudun yağlı dokusunda uzun süre kalabilir. İdrar veya kanda birinin son 1-2 ayda marihuana kullanıp kullanmadığını saptamak olasıdır. Bunun dışında tükrük salgısında da analiz yapılabilir. Analiz için ince tabaka kromotografisi, gaz kromatografisi, yüksek basınçlı sıvı kromatografisi (HPLC), enzim immünoassay (EIA), radyoimmünoassay (RIA), gaz kromatografisi/ kütle sepktrofotometrisi (GC/MS) gibi teknikler kullanılır .
Kannabinoidleri sürekli kötüye kullananlarda metabolizma ve atılım hızının ilk kez kulananlara göre daha hızlı veya yavaş olduğuna işaret eden kesin bir kanıt yoktur. Deney hayvanlarında gerçekleştirilen çalışmalarda da kannabinoidlerin absorpsiyon, dağılım veya metabolizma özellikleri ile tolerans gelişimi arasında bir ilişki ortaya konamamıştır .

KANNABİNOİDLERİN NÖR0PSİK0FARMAK0L0JİSİ

Özgül reseptörleri bulunmadan önce, kannabinoidlerin farmakolojik etkilerinin ortaya çıkmasında, yüksek derecede lipofilik özelliklerine bağlı olarak ortaya çıkmasında, yüksek derecede lipofilik özelliklerine bağlı olarak hücre zarının geçirgenliğinde yarattıkları özgül olmayan değişimlerin rol oynadığı düşünülmekteydi. Özgül kannabinoid reseptörlerinin varlığına ilişkin ilk bulgular, kannabinoidleri kendi içlerinde karşılaştıran yapı-etki ilişkisi çalışmalarından ve kannabinoidlerin nöroblastoma hücre kültürlerinde cAMP birikimini azalttığını gösteren verilerden elde edilmiştir. Özellikle ikinci bulgu, kannabinoidlerin güçlü bir şekilde G proteinine bağlı reseptör aktvasyonuna işaret etmiştir.
CP55,940 gibi yüksek afiniteli sentetik kannabinoidlerin geliştirilmesini izleyerek invitro bağlanma çalışmalarında ilk kez özgül bir kannabinoid reseptörü bulunduğu saptanmıştır. Bunu izleyen çalışmalarda, ilk kannabinoid reseptör geni klonlanmış ve otoradyografi tekniği kullanılarak beyinde bulunan kannabinoid reseptörlerinin dağılım haritası çıkarılmıştır. Korteks, hipokampus, serebellum ve bazal gangliyonların substantia nigra, pars retikulata ve globus retikulata veglobus pallidulus bölgelerinin yanı sıra, ventromedial striatum ve nükleus akkumbenste bu reseptörlerin yoğun olarak lokalize olduğu gözlenmiştir.
Korteks ve hipokampusta bulunan reseptörler öğrenme ve bellek üzerindeki etkilerle, bazal gangliyonlar ve serebellumdakı reseptörler motor fonksiyonlar, bozucu etkilerle, nükleus akkumbens ve ventromedial striatumdakiler ise bağımhhk yapıcı, etkilerle ilişkilendirilmiştır. Nükleus akumbenste lokalize olan kannabinoid reseptörlerinin uyarılması mezolimbik dopamin sisteminde dopamınerjik aktiviteyi artırır, dolayısı ile ödül ve pozitif pekiştiri ile ilişkilidir. Ayrıca opioid etkilerinin güçlendirilmesi ile de ilişkili olduğu gösterilmiştir. CB1 reseptörlerin aktivasyonu ile morfin ve eroin gibi opioid maddelerin pozitif pekiştiriri etkileri ve bunlara fiziksel bağımlılık gelişimi arasında ilişkiye işaret eden kanıtlar da vardır.
Şimdiye kadar en az iki kannabinoid reseptör geni klonlanmış olmakla birlikte, üçüncü bir reseptör için kanıtlar da bulunmaktadır. Bu reseptörlerden ilki olan CB1 çoğunlukla beyin bölgelerinde lokalizedir. Ayrıca bazı periferal organlarda da bulunduğu gösterilmiştir. CB1 reseptörü santral sinir sisteminde baskın olan kannabinoid reseptörü olması nedeniyle bazı kaynaklarda “beyin kannabinoid reseptörü” olarak da adlandırılmaktadır. Şimdiye kadar yapılan çalışmalar, kannabinoidlerin davranışsal ve nöronal etkilerinin hemen hepsinde beyin CB1Reseptör akivasyonu- nun rolü olduğunu göstermektedir. CB2 reseptörlerse daha çok perilerde bulunur, CBl’lerden farklı bir yapıya sahiptir ve kannabınoadlerın bağışıklık sistemi üzerindeki etkileriyle ilişkilendirilmiştir.
Kannabinoid reseptörleri ve onlara bağlanan endojen Iigandlar tek başına bir nö- rotransmitter sisteminden çok birçok başka nörotransmitter sistemini etkileyen nöro- modülatörler olarak işlev gösterirler. Kannabinoid sisteminin, pek çok moleküler ve davranışsal etkileriyle ilişkili olarak beynin GABAerjik, glutamaterjik ve kolinerjik nörotransmiter sistemleriyle etkileştiği bilinmektedir. Ayrıca dopamin, serotonin, noradrenalin, histamin ve opioid peptidlerle de etkileşir. Kannabinoidlerin GABA, noradrenalin, dopamin ve serotonin sentezini artırdığı bilinmektedir. Aynca, noradrenalin, GABA, asetilkolin ve opioid peptidlerin etkilerini artırırlar ve noradrenalin, dopamine ve asetilkolin reseptörlerinin fonksiyonlarını değiştirirler.
Kannabinoidlerin ödüllendirici ve bağımlılık yapıcı etkilerinde özellikle dopaminerjik ve opioid sistemleriyle etkileşim ön plana çıkar. Kannabinoidlerin mezo- limbik dopamin sisteminde iletimi ve aktivasyonu artırdığı, bunun da ödüllendirici etkileriyle yakından ilişkili olduğu iyi bilinmektedir. Araştırmalar, kannabinoid sistemi ile dopaminerjik sistem arasındaki etkileşimin aynı zamanda kannabinoid yoksunluğunda da önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Örneğin, 6 günlük kronik delta-9-THC uygulamasından sonra SR-141716A ile yoksunluk sendromu presipite edilmiş sıçanların mezolimbik sistemlerinde dopaminerjik aktivitenin azaldığı gösterilmiştir (Gessa ve ark., 1998). Bununla beraber, benzer bulgularla sonuçlanan bir başka çalışmada delta-9-THC’ye bağımlı yapılan sıçanlarda CB1 reseptör antagonisti SR-141716A ile presipite edilmiş yoksunluk belirtileri Dİ ve D2 dopamin reseptör agonistleri tarafından azaltılamamıştır). Sonuç olarak, mezolimbik dopaminerjik aktivasyonun kannabinoid yoksunluğunda gözlenen somatik belirtilerden daha çok ödüllendirici etkilerle ilişkili olduğu görülmektedir.
Kannabinoidlerle opioidlerin ödüllendirici etkileri arasında gözlenen sinerjik ilişki bu maddelerin yoksunluk belirtileri arasında da gözlenmektedir. Örneğin, kannabinoidlere fiziksel bağımlılık geliştirilmiş sıçanlara nalokson enjeksiyonu yapılması, opioidlere benzer bir yoksunluk sendromuna yol açmaktadır. Benzer şekilde, opioidlere bağımlı yapılmış sıçanlarda CB1 reseptör antagonisti SR-141716A verilmesi de opioid yoksunluk sendromuna yol açmaktadır). Opioidlere bağımlı hayvanlarda ortaya çıkan yoksunluk semptomlarının şiddeti, kannabinoidler tarafından anlamlı ölçüde hafifletilmektedir. Morfin ve delta-9-THC arasında çapraz tolerans gelişmekte ve morfine tolerans geliştirmiş hayvanların beyinlerinde kannabinoid reseptörüne bağlanma miktarında bir değişim olmamaktadır. Ayrıca delta-9-THC’ye tolerans geliştirmiş hayvanların beyninde opiyat reseptörlerine bağlanma miktarında da bir değişme olmaması, bu iki sistem arasında gözlenen etkileşimin ikinci ulakların ve çeşitli kinazların karıştığı reseptör sonrası olaylar sırasında gerçekleştiğine işaret etmektedir.

KANNBİNOİDLERİN ÖDÜLLENDİRİCİ VE BAĞIMLILIK YAPICI ETKİLERİ

Hint keneviri bitkisinin bilinç değiştirmek, sarhoş olmak, keyiflenmek ya da kafa bulmak amacıyla kullanımı 5000 yıl öncesine kadar uzanmaktadır Bu bitkinin temel psikoaktif maddesi delta-9-THC ‘dır ve bağımlılık yapıcı etkisi ile doğrudan llişkil olan ödüllendirici etkisinin bu maddeden kaynaklandığı bilinmektedir. Bundan dolayı hayvanlarda bağımlılık ile ilişkili çalışmalarda genellikle delta-9-’TCA’nın kullanıldığı görülmektedir.
Tolerans Gelişimi
Deney hayvanlarında THC’nin operant davranışlar üzerine etkilerine hızlı bir şekilde tolerans gelişir. Doz ve veriliş yoluna bağlı olarak THC’nin tekrarlayan dozlarına 5-6 gün içinde bir tür tolerans gelişebilir. Bu tolerans madde tamamen kesildikten sonra bir aydan fazla süre devam edebilir. THC ile onun 11-hidroksi metaboliti arasında da çapraz tolerans söz konusudur. Ayrıca THC’nin motor aktiviteyi artırıcı etkisine de bir kaç gün içinde tolerans gelişirken anoreksik ve kendini ayırt ettirici etkilerine tolerans gelişmez. Maddenin absorpsiyon, metabolizma veya dağılımındaki değişiklikler ile tolerans gelişimi arasında bir ilişki yoktur.
İnsanlarda kannabinoid ve türevlerine gelişen tolerans ile ilişkili olarak bazı tartışmalı noktalar vardır. Birçok marihuana kullanıcı maddeyi sürekli kullandıkları süre içinde bazı etkilerin azalmadan daha ziyade duyarlılaşma veya ters tolerans olarak kabul edilebilecek bir etki artışından söz etmektedir. Bununla beraber, laboratuar çalışmalarında ne deney hayvanlarında ne de insanlarda duyarlılaşma kesin bir şekilde gösterilememiştir. Duyarlılaşma veya ters tolerans sadece laboratuar dışında gözlenmiştir. Bunun çeşitli nedenleri olabilir. Bunların en önemlisi kullanılan doz ve kullanılış sıklığıdır. Laboratuar çalışmalarında verilen doz ve bu dozu alış ve bu dozu alış sıklığı önceden belirlenmiştir ve kullanıcı örneğin, alacağı total marihuana sigarası sayısını ve bunun alış sıklığını ayarlamak zorundadır. Pratikte ise kullanıcılar daha etkili bir şekilde inhale etmeyi öğrenirler, yani belli bir miktarın daha üzerinde marihuana kullanabilme özgürlüğüne sahiptirler. Bundan dolayı, maddeyi kullanışları tamamen daha fazla keyif almaya yöneliktir ve bireysel olarakher kulanıcı en fazla keyif alabileceği sıklık ve dozda maddeyi kullanacaktır.
Sonuç Olarak kannabinoidlerin bazı etkilerine, aynı diğer bağımlılık yapan maddelerde olduğu gibi. Tolerans geliştiğini ve gelişen toleransın niteliğinin ve şiddetinin kişiye, doza ve kullanış sıklığına bağlı olduğunu söyleyebiliriz.

Kannabinoidlerin Kendilerini Ayırt Ettirici (Diskriminatif) Stimulus Oluşturucu Etkileri
İnsanlarda kannabinoidlerin ödüllendirici ve haz verici etkisini test etmeye yönelik olarak hayvanlarda geçerli ve güvenilir bir model yaratmanın zor olması nedeniyie ilaçların hayvanlarda yarattığı iç duyumsal (introceptive) uyarıcı etkiyi en doğru’ dan değerlendiren bir model olan “ilaç ayırt etme (diskriminasyon)” yöntemi kannabinoid araştırmalarında kullanılan en önemli testlerden birisidir. Bu yöntem, ilaçların ortaya çıkardığı iç-duyumsal etkilerinin operant koşullama düzeneğinde diskriminatif (ayırt edici) uyarıcı olarak kullanılıp, farklı ilaçların yarattığı iç duyumsal etkilerin karşılaştırılmasına olanak sağlayan davranışsal bir modeldir.
Delta-9-THC, kannabinoid diskriminasyon çalışmalarında en yaygın kullanılan eğitim ilacıdır. Yapılan bilimsel araştırmalar; Delta-9-THC’nin ortaya çıkardığı diskriminatif uyarıcı etkinin, seçici olarak sadece CB1 reseptörüne bağlanan maddelere özgül olduğu anlaşılmaktadır Yani, sadece diğer kannabinoidler delta-9-THC’yi salinden ayırt etmeye eğitilmiş hayvanlarda delta-9-THCnin yerine geçmektedir. Ayrıca, delta-9-THCnin yerine geçme etkileriyle CB1 reseptörlerine bağlanma afiniteleri arasında net bir ilişki bulunmaktadır. Benzer bir ilişki, diğer doğal psikoaktif kannabinoidlerin delta-9-THCnin yerine geçmeleri ile insanlarda ortaya çıkardıkları sübjektif haz (keyif) verici etkileri arasında da gözlenmiştir.
Kannabinoidler ve özellikle güçlü sentetik kannabinoidler de ilaç ayırt etme düzeneğinde eğitim ilacı olarak kullanılmıştır. Örneğin, CP55,940’nm eğitim ilacı olarak kullanıldığı bir deneyde delta-9-THC ve WIN55,212-2 eğitim ilacının yerine geçmekle kalmayıp, sergiledikleri bu etki ile reseptör bağlanmasında CP55,940’ı yerinden etme (displacing) oranları arasmda yine anlamlı bir ilişki saptanmıştır. WIN55,212-2’nin eğitim ilacı olarak kulanıldığı bir başka çalışmada da CP55,940 ve delta-9-THC tam bir genellemeye yol açarken, delta-9-THC ve diğer sentetik kannabinoidlerin ortaya çıkardığı bu ayırt edici etki, antagonist SR-141716A ön-uygulamasıyla tam olarak geri çevrilmiştir. Bu gözlemler kannabinoidlerin kendilerini ayırt ettirici etkilerinin CB1 reseptör aktivasyonu ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Burada genellemeden kasıt ayırt etme test düzeneğinde kulamlanl tüm ilaçlarm birbirine benzer etkiler oluşturması veya birbirinin yerine geçmesidir.
Yukarıda sıraladığımız diğer CB1 agonistlerinin aksine, endojenbir kannabinoid olan anandamidin test ilacı olarak kullanıldığı çalışmalarda ayırt etme testlerinde farklı sonuçlar elde edilmiştir. Deney hayvanlarının delta-9-THC’yi şalinden ayırt etmeye eğitildiği çalışmalarda anandamid test edildiğinde, genelleme ya hiç gerçekleşmemiş (yani anandamid delta-9-THCye benzer etki oluşturmamış veya onıri yerine geçmemiş), ya da anandamidin davranışları inhibe eden toksik kabul edillebilecek kadar yüksek dozlarında gerçekleşmiştir. Bu çalışmalarda anandamidin hızlı metabolize olma özelliğini bu gözlemlerde oynayabileceği rol göz ardı edilmemiştir. Anandamidin daha durağan analoglarından R-methanadamidin kullanıldığı çalışmalarda ise beklentiler doğrultuşunda tam bir genelleme gözlenmiştir. Yani R-metanandamid diğer agonist özellikteki ilaçlar ile benzer ayırt etme profili sergilemiştir.

Kannabinoid Bağımlılığı ve Yoksunluk Sendromu

Esrar ve türevlerinin bağımlılık yaptığı iyi bilinmekle birlikte, esrar bağımlılarında fiziksel bağımlılık gelişimi ve yoksunluk sendromu tartışmalı bir konudur. Bazı araştırıcılara göre esrara sadece psikolojik bağımlılık gelişmekte, fizikse d bağımlılık ve yoksunluk sendromu ya hiç gelişmemekte ya da örneğin opiyatlarla kıyaslandığında oldukça hafif semptomlarla seyretmektedir. Bu görüş günümüzde bilimsel geçerliliğini önemli ölçüde yitirmiş durumdadır. Esrar bağımlılarında bağımlılığı sürdüren en önemli etkenler arasında, yoksunluk belirtilerinin yaşanmış olması ya da yaşanabileceği korkusu yer almaktadır ve marihuana içenlerde yoksunluk sendromu tanımlanmıştır. İnsanlarda esrarı bıraktıktan sonra ortaya çıkan yoksunluk belirtileri bazı bağımlılarda sorun oluşturmakla birlikte, DSM-IV’e göre esrara ilişkin yoksunluk belirtileri klinik olarak çok anlamlı bulunmamaktadır. Bununla beraber, DSM-V kannabis yoksunluk belirtilerini tanımlamış ve dikkate almıştır. Esrar yoksunluğunun görece olarak hafif geçmesinin nedenleri arasında en önemlisi, delta-9-THC’nin alkol, kokain ve opioid gibi maddelere göre eliminasyon yarı ömrünün daha uzun olmasısır. Yapılan son araştırmalar, esrarın yoksunluk sendromuna neden olduğu ve fiziksel bağımlılık oluşturduğuna ilişkin klinik kanıtlar tartışma götürmeyecak o kadar gerçektir.

KRONİK KULLANIMININ ZARARLI ETKİLERİ

Şiddet ve Saldırganlığa Eğilim
Bağımlılık yapan maddeleri kötüye kullananlarda yasaların suç saydığı ölçüde şiddet ve saldırganlığa eğilim vardır ve bağımlıların bu nedenle çok defa yasalarla başları derttedir. Esrar ve benzerlerini kötüye kulananlarda şiddete eğilimin arttığını iddia eden bazı çalışma sonuçları yayınlanmışsa da bunun aksini iddia eden birçok bilimsel veri de vardır. Marihuana ve benzerlerini kullananların başka maddeleri kulananlann aksine daha ılımlı ve barışçıl kişiler olduğunu iddia edenler de vardır. Genel kanı kannabinoid içeren ürünleri kötüye kullananlarda şiddet ve saldırganlık eğilimin düşük olduğu şeklindedir. Bununla beraber, kannabinoidlerin yanı sıra başka maddeleri kullananlarda şiddet ve saldırganlığa eğilim artmaktadır.

Mental Bozukluklar

Kronik olarak kannabinoid içeren ürünleri kötüye kullananlarda psikoza eğilimin arttığı- şizofrenik ve paranoid semptomları şiddetlendirdiği bildirilmiştir. Öte yandan kannabinoid içeren ürünler yüksek dozlarda kullanıldığında da şiddetli anksiyete ve paranoid düşünceler ortaya çıkmaktadır. Kannabisin yüksek dozlarında ortaya çıkan önemli bir sorun algı bozukluğu ve halüsinasyonlardan kaynaklanan panik atak ile karakterize advers (ters) psikotik reaksiyondur. Bu etki ‘uçuş’ olarak adlandırılır. Kullanıcı gerçekle bağını tamamen koparmıştır ve delirme belirtileri sergiler. Uçuş reaksiyonları genellikle kullanıcılar kannabisi olağan dışı yol ve dozlarda kullandığında ve stres altında aldıklarında ortaya çıkar. Olağan dışı kullanılış daha çok dozun yüksekliği ve başka bağımlılık yapan maddelerle birlikte kullanma şeklindedir.

Kalıcı Entelektüel Bozukluk ve Beyin Hasarı

Uzun süreli yüksek dozda marihuana kullananlarda aynı ağır alkoliklerde olduğu gıbı mental işlevlerde bozulma ve beyin hasarları, ortaya çıkmaktadır. Kuzey Afrika başta olmak üzere kannabis ve türevlerini yüksek dozda uzun süreli kötüye kullananlarda kannabis demansı denilen bir klinik tablo oluşmaktadır. Deney hayvanlarında gerçekleştirilen öğrenme ve bellek üzerine THCnin etkilerim araştıran çalışmalarda da 6 ay ve üzeri THC verilen sıçanlarda labirent testleri ile ölçülen öğrenme ve bellek işlevlerinde ciddi bozulmalar olduğu saptanmıştır. Kronik THC verilmesinin hipokampus başta olmak üzere sıçan beyninde önemli yapısal hasarlara yol açtığı ve bunun sonucu olarak öğrenme, bellek ve bu işlevlerle ilişkili nöroplastisitede bozukluk ortaya çıktığı gösterilmiştir.
Kronik kannabis kullanıcılarında beyin fonksiyonlarındaki bozukluk EEG ölçümleri ile de teyit edilebilir. Akut kannabis intoksikasyonunda ise beyin alfa dalga aktivitesi artarken beta dalga aktivitesi azalır. İlginç olarak ayn, EEG bulgular, birçok sedatif ilaç alanlarda da görülür. Bilindiği gibi alfa dalga aktivitesi rahatlamış, anksiyetesi giderlmiş duygu durumu ile ilişkili iken beta dalga aktivitesi problem çözme gibi karmaşık beyin işlevleri ile ilişkilidir.

Amotivasyonel Sendrom

Genç bir kişi kannabis ve türevlerini kötüye kullanmaya başladığında yaşam tarzında, düşünce yapısında, diğer insanlarla ilişkilerinde ve motivasyonel özelliklermde bazı sorunlar yaşamaya başlar. Bu sorunlar apati, günlük rutin görevlerdeişlevselliğin kaybı, uzun süreli plan yapamama. Uzun süreli bir işe konsantre olamama, konuşma ve yazma becerisindebozulma gibi belirtilerle karakterizedir. Kannabis kötüye kulananlarda ortaya çıkan tüm bu belitiler hep birlikte amotivasyonel sendrom olarak adlandıırılır.

Başka Maddelere Yönelme

Kannabis ürünlerinin kullanımı çok defa ağır madde kullanımına başlaneı eder. Eroin kullanıcıların büyük çoğunluğunun bu maddeyi kullanmadan önce kannabis türevlerini kulandıkları saptanmıştır. Îlave olarak, marihuana kullananların çok defa başka bağımlılık yapıcı madde ve ilaçlan da birlikte kullandığı rapor edilmiştir. Bununla beraber gerek kannabis bağımlılarında gerekse başka bağımlılarda çoklu madde kullanımında bir maddenin başka bir madde kullanımına neden olduğu konusunda net bir sebep-sonuç ilişkisi kurulamamaktadır. Yani soda veya başka bir zararsız içecek içinde alkol alan bir kişide alkol alımına sodanın neden olamayacağı gibi, esrar kullanan bir kişinin bir bir süre sonra kokain veya amfetamin kullanmaya başlamasına esrar kullanımının neden olduğu söylenemez. Bununla beraber, sürekli marihuana benzeri kannabis ürünlerini kötüye kulananlarda ortaya çıkan amotivasyonel sendromun ve kişilik değişikliklerinin başka maddeleri de kullanmaya yönelimi artırdığı ve bunları kullanmaya uygun kişilik yapısı yaratarak zemin hazırladığı düşünülebilir.

Üreme Üzerine ve Gebelikte Kullanımın Zararlı Etkileri

Kannabis ürünlerini uzun süre kötüye kullanan erkeklerde testosteron düzeylerinde bir miktar azalma olduğu bilinmektedir. Deney hayvanlarında düşük testosteron düzeyleri sperm üretiminde ve seksüel faaliyette azalmaya neden olmaktadır. Uzun süreli marihuana kullanan erkeklerde sperm üretimi ve hareketliliğinde azalmaya bağlı olarak fertikte kaybı ortaya çıkabilmektedir .
Testosteron aynı zamanda fetus gelişiminin erken evresinde önemli bir hormondur. Uterustaki gelişimin 8-10. haftaları arasında erkek fetus cinsiyet organları, üro- genital sistem ve beyin gelişimi için önemli bir katkı sağlayacak olan testosteron salgılamaya başlar. Anne adayı kannabis kötüye kulanıyorsa testosteronu baskılayıcı etki bu organ ve sistemlerin farklılaşması ve gelişiminde ciddi sorunlara neden olabilir .
THC’nin kadınlarda üreme ile ilişkili hormonlardan biri olan lüteinleyici hormonu (LH) geçici süre ile baskıladığına dair bazı veriler elde edilmiştir. Ancak bu bilginin daha kapsamlı çalışmalarla teyit edilmesi gerekmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirilen bir çalışmanın sonuçlarına göre 1984-1989 arasında hamilelikleri sırasında ilaç veya madde kulanan 7000 kadın incelenmiştir. Bunların yaklaşık olarak %11’i marihuana kullanıcısıydı. Doğum sonrası izlemelerde bunların düşük doğum ağırlıklı veya prematüre doğum yapmadığı gözlendi. Tütün kullanan %35’lik bir grupta da düşük doğum ağırlığı ve prematüre doğumlar ile ilişki bulunmaktaydı . Öte yandan gebeliği sırasında kannabis ürünlerini kötüye kullananların çocuklarında üç yaş civarına kadar ciddi uyku sorunları görüldüğü rapor edilmiştir . Ayrıca gebelikte kullanılan kannabisin fötusa geçerek bazı kromozomal değişikliklere neden olduğuna dair teyide muhtaç bazı bulgular vardır. Bu nedenle gebelikte karına kullanımı oldukça riskli olabilir. ^
THC emziren annelerde süte büyük ölçüde geçer ve sütün yağlı yapısından layı etkinliği daha da artar. Süt yolu ile alan bebeklerde ciddi belirtiler oluşturur ve kannabis intoksikasyonuna neden olabilir. Emzirenlerin kannabis ürünlerini kesinlikle kullanmamaları gerekir.

İmmünite Üzerine Etkileri

Sürekli kannabis kötüye kullanımının vücudun immün sistemini zayıflattığı iyi bilmektedir. THC kullananımın organ transplantasyonlar» sonrası ret reaksiyonlarını önlediği ileri sürülmüş ise de bu oldukça spekülatif bir görüştür ve THC bu amaçla kullanılmamaktadır. Marihuana kulanıcılarının kullanmayanlara göre enfeksiyonlara daha yatkın olduğu konusunda veriler bulunmaktadır.

Solunum Üzerine Etkileri,

Marihuananın solunum üzerine hem olumlu hem de olumsuz etkileri vardır. THC bronkodilatör özelliği ile astım tedavisinde bazı olumlu etkilere sahiptir. Bununla beraber uzun süreli esrarlı sigaraların içilmesi akciğerlerde oksijen taşınmasını olumsuz etkileyerek astım benzeri semptomlara neden olur. Uzun süreli marihuana kullanımı akciğerlerde makrofaj aktivitesinde de azalmaya neden olur. Makrofajların yetersiz kalması akciğerleri enfeksiyonlara açık hale getirir ve akciğer enfeksiyonu riskini artırır.

Kanser ve Kannabis Kullanımı

Tütün kullanımı ile kanser arasında ciddi bir ilişki bulunmaktadır. Aynı ilişkinin kannabis ürünlerini sigara şeklinde tüketenlerde de bulunması beklenir. Çünkü kannabis ürünleri tütüne göre %50-70 daha fazla miktarda kanserojen madde içerir. Bununla beraber, kannabis kulanımı ile kanser arasındaki ilişkiyi araştıran yeterli çalışmaya ve bilimsel veriye sahip değiliz. Bu konuda yeterli araştırma sonuçlarına sahip olmasak da kannabis ürünlerini tütüne benzer şekilde inhalasyon yoluyla uzun süre kullananlarda kanser riskinin artacağım öngörebiliriz,

Kannabis İntoksikasyonu

THC diğer psikoaktif maddelerle karşılaştırıldığında daha geniş bir emniyetli doz aralığına sahiptir. Kannabis intoksikasyonu nadiren öldürücüdür. Ölümcül olgularda genellikle kannabisin yanı sıra başka bir maddenin daha varlığı söz konusudur. Marihuananın insandaki letal dozu bilinmemektedir. Kannabis ürünlerinin bir seferde yüksek dozda alınması ve THC’nin aşırı kan konsantrasyonlarına ulaşması durumunda aşırı bir rahatlık, susama, dokunma hissinde aşırı duyarlılaşma, metafiziksel ve öförik düşüncede asırılaşma, zaman-mekan algısının yitirilmesi, aşırı ağız kuruluğu (ağzı pamuk gibi hissetme), renkleri çok canli ve hareketli görme, gülme krizleri ve özellikle kısa süreli belleğin tamamen kaybolması gibi belirtiler ortaya çıkar. Dakikada kalp atım sayısı 140’m üzerinde seyreder. Bu sırada kan basıncı değişik bir seyir izler; kişi yatarken pozisyondan ayağa kalktığında düşer. Taşikardi ve tansiyon kontrol edilmezse riskli kişilerde aritmi oluşumu ve kalp krizi gibi ciddi kardiyovasküler sorunlara yol açabilir.Aşırı öfori içinde olan kısa süreli bellek sorunu yaşayan ve zaman-mekan algısını yitirmiş olan kişi kendine veya çevreye zarar verebilir. Belirtilerin şiddeti alınan doza ve kişinin metabolizma yeteneğine göre bireysel farklılıklar gösterir. Kannabis intoksikasyonu her ne kadar nadiren öldürücü olsa da müdahale mutlaka donanımlı sağlık merkezlerinde ve deneyimli sağlık personeli tarafından yapılmalıdır.




Eroin Bağımlılığı

Eroin Bağımlılığı

Opiyat veya opioid terimi veya onun etkili maddesi olan morfin ve benzeri doğal ürünleri veya bunlara benzer etkiye sahip kimyasal sentezle elde edilmiş ürünleri tanımlar. Bu tip maddeler, tıpta çeşitli amaçlarla tedavide de kullanılırlar ve ”narkotik analjezikler” veya ”narkotikler” başlığı altında sınıflandırılırlar. Narkotik terimi uyku yapıcı veya uyku oluşturucu anlamındadır. Narkotik ilaçlar uyku verici veya uyku oluşturucu etkiye sahip ilaçlar anlamında olmakla beraber bu ilaçlar gerçekte uyku bozukluklarını tedavi etmek veya uyutmak için kullanılmazlar.

Doğal ve yarı-sentetik opiyatlar
Doğal opiyum kaynağı ”afyon”, ”haşhaş”, ”opiyum gelinciği” ya da Papaver somniferum ismiyle bilinen gelincikgiller familyasından 30-100 cm yüksekliğinde bir, iki ya da çok yıllık bitki türleridir. Papaver Latincede gelincik, somniferum ise uyku verici-rüya gördürücü anlamına gelmektedir. Haşhaşın kapsülünde ”afyon” olarak adlandırılan bağımlılık yapan etken madde, tohumlarından da ”haşhaş yağı” adı verilen ve yenilebilir yağ çıkarılır.

Bitkinin meyvesi olan ve opiyum kapsülü denen kısımda, çok sayıda tohum bulunur. Haşhaş yağı tohumların %40-45’ini meydana getirir. Haşhaş yağı kaliteli, bitkisel ve yemeklik bir yağdır. Tohumların yağı çıkarıldıktan sonra kalan küspe hayvan yemi olarak kullanılır ve hayvan sütündeki yağ oranını artırır. Meyve kabuğundan 20 kadar alkaloid elde edilir. Bunlar afyon türevleri olan; morfin, kodein,narkotin, papaverin gibi tıpta da kullanım alanı olan ve bağımlılık yapan etken maddelerdir.

Papaver somniferum türünün taze kapsüllerinin çizilmesi ve çıkan usarenin kurutulmasından afyon elde edilir.
Heroin ya da Türkçe’de daha söylenişi ile eroin morfinin 3,6-diasetil türevidir ve onun asetilasyonu ile sentezlenen yarı sentetik bir alkaloiddir. Diasetilmorfin veya diamorfin olarak da adlandırılır. Beyaz ve kristalize olan formu genellikle hidroklorid tuzu olan diasetilmorfin hidrokloriddir. Morfinden 10 misli daha yüksek oranda yağda çözünme özelliğine sahiptir. Dolayısı ile beyine de çok daha çabuk ve kolay geçerek kısa sürede oldukça yüksek konsantrasyonlara ulaşır ve etkisi çok çabuk başlar. Tek seferlik kullanımda dahi çok yüksek bağımlılık potansiyeline sahiptir ve özellikle diğer maddelere oranla hızla tolerans gelişir.

Morfin özellikle güçlü analjezik etkisi nedeniyle tıpta yaygın olarak kullanılır. Bağımlılık yapması kullanımını kısıtlamaktadır. Ülkemiz dahil pek çok ülkede kontrollü reçete ile cerrahi girişimlerde ve özellikle terminal dönem kanser ağrılarının giderilmesinde kullanılır. Kodeinin öksürük kesici özelliği vardır. Bu nedenle öksürük şurupları gibi öksürük kesici preparatlarda yer almaktaydı. Bağımlılık potansiyeli nedeni ile ülkemizde ve birçok ülkede tıbbi kullanımı denetim altındadır. Heroinin tıbbi amaçlarla kullanımı söz konusu değildir. Sentezi, üretimi ve ticareti yasaktır.

Sentetik opiyatlar

Morfinin kimyasal yapısında küçük değişiklikler yapılarak morfine benzer şekilde opioid reseptörleri üzerinden etki eden birçok sentetik ilaç sentezlenmiştir. Bunların içinde en bilineni morfine benzer bir yapıya sahip olan ancak ondan çok daha kısa etki süreli bir ilaç olan meperidindir. Metadon ve L-alfa asetilmetadol (LAAM) morfinden çok daha uzun etkili süreli sentetik türevlerdir. Bunlar oral yoldan alınırlar ve morfin bağımlılarının tedavisinde yoksunluk krizinin ortaya çıkmaması veya hafifletilmesi amacıyla kullanılırlar. Bağımlılık yapma potansiyelleri vardır.

Opiyat antagonistleri ve agonist-antagonistleri

Opiyatların etkilerini antagonize etmek üzere birçok sentetik antagonist sentezlenmiş ve üretilmiştir. Bunların içinde nalokson tam bir antagonisttir ve herhangi bir opiyatın etkisini antagonize eder. Nalorfin ve siklazosin gibi bazı sentetik antagonistlerin kendilerinin deopioid benzeri bazı etkileri bulunmakla beraber başka opiyatların etkilerini de bloke etme özellikleri vardır. Bu nedenle farmakolojik olarak bunlar opiyat agonist-antagonist olarak sınıflandırılır.

NÖROFİZYOLOJİ

Opiyatlar ve türevleri çok eski yıllardan beri bilinmesine rağmen 1970’li yılların başlarına kadar bunların beyinde herhangi bir reseptörleri veya endojen substansları saptanmamıştır. İlk defa 1973 yılında sıçan beyninde opiyatlara özgül reseptör bağlanma noktaları saptanmış ve bu keşif daha kapsamlı çalışmalar yapılmasını teşvik etmiştir. Yapılan kapsamlı çalışmalar sonucu balıktan insana kadar birçok canlı türünün sinir sisteminde çeşitli opiyat reseptörleri saptanmıştır. Beyin opiyat reseptörlerine sahip olduğu kadar kendi endojen opiyatlarına da sahiptir ve bunları salıverir.
Opiyat reseptörlerinin keşfi sonrası çeşitli hayvanların beyinlerinde doğal opioidler olarak kabul edilebilecek, opioidlerle benzer farmakolojik etkilere sahip 6 adet peptid yapısında nörohormon izole edilmiştir. Bunların ağrı kesici etkileri morfinden 30 kat daha fazladır. Heyecan, ağrı, egzersiz, baharatlı yiyecek tüketimi, seks ve orgazm gibi durumlarda beyinden salıverilmeleri artar. 1981 yılında bir psikiyatri, biyokimya ve moleküler farmakoloji profesörü olan Erik J. Simon, memeli beyinlerinde bulunan bu doğal opiyatlara endojen olmaları ve morfini çağrıştırmalarına dayanarak endorfinler adını vermiştir. Endorfinler beyin dışında barsaklar ve hipofiz bezinde de oluşurlar ve morfinle aynı reseptörlere bağlanarak morfinin etkilerini daha güçlü bir biçimde taklit ederler. Endorfinlere vücudun kendi salgıladığı morfin de denir. Stres sırasında ACTH ile birlikte salgılanır.
Endojen opiyatlar kimyacılar tarafından polipeptid olarak büyük amino asit dizileri içerirler ve iki başlık altında sınıflandırılırlar. Bunlardan birincisine enkefalinler adı verilir ve beş amino asitlik kısa bir diziye sahiptir. diğer grubu oluşturan endorfinler 16-30 arasında çok daha uzun amino asid dizileri içerir.Bu amino asid dizilerinin yapısı ve özellikleri daha önceden de bilinmekteydi. Bunlara endojen opipid peptidler adı da verilir. İlk tanımlanan endojen opioid peptidler metionin-enkefalin ve lösin-enkefalindir. Bunlar üç alt grupta yer alan başka endojen opioid peptidlerin de tanımlanmasının yolunu açmıştır.

Genelde endorfinler zengin opiyat reseptörü içeren tüm beyin bölgelerinde bulunur, buradaki özgül veziküllerde depolanır ve salgılanır. İşlevsel olarak endorfinler peptid yapılı nörotransmitterler veya nöropeptidler içinde yer alır. Endorfinler presinaptik bölgede yer alan opiyat reseptörlere bağlanarak noradrenalin, dopamin ve asetilkolin gibi başka nörotransmitterlerin salıverilmelerine müdahale eder. Bu özellikleri ile başka nörotransmitterler üzerinde ve onların sorumlu olduğu sinaptik bölgede nöroregülatör bir role sahiptir. Ayrıca hipofiz bezinden salgılanan endorfinlerin diğer hipofiz hormonları gibi kana karıştığı ve yolla tüm vücuda yayıldığı iyi bilinmektedir. Opiyat reseptörleri desadece beyinde bulunmamaktadır. Barsaklarda yer alan opioid reseptörleri işlevsel olarak periferde bulunan en önemli reseptörlerdendir.

Opioid (opiyat) reseptörleri

Beyinde lokasyonları ve işlevleri iyi bilinen dört adet opyat reseptörü tanımlanmıştır.
Bunlar mu, delta, kappa ve sigma reseptörleridir. Bu reseptörlerin dağılımları ve opioidlere olan afiniteleri birbrinden farklıdır.

Mu reseptörleri hipokampus, amigdala, talamus ve lokus seruleus gibi limbik sistem bölgelerindeyaygın bir dağılım sergilerler.

Delta reseptörler de hipokampus ve amigdala başta olmak üzere tüm limbik sistemde yaygın olarak bulunur. Bununla beraber dağılım noktaları mu reseptörlerden farklıdır. Delta reseptörler ayrıca korteks, hipotalamus, nükleusakkumbens bölgelerinde de dağılım gösterir.

Kappa reseptörler nükleus akkumbens, ventral tegmental alan, hipotalamus ve talamusun bazı bölgelerinde lokalizedir. Dağılım noktaları diğer iki reseptörden farklıdır.

Mu reseptörler daha çok opiyatların beyin düzeyindeki analjezik etkilerden, kappa reseptörleri ise daha çok medulla spinalis düzeyindeki analjezik etkilerinden sorumludur. Opiyatların disfori ve halüsinasyonlar gibi psikomimetik etkilerine aracılık etmektedir. Sigma reseptörlerin sadece opioidlere özgül olup olmadığı ise tartışmalı bir konudur.

Nalokson opioid reseptörlerinin saf bir antagonistidir. Nalorfin gibi mu reseptörlerine bağlanan ilaçları buradan çıkarır ve nalorfinden farklı olarak kendisinin opiyat benzeri etkileri yoktur. Özellikle opioid zehirlenmelerinin tedavisinde antidot olarak kullanılır. Ancak bir morfin bağımlısına verilirse şiddetli bir şekilde yoksunluk krizinin ortaya çıkmasına neden olur.

Merkezi sinir sisteminde etki yerleri

Opiyatlar analjezik etkilerini çeşitli mekanizmalar üzerinden oluşturabilirler. Opiyatların en önemli etki yerlerinden biri spinal kanaldır. Burada ağrılı uyaranların iletimini tamamen bloke ederek ortadan kaldırırlar. Ağrının algılanması ile ilişkili önemli bir beyin bölgesi olan periakuaduktal gri cevher opiyat reseptörlerince zengin bir bölgedir. Vücut ağrı duyumsatabilecek her türlü strese maruz kaldığında bu bölgedeki opiyat reseptörleri aktive olarak ağrı duyusu ortadan kaldırılır.

Ağrı karmaşık bir olaydır. Duyusal (sensory) ve algısal bileşenin yanısıra duygusal (emosyonel) bileşeni de vardır. Biz ağrıyı sadece hissetmeyiz aynı zamanda onu hoş olmayan, istenmeyen bir duygu olarak da tanımlarız.

Ağrının duyusal bileşeni birbirinden farklı ve çok çeşitli duygular veya algılar ortaya çıkabilir. Örneğin aşırı sıcak veya soğuk algısı ”termoseptif ağrı”, deri veya kasların fiziki bir zorlamaya maruz kalması durumunda ”mekanik ağrı” ve organ hasarlarının ortaya çıktığı durumlarda ”viseral ağrı” ya da ”derin organ ağrısı” gibi farklı ağrılar tanımlanır. Tüm bu ağrı tipleri akut veya kronik olabilir. Ya da el, ayak gibi uzuvların kesilmesi sonrasında da sanki bu uzuv yerinde imiş gibi ağrı hissedebilir. Bu tip ağrılar da ”fantom ağrı” veya ”hayalet ağrı” olarak tanımlanır.

Opiyatlar beyin sapında yer alan çok önemli üç merkezi deprese edici etkilere sahiptir. Bunlar solunum, kusma ve öksürük merkezleridir. Solunum merkezini deprese edici etkileri ile solunumu yavaşlatır ve yüzeyselleştirebilirler. Doz aşımı solunum merkezinde ciddi depresyona ve solunum durmasına yol açabilir. Opiyatlarla zehirlenmelerde ölüm genellikle solunum depresyonuna bağlı olarak gerçekleşir. Kusma ve öksürük merkezini inhibe edici etkileri tedavi açısından değer taşır.

OPİYATLARIN ETKİLERİ

Vücut üzerine genel etkileri

Opiyatlar ilk kez alındığında belirgin şekilde ortaya çıkan ilk etki bulantı ve kusmadır. Bunun nedeni beynin kemoreseptör trigger zone adı verilen kusma merkezinin ilk doz ile stimüle edilmesidir. Tekrarlayan dozlarda alınmaya devam edildiğinde bu sefer aynı merkez üzerine deprese edici etkileri ortaya çıkar ve bu belirtiler giderek azalırken tersine antiemetik etki ortaya çıkar.
Opiyatlar gözde miyozis yapar ve bu etkisine karşı çok az tolerans gelişir. Opioid bağımlıları ve opiyat zehirlenmelerinde toplu iğne başı kadar küçülmüş göz bebekleri tanı koymada kullanılabilir. Kalp fonksiyonları üzerine etkileri çok belirgin olmamakla beraber periferal damarlarda bir miktar gevşeme yaparak kan basıncını düşürebilirler. Perferal damarlarda yaptıkları gevşeme yüz ve boyun bölgesinde belirgindir ve bu bölgelerde kızarıklık gözlenir, aynı bölgelerde terlemeye de neden olabilir. Aşırı terleme metadonun en sık gözlenen yan etkilerinden biridir.

Opiyat bağımlılarında kontipasyon ciddi sorunlardan biridir. Opiyatlar ayrıca mesane sfinkter kasının kasılmasına neden olarak idrar yapılmasını güçleştirir.

Sürekli opiyat kullanımı hem erkek hem de dişi cinsiyette seks hormonlarının düzeyini azaltır. Bu durum erkeklerde ereksiyon sorunlarına, her iki cinsiyette düşük cisel aktiviteye ve fertilizasyona neden olur. aşırı dozda ve sürekli opiyat kullanımının erkeklerde ikincil seks özelliklerinin atrofiye olmasına ve kadınlarda menstrüasyonun tamamen ortadan kalkmasına neden olduğu gösterilmiştir.

Uyku üzerine etkileri

Alt kültürde morfin için ”düşleri tanrısı” tabiri kullanılmıştır, ancak opiyatların gerçekte uyku üzerine herhangi bir farmakolojik etkisi yoktur. Bunların bazı kişilerde normal koşullar altında hafif bir sedasyon yaptığı bilinmektedir. Bununla beraber morfin ve eroinin akut olarak alınmasının herhangi bir uyku durumunu indüklemediği gibi uykusuzluğa neden olabileceği ve uyku süresini uzatmadığı gösterilmiştir. Kullanıcılar ilk kez opiyatları aldıklarında hafif uykulu bir durum oluşabilir, ancak etki geçtiğinde kendilerini daha yorgun ve dinlenmemiş hissederler.

Davranış ve performans üzerine subjektif etkileri

Opiyatların davranış üzerine subjektif etkileri çerçevesinde en çok tartışılan konu, kötüye kullanımlarını teşvik ederek bağımlılığa yol açtığı iddia edilen öforik etkileridir. Birçok araştırıcı opiyatların kötüye kullanımının nedeni olarak anksiyeteyi giderici ve rahatlatıcı etkileri üzerinden spekülasyon yapar. Bunun beraber, doğrudan duygu durumu ve emosyonel davranışlar üzerine opiyatların etkilerine odaklanmış objektif ölçümlere dayanan araştırmalar opiyatların kronik olarak verildiği durumlarda bu düşünce ve iddiaları desteklememektedir. Duygu durumu kronik kullanım sırasında giderek kötüleşir, fiziksel aktivite azalır, sosyal etkileşim fakirleşir ve sosyal izolasyon ortaya çıkar. Bazı kişilerde buna agresif davranışlar da eşlik eder.

OPİYAT YOKSUNLUK SENDROMU

Opiyat yoksunluk sendromu opiyatlara gelişen fiziksel bağımlılığın en somut göstergesidir. Madde bağımlılığı ile ilişkili eğitim ve mücadele programlarında, bağımlılık temalı edebiyat eserlerinde ve sinema filmlerinde oldukça en sık betimlenen ve medyada madde bağımlılığı söz konusu olduğunda en sık işlenen konulardan biridir.

Opiyat yoksunluk belirtileri oldukça çeşitli ve ciddi rahatsızlık verebilecek şiddettedir, ancak alkol veya barbitürat yoksunluk belirtilerine göre daha az tehlikelidir. Alkol veya barbitürat yoksunluk krizi sırasında ölümler olabilirken, eroin veya diğer opiyatların yoksunluk krizi çoklu madde kullanımı ve herhangi bir hayati organ yetmezliği gibi başka faktörler söz konusu değilse ölüme neden olmaz. Fiziksel bağımlılık gelişmiş olan bağımlılarda belirtiler maddenin en son dozunun alınmasını izleyen 6-12 saat sonra başlar ve 26-72 saat içinde pik şiddetine ulaşır. Birçok kişide en fazla bir hafta içinde hafifleyerek sona erer. İlk belirtileri rahatsızlık hissi ve ajitasyondur. Bu dönemde şiddetli ve sürekli esnemeler ile öfke ve şiddete yatkınlık ortaya çıkar. Bunu üşümeye benzer titremeler ve ara sıra sıcak basması nöbetleri izler. Nefes alma kesik kesik ve bazen hırıltılıdır. Bu dönemde deride tüyleri yolunmuş tavuk veya hindi derisi görüntüsü ortaya çıkar. Bu esnada yoksunluktaki kişi sersemlemiş halde uykulu bir sürece girerek 8-12 saat kadar süren derin bir uykuya dalar. Uyku derin ancak konforsuzdur. Uykuda da opiyat özlemi devam eder. Uykudan genellikle mide, sırt ve bacaklarda duyulan ağrılı ve şiddetli kramplarla uyanılır. Kusma ortaya çıkar ve ishal baçlar. Bu dönemde ekstremitelerde ve başta, epileptik nöbetlerdekine benzer şiddetli seyirmeler ve çekilmeler de gözlenir. Giysileri ve yatağı tamamen ıslatacak ölçüde şiddetli terlemeler olur. Tüm bu semptomlar belli bir süre içinde başlar, en şiddetli noktasına tırmanır ve daha sonra giderek hafiflemeye başlar.
Yoksunluk belirtilerinin şiddeti kişinin yatkınlığına, tolerans geliştirdiği doza ve bu dozu alış süresine bağlı olarak değişir. Birçok bağımlı için bu süreç kişiyi bir hafta yatağa bağlayan grip gibi geçirilir. Semptomlar ayakta geçirilemeyecek ve kişiyi yatağa bağlayarak sosyal ve iş aktivitelerinden uzaklaştıracak kadar şiddetlidir.

Yoksunluk semptomları tüm opiyatlar için aynı olmakla beraber bunların şiddeti de hepsi için aynı değildir. Kodein ve propoksifen gibi opiyatlara bağımlı olanlarda daha hafif seyreder. Opiyat yoksunluk sendromunun tüm belirtileri hangi aşamada ve hangi şiddette olursa olsun opiyat alınması halinde hemen ortadan kalkar.

OPİYATLARIN ZARARLI ETKİLERİ

Akut etkiler

Opiyum tarihi bir zehirdir. Normal doz aralığı aşılıp toksik dozlara geçildiğinde opiyatlar solunum depresyonu yapıcı etkileri ile ölüme neden olurlar. Toplu iğne başı gibi küçülmüş pupillalar morfin zehirlenmesi veya aşırı doz opioid alımına işaret eden önemli bir tanı ölçütüdür. Barbitüratların aksine opioidler normal dozlarda epilepsi eşiğini düşürmezler. Ancak yüksek dozlarında konvülsiyonlara neden olabilirler. Yüksek dozlarda görülen ölümler sürpriz değildir.

Eroinin alkol ile birlikte alınması ve eroin kullanıcıları kinin seyreltilmiş halde damar yolu birlikte alınması, ölümcül bir etkileşmeye neden olabileceği bilinmektedir. Kini özellikle damar içi yoldan kullanıldığında oldukça toksiktir.

Kronik etkiler

Kronik eroin kullanıcılarında en sık gözlenen sorunlardan biri konstipasyondur. Kronik opiyat kullanımı ile kanser riskindeki artış arasında bağlantı vardır. Opiyatlar organizmanın çeşitli nedenlerle zarar gören DNA’sını onarma yeteneğini olumsuz yönde etkiler, Aynen kanserojen başka maddeler gibi DNA hasarına bağlı olarak kanser oluşumunu kolaylaştırır. Alkolde olduğu gibi kronik eroin kullanımı da mesane kanser riskini anlamlı ölçüde artırmaktadır.

Opiyat bağımlılığının diğer bağımlılık türlerinde olduğu gibi sosyo-ekonomik sorunlara yol açan boyutu da vardır. Sosyal ve entelektüel yaşamlarını ve iş aktivitelerini sürdürmelerinde ciddi güçlükler söz konusudur.

Özellikle damar yolu ile opiyat kullananlarda hepatit ve AIDS gibi ciddi sağlık problemlerinin ortaya çıkma riski son derece yüksektir.

Üreme
Erkeklerde kronik opiyat kötüye kullanımı erkek seks hormonu olan testosteron düzeylerinde azalmaya neden olur. Bu etki cinsel aktivitede azalma, infertilite ve sekonder seks karakterinde değişikliklere yol açar. Kadınlarda da seks hormonu düzeylerinde çeşitli değişiklikler yaparak menstrüel düzensizliklere, amenoreye ve fertilitede azalmaya neden olur.

Gebeler opiyatların direkt ve indirekt etkilerine bağlı çeşitli komplikasyonlara maruz kalırlar. Gebelik esnasında vücudun opiyatları elimine etme yeteneği artar. Opiyatların dolaşımdaki miktarlarında azalma bağımlıda yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Gebelikteki opiyat yosunluğu fetüse oksijen transportunu azaltarak ciddi zarar verir. bunun dışında gebe opiyat bağımlılarının yaklaşık olarak yarısında ciddi anemi, kardiyak sorunlar ve hipertansiyon, deride kabartılar. karaciğer hastalığı, pnömoni ve tüberküloz ile ürogenital sistem ve mesane enfeksiyonları ortaya çıkar.
Bağımlı annelerden dünyaya gelen bebekler normalin altında vücut ağırlığına sahiptir. Opiyat bağımlısı gebelerde prematüre bebek doğurma ve doğumu izleyen dönemdeki bebek ölümü sıklığı yüksektir.
Opiyat bağımlısı gebelerden dünyaya gelen bebekler için en önemli sorunlardan biri de anneleri gibi opiyatlara fiziksel bağımlılık geliştirmiş olarak dünyaya gelmeleridir. Gebelik süresince plasenta yolu ile bebeğe geçen opiyat fiziksel bağımlılığa neden olacak ölçüde kana karışır. Bebeklerdeki yoksunluk belirtileri erişkinler ile aynıdır. İritabilite, esneme,solunum güçlükleri, aksırma, tremorlar, anne sütü ile beslenme güçlüğü ve sürekli ağlama krizleri, bebeklerde en çok gözlenen belirtilerdir. Bu belirtiler doğumu izleyen yaklaşık 72 saat sonra ortaya çıkar ve 6-8 haftada giderek azalarak kaybolur.

Tedavi

Opiyat bağımlılığı dünyada ve ülkemizde günümüzün en önemli sağlık problemlerinden biri uyuşturucu madde kullanımı ve madde kullanımının getirdiği komplikasyonlar oluşturmaktadır.Dolayısıyla opiyat ilaçlar farmakolojik araştırmaların ilgi odağı olmuştur.

Opiyat ilaçları reseptörlerle etkileşimlerine üç ana kategoride değerlendirilir.

  • 1. Spesifik opiyat reseptörlerini harekete geçiren agonistler (eroin, metado)
    2. Opiyat reseptörlerini işgal ederek, onları yalnızca sınırlı bir biçimde harekete geçiren ve başka maddeler maddeler aracılığı ile reseptörlerin işleyişini bloke edip, böylece hem agonist hem de antagonist etkiler doğurabilen Kısmi Agonistler (buprenorphine)
    3. Opiyat reseptörlerini işgal eden, ancak onları harekete geçirmeyen antagonistler (naltrexone, naloxone)

Metadon

Morfin üzerinde sentezlenen sentetik bir maddedir. Diğer adı 4,4-dimetilamino-3-heptanondur. 1948’de Bockmul ve Ehrhart tarafından sentezlenmiştir.
Analjezik etkisi morfinden fazla, toksik etkisi, bağımlılık yapma potansiyeli ve solunum sistemi üzerindeki etkisi morfinden azdır.
Eroin bağımlılığı tedavisinde kullanılan narkotik bir maddedir. Yasa dışı yoldan uyuşturucu alımını engellemek için doktor kontrolünde verilir.
Metadon opiatların çoğu etkilerini taklit etmek için yapılmış bir kimyasaldır. Temel neden, eroin ve diğer opiat kullanıcılarının akut çekilme semptomlarını daha fazla yaşamamaları ve opiat alımının psikolojik ihtiyacının metadonla tatmin edilmesi ve illegal madde kullanımının önlenmesidir.
Metadon bağımlılık yapar ve bağımlılık belirtileri opiat bağımlılığı gibidir.

Suboxone

Suboxone; buprenorphin ve naloxone içeren, eroin ve diğer opiyatlara karşı bağımlılık tedavisinde kullanılan bir ilaçtır.

Suboxone’un eroin ve diğer opiyat bağımlılığında çekilme belirtilerinin azalmasını sağlayan etken madde buprenorphin’dir.

Eroin ve diğer opiyatların aktive ettiği ‘mü’ reseptörlerine kısmi olarak bağlanır. Bu etki sayesinde eroin ve diğer opiyatlarla oluşan öforik etki ortaya çıkmazken, eroinin çekilme belirtileri önlenmiş olur. Sürdürüm tedavisinde, buprenorphin opiyatlara duyulan ihtiyacın azalmasını sağlar.

Suboxone’un içinde bulunan naloxone ise ‘mü’ reseptörlerine ters etkiye sahiptir. Yani bu reseptörleri aktive eden ajanların bağlanmasına engel olmaktadır.
Suboxone içerdiği buprenorphin nedeniyle bağımlılık oluşturmaktadır. Suboxone ile birlikte alkol veya diazepam, rivotril vs. benzer ilaç kullanımı ölümcül sonuçlar doğurabilmektedir.

Naltrexone

Naltrexone, insan vücudundaki her çeşit opiyat reseptörlerinin tam bir antagonistidir. Opiyat reseptörleri ile güçlü kimyasal yakınlığı olduğu için; eroin, metadon, tramadal, buprenorfin, morfin-sülfat ve benzeri maddelere karşı güvenli bir kapatıcı rol oynar.

Naltrexone formülü, haşhaş alkaloidleri bazlı olup, opiyat maddelerinin uyandırdığı hiç bir hissi uyandırmaz. Tam tersine Naltrexone, doğal ve sentetik opiyat maddelerinin beyin reseptörlerini etkileyip uyuşturucu sarhoşluğunu ve zevk almasına izin vermez. Zevk olmaz, bağımlılıkta olmaz. İnsan engelleyici ile korunduğu zaman uyuşturucu maddelerinin anlamı ve ihtiyacı yok oluyor.

ABD’de Naltrexone, alkol ve uyuşturucu tedavisinde FDA tarafında izin verilmiştir.
Opiyat bağımlılığı tedavisinde kullanılan ilaçlardan metadon ‘mü’ alt tipi opiyat reseptöründe agonist etkili önemli bir maddedir.

Naltrexone ise spesifik olarak opiyat reseptörlerini bloke eder ve diğer maddelere karşı bağımlılığın yeniden gelişmesine engel olur.

Nalrexone antagonist etkili bir ilaçtır ve bu nedenle metadon’dan belirgin biçimde farklı bir tedavi seçeneği sunmuştur. Dolayısıyla uyuşturucudan arınmış olmayı yeğleyen yüksek motivasyonlu hastalar için naltrexone mükemmel bir alternatiftir.
Ayakta tedavi gören eroin bağımlılarının yapılandırılmış bir program dahilinde, özellikle motive olmuş vakalarda etkili görünmektedir.

Naltrexone kullanımı sonucunda bağımlılık gelişmez. Geri çekilme semptomları konusunda kaygı duyulmaksızın herhangi bir zamanda birden bırakılabilir. Fakat kullanıcılarda bir kaç gün sonra yeniden opiyat kullanımına geri dönme riski vardır.
Tedavi en az üç ay, hatta bazı vakkada daha fazla sürmelidir, çünkü nüksetmek bir kaç yıl sürme riski vardır.

Naltrexone’in opiat maddelerine karşı engelleyicilerin ve sıvı çeşitlerinin özellikleri, avantajları, tablet ve implantlarının başarılı uygulanması,yeni araştırmalar sonucu polimer mikrogranül sıvı çeşitleri VİVİTREX ve VİVİTROL, sonrada bir sonraki nesil NALTREXONE PALMİTAT’ın yağ çözümü oluşturulmuştur.

Naltrexone Palmitat ve Naltrexone Yağı adı altında piyasaya çıktı. Naltrexone Palmitat ya da Naltrexone Yağı eroin bağımlılığı nüksünü önlemek için kullanılır ve kas içine enjekte edilir. Bu enjeksiyon genelde 4 hafta ara ile yapılır. Kas içine enjekte edilen Naltrexone miktarı kontrollü salınması esasına dayanır.

Naltrexone implantı ile kıyasla Naltrexone iğnesi daha avantajlıdır. Bu avantajları şu şekilde sıralayabiliriz;

Lisanslı cerrah ve ameliyathaneye, her 1 veya 2 ayda implant takmaya, ameliyata, yüksek miktarlarda her seferinde ücret ödemelerine gerek yoktur,

  • Hasta 5, 10 veya 15 doz sıvı Naltrexone tedarik edebilir (Her hemşire intramüsküler iğne şeklinde birer doz verebilir).
  • Anestaziye gerek yoktur,
  • Ameliyat sonrası pansuman, dikiş alınması, antibiyotik vs tedaviye gerek yoktur.
  • Naltrexone iğnesinin vurulmasından sonra hastanın, spor yapma,yük taşıma, duş,banyo, yüzme serbesttir.
  • Ameliyat sonrası uygunsuz tedaviden oluşabilecek septik komplikasyon riski bulunmamaktadır.
  • Deri altında yabancı cisim yoktur.
  • Naltrexone implantlarının %5-%8 lik durumlarda olduğu gibi implantının reddedilme riski yoktur.
  • Alerji riski son derece azdır.

Naltrexon implantları ya da naltrexone depo topaklarını lokal anestezi ile alt karın duvarına veya sırt bölgesinde kürek kemiğinin alt kısmına deri altına yerleştirilir.

Kullanılan implantın türüne bağlı olarak bu topaklar 3-6 ay kadar etkilidir.
Bu topaklardan naltrexone kontrollü miktarlarda salınır. Nalrexone depo da dediğimiz bu topaklar, steril bir şekilde yüklenmiş beyaz veya gri renkte; silindir, top ya da tablet şeklindedirler.

Naltrexone ilaç olarak değişik ülkelerde; tablet, aylık enjeksiyonlar, transdermal deri flasterleri ya da implant topakları deri altına yerleştirilme şeklinde kullanılır.

Naltrexone ne şekilde hastaya verilirse verilsin, beyin hücreleri üzerinde opiyat türevi olan maddelerin etkilerini bloke ederek çalışır.

Eroin, morfin, metadon, dilaudid, afyon benzeri uyuşturucu maddeleri engelleyerek tedaviyi sağlar.

Her şeye rağmen ne tedavi yaparsak yapalım, kullanıcı motive olmadıkça ve istemedikçe ilacın etkili olmayacağını unutmayın.

Naltrexone’in yan etkileri;
  • Bulantı, kusma
  • İshal ve kramplar şeklinde sindirim sorunları,
  • Baş ağrısı,
  • Sinirlilik ve anksiyete
  • Uyku sorunları
  • Bulanık görme,
  • Kas krampları,
  • Azaltılmış cinsel dürtü,
  • İlaç hamile, karaciğer veya böbrek sorunu olan hastalarda kullanılmamalıdır.

Eroin Bağımlılığını Engelleyici Tedaviler

Opiyatların en yaygın kullanılan ve bağımlılık potansiyeli en çok olan madde eroindir. Dolayısıyla eroin bağımlılığı tedavisinde; öncelikle yaşam boyu sürecek kullanılan madde sonucu oluşmuş kronik bir beyin hastalığı ile olunduğu gerçeği üzerine oturtulmuş bir tedavi programı seçilmelidir. Tedavide kişinin yeniden hayata ve topluma kazandırılması, kullandığı madde dolayısıyla yitirdiği bedensel ve ruhsal sağlığına kavuşması esas amaç olmalıdır.

Eroin bağımlılığı tedavisi, bağımlının kullandığı maddelere, kullanım sürecine, kullanım şekline, kişinin kişilik yapısına, oluşabilecek psiko medikal durumlara göre değişiklik gösterir.

İnsan beyninde her hangi bir maddenin etki edebilmesi için o maddenin belirli bir noktaya bağlanması gerekir. Bu bağlantı noktasına ‘reseptör’ adı verilir.Opiyatların etki düzeneği, bu maddeler etkilerini sinir hücresi ya da beyaz kan hücreleri gibi diğer bazı hücrelerin memranlarındaki reseptörlere bağlanarak gösterirler. İşte eroin ve benzeri opiyat maddeleri bu bağlantı bölgesine bağlanarak etkisini gösterir.
Günümüzde eroin bağımlılığında ilaç tedavilerinin; diğer bağımlılık türlerine göre, son yıllarda eroin bağımlılığı konusunda bir çok yeni tedavi seçeneği gündeme gelmiştir. Bağımlı olduğu maddeye karşı isteği azaltan ve keyif almasını ortadan kaldırmaya yönelik ilaçlar giderek artmaktadır.

Naltrexone hydrochlorid, eroinin bu bağlandığı bölgeye bağlanarak, eroinin etki göstermesini tamamen engelleyen bir ilaçtır. Naltrexone, insan vücudundaki her çeşit opiyat (morfin,kodein, petidin, metadon) reseptörlerinin tam bir antagonistidir. Eroinin antagonisti bir ilaç olarak, kişi eroinin etkisini yaşayamaz, sonuç olarak eroinin etkisini tamamen ortadan kaldırır.

Naltrexone kullanımı sonucu bağımlılık gelişmez. Geri çekilme semptomları konusunda kaygı duymaksızın her hangi bir zamanda birden kesilebilir.

BAĞIMLILIKTAN KURTULMAK İÇİN NE YAPMALI?

Kendimiz bir soru soralım, diyelim ki eroin bağımlılığı neden olur?

Aptalca bir soru değil mi?

Bu apaçık; bunun cevabını hepimiz biliyoruz.

Eroin; eroin bağımlılığa neden olur.

Eroin bağımlılığında işlem şöyle olur: 20 ile 21 gün arasında eroin kullanırsanız, vücudunuz vahşice

uyuşturucu ister ve sonuçta bağımlı olursunuz.

Çünkü kullandığınız uyuşturucunun içinde kimyasal kancalar var.

Buda bağımlılık anlamına geliyor.

Amacım burada farklı bir şey anlatmak!

Diyorum ki, bağımlılık hakkında düşündüğümüz hemen hemen her şey yanlış.

Örneğin eğer kalçanızı kırarsanız, hastaneye kaldırırsınız.

Ve size haftalar hatta aylar boyunca çokça diamorfin verilir.

Diamorfin eroindir.

Aslında diamorfin, herhangi bir bağımlının sokakta edinebileceğinden daha güçlü bir eroindir.

Çünkü uyuşturucu satıcılarının seyretmek için kullandığı şeyler tarafından kontamine edilmemiştir.

Yakınınızdaki insanlara verilen delux eroin şuan hastanelerde çokça var.

Yani hastanelerde hastalara kullanılan diamorfin nedeniyle, az da rastlansa insanlar bağımlı olmaz mı?

Bu konu yakından incelenmiştir ve insanlar bağımlı olmuyor.

Yani büyükanneniz ya da büyük dedeniz kalça protezi ile bir hastanede bir iki ay yattıktan sonra eve

döndüğünde bir uyuşturucu bağımlısına dönüşmüyor.

Peki neden?

Bağımlılık konusundaki mevcut teori bir dizi deney parçası olarak gelir. Yani 20.yüzyılın başlarında bu

denenmiştir.

Deney çok basittir:

Bir fare alırsınız, kafese koyarsınız ve içine de 2 su şişesi koyarsınız. Bir tanesinde sadece su, diğerine ise

su bazlı eroin veya kokain koyarsınız.

Bu deneyi her zaman yapmaya devam edin.

Fare bu yalnız kafeste sulu uyuşturucu içmeye takıntılı hale gelecektir. Kendini öldürecek kadar daha ve

daha fazlası için devam edecektir.

Ta ki kendisini öldürene kadar içecektir.

Ama 1970’lerde psikoloji profesörü Bruce Alexander, bu deneyle ilgili garip bir şey fark etti: Fareyi kafese

yapayalnız koymak. Bunun uyuşturucu almakla ilgisi olmadığını gördü.

O, farklı çalışırsak ne olur? Diye merak etti.

Bir fare parkını yaptı, basitçe fareler için bir cennetti, yem yeşil bir kafes, fareler için değişik renkli toplar,

aşağı yukarı koşmak için tüneller, arkadaşlarıyla bolca oynamak ve onlar için çokça çiftleşme zamanı.

Kısaca bir fare için istedikleri her şey bu şehirde, bir fare cenneti.

Ve tabi ki onlar su bazlı uyuşturucu şişesi ve su şişesi de verildi.

Ama burada ilginç bir şey oldu, fare parkında fareler hiç su bazlı uyuşturucu suyu kullanmadılar.

Bunların hiç birini aşırı doz zorlayıcı olarak kullanmadılar.

Ama belki de bu farelerin bir inadı değil mi?

Fareler için iyi, yardımsever, insancıl bir düzeyde deney oldu.

Vietnam Savaşı

Vietnam savaşı, 1965’de başlayıp 1973 yılı başlarına kadar devam eden, Amerika’nın Kuzey Vietnam’la

savaşı, bir süper devletin 17 milyonluk bir küçük ülkede bataklığa nasıl saplandığının bir hikâyesidir. Ama

bizim konumuz savaşın bir başka yüzü olan madde bağımlılığıdır.

Vietnam’daki bu savaşta Amerikan askerlerinin %20’si belki de daha çoğu eroin kullanıyorlardı.

Savaştan sonra bu bağımlı insanlar evlerine döndüklerinde ne olacaktı?

Haklı olarak yetkililer gerçekten paniklediler.

Çünkü düşününce yüz binlerce bağımlı savaş bitiğinde Amerikan sokaklarında olacaklardır.

Ama savaş sonrası bir çalışma eroin kullanan askerleri evinde izledi ve çarpıcı bir şey buldu:

-Onlar rehabilitasyona gitmiyorlardı,

-Onlar kontrole gitmiyorlardı,

-Eve geldikten sonra bunların %95’i durdu ve madde kullanmadı.

Enteresan bir durum, değil mi?

Eğer bağımlılığın eski teorisini düşünüyorsanız bu hiç mantıklı değil.

Ama Profesör Alexandar’ın teorisini düşününce mükemmel mantıklı, çünkü yabancı bir ülkede, korkunç bir

ormanda iseniz, orada olmak istemezsiniz, her an ölebilirsiniz, öldürmek zorundasınız, eroin içerek vakit

harcamak harika bir yoldur.

Ama eğer güzel evinize, sevgilinize, arkadaşlarınıza ve ailenize geri dönerseniz ilk kez kafesten dışarı

çıkmakla denk bir ruh hali içindesiniz demektir.

Ve bu insanları fare parkına koymak demektir, kimyasallar yok, burası sizin kafesiniz ve cennetiniz.

O halde artık bağımlılık hakkında farklı düşünmek gerekir.

Bağ ve bağlanmak, insanın doğasında gelen bir duygudur..

Mutlu ve sağlıklı olduğumuz zaman çevremizdeki insanlarla aramızda bağ olacaktır.

Eğer izole edilmiş ya da hayat tarafından dövülmüş ve travma geçiriyorsanız yapamayız, çevreyle bağımız

kopmuştur.

Bu durumda bize rahatlama duygusu verecek bir şeyle bağ kuracağız.

Bu akıllı bir telefonu sınırsız kontrol etmek olabilir,

Pornografi, video oyunları, kumar, reddit ya da kokain bile olabilir.

Ama bu insanın doğasıdır, çünkü bir şeyler ile bağ kuracaktır.

Sağlıksız bağ dışında, sağlıklı bağlar kurmak için, bir insana bağlı olmak ve onunla olmak istemelisiniz.

Bağımlılık sadece kopukluk krizi belirtisi olduğu için, hepimizin etrafında oluyor.

Hepimiz hissediyoruz.

Ülkemizde 1950’lerden bu yana sanayinin getirdiği kentleşme, kırsal alandan şehirlere göç, büyük aile içi

dayanışmanın yok olması ile yakın aile desteği ve arkadaş sayısı giderek azalması önemli sosyolojik

olaylardır .

Burada bağımlının yalnızlık kafesinin başlangıcı; aile içinde başlıyor ve çevre ile devam ediyor.

Aile ilişkileri kişinin toplumsal yaşamının belirlenmesinde öncül bir rol oynar.

Aile içinde gergin ve çatışmalı ortamlar, tartışma, anne ve baba arasındaki kronik kavgalar, yüksek stres

içeren davranışlar gibi ailede önemli negatif duyguların varlığının getirdiği kopukluk bağımlılığa giden

adımları oluşturur.

Şuanda neredeyse bir yüzyıldır mücadele ettiğimiz uyuşturucu savaşı, her şeyi daha kötü yaptı.

Yüz yıldır ne yaptık?

Madde kullanıcılarının sayısı geometrik olarak katlanarak arttı. Köylerde ve kasabalarda bile bağımlılar

oluştu.

Biz ne yaptık?

Madde kullanıcıları olan insanları iyileştirmeye yardımcı olmak ve birlikte yaşamalarını desteklemek yerine,

onları toplumun dışına attık, soyutladık ve akıl hastanelerine kapattık.

Onların iş sahibi olması ve kararlı olması için uğraştık, olmadılar.

Onlardan fayda umarak ve uzaktan onları destekleyen biz, onları uyuşturucu ile yakalarsak; biz kelimenin

tam anlamıyla kafesleri olan hücrelerine onları attık.

O insanları kafeslere koymak, onları daha kötü hissettiriyor.

Sonuçta bu uygulamalarımız onları kurtarmak için değil, nefret kılan bir durum yaratıyor.

Çok uzun süre bağımlılığı sadece bireysel kurtarma olarak gördük.

Artık bizim şimdi sosyal iyileşme hakkında konuşmamız gerekir.

Çünkü bir grup olurken, bir şeyler yanlış gitti.

Biz daha fazla fare parkları gibi görünen bir toplumlar inşa etmek zorundayız.

Ve bu izole edilmiş kafesleri ortadan kaldırmalıyız.

Biz yaşadığımız doğal olmayan şeklimizi değiştirmek zorundayız ve birbirimizi yeniden keşfetmeliyiz.

Bağımlılığın tersi ayrılık değildir, bağımlılığın tersi bağlantıdır.




Bonzai Bağımlılığı

SENTETİK KANNABİNOİD: BONZAİ
BİR HALK SAĞLIĞI SORUNU OLARAK: BONZAİ

Bir klinisyen olarak 6-7 yıldan beri, arkasındaki nedenlerini tam olarak bilemediğimiz; bonzai kullanımına bağlı yaygın olarak ciddi miktarlarda zehirlenmeler ve ölümler son derece önemli, dikkat çekici, dikkat edilmesi ve toplumdan gelen tepkilerden de görüldüğü gibi, sorunu bir halk sağlığı sorunu olarak ele alınması ve kullanımının mutlaka önlenmesi gerektiği düşüncesindeyim.
Bonzai ülkemizde son zamanlarda gençler arasında kullanımı giderek artan yeni bir sentetik bağımlılık yapıcı maddedir. Esrarın etkili maddesi olan delta-9-tetrahidro- kannabinol ve JVVH maddeleri olarak bilinen JWH-018, JYVH-073, JYVH-200 ve CP- 47,497 gibi naftoilindollerin, naftoil pirollerin ve kannabisikloheksanol gibi muhtelif sentetik maddelerin bitki yapraklarına emdirilmesi veya püskürtülmesiyle elde edilen bitkisel sigara karışımlarıdır. Bazen analizle saptanabilen veya saptanamayan birçok başka uyarıcı veya hayal gördürücü (halüsinojen) kimyasalın da içeriğe eklenmesi ile oldukça tehlikeli bir karışım olarak da sunulabilmektedir.
Huffman ve çalışma grubu 400’den fazla sentetik kannabinoid sentezlemiş. Bunlar ve benzerleri sentetik kannabinoid içeren maddeler olarak Avrupa’da ‘Spice’, Amerika Birleşik Devletleri’nde ‘K2’, ülkemizde ise ‘Bonzai’, veya ‘Jamaıka’ adı ile sokaklarda pazarlanmaya başlamıştır. Bu karışımlar internetten de kolayca bulunabilmektedir. ‘Spice’ tipi bitki karışımları ‘nsan tüketimi için değildir’ ibaresi ile tütsü veya bitki büyütücü olarak pazarlansa da temini sonrası kötüye kullanılmaktadırlar. Bu karışımların dozaj ve içerikleri de belli değildir. Bu durum kullanıcılar açısından ciddi bir risk oluşturmaktadır.

Bonzai kullananlarda farklı etkiler oluşturabilir. Bazı kişilerde aşırı sedasyon (uyuşukluk ve uyku hali), kendinden geçme, hissizleşme ve zaman-mekan algısının boz zulması gibi etkiler oluştururken bazı kişilerde şizofreniyi taklit eden aşırı hezeyanlar, ajitasyon, kendine ve çevresine zarar verme ve gerçeğe yakın hayaller görme gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Bu farklı etkilerin nedeni, kullanılan karışıma kişisel hassasiyetlerde ki farklılıkların yan, sıra kullanılan maddenin içeriğindeki farklılıklar da olabilir.

Esrar, eroin, alkol ve kokain gibi bilinen diğer bağımlılık yapan maddelerin aksine bonzai tek bir etkili madde içermediği gibi bonzai adı altında satılan her üründe aynı karışım değildir. Kullanılan ürün bir karışım olduğundan ve formülü bilinmediğinden kanda veya idrarda saptanması oldukça güçtür. Maliyeti düşürmek ve doğrudan beyin üzerine etkileri daha çabuk ve güçlü bir biçimde ortaya çıkarmak için pazarlayıcılar karışıma beyine kolayca nüfuz eden ve nöron adını verdiğimiz sinir hücrelerini öldüren insektisit (böcek öldürücü) nitelikli bazı zehirleri de eklemektedirler. Bu durum kullanıcıların beyinlerinde zehirin niteliğine, alınan doza, kullanım süresine ve kişisel hassasiyete bağlı olarak geçici veya kalıcı ciddi hasara yol açabilmektedir

Son zamanlarda psikiyatrik acillere akut psikoz (şizofreni) belirtileri ile gelen ve tedaviye alınan vakaların birçoğunda bonzai kullanımı öyküsü ortaya çıkmaktadır. Bazı kullanıcılarda ölümle-yasam arasında gidip gelme deneyimleri yaşandığı bildirilmiştir. Ne yazık ki bu deneyimler kullanıcının ölümü ile sonuçlanabilmektedir. Öte yandan bonzai kullanımı sonrası ani beyin kanamaları, kalp krizleri ve bunlara bağlı ölümler de görülmektedir. Bunun nedeni karışımın içinde bulunan bazı maddelerin kalp-damar sistemini ciddi biçimde uyarması, tansiyonu aşırı yükseltmesi, kalp atım sayısını artırarak ciddi ritim bozukluklarına neden olabilmesidir.

Bonzainin başka bir tehlikesi de karışımın içeriğine göre tek başına kullanılan ve bilinen diğer maddelerden çok daha hızlı ve şiddetli bağımlılık oluşturmasıdır. Bu nedenle, tek seferlik denemeler hızlı ve şiddetli bağımlılık gelişmesi açısından ciddi bir risk teşkil etmektedir. Ayrıca şizofreni belirtileri, panik ataklar ve epilepsi nöbetleri ilk kullanımında dahi ortaya çıkabilir. İlave olarak ilk kullanımla ani ölüm riski de söz konusudur. Bu nedenle bonzai kullanımı çok önemli bir halk sağlığı sorunudur. Kullanımının mutlaka önlenmesi ve yukarıda bahse konu olan özellikleri ve riskleri konusunda gençlerin bilgilendirilmesi gereklidir.

Sentetik kannabinoidler delta-9-THC’den kimyasal olarak farklı yapılara sahip olduğundan madde taramalarında saptanamamaktadır. Bu nedenle kullanıcılar sürücü ehliyetine el konulması ya da adli psikiyatride düzenli madde taramasının yapıldığı durumlarda kolayca gözden kaçabilir. Buna bağlı olarak bonzai adı altında pazarlanan sentetik kannabinoidler bağımlılık tedavisi, denetimi, serbestlik ve adli psikiyatri açısından diğer ülkelerde olduğu gıb, ülkemizde de ciddı bir sorun oluşturmaktadır.

Türkiye’de son bir yılda doğrudan madde kullanımına bağlı ölümlerde bir önceki yıla göre neredeyse 4 misli artış görüldü. Bu halk sağlığı açısından son derece önemli, dikkat çekici ve dikkat edilmesi gereken bir gelişmedir. Ölümlerin çoğu da bonzai kullanımına bağlandı. Ancak bu ölümlerin arkasına yatan gerçek nedeni bilmiyoruz. Madde kullanımına bağlı toplu ölümler başka ülkelerde de görülmüştür. Devletleri ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere başka ülkelerde de görülmüştür. Örneğin, 1970’li yıllarda Amerika da özellikle eroin kullananlar arasında ciddi sayıda ölüm vakaları ve zehirlenmeler görülmüştür. Bunun nedeni araştırıldığında eroin fiyatını ucuzlatmak veya daha fazla para kazanmak amacıyla kinin katıldığı anlaşılmıştır. Kinin ile eroinin özellikle damar yolundan birlikte alınması ölümcül bir ilaç etkileşimine neden olmaktadır. Öte yandan eroin ile birlikte yüksek miktarlarda alkol alınması da bazı duyarlı bireylerde ölümcül etkileşime neden olmuştur.
Batı dünyasında 20. yüzyılın son çeyreğinde gözlenen başka bir olay da genç Parkinson hastaları meselesidir. Bilim adamları bir grup gençte Parkinson belirtileri saptayarak oldukça heyecanlanmışlardı. Çünkü Parkinson bir yaşlılık hastalığı olarak biliniyordu ve bu yeni gözlemler Parkinson tanısına yönelik önemli bir veri sunuyordu. Bu gençlerin ortak noktası hepsinin aynı zamanda eroin kullanıcısı olmasıydı. Buradan yola çıkılarak kullandıkları eroinin l-metil-4-fenil-l,2,3,6- tetrahidropiridin (MPTP) denilen çok güçlü bir nörotoksin ile kontamine edildiği anlaşıldı. MPTP beynin nigrostriatal bölgesinde yer alan dopamin içeren nöronları geri dönüşümsüz bir biçimde öldürerek Parkinson hastalığını taklit eden belirtilere neden olur. Bu özelliği nedeni ile deney hayvanlarında Parkinson hastalığı modeli oluşturmak için kullanılmıştır. Toksin o kadar zehirlidir ki deri yolu ile temas ile dahi hastalık belirtilerini oluşturabilmektedir.

Örnekler çoğaltılabilir. Bu tip örneklerin bize söylediği şu anda adeta bir günah keçisi ve gizemli bir zehir ilan edilen ve maddeye bağlı olduğu düşünülen neredeyse her ölümden sorumlu tutulan bonzaiye daha farklı açılardan ve daha araştırmacı bir mantıkla yaklaşmamız gerektiğidir. Son zamanlarda salgın şeklinde ve çok da rahatsız edici bir biçimde, özellikle genç ergenlerde gözlediğimiz ölümleri adeta korkutucu bir şehir efsanesine dönüşmüş olan bonzaiye bağlayıp karşılaşılan her bir olayı birkaç gün medyada tartışıp polisiye tedbirleri artırarak engelleyebilmemiz güç görünmektedir. Her gün farklı bir sentetik türevi sentezlenen ve internet ağında veya sokakta kolayca ulaşılabilen maddeleri kanda tespit edebilsek çok iyi olabilirdi. Ancak çeşitliliğin sürekli artması ve sinek, böcek öldürücüsünden tarımsal zehirlere kadar birçok maddenin acımasızca bonzai diye pazarlanan ürünün ya kendisi olması ya da içeriğe karıştırılması bunu neredeyse olanaksız hale getirmektedir. Aslında siz kanda veya idrarda sentetik bir kannabinoid bulmaya çalışıyorsunuz, ancak kullanılan ürünün kimyasal yapı veya özellikler bağlamında bu ürün ile hiçbir ilgisi olmayabilir. Buna rağmen ürünün ismi bonzai olabilir.
Ölümler arasındaki ortak noktalara bakarak, detaylı otopsilerle ölüm nedenini saptamaya çalışarak ve hepsinden önemlisi kurbanların kanında sadece sentetik kannabinoidleri değil, alkol ve enerji içeceklerinden gelebilecek yüksek konsantrasyonda kafein gibi etkileşim potansiyeli olan başka maddeleri ve kullanmakta oldukları veya kullanabilecekleri başka ilaçları da hesaba katarak belki ölüm nedenlerini daha görünür hale getirebiliriz. Ülkemizde yaygın ve kontrolsüz bir enerji içeceği kullanımı ve bunu alkolle karıştırma alışkanlığı da söz konusudur. Çok masum gördüğümüz kafein de aslında emniyetli doz aralığı oldukça dar olan bir maddedir. Alkol ile birlikte kullanıldığında yatkın bireylerde ciddi kardiyovasküler sorunlar oluşturabilmektedir. Ülkemizde pek de üzerinde durulmayan özellikle spor yapan gençlerde kalp-damar problemlerine bağlı ani ölümlerin görülme sıklığında da artış söz konusudur.

Konunun bir başka tehlikeli boyutu da bonzai denilen zehire gençlerin neredeyse sigaradan bile kolay ve ucuz bir şekilde ulaşabilmesidir. Maddenin ucuz olması pazarlayanın gönlüne göre içine istediği her şeyi katabilmesi ile ilgili bir durumdur.

Öte yandan Türkiye maalesef ‘gıda takviyesi’, ‘bitkisel mucize ürünler’ ve ‘cinsel performans artırıcılar” gibi başlıklar altında pazarlanan ve internette kolayca temin edilen, Sağlık Bakanlığının denetimi dışında kalan birçok madde ve malzemenin kolayca reklamının yapılabildiği ve pazarlanabildiği bir ülke durumundadır. Halkımız eczane görünümlü modern dükkanlardan sağlığı için gerekli her türlü ürünü üstelik ilaçtan çok daha fazla para ödeyerek büyük bir memnuniyetle almakta, adının önünde profesör veya doktor yazan bazı şarlatanlar da bazı şarlatanlar da bilimsel bilimsel yaklaşımlara ve bilimsel tedavilere rahatlıkla karşı çıkabilmektedirler. Bu kişiler, televizyon kanallarında hadlerini aşarak reel bilime ve bilim insanlarına saldırmaktadırlar. Ülkede ayrıca internet yoluyla her türlü temin etmek de mümkündür. Denetimden uzak, ne olduğu belli olmayan ürünlerle ortaya çıkabilecek zehirlenme veya görülebilecek zarar karşısında sorumlu bir muhatap ise bulunamamaktadır. Pazarlanan ürünler gerçekten takviyesi veya faydalı bitkiler olsa dahi bunları tavsiye etme veya satma ehliyetine sahip olmayan kişilerin verebileceği zarar, saptayabilecek veya caydırabilecek bir hukuki etkinliğe de sahip değiliz. Her bakımdan örnek almaya ve izlemeye bayıldığımız Amerika Birleşik Devletleri yürüttüğü programlarla halkı pozitif bilimden ve bilimsel zemine dayalı tedavilerden uzaklaştırdığı gerekçesi ile Senatosunda ünlü Profesör Mehmet Öz’ü sorgularken, bizdeki şarlatanlar her türlü reklamı ve pazarlamayı engel tanımaksızın yapabilmektedir. Bunun sonucu toplumun gıda takviyesi, performans artırıcı vb. başlıklar altında pazarlanan ürünlere her yoldan rahatlıkla ulaşma ve kullanma alışkanlığı gelişmiştir. Burada yazılanlar bazılarına çok ilgisiz gelse de sokaktaki ölümlere katkısı söz ko- nusudur. Gençlere ve topluma hangi yolla olursa olsun denetimsiz ve ne olduğu belli olmayan ürünlerin ciddi zararlara yol açabileceğini iyi anlatabilmeli, ve bilimsel yaklaşımlara daha saygılı bir toplum oluşturmalıyız. Aksi takdirde madde kullanımı etiketli sokak ölümleri devam edecektir.

Sonuç olarak, sokaktaki her ölümü bonzai tartışmasıyla gündeme taşımak yerine, bunların arkasındaki asıl nedenleri anlamaya yönelik araştırıcı bilimsel yaklaşımlar sergilenmeli, doğrudan maddeye bağlı ölümlerin aniden artmasını doğru değerlendirerek gerekli önlemleri gerçekçi bir şekilde almalıyız. Etkili bir mücadele için önce sorunun net olarak tanımlanması, riskli grupların doğru bir şekilde belirlenmesi ve daha sonra buna yönelik bir eğitim ve araştırma programının bir devlet politikası çerçevesinde uygulanması gerekmektedir. Aksi halde genç nüfusumuz üzerinde telafisi mümkün olmayan zararlar ve kayıplar yaşayabiliriz.




Aile Bireyinin Bonzai Kullanıp Kullanmadığını Nasıl Anlayabiliriz ?

Aile Bireyinin Bonzai Kullanıp Kullanmadığını Nasıl Anlayabiliriz ?

Bu yeni nesil uyuşturucu madde uluslararası polisiye literatürde ”Spice” adı ile tanımlanmaktadır. Değişik bitkilere; içeriğinde tarım ilaçları, zararlı sanayi kimyasalları gibi çeşitli şekillede inhale edilerek piyasaya ”sentetik esrar” diye sürülen bu maddeler esrar (cannabinol) değildir. Bonzainin içeriğinde THC bulunmamaktadır.
Aile bağlarının güçlü olması madde kullanımına karşı panzehirdir.

Aile Bireyinin Bonzai Kullanıp Kullanmadığını Nasıl Anlayabiliriz ?

O halde kişinin bonzai kullanıp kullanmadığını nasıl anlayabiliriz?

1-Arkadaş grupları sık sık değişiyor ve de sorunlu veya aile çevresi bozuk kişilerle arkadaşlık kuruyorsa dikkatli ve kontrollü olmak gerekir.

2-Parasını iyi yönetemiyorsa, eskiden verilen harçlıklar yetmiyorsa ve evde paralar kayboluyorsa sorun var demektir.

3 -Bonzainin içeriğinde bulunan toksik maddelerden dolayı, bu maddeyi kullananlar davranışlarını kontrol altında tutamıyorlar. Dolayısıyla davranışları dürtüsel, saldırgan ve öfkeli olabilir.

4-Uyku düzenleri bozulmuş, yeme sorunları artmış, iş ve olaylara yoğunlaşma sorunu yaşarlar, basit konuşmaları algılayamazlar. Artık kişilikleri ve davranışları değişmiş, daha önceki yaşamlarından farklı davranış gösterirler.

5-Bedensel tepkileri; gözlerinde kanlanmalar, göz bebeklerinin büyümesi, kusma, bulantı, oryantasyon bozukluğu, ellerinde titreme, anlamsız el kol hareketleri, kendi kendine konuşmalar, panik bozukluklar, vücut ısılarında yükselme, aşırı terlemeler, yüzlerinde daha belirgin olmak üzere vücutlarında sivilceler oluşur. İki ay veya daha fazla zaman uyuşturucu kullananlarda böbrek, karaciğer yetmezliği gelişebilir. Buna bağlı olarak kişide göz altlarında sarı mor halkalar, soluk ve terli yüz rengi, ağız ve dudak çevresinde mor renkli değişiklikler gözlenir.

6-Gerçekle teması kaybederler, vücutlarında şiddetli ağrılar, solunum güçlüğü ve nefes darlığı, işitme halüsinasyonları, psikotik davranış bozuklukları, kalp yetmezliği, bayılma problemleri yoğun olarak yaşanır.

Bir kişinin hayatına uyuşturucu girdi mi, sahip oldukları her şeyleri ve de tüm değerleri diğer kapıdan çıkıp gider.
Unutmayın, madde ile yaşamak hayatı yaşamamaktır.
Unutmayın, madde kullanmamak kişiyi öldürmez, kullanmak öldürür.




Madde Bağımlılığı

Bonzai Bağımlılığı

BONZAİ

Bonzai; Laboratuvar ortamında ‘naftalen’ türevi kimyasalların sentezlenmesi ile elde edilen bir tek kullanımda bile ölüm riski bulunan bir tür kimyasal zehirdir.

Eroin Bağımlılığı

EROİN

Opiyum, afyon bitkisinden (Papaver Somniferum) elde edilir ve bilinen en eski ilaçlardan biridir. Eski zamanlarda, ağrı kesici ve ishal tedavisi için kullanılırdı.

Esrar Bağımlılığı

ESRAR

Cannabis sativa (hint keneviri) bitkisinden elde edilmektedir. Kahverengi preslenmiş kalıplar halinde, ot ya da toz (kubar) halinde bulunabilir.





Madde bağımlılığı tedavisi

Madde bağımlılığının tedavisinde 2 alan vardır;

  1. Acil tedavileri, entoksikasyon ve kesilme septomlarının tedavisi,
  2. Uzun süreli bağımlılığı giderme, nükseleri önleme tedavisi.

Madde bağımlılığı kronik bir beyin hastalığıdır. Bağımlılık tedavisinin ilk koşulu, hastanın tedavi gereksimini, madde kullanımının kişinin hayatı üzerindeki olumsuz etkilerini kabul etmesidir. Bağımlılık uzun süreli bir tedavi gerektirir. Kişi maddeyi bıraktıktan uzun süre sonra bile tekrar başlayabilir. Uygun tedavi çevresi oluşmak ve bunun kalıcı olmasını sağlamak olmazsa olmaz bir durumdur. Dolayısıyla madde bağımlılığı tedavisinde adım adım gelişen bir seyir takip etmek gerekir.

Kliniğimizde, geliştirdiğimiz tedavi programları ile ayakta tedavi ediyoruz. Ayakta tedavinin bazı faydaları var. Bazı hastane kliniklerinde yüzlerce bağımlının bir arada olmasının fayda getirmediğine inanıyorum. Bu kliniklerde hastalar arasında bütün gün madde ve madde hikayeleri anlatılır, yeni bağımlı arkadaşlar edinilir, farklı semt ve şehirlerde kişilerle ilişkileri ve şebekeler oluşturulur. Tedavi amacıyla ve çok iyi niyetlerle de gidilse bu durumun kaçınılmaz olarak risk yarattığını değerlendirmek gerekir. Bu kliniklere hasta görümü altında yeni müşteri edinmek için satıcıların yattığını biliyoruz. Var olduğu aile ve ev yaşamı içinde maddeden uzak kalmayı öğrenir. Kliniğimizde hastanın durumu ayrıntılı bir biçimde incelenir ve değerlendirilir. ilk olarak kesilme sendromlarının yani fiziksel şikayetlerinin ortadan kalkması için 10-15 günlük yoğun bir tedavi uygulanır.

Bir sonraki aşama daha uzun ve zorlu bir süreçtir. Bu alışkanlığa karşı tedavi sürecidir ki, bağımlıların eski ortam ve çevrelerinden uzaklaşmaları, mutlaka madde kullanma ortamlarının dışına çıkması gerekir. Çok uzun bir dönemi kapsar.

Uzun tedavi dönemleri bittikten sonra bile yeniden başlama riski ortadan kalkmıyor ve bu potansiyel tehlike yıllarca devam eder. Bağımlılar için yaşamları boyunca sürekli dikkat ve özen gerektirir.




Bağımlılık Yapan Maddeler

Bonzai Uyuşturucu Bırakma

Bonzai Uyuşturucu Bırakma

BONZAİ

Bonzai; Laboratuvar ortamında ‘naftalen’ türevi kimyasalların sentezlenmesi ile elde edilen bir tek kullanımda bile ölüm riski bulunan bir tür kimyasal zehirdir. Yapısında doğal hiçbir madde yoktur. Esrarla uzak yakın bir ilgisi bulunmamaktadır.Esrarın etken maddesi olan THC’ye benzer etkilere sahip olması sebebiyle kuru otlara hatta çaya emdirilmek esrar görünümü ya da doğal madde görünümü vermek suretiyle piyasaya sürülmektedir.

Sentezde kullanılan maddeye bağlı olarak el ve ayaklarda karıncalanma, uyuşma, şiddetli çarpıntı, tansiyon yükselmesi ya da düşmesi, baş dönmesi, baş ağrısı, hafıza kaybı, titreme, üşüme, sıcak basması, aşırı susama, terleme, bulantı, korku, panik hali, paranoya, hayal ve kabus görme, aşırı uyarılma, zaman ve mekan algısında bozulma, hayal görme, ses duyma gibi psikotik belirtiler, intihar dürtüsü görülür. Mutluluk yerine mutsuzluk, tedirginlik, uyuşukluk veren bir maddedir.

Esrara benzer diye algı yaratılarak piyasaya sürülen bu madde kullanımında, kalbe giden kanda azalmaya, tansiyon düşüklüğüne, kalpte enfarktüs, beyin kanamalarına, ağır işitme kayıplarına neden olduğu, ayrıca intihar nedeniyle ciddi can kayıpları bildirilmektedir.

OPİYATLAR (EROİN, AFYON)

Opiyum, afyon bitkisinden (Papaver Somniferum) elde edilir ve bilinen en eski ilaçlardan biridir. Sümer ve Mısır uygarlıklarında psikolojik etkilerinin yanı sıra, ağrı kesici, ishali tedavi edici özellikleri de bilinmekteydi. Opiyumdan elde edilen en önemli alkaloid morfindir. Morfin, halen ağır ve süregelen ağrılarda en etkin ve yaygın olarak kullanılan bir ilaçtır. Doğal yapıda olanlar afyon bitkisinden elde edilirken, doğal ürünlerin işlenmesiyle yarı sentetik olanlar veya tamamen kimyasal yöntemlerle de sentetik olanlar elde edilmektedir.

Opiyatların en yaygın kullanılan ve bağımlılık potansiyeli en çok olanı eroindir. Açık kahve renkte toz halinde satılır. “Eyç, H, toz” gibi isimlerle de anılmaktadır. Sigaraya sarılarak (koreks), burundan çekilerek (kaydırma) ya da damardan enjekte edilerek (jung, shot) kullanılabilir.

Opiyatların etki düzeneği; Bu maddeler etkilerini sinir hücresi ya da beyaz kan hücreleri gibi diğer bazı hücrelerin membranlarındaki reseptörlerine bağlanarak gösterirler. Kimyasal yapılarına göre opiyatlar: Doğal olanlar (mofin,kodein), Yarı sentetikler (Eroin, hidrokodon, oksikodon, oksimorfon), Sentetikler (alfaprodon, difenoksilat, meperidin, metadon, propoksifen)

KOKAİN VE CRACK

Kokain, Güney Amerika’da yetişen eritroksilon koka bitkisinin yapraklarında bulunan bir alkaloiddir. Kokain bitkisinden elde edilen kokain pastasının bazlarla birleştirilmesiyle crack, hidroklorik asitle birleştirilmesinden ise kokain hidroklorür elde edilmektedir. Kok, beyaz ya da buz olarak da adlandırılmaktadır. Kullanım ağızdan, burundan, damar içi ya da solunum yoluyla olmaktadır.
Kokainin etki düzeneği; Kokainin en önemli klinik işlevi voltaja duyarlı sodyum kanallarının bloke ederek, sinir uyarısının başlatılmasını ya da sürdürülmesini sağlamaktadır. En belirgin sistemik etkisi merkezi sinir sisteminin uyarılmasıdır. Merkezi olarak etkilerini noradrenalin, serotonin ve dopamin geri alımını engelleyerek yapmaktadır. Kokainin oluşturduğu kendini iyi hissetme hali, dopamin taşınmasının blokajı oranıyla doğru ilişkilidir.

CANNABİS (ESRAR)

Cannabis sativa (hint keneviri) bitkisinden elde edilmektedir. Kahverengi preslenmiş kalıplar halinde, ot ya da toz (kubar) halinde bulunabilir. Kullanıcılar arasında joint, ot, marihuana, paspal olarak da adlandırılır. Tütün ile karıştırılarak, sigara gibi sarılarak ya da nargile biçiminde içilerek solunum yoluyla alındığı gibi, kek ve şekerlemesi yapılarak ağız yoluyla da kullanılabilmektedir. Bitkinin altındaki yapraklar daha düşük oranda reçine içerirken, üst yapraklar ve goncadaki oran çok daha yüksektir. Haşhiş resin oranı çok yüksek esrardır.

Hint kenevirinde 400’ün üstünde kimyasal ayrıştırılmış olup, bunlardan yaklaşık 60 adedi cannabinoiddir. Beyinde cannabinoidlerin bağlanabileceği G protein-eşleştirilmiş cannabinoid reseptörleri bulunmuştur. CB1’in cannabinoidlere fiziksel bağımlılık gelişmesi ile bağlantılı olabileceği ileri sürülmektedir.

AMFETAMİNLER

Amfetamin kullanımına ait ilk kanıtlar, 5000 yıl önce Çin’de ilaç olarak kullanılan mahuang’a dayanmaktadır. Mahuang’ın aktif maddesinin efedrin olduğu belirlenmiştir. Amfetaminlerin tıbbi kullanım endikasyonları, dikkat eksikliği hiper aktivite bozukluğu ve bir uyku hastalığı olan narkolepsi tedavisidir. Kontrole tabi ilaç reçetesi uygulamasında olan metilfenidat, dekstroamfetamin ve pemolin de bu amaçla kullanılmaktadır. Amfetaminler bir dönem zayıflama tedavilerinde, depresyonda ve yaşlılarda enerjiyi artırma amacıyla da kullanılmışlardır.
Amfetaminler dolaylı katekolamin agonisti maddeler olup, yeni sentezlenmiş dopamin ve noradrenalinin salımına yol açarlar. Yine yüksek dozda amfetamin, 5-hidroksitriptamin salımını artırarak serotoninerjik reseptörleri de etkileyebilmektedir. Amfetamin uygulamaları birçok nöropeptik sistemini etkiler. Peptiderjik sistemin mesostriatal dopaminerjik yollarla bağlantılı olduğu ve dopaminerjik aktivitede modülatör rol oynadığı düşünülmektedir.

MDMA (EKSTAZİ) MDMA

(3,4-metylendioksimetamfetamin) 1912’de Almanya’da kanamayı durdurmaya yönelik ilaç geliştirmeleri sırasında sentezlenmiş. 1970’ler de oluşturduğu etkiler nedeniyle empatik işbirliğini ve iletişimi artırdığından psikoterapi uygulamalarında kullanılmaya başlamıştır. Genç yaş grubunda giderek artan kötüye kullanımı 1990’lar da sınırlandırılmasına ve daha sonra da yasal kullanımının ortadan kalkmasına sebep olmuştur.
Psikoterapistler arasında önceleri birincil masumiyet ve yaşamla bütünleşmeyi belirlemek için ”adam”, sonra da empatiye yakın bir çağrışım oluşturmak amacıyla ”ekstazi” olarak adlandırılmıştır. Kullanıcılar arasında ise ex, ix, kanat, uçuş, mitsubishi, ferrari gibi isimlerle de anılmaktadır. Hem amfetaminlere hem de meskaline benzer bir kimyasal yapısı vardır. MDMA’nın amfetaminlerden farkı temel hedefinin serotoninerjik sistem olmasıdır. Hücre içi serotoninin aniden salınmasını sağlarken, yüksek dozlarda dopaminerjik sisteme de kısmi etkileri vardır. MDMA’nın nörotoksin olarak adlandırılabilecek düzeyde nörotoksik etkilerinin olduğu bilinmektedir. Kullanımdan 6 saat sonrasına kadar alınan fluoksetin, maddenin nörotoksik etkilerini ortadan kaldırabilmektedir.

SEDATİF-HİPNOTİKLER

Sedatif-hipnotiklerin temel farmakoljik özelliği sıkıntı duygusunu azaltması ve uykuyu başlatmasıdır. Sedasyon yapmaksızın sıkıntıyı azaltanlar ise trankilizan olarak adlandırılır. Alkol ve esrar da oluşturdukları farmakolojik etkiler nedeniyle sedatif-hipnotik olarak sınıflandırılır. Sedatif özellikleri olan bazı antidepresanlar ve kötüye kullanımları izlense de antikolinerjik ilaçlar bu grup altında ele alınmamaktadır. Bu ilaçların beyinde çok yaygın etkileri vardır. Mizaç, bilişsel işlevler ya da davranış gibi birçok ruhsal işlevi etkilerler.

Nörokimyasal etkilerini temel olarak GABA reseptörlerinin üzerindeki bağlanma noktalarına etki ederek yaparlar ve merkezi sinir sisteminde inhibitör impulsların artmasına neden olurlar. Bu maddelere karşı gelişen farmakolojik ve davranışsal tolerans, bu ilaçların GABA reseptörlerinin bağlanma noktalarındaki azalan intrensek aktivitenin göstergesidir. Sedatif-hipnotiklerin birçok önemli tıbbi kullanım alanı vardır. Sıkıntı (anksiyete) bozukluklarının tedavisi, uykusuzluğun kısa dönem tedavisi, epileptik nöbetlerin tedavisi, ameliyat öncesi sedasyon ve anestezi en yaygın kullanım alanları olup, halen hekimler tarafından yaygın bir biçimde kullanılmaktadır. Kısa süreli etkileri anksiyetenin azalması, sedasyon, öfori ve uykusuzluktur.

HALÜSİNOJENLER

Prototip halüsinojen olan liserjik asit dietilamid (LSD) ile psilosin, dimetiltriptamin (DMT) gibi idolalkaliaminler ve meskalin ve dimetoksimetilamfetamin gibi fenetilaminler ele alınacaktır. Son dönemlerde yasa dışı olarak gizli imalathanelerde yeni geliştirilen halüsinojenlerin yaygınlaşması ile özellikle gençler arasındaki kullanımlarda artma eğilimi görülmektedir. Sigara gibi içilerek, çiğnenerek ya da yutularak kullanılmaktadır. sentetikler ise ya hap şeklinde ya da emdirilmiş pullar biçiminde dil altında ve deriye yapıştırılarak kullanılabilmektedir.

LSD ve diğer halüsinojenlerin etki düzeneği hala tam olarak bilinmemektedir, LSD, merkezi sinir sisteminde serotonerjik sistem üzerinde etkisini göstermektedir. LSD dorsal raphe çekirdeğinde, 5-HT1A reseptörüolarak adlandırılan presinaptik otoreseptörlerle etkileşerek serotonerjik nöronların ateşlenmesini engeller. Halüsinojenlerin hemen hepisinin psikolojik etkileri birbirine benzer. LSD, en güçlülerinden olup mide barsak sisteminde çok hızlı bir şekilde emilir, etkileri 60 dakikada başlayıp 2-4 saat sürer ve 10-12 saat sonra kullanıcı normal düzeyine gelir.

UÇUCULAR

Kullanılan uçucu maddeler çok değişkenlik göstermektedir. Uçucu madde katı biçimde bir torbanın içine konularak buharın ağız ve burundan solunmasıyla, gaz ya da sıvı uçucular da bir bez parçasına konulup buharın çekilmesiyle kullanılabileceği gibi, uçucu madde püskürtülerek sprey şeklinde ağız yoluyla da kullanılabilir. Uçucu madde kullanımı gelişmekte olan ülkelerde daha sık görülmektedir. Özellikle sokakta çalışan/yaşayan çocuk ve ergenlerde kullanıldığı bildirilse de, her yaş grubunda farklı kullanımların olduğu saptanmaktadır.

NİKOTİN

En yaygın kullanılan bağımlılık yapıcı maddelerden biridir. Akciğer kanseri, koroner kalp hastalığı, kronik akciğer hastalıkları ve infertilite gibi birçok hastalığın oluşmasında riski artırmasına rağmen, yaygın olarak kullanımı sürmektedir. İlk kullanımından düzenli ve bağımlılık biçiminde kullanıma geçişin en fazla olduğu bağımlılık biçimidir. Bırakmaya karar verme ve bırakma konusunda diğer kullanıcıların yaşadıkları zorlukların aynısı nikotin bağımlılarında da yaşanmaktadır.
Gelişmiş ülkelerde erişkin nüfusta kullanım oranları giderek düşmekte olup, %25 civarında seyrederken, gelişmekte olan ülkelerde kullanım oranları %40-50 gibi yüksek düzeylere ulaşmaktadır. Erkeklerde , düşük sosyoekonomik ve düşük eğitim düzeyinde ve orta yaş grubunda kullanım oranları daha yüksektir.
Nikotin, mesokortikolimbik dopaminerjik sistemdeki nikotinerjik asetilkolin reseptörlerini (nAChR) uyarır. Sistem uyarıldığında nukleus akkumbenste dozla doğru bağlantılı olarak dopamin düzeyi artar. Bugüne kadar elde edilen kanıtlar, orta beyindeki dopaminerjik sistemin nikotinin olumlu pekiştirici etkilerinde önemli rol oynadığını göstermektedir. Ancak bunun yanı sıra glutamat, GABA, opiyat peptitler ve serotoninin de nikotinle oluşan dopaminerjik iletime etkileri olduğu bildirilmiştir.
Solunan nikotin kısa bir süre içinde dolaşıma girip, etkilerini 1-2 dakikada gösterir. Sigarayı deneyenlerin yarısından azı bağımlı hale gelmekte ve bağımlılık gelişimi zaman içinde bir dizi değişimle oluşmaktadır. Başlangıç kullanımı çoğunlukla nikotin dışı nedenlerle psikososyal faktörlerin etkisiyle olurken, daha sonra nikotinin olumlu pekiştirici etkileri ve yoksunluk bulguları kullanımı sürdürmektedir.

Nikotinin ilk akut kullanımı nikotonerjik asetilkolin reseptörlerini (nAChR) uyarırken, daha sonradan reseptörlere duyarsızlık (desensitizasyon) ve uyarılmama oluşmaktadır. Bu da reseptör sayısındaki artışla (upregülasyonu), yani nikotinerjik asetilkolin reseptörleri sayısının artmasıyla sonuçlanır. İşte bu olaylar da bağımlılığın gelişmesine yol açar. Nikotin bağımlıları günlük nikotin kullanımlarını, aslında artan reseptörlerine göre belirlemeye çalışmaktadır. Nikotin yoksunluğunda ise nukleus akkumbensten dopamin salınımı azalmaktadır.