Bugünkü  uygulamada depresyonun klinik tanısı DSM-TR ve ICD-10 ölçütleri dikkate alınarak konulmaktadır. Depresif duygudurum ve ilgi kaybı ya da zevk alınan etkinliklerden artık zevk alınamıyor olması, depresyonun anahtar semptomlarıdır.

Hastalar kendilerini hüzünlü, kederli, umutsuz ya da değersiz hissetiklerini söyleyebilirler. Hasta için depresif duygudurunmun,  çok olağan kabul edilebilecek üzüntü duygusundan çok ayrı bir niteliği vardır. Haslar çoğu kezdepresif duygudurumu ”ıstırap veren duygusal bir ağrı”ymış gibi tanımlarlar. Depresyonun melankolik tipinde özellikle bir takım vejetatif depresif belirtiler hastalığa eşlik eder.

Hastalar bazen ağlayamadıklarından yakınırlar. Diğer yandan, depresyondaki kimi hastalar bazen depresyonlarının farkında değillermiş gibi görünürler, ancak bununla birlikte ailelerinden, arkadaşlarından ve daha önce ilgilendikleri etkinliklerden uzak dururlar. Depresyondaki hastaların hemen hepsi (% 97’si) görevlerini yapmada zorluk doğuran, okulda ve işte başarısızlıkla sonuçlanan bir enerji azlığından ve yeni tasarılar kurmak için istek azlığından yakınır.

Hastaların  yaklaşık % 80’i uyku sorunları olduğundan yakınır. Hastalar genellikle erken uyanırlar (terminal insomnia) ve gece sık sık uyanırlar ve ” sorunları”yla ilgli olarak düşüncelere dalarlar. Hastaların birçoğunda iştah azalması ve kilo kaybı vardır. Ancak bazı hastalarda iştah artması ve aşırı uyuma görülebilir.

Belirtileri.

*Uygun sorular sorularak depresif duygu  durumu ortaya çıkarılabilir. Kişiler öncelikle fiziksel sorunlarından (örn. uyuşukluk, ağrılar, yorgunluk) yakınırlar

*Anhedoni çeşitli şiddetlerde olam üzere genellikle vardır

*Depresyonda genellikle iştah ve kilo kaybı görülür,

*Erken uyanma ile birlikte giden uyku bozukluğu yaygındır,

*Endişe duyulması gereken ilk şey intihar eğilimidir,

*Suçluluk ve değersizlik duyguları yatgın olabilir, bunlar hezeyan yoğunluğunda da olabilirler.

*Hipokondriak yakınmalar görülebilir ve ağır formlarda bu yakınmalar hezeyan boyutuna ulaşabilir.

Bulgular

*Kilo kaybı yaygındır. Özellikle yaşlılarda besinsiz kalma risk oluşturabilir.

*Aktivitelerde belirgin azalma şiddetli depresyonun görüntüsü olabilir. Psikomotor gerileme yaygındır ve hem hareketlerde hem de konuşmada ortaya çıkar. Ses tonu azalmıştır, yüz anlamsızdır. Retardasyon (gerileme) yerine ajitasyon da olabilir. Ajitasyon hem düşüncelerde hem de vücut hareketlerinde görülebilir ve bazende ön plandaki bulgudur.

Depresyon çoğu kez sanıldığı gibi ”yineleyici tek uçlu” depresyon  ya da çevresel yüklenmelere bağlı ”depresif mizaçlı uyum bozukluğundan” ibaret değildir ve affektif spektrumun farklı noktalarındaki depresyonlar farklı görünümler ve gidiş özelliklerine sahip olabilirler.

Distimik bozukluk

Kronik depresif bir hastalık olan distimik bozukluk, daha önceleri diğer tanı sistemlerinde, distimik kavramını karşılamak üzere kronik minör depresyon, nörotik depresyon, depresif nevroz,karakterolojik depresyon, depresif kişilik, kronik disfori, intermittan depresyon ve tedaviye dirençli depresyon gibi terimler kullanılıyordu.

Distimi  kronik bir bozukluktur, uzun süreli semptomsuz dönemlerin  olduğu epizodik bir bozukluk değildir. Depresyon semptomları zaman zaman major depresif bozuklukta olduğu kadar ağır olabilir, ancak böylesine ağır semptomların  görüldüğü süreler major depresif tanısı konulabilmesi için genellikle yeterli olmaz

En az 2 yıl sürelidir, arada düzelme dönemleri olmaksızın devam eden, hafif derecede depresyon belirtileri ile karakterize bir bozukluktur. Hemen her gün depresif duygudurumun bulunmasının yanı sıra bir major depresf epizodun tanı ölçütlerini karşılamayan diğer depresif semptomların bulunması ile belirlidir. Depresyonun temel belirtileri olan suçluluk duyguları, psikomotor değişiklikler ve intihar düşünceleri genellikle bulunmaz. Uykusuzluk, iştah kaybı ve konsantrasyon bozukluğu gibi tipik belirtilerle gider. Sosyal ortamlardan çekilme distiminin karakteristik belirtisidir.

Başlıca belirti depresif duygudurumdur ve bu da kendini  üzgün hissetme, hüzünlü,, kederli olma ile belirlidir. Duygulanımları depresyona uyar, ancak duygusal tepkilerinin aşağı yukarı olağan  sınırlar içinde kaldığı söylenebilir. Üzüntüleri ve gözyaşları, uygun çevresel koşullarda birden gülümsemeye, hatta gülmeye dönüşebilir ya da dikkatlerini dağıtan  birtakım etkinliklerde bulundukları zaman duydukları üzüntü ortadan kalkar.Olağan etkinliklere karşı genel bir ilgi kaybı içindedirler, hiçbir şeyden zevk almazlar. Bu hastalar sarkastik (alaycı,iğneleyici), nihilistik, düşüncelere dalıp giden, başkalarından beklentileri fazla olan ve yakınmayı seven kişilerdir. Katı ve gergin olabilirler.

Belirtileri arasında iştah ve uyku bozuklukları (azalma yada artma biçiminde), düşük benlik saygısı, yorgunluk-bitkinlik-tükenmişlik, belirgin olmamakla birlikte davranışlarında genel bir yavaşlama, cinsel istekte azalma ve sağlık konuları üzerinde düşünüp durma gibi belirtiler vardır. Hastalar düşüncelerini belirli bir konu üzerinde toparlama güçlüğün ve okul ya da iş başarılarının düştüğünden yakınabilirler. Karamsarlık, umutsuzluk ve çaresizlik duygularının olması hastaların ”mazokistik” olarak görülmelerine neden olabilir. Karamsarlıklarını dışarıya yönlendirebilirlerse, dünyada olup bitenler hakkında ”atıp tutmya” başlarlar ve akrabalarının, çocuklarının, anababalarının, iş arkadaşlarının  ve ”düzenin” kendilerine kötü davrandığından yakınabilirler.

Tanı olarak, distimik hastaların herhangi bir psikotik belirtisi olmaz.

Pospartum depresyon (Doğum sonrası depresyon)

Doğumdan sonraki ilk 2–4 haftada belirtileri ortaya çıkan ve 12. aya kadar devam edebilen,önemli psikiyatrik durumlardan biridir. Hastalık doğumu takip eden bir yıl içinde herhangi bir zaman diliminde ortaya çıkabilir, Bu dönemde kadınlarda görülen duygusal dalgalanmalar; depresif durum, normal sayılan hüzünlülük halinden, psikotik depresyona kadar giden bir gelişim gösterebilir. Doğum sonrası depresyon; doğumdan sonraki ilk yıl içinde herhangi bir zamanda başlayabilir bir duygu durum bozukluğu olup, doğum sonrası kadınların %10–15’inde görülür. 

Doğum sonrası depresyon belirtileri:

Şiddetli hüzün, boşluk duygusu, duygusal küntlük ya da duyarsızlık,   Suçluluk duygusu, ilgi ve istek kaybı, intihar düşünceleri  Aşırı yorgunluk hissi, enerji kaybı şeklinde yaygın bedensel yakınmalar,  Benliğini kaybetme duygusu, kendisini sanki gerçek değilmiş gibi algılaması,  Aile, arkadaş, sosyal çevreden ya da geçmişte kendine keyif veren etkinliklerden uzak durma,  Bebeğine zarar verme korkusu,  Konsantrasyon güçlüğü  Bellek zayıflığı, güvensizlik  Psikomotor hareketlerde artış, yerinde duramama,  Uyku düzeninde bozukluk, uyuyamama ya da gece çok sık uyanma,  Bebekle ilgilenmek istememe, bebeğe zarar verme düşünceleri,

Doğum sonrası gelişen duygusal değişimlerin kesin nedeni  bilinmemekle birlikte tedavisi mümkün olan rahatsızlıklardır..

Doğum sonrası depresyonu doğum sonrası sadece annenin yaşadığı bir sorun değildir. Aynı zamanda bebeği de, eşini de etkileyen duygusal, sosyal ve bilişsel gelişimi üzerinde olumsuz etkileri olan, dolayısıyla tüm aileyi olumsuz etkileyen, doğum yapan her 10 kadından 1’inde görülmesi toplumu ilgilendiren bir durumdur. Annede doğum sonrası depresyonun bulunması, annenin ailesine karşı sevgisizlik ve bebeğine karşı zıt duyguların ortaya çıkmasına neden olmakta, çocuklarda bilişsel, davranışsal, sosyal ve psikolojik sorunların yanında büyüme gelişme geriliği gibi fiziksel sorunlara da yol açabilmektedir.

Hamilelik sırasında yaşanan depresyon dünyada 10 kişiden 5’inde görülürken, doğum sonrası depresyon 10 annenin 1’inde görülür. 

Hamilelik öncesinde ve hamilelik sırasında bazı duygu durumları doğum sonrasında bir depresyonun habercisi olabilir.

Doğum sonrası depresyona yol açan faktörler arasında, hormonal değişimler, evlilik durumu, istenmeyen hamilelikler, doğum ile ilgili korkular, ilk hamilelik olması, doğumla ilgili korkular, annenin yaşı, çocuk sayısı, kişilik, doğum öncesi dönemde gelecek ile ilgili yaşanan kaygılar, depresyon, evlilikle ilgili sorunlar, annelik rolü için hazırlıksız olma, stres, yeterli sosyal desteğin olmaması, doğum sonrası dönemde yaşanan hüzün, doğumla birlikte yaşanan rol  tanımları, annelik rolüne adapte olamama ve bebek bakımının yarattığı psikososyal stresler sayılabilir.

Doğum sonrası gelişen duygusal değişimlerin kesin nedeni  bilinmemekle birlikte tedavisi mümkün olan rahatsızlıklardır.

Madde kullanımının yol açtığı duygudurum bozukluğu,

Kötüye kullanılabilen bir maddenin ya da tedavi için kullanılan bir ilacın, depresyon için uygulanan başka bir somatik tedavi türünün ya da toksinle karşılaşmanın doğrudan fizyolojik bir sonucu olduğu yargısına varılan, belirgin ve sürekli bir duygudurum bozukluğunun olması ile belirlidir. Önde gelen duygudurum depresif ise ”depresif özellikler gösteren” tip olarak belirtilir.

Genel tıbbi bir duruma bağlı duygudurum bozukluğu,

Genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik bir sonucu olduğu yargısına varılan, belirgin ve sürekli bir duygudurum bozukluğunun olması ile belirlidir. Önde gelen duygudurum depresif ise, ancak major depresif epizodun tanı ölçütleri tam karşılanmıyorsa ”depresif özellikler gösteren” olarak belirtilir.

CategoryDepresyon
Write a comment:

You must be logged in to post a comment.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77