Koka yaprakları yüzyıllar boyunca Güney Amerika’daki And Dağlarında yaşayan yerli halklar tarafından bu coğrafyanın zor koşullarına dayanıklılığı ve performansını artırmak için çiğnenmek suretiyle kullanılmıştır. Koka yapraklarının ne zamandan beri bu amaçla kullanıldığı konusunda bir kayıt yoktur. Ancak kullanımı antik çağlara kadar uzanabilir.
İspanyollar Peru’ya geldiklerinde İnka medeniyeti en parlak dönemindeydi.Koka yaprağı kutsal bir bitki olarak halk arasında oldukça rağbet görüyordu.Ancak bu bitkiyi sadece rahiplerin ve soyluların kullanımı serbestti ve koka yaprağı din adamları tarafından trans hale geçmek ve ruhlarla iletişim kurmak için dini ayinlerde kullanılıyordu.O devirde yönetici konumundakilerin halka verdiği en büyük ödüllerden biri koka yaprağı çiğneme izniydi.

Koka ile ilişkili örnekler 1700’lerin ortalarında Avrupa’ya ulaştı ve 1786’da Lamarck bitkiye tüm bilimsel literatürde kullanılan Eryhroxylon coca adını verdi. 1860 yılında Almanya’da Göttingen Üniversitesi’nden Albert Niemann kokainin izolasyonu ve isimlendirmesini yaptı. Merck firması da bu yeni bileşiği uygun bir preparat haline getirerek yeni bir tonik ve psikostimülan olarak piyasaya sundu. Viyana’lı psikiyatrist Sigmund Feud yayınladığı ”Coca papers” isimli makalesinde kokainin uyarıcı etkilerinden söz etmiştir.

Kokain Bağımlılığı

Kokain Güney Amerika’da yetişen eritroksilon coca (Erythroxylon coca) bitkisinin yapraklarından elde edilen kristalize tropan bir alkaloiddir. Kokain bitkisinden elde edilen kokain pastasının bazlarla birleştirilmesiyle crack, hidroklorik asitle birleştirilmesinden ise kokain hidroklorür elde edilmektedir.

Kok, beyaz ya da buz olarak da adlandırılmaktadır.Kullanım ağızdan, burundan, damar içi ya da solunum yoluyla olmaktadır. Oral emilimi yavaştır ve çiğneme yoluyla alındığında etkisini 45-60 dakikada gösterir. Kokainin inhalasyon yoluyla kullanımı, intravenöz kokain kullanımının risklerini almaksızın en hızlı ve en yüksek kan seviyesine ulaşılması nedeniyle, en çok tercih edilen kullanım yöntemidir.

Kokainin etki düzeneği; Kokainin en önemli klinik işlevi, voltaja duyarlı sodyum kanallarını bloke ederek, sinir uyarısının başlatılmasını ya da sürdürülmesini sağlamaktır. En belirgin sistemik etkisi merkezi sinir sisteminin uyarılmasıdır. Merkezi olarak etkilerini noradrenalin, serotonin ve dopamin geri alımını engelleyerek yapmaktadır. Kokainin oluşturduğu kendini iyi hissetme hali, dopamin taşunmasının blokajı oaranıyla doğru ilişkilidir.

Crack Nedir?

Crack veya diğer ismiyle taş, kokainin etkili bir formuna verilen isimdir. Kimyasal bir işlemden geçirilen kokain crack biçimini alır. Ortaya çıkan kristal görünümlü kokain formu ısıtılarak buharı solunur. Kullanıcılar crack kokaini tütün veya esrarla karıştırarak sigara veya nargile biçiminde de içebilmektedirler. Çok hızlı ve yoğun bir etkisi olduğundan, bir sonraki kullanımı daha da pekiştirir ve kısa zamanda çok yüksek tüketime yol açabilir.

Kokainin etkileri

Kokainin güçlü bağımlılık yapıcı etkileri vardır.
Satıcıların kokain tozu şeker ya da prokain ile seyreltmeleri nedeniyle sokaktan sağlanan kokainin saflığı değişkendir. Kokain bazen de amfetaminle karıştırılarak piyasaya verilmektedir.
Bir merkezi sinir sistemi uyarıcısı olması nedeniyle amfetemin ve kafein gibi diğer uyarıcılarla benzer öngörürülebilecek fizyolojik etkileri vardır. Burada etkilenen temel psikolojik işlevler; açlık, cinsellik ve susuzluk gibi dürtüler ile mizaç ve bilinç düzeyidir. Cinsel orgazma benzetilen ani ve yoğun öfori hissi, kullanım biçimine göre 1-2 dakika sürebilir. Bu dönem sonrasında öforiyi izleyen bir sıkıntı hali kendini gösterebilir. Mani ya da hipomaniye benzer bulgular ortaya çıkabilir. Yüksek dozlardaki zehirlenmelerde değerlendirme ve yargılma bozuklukları, alınma ve şüphelenme düşünceleri ve algı bozuklukları sıklıkla görülebilir.

Kokain zehirlenme belirtileri,

Kullanıcılarda ortaya çıkan fizyolojik zehirlenme belirtileri taşıkardi ya da bradikardi, pupiler dilatasyon, kan basıncında yükselme ya da düşme, bulantı ya da kusma, psikomotor ajitasyon ya da retardasyon, kas zayıflığı, solunum depresyonu, göğüs ağrısı ya da kardiyak aritmiler, konfüzyon, konvülziyon, diskineziler, distoniler ya da koma biçiminde olabilmektedir.

Kokain bağımlılığı

Bağımlılığın nörolojik kökeni limbik sistemdedir ve kokain bu bölgenin yoğun biçimde uyarılmasını sağlayarak etkisini gösterir. Kokaine karşı oluşan tolerans, nukleus akkumbens’te dopamin ve serotonin düzeylerinin düşmesi ile ilişkilendirilmiştir.

Kokain yoksunluğu,

Kokain kullanımının ani ve süreğen yoksunluk belirtilerine neden olduğu bilinmektedir. Psikomotor retadasyon, depresyon, yorgunluk ve halsizlik, canlı ve hoş olmayan rüyalar, anksiyete, kokain kullanımına yönelik yoğun istek, uykusuzluk ya da aşırı uyku uyuma arzusu ile iştah artması ile birlikte aşırı yemek yeme kendini gösterebilir.

Kokain bağımlılığında aşı tedavisi,

Kokain madde bağımlıları, genelde tedaviye pek sıcak bakmamaktadırlar. Yani kokain bağımlıları tedaviye gönüllü olarak gelmemektedirler.Psikomotor stimülan bağımlılarında detoksifikasyon sürecinin başlangıçında şiddetli madde arama davranışının, ilerleyen dönemlerinde ise depresyon ve intihara yönelik düşüncelerin kontrolü önemlidir. Kokain bağımlılarında tedavi sonrası nüks (relaps) sıklıkla ortaya çıkar. Nüksteki en önemli etken kokainin neden olduğu çok şiddetli madde özlemidir.Laboratur çalışmalarında bilim insanları kokainin bağımlılık yapıcı özelliğini vuracak yeni bir bakış açısı ve aşı geliştirmeyi başardılar. Araştırmalar, güvenli bir protein olan fragelini modifiye ederek kokaine karşı bağışıklık tepkisi göstermesini sağladılar. Günümüzde kokain aşısı kişinin bağımlılık yolunda ilerlemesini engelleyecek tek can simidi olarak görülmektedir.Bugün kokain bağımlısı hastalarda kokain aşısı etkili bir tedavi aracı ve yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünyanın muhtelif ülkelerinde kullanılmaya başlanan bu tedavi yöntemi büyük oranda umut vermektedir.Kokain aşısı tedavisinde 3 aylık aralıklarla 5 enjeksiyonlu tedavi olarak uygulanması önerilmektedir.Kas içine uygulanan kokain aşısının etki mekanizması; Kokainin beyinde etkilemiş olduğu reseptörleri devre dışı bırakma esasına dayanmaktadır. Bu çalışma ve uygulamalar kokain tedavisinde aşı yeni bir umut olmuştur.Kokain madde bğımlılık tedavisinde, aşı ile birlikte bu hastalara; psikolojik destek, psikotapi öneriyoruz. Kokain bağımlılarının yapmaları gereken en önemli şey; bağımlılıktan kurtulmaya maddeyi bırakmaya gerçekten istekli olmaları ve karar vermeleri gerekir. Yaşam tarzlarını, çevre ve arkadaş gruplarını değiştirmeleri, bağımlılık ve keyif verici başka bir madde kullanmamaları, stresle başa çıkma becerilerini geliştirmeleri, öfke kontrol problemlerini çözümlemeleri, yaşamlarının tedavi sonrası dönemlerinde mutlaka uğraşacakları meşguliyetlerinin olmaları tedavinin olmazsa olmazlarıdır.

Kokain bağımlıları tedaviye gönüllü olarak gelmemektedirler. Tedavi arayışında olmayanların sıklıkla çoklu madde kullanımına bağlı bozuklukların olduğu, aile ve işle ilgili sorunlar yaşadıkları, yasa dışı aktivitelerle daha fazla karşılaştıkları bilinmektedir.
Kokain bağımlılık tedavisinde en çok rastladığımız sorun, yoğun madde alma ve arama davranışlarıdır.
Yoksunlukla bağlantılı bulgular genellikle geçicidir. Günlük yaşantının gerginliği, kokaine kolay ulaşabilme, aşırı arzu duyma, eşlik eden psikolojik sorunlar gibi durumlarda yoksunluk yoğun yaşanmakta ve intihar gibi istenmeyen komplikasyonlar tabloya eşlik edebilmektedir.
Kokain yoksunluğu şiddetli olabildiğinde bir çok yeni tedavi yaklaşımları araştırılmaktadır. Bir dopamin agonisti olan amantadin dopamin salımını artırarak yoksunluk belirtilerinde kısmi düzelme sağlayabilir.
Kokain yoksunluğunun erken döneminde görülen otonom hiperaktivite belirtilerini düzeltmek için propranolol etkili olabilmektedir.
Kokainden arınma dönemini ardında, ilaç desteğinin yanında bireysel psikolojik destek programına ve grup terapilerine girmeleri tedavinin başarısını artırmaktadır.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77