” BAŞKASINA AİT OLANI İSTEMEYİZ AMA BİZİM OLANI DA VERMEYİZ 

İnsan denen varlığın, gezip görmek merakı yeni bir şey değildir. Gezmek ve gezginlik insanın doğasında ve genetik yapısında vardır. Gezip görmek ve keşfetmek merakı 200.000 yıl önce Afrika’da Homo Sapiens‘in ortaya çıkması ve seksen bin yıl önce ayağa kalkması ile başlamış. Elli bin yıldan beri insanoğlu dünyayı geziyor ve keşfediyor.

Günümüz insanlarının ekonomik, teknolojik ve ulaşım imkanları artmıştır. Olanakların getirdiği imkanlar sonucunda daha çok görmeye, seyahat etmeye başlamışlardır. Hepimizin gittiğimiz yerlerdeki gezilerle, hayatla ilgili büyük ya da küçük anıları ve gözlemleri vardır. Bu gezi notları, belleğimizin unutkanlıklarına karşı direnmenin satırlara dökülmüş halidir.Dünyayı keşfe çıkmış her gezgin gibi zamanın süzgecinde geçen yaşanmışlıklar yazılırsa ancak kalabiliyor, gerisi unutulup gidiyor. Sonuçta bu küçük notlar kaydedilen ya da kenarda köşede saklanan yaşanmışlıklara değin gerektiğinde anımsanmak içindir.

Sabah gün sökümü ile tan ağarmadan uyandık, çünkü farklı doğası olan bir bölgeden geçiyorduk. Günün erken saatine ve havanın serinliğine aldırmadan eşim ile birlikte kamaramızın balkonundan, ellimizde fotoğraf makinesi ve kamera ile Adriyatık Denizinden geminin fiyorttan ve derin bir boğazdan Kotor’a doğru saatlerce süren geçişini seyrediyoruz, her gezgin gibi, bu yerleri ve anları fotoğraflarla ölümsüzleştirmek istiyoruz. Sıra sıra dağların oluşturduğu bir kanyon, koya dik biçimde inen
uzayıp giden dağlar, derin bir kanal, uzaklara baka baka yakına getirdiğimiz buğulu çok sayıda bulut kümeleri arasında güneşin doğuşu altında, vahşi ve farklı bir çoğrafyanın içinden geçiyoruz. Firuze, kolumdan çekiştirerek, –Bu muhteşem güneşin doğuşunu, bulut kümelerini ve dağların görüntülerini mutlaka kaydedelim ve yazalım. Gezginler bu bölgeden çok hoşlanacaklardır. -Haklısın gördüğüm kadarıyla burası çok farklı; güneşin doğuşu, bulutların, dağların, kanyonun ve körfezin kendine özgü farklı bir ruhu var.

Cruise gemimiz Kotor limanına açık körfezde demirledi. Diğer yolcularla birlikte teknelerle Kotor limanına indik. Mayıs ayının bu ilk haftasında bile körfezdeki sular acayip derecede durgun, göl gibi yeşil bir deniz, güneş ışığının sulara yansıyan renklerinin harmonisi doğrusu görülmeye değer manzaralı bir görüntü oluşturuyor. Kotor etrafı kale ve surlarla çevirili bir orta çağ şehri. Şehrin kale ve surları Venedikliler tarafında inşa edilmiş. Karadağ’ın bir kıyı şehri ve limanı. Lovcen dağları eteğinde bulunan çok eski bir liman ve yerleşim yeri. Avrupa’nın en güzel turistik yerlerinden biri, Cruise yolcu gemilerinin ve lüks yatların uğrak yeri. Kotor’a iki yıl önce ailece çocuklarla birlikte bir bayram günü Balkan turuna çıktığımızda kara yolu ile gelmiştik. Daha önce gezip gördüğümüz bir yer. Kale kapısından içeri girmeden önce Firuze kolumdan tutarak,

-Giriş kapısında bir yazı var, ne yazıyor biliyor musun?

-Beni sınava çeker bir hava seziyorum,

-Öyle bir şey değil de, iki yıl önce tartışmıştık unutup unutmadığını anlamak istiyorum.

-İki yıl önceki gezimiz sırasında aklımda kadığı kadarı ile rehber şöyle tercüme etmişti, ‘Başkalarına ait olanı istemeyiz, ama bizim olanı vermeyiz’ diye yazdığını söylemişti, doğru mu?

-Doğru, tebrik ederim unutmamışsın.

-Kimin yol arkadaşıyım, rehberim sensin elbette unutmam. Kale kapısından girince, meydanda dikkat çeken saat kulesi, Drago malikhanesi, Deniz müzesi olarak kullanılan Grigurana malikhanesi, 12.yüzyılda inşaa edilen Aziz Trifen Katedrali. Meydan da bir sürü turistik restauranlar, sokaklar daracık, daracık sokaklardaki küçük dükkanlar, bir fark var, iki yıl önce geldiğimiz zamanın kalabalıkları yok.

-Bana biraz Kotor Körfezini anlatır mısın?

-Kotor Körfezi,Karadağın güney batısında ve Hırvatistan’ın güneyindedir. Adriyatik Denizi kıyısında fiyort benzeri içe doğru kıvrımlı girintili körfezin sonundadır. Geçerken gördüğün gibi gemimiz Adriyatik denizinden bir saat önce bu fiyortlardan geçerek iç körfeze ve limana girdi.

-Kotor korunaklı doğal bir liman gibi görünüyor, -Evet, doğal bir iç liman olan Kotor, dar boğazlarla birbirine bağlanan dört koydan oluşuyor.

-Bu koyların çevresi hep böyle dağlık mı?

-Koyun çevresinde çıplak tepeli dağlar, bu dağlar kıyıya dik bir biçimde iner. Dağların eteklerinde iklime özgün bitkiler ve özellikle turunçgillerin yetiştiği kıyılar, -Kotor körfezi jeolojik olarak hangi dönemde oluşmuş biliyor musun?

-Araştırdığım kadarıyla Kotor Körfezi ve bu fiyortlar, dördüncü zamanda, deniz düzeyinin en son yükselişi sırasında bu bölgedeki vadilerin sular altında kalması sonucunda ortaya çıkmıştır. Yanında
Lovcen ve Orjen dağlarının yükseldiği,kıyıları oldukça girintili ve derin bir körfezdir.

-Bu fiyorta bulunan diğer coğrafi yerleri de anlatır mısın?

-Körfez, Verge boğazıyla birbirine bağlanan iki havzadan oluşur..Bunlar Tivat koyu, Kotor ve Risan körfezi.

-Bu kıyıları 2014 yılında bir bayram günü kara yoluyla geçerken görmüştük, ama bu muhteşem görüntüyü o gün pek fark etmemiştik bile.

-Çok haklısın, o gezide sadece Kotor’u ve kaleyi rehberin hadi hadi demeleri ile alel acele görmüştük, kıyılara ve dağlara şöyle uzaktan baka baka geçmiştik. Şu muhteşem manzarayı, fiyortu, körfezi ancak
denizden gelinirse görülebilir. Bu bölgeye farklı bir açıdan ve farklı bir bakışla bakmaktır. Dolayısıyla Adriyatik Denizinden bu fiyorta ve körfeze girmezsen, Kotor’u, körfezi ve limanı gördüm diyemezsin.

-Karadağ’ın etnik yapısı nedir?

-Karadağ’ın eski halkı Arnavutlar’dan oluşur. VII. yüzyılda Sırplar buraya yoğun olarak yerleştirilmiş. Bu gün Sırplar nüfusun % 69’unu, Arnavutlar % 17’sini, geri kalanını diğer farklı etnik gruplar oluşturuyor.

-Karadağ bir dönem Osmanlı yönetiminde idi değil mi?

-Osmanlılar, Rumeli’ye geçip fetihlere giriştikleri zaman Karadağ, Venediklilerin tabiyetinde idi. Osmanlıların Karadağ’daki asıl fetihleri Fatih Sultan Mehmet döneminde olmuştur. Karadağ’ın coğrafi
özellileri nedeniyle aslında Osmanlılar Karadağ’ı tam olarak bir otorite kuramadı ve hakimiyet altına alamadı. çok dağlık bir bölge, buraya boşuna Karadağ-Montenegro dememişler. Fatih Sultan Mehmet,
Karadağ’a zorunlu olarak bir nevi özerklik statüsü verdi ve bu durum Karadağ’lılar tarafından 1878 yılında Osmanlı’dan ayrılana kadar kullanıldı.

-Nasıl ayrıldılar?

-1877-78 Osmanlı-Rus savaşında Rusya’nın yanında yer alan Karadağ, Osmanlı ordusunun önemli bir kısmını Balkanlarda meşgul etmiş ve savaşın Rusya lehine dönmesinde büyük bir etken olmuştur. Savaş
sonrası imzalanan Ayestefenos ve hemen ardında ki Berlin anlaşmasıyla bağımsızlığını kazanmıştır.

-Balkan ülkelerini gezince beni nedense hep bir hüzün ve terk edilmiş duygusu kaplıyor, sanki ruhumun bu bölgelerde kaldığını düşünüyorum. Bu güzelim verimli toprakları neden çok basit şekilde kaybetmişiz diye kendime sormaktan alamıyorum?

-Karadağ’ı yukarıda anlattığım gibi 1877-78 savaşında kaybetmişiz. Rumeli’nin büyük topraklarını ise Balkan savaşlarında kaybetmişiz. Balkan savaşları sonucu yaşanan kayıplar, Osmanlı tarihinde son birkaç
yüzyıl içinde uğranılan en büyük felakettir. Beşyüz yılda kazanılan en güzel ve verimli topraklar beş haftada kaybedilmiştir. Çok büyük bir travmadır. Balkan savaşı Anadolu Türk toplum yapısını da çok derinden etkileyen bir savaş olmuştur. Balkan coğrafyasında demografik yapı alt üst olmuş, yaşanan göçler sonucu ağır ekonomik, siyasal ve sosyal faturalar çıkartmıştır. Neden olduğu toplumsal travmalar bu güne kadar etkisini sürdürmüştür.

-Tarihi bilmeliyiz, geçmişi bilmeden geleceği kuramayız.

-Doğru süylüyorsun ‘Geçmişi olmayanın geleceği olmaz’ diye bir söz vardır. Hemen her yeri birlikte dolaştık. Balkanlara, Orta Avrupa’ya ya da Avrupa’ya bakıyorum, eğer Osmanlılar ve de Türkler olmasaydı, buraların öyle anlamlı bir tarihi de olmazdı.

-Bu gezide, bu kadar tarih yeter.

-Haklısın, gezimize bakalım.

Karadağ ve elbette Kotor, Adriyatik Denizinin kıyılarına sahip, deniz ve doğa güzelliği ile insanı adeta büyüleyen, seyretmekten kendini alamayacağınız bir yer. Derin kanyon, dağlar ve körfez manzarası tam bir görsel şölen gibi. Dik ve farklı şekillerde olan dağlar ve kayalıklar, yola sıfır ve uçsuz bucaksız bir deniz, denizin içinde yüzen adalar, fiyortlar, insana denizin içine dağları kondurmuşlar izlenimi veriyor. Kıyılarda yerleşim yerleri, farklı şekillerde evler, villalar.

Unesco’nun kültür mirası koruması altında ve surlarla çevrili eski tarih dokusu mükemmel olan ve huzur veren küçük bir şehir. Kısaca gezginler bu şehirden çok hoşlanacaklardır, bu şehri ve bölgeyi keşfetmekten zevk alacaklar.

Acele etmeden, el ele Firuze ile Kotor’un Arnavut kaldırımlı daracık sokaklarında antik çağlara uzayan bir geçmiş tarihe sahip bu kenti bir baştan diğerine kadar yürüdük. Sokaklardaki küçük dükkanlar da
hediyelikler aldık. Kaleye tırmandık. Kale önündeki pazardan meyveler aldık. Aramızda tatil havasının verdiği uzun süredir görülmeyen bir neşe sürüp gidiyor. Kısaca günler büyük bir mutluluk içinde geçiyor.
Yaşadığımız bahar gününün keyfini Kotor’da çıkarıyoruz.
3 Mayıs 2016

CategoryGezi Notlarım

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77