Kuantum Teorisi Nedir?
Kuantum teorisi son yüz yirmi yılda bilim tarihinin üzerinde en çok tartışılan, yazılıp çizilen, fizik bilim insanlarının kafa yorduğu teorilerinin en başında gelmektedir. Kuantum fiziği, klasik fiziğin ”ki buna Newton fiziğide diyebiliriz”, atom ve atom-altı parçacıkları açıklamak için yeterli olmamasından ötürü doğmuştur. Kısaca kuantum teorisi atomik olaylardaki, enerjiyi açıklamaya yarayan bir fizik teorisidir.
Kuantum fiziği moleküler, atomik ve atom-altı seviyede madde ve enerjinin doğasını ve davranışını inceleyen modern fiziğin önemli bir çalışma alanıdır.
Newton fiziğini klasik fizik, Einstein fiziğini modern fizik olarak adlandırırsak, kuantum mekaniğini de atom çağı fiziği olarak adlandırabiliriz.
Kuantum teorisi, bilim dünyasının ve insanlığın evriminin kırılma anlarıdır. İlk zamanlarda atom altı maddelerin parçacıklar ve ışığın fotonlar (parçacıklar) şeklinde ilerlediği bilinirdi. Ancak bunun böyle olmadığı, bu parçacıkların aynı zamanda dalgalar şeklinde yol aldığı keşif edildi. Buna olasılık dalgası denildi.
Kuantum mekaniği bir teoriden çok öte bir şeydir.Sonuçta insanların düşüncelerinde yeni ufuklar açmış ve derin özgürlükler getirmiştir.

Kuantum Fiziğine Göre Ruh Nedir?
Kuantum biyolojisi disiplinler arası bir alanda söz söylemek, tablonun bütününü resmetmek için gereken bilimin tamamını yeterince derinlemesine ve güvenle açıklayacak düzeyde uzman olmak imkansız.
Uzaydan gelen kayalar hayranlık uyandırıcı yapıları, bileşimleri, güneş sisteminin kökeni, gezegenlerin oluşumu, hatta güneşimizin geçmişinden de önceki kozmik olaylar hakkında ip uçları verebilir. Bileşimleri farklı da olsa aydan gelen bir taşla, marstan gelen bir taş arasında bir fark yoktur.
Bilinen evrende bir eşine daha rastlanmayan mavi gezegenimizi benzersiz kılan çok çeşitli maddelerin bir araya gelerek çok farklı yaşamları meydana getirmesi çarpıcıdır.
Bilimin yanıt bekleyen en önemli sorusu, kayalardaki durağan atomların ve moleküllerin nasıl olupta mevsimsel olarak değişen, havada, karada, suda yaşayan, zıplayan, uçan, yönünü bulan, yüzen, büyüyen, seven, nefret eden, arzulayan, korkan, düşünen, gülen, ağlayan canlı varlıklara dönüşebildiği sorusudur.
Canlılara hayat veren, ama cansız varlıklarda bulunmayan bu yaşam kıvılcımı nedir?
Günümüzde bu konuda temel görüş şu; Yaşam kuantum sınırındadır.
En basit ve çıplak durum, kuantum dünyasında her şeyin farklı olduğu gerçeğidir. Bitkilerdeki fotosentezi incelediğimizde, kendi hücrelerimizde gerçekleşen solunum (gıdaların yakılması) olayı ile karşılaştırdığımızda, hayvanlarla bitkilerin özde o kadar farklı olmadığını görürsünüz. Aralarındaki esas ayırım, yaşamın temel yapı taşlarını nerede elde ettiğinizdir. Bitkilerinde, bizimde karbona ihtiyacımız var. Ancak bitkiler karbonu havadan alırken, biz organik kaynakları, mesela bitkilerin kendisini kullanıyoruz.
Bitkilerinde, bizimde biyomoleküllerin yapımı için elektronlara ihtiyacımız var. Ancak biz elektronları yakalamak için organik molekülleri yakıyoruz. Bitkiler ise elektronlarını tutmak için suyu yakıyor. Bitkiler güneşin fotonlarını yakar. Bu işlemlerin her biri, kuantum kurallarına göre işleyen temel parçacıkların hareketi ile gerçekleşir.
Parçacıklar uzayda yayılan dalgalar gibi davranır.
Kuantum mekaniği, fizik ve kimyanın büyük ölçüde temelini oluşturur ve bütün evreni oluşturan yapıtaşlarının eksiksiz bir resmini sunar bize.
Fizikçilerin hesaplamalarına ve günümüzdeki görüşlere göre maddi evren, bundan 15 milyar yıl önce bing-bang dediğimiz bir patlamayla (genişleme) ile hiçlikten yaratıldı. Bir başka teoriye göre de bundan 20 milyar yıl sonra büyük bir çöküşle evrenin sonu gelecektir. Evreni şişmiş bir balon gibi düşünürsek; evrendeki galaksiler, yıldızlar, gezegenler balon düzeyindeki birer şekiller gibi adacıklar şeklindedir. Bu şekillerin arasında boş alanlar ve kendi aralarında mesafeler vardır. Bu balonu üflemeye devam ettiğimizde balon düzeyi daha da genişlemekte ve balon üzerindeki şekillerin arası açılmaktadır. Yani evren genişlemeye devam ettikçe galaksiler, yıldızlar ve güneş sistemleri arasındaki mesafeler artmakta, evrendeki boşlukta büyümektedir.
Kuantum teorisine göre, galaksiler, yıldızlar ve güneş sistemleri arasında bu boşluk aslında boş olmayıp, dalgalanma halindeki pozitif ve negatif enerjilerle doludur. Dolayısıyla bu boşlukta madde, anti-madde, enerji, ruh, öz ve soyut parçacıklar gibi sıradan pek çok olguya rastlanabilir. Bu boşluklar bardağa dökülen gazlı içeceklerdeki köpükler gibi köpürerek madde ve enerji püskürtür.
Fizikçilere göre, boşluğun anlamı, kapalı bir kaptaki tüm madde ve enerjiyi çıkarmamız halinde geride kalan şeydir. Tüm maddeyi ve enerjiyi çıkarmamıza rağmen geride kalan mucizevi şekilde bir şeyler kalır. Fizikçiler buna sıfır noktası enerji adını veriyorlar. Sıfır noktası enerji, kuantum fiziğinin getirdiği bir kavramdır.
Doğrudan ölçülemeyen ve kuantum fiziği ilkeleri doğrultusunda hareket eden bu sıfır noktası enerjide dalgalanmalar gerçekleştirir. Bu dalgalanmalardan ortaya çıkan enerji miktarı inanılmaz büyüklüktedir.
1 gram maddenin Einstein’in görecelik teorisine göre, enerjiye dönüşmesi halinde ortaya çıkan enerji miktarı yaklaşık 245 KW.h’dir. Evrenin boşluktaki enerji sonsuzluk mertebesindedir. Evrenini %99’u boşluktan oluşur. Tüm galaksiler, yıldızlar, güneş sistemleri evrenin ancak %1’ini oluştururlar. Evren genişlemeye devam ettikçe bu boşlukta artmaktadır. Bilindiği gibi atomlarda % 99,9 boşluktan ibarettir. Yani makro ve mikro evrenler birbirinin benzerleridirler.
Sıfır noktası enerjinin dalgalanması sonucu, ortaya çıkan bu sonsuz enerjiden Einstein’n E=m.c2 formülüne göre, madde ortaya çıkar. Ortaya çıkan madde de aslında boşluktan ibarettir. Kuantum fiziğine göre madde, enerjisi değişen şey demektir. Bir maddenin var olabilmesi pozitif parçacıklar ile negatif parçacıkların etkileşimi ile mümkündür. Maddenin yapı taşı atom olduğuna göre, önce atomun varolabilmesi gerekir. Atom da pozitif yüklü çekirdek ve negatif enerji yüklü elektronların etkileşimi ile ortaya çıkar. Atomun çekirdeğini birbirine bağlayan ve adına güçlü kuvvet dediğimiz o nükleer gücün enerjiside, uzay boşluğundaki enerjinin benzeridir.
Yani makro evren atom içindeki mikro evren aynı enerji ile doludur.
Sonuçta atomlardan ibaret olan tüm maddeler ve madde olan bizler o boşluk enerjisinden yaratılmış kişileriz.
Fred Alan Wolf’un görüşüne göre, ruh uzayın Dirac Denizi benzeri boşluğunda bulunan,dönen, sanal, negatif enerji yüklü, anti maddeden yapılmış olan potansiyel enerji (pozitron) elektronlarının bütünüdür. Bu sanal parçacıkların her birinin bir hafızası vardır ve bedendeki gerçek dönen parçacıklarla etkileşim içindedirler.
Cansız ve hareketsiz bedeni oluşturan gerçek dönen, pozitif enerji yüklü parçacıkların, sanal, negatif enerji yüklü parçacıklarla birleşerek karşılıklı etkileşimi sonucu beden hareketlenir, yaşam ortaya çıkar. Gerçek dönen parçacıklar pozitif enerji yüklü olup dünyalıdır. Sanal negatif enerji yüklü parçacıklar ise uzay boşluğundan gelir ve takyonik yapıdadır. Yani kuantum fiziğine göre ruh vardır. Bu ruhun var oluş yeri boşluktur. Bedenin yaşamı boyunca ruh bedenle beraberdir. Bedenin ölümü ile ruh bedeni terk ederek tekrar boşluktaki mekanına dönmektedir.
Bu sanal parçacıklar da, diğer pozitif enerji yüklü parçacıklarla beraber bing-bang’la yaratılmaya başlanmış olup, evren yok olana kadar da evrende var olmaya devam edeceklerdir.
Dolayısıyla ruh ölümsüzdür.
Boşluktaki o sonsuz enerji ortamında var olan sanal parçacıklar (ruh) aynı zamanda bu enerjinin de bir parçasıdır. Siz bu enerjiye kendi inançlarınız veya mantığınızla ne ad takarsanız takın, ister Allah deyin, isterseniz kendinize bir ad bulun, o size kalmış bir şey.
Fizikçi David Bohm, bu boşluğa saklı düzen diyor. Ona göre saklı düzen, evrenimizdeki her şeyi doğuran temeldir. Var olan ya da var olacak her atom altı parçacığı, maddeyi, enerjiyi, en küçüğünden en büyüğüne kadar tüm galaksileri, yıldızları, beyinleri kontrol eden güçlerde dahil, her şeyi kontrol eder. Bu düzen holografik yapıdadır. Boşluktaki bir parçacık dünyadaki ve boşluktaki diğer parçacığın nasıl davrandığını bilir. En küçük bir zerre, o zerreyi içinde bulunduran bütünü temsil eder. Kuantum fiziği olmadan düz mantıkla veya klasik fizikle bunu izah etmek mümkün değildir.
Kuantum fiziğinin bu açıklaması, ruhun kişiye mahsus olmadığını, bir bütünün parçası olduğunu, yaşamı oluşturmak için bedeni oluşturan parçacıklarla etkileşime girdiğini ve bedenin ölümüyle tekrar bütüne döndüğünü göstermektedir. Kısaca ruh Ahmet’in, Mehmet’in değil, evrenin ruhudur. Kötü değil iyidir, kirli değil temizdir.
Hiç kimse başka bir insanın ten rengi, geçmişi ya da dini ve mezhebi yüzünden ondan nefret ederek doğmaz. Eğer insanlara nefret öğretiliyorsa, sevgi de, saygı da öğretilebilir. Çünkü sevgi, insanın ruhuna, kötülüğe kıyasla çok daha doğal gelir. İnsanlardaki kötü davranış, bencillik, saldırganlık ruhlarından dolayı değil, beyin ve vücut hücrelerinin faaliyetlerinden ve genetik programlarındandır.
Eğer insanı bir bilgisayar gibi düşünürsek, ruh bu bilgisayarın kutsal enerjisidir. Kullandığınız bigisayarın programı hatalıysa veya bu bilgisayarı kullanan kişi yanlış kullanıyor, yanlış doneler yüklüyorsa, bu bilgisayardan alınan yanlış sonuçların kabahatini nasıl bilgisayara verilen enerjiden arayabiliriz ki? Eğer ileride bir hesap verilecekse, bu hesabı verecek olan ruh değil bedendir. Bilgisayarı yanlış kullanandır.
İnsan bedeni bir maddedir ve atomlardan oluşmuştur. Madde ise şekil değiştirebilir, bütünlüğü bozulabilir. Ancak maddeyi oluşturan atomlar bozulmaz hep sabit kalır.
Başlangıçta insanı bu atomlardan yaratan Tanrı, ileride ölümle çürümüş olan bedenden arta kalan atomları tekrar bir araya getirerek aynı vücudu yaratmasının önünde nasıl bir engel olabilir ki. Kuantum açısında bu mümkündür.
Kuantum fiziği ve buna bağlı evren bilimi gelişene kadar, bilim insanları klasik fizik düşüncesinin etkisinde kalmış, soyut kavramlar olan Allah, ruh, benlik gibi konuları izah etmekte yetersiz kalmış ve izah edememiştir.
Klasik fizikçilere göre bir şeyin bilimsel olabilmesi için fiziki boyutu ve laboratuar da denenebilir olması gerekir.
Kuantum fiziğinin ortaya çıkması ile maddenin anlamı değişmiş, klasik fiziğin pek çok kuralı yerle bir olmuş, somut ve soyut olanlar iç içe geçmiştir. Soyut olan pek çok şey kuantum fiziğine göre bilimsel kavramlar içine girmiştir.
Kuantum biyolojisi emekleme evresinde olan bir bilim alanı.
Kuantum biyolojisi gibi bir disiplinler arası bir alanda bilgisizlikler ve yetersizlikler nedeniyle günümüzde gizemler sahte bilimcilerin, mistik uğraşıcıların ilgi alanı olmuş ve şarlatanların at koşturduğu, nuskacılardan, üfürükcülerden, telepatiden tutun, egzotik açıklamaların gırla gittiği bir alan olmuştur.
Ruh anlayışı üzerine klasik Newton fiziğinin etkisi ve yazılmış klasik düşüncenin kuantum biyolojisi perspektifi doğrultusunda yeniden yazılacağı ve yorumlanacağı uçsuz bucaksız keşfedilmeyi bekleyen kuantum biyolojisi bilimi zamanlarındayız.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77