Doza ve kullanım sıklığına göre özellikle vücudun böbrekler, karaciğer ve akciğerler gibi zehirli bileşiklerin atılım organlarında ciddi hasarlar oluştururlar.

Bu maddelerin  kronik olarak tüketilmesi zamanla kullanan kişiye, maddenin niteliğine, kullanılan doza ve maddenin alınış yoluna göre değişen nitelik, şiddet ve sürede ciddi fiziksel ve ruhsal hastalıkların gelişimine neden olur. AIDS, ciddi karaciğer ve böbrek hastalıkları, kalıcı beyin hasarları, ciddi psikozlar ve kanser grülme sıklığı bağımlılar arasında anlamlı derecede daha yüksek orandadır. Bağımlılık yapan maddelerin keyif verici etkilere tolerans gelişmesi toksik dozlara çıkılmasını destekleyen en önemli faktördür.

  Madde bağımlılığı ile birlikte en sık görülen mental hastalıklar arasında depresyon ve şizofreni sayılabilir. Depresyon madde bağımlılığına yatkınlığı artırabileceği gibi sürekli madde kötüye kullanımına bir sonucu olarak da karşımıza çıkabilir. Çoğu madde bağımlısında depresyon da görülür.

  Şizofrenide alkol, sigara ve diğer bağımlılık yapıcı maddelerin kullanım sıklığının arttığı epidemiolojik çalışmalarla ortaya konmuştur. Şizofreni hastalarında alkol kullanım prevalans %20-%50 arasında, sigara içme prevalans ise %78-%88 arasında bulunmuştur.İlgili çalışmalarda bu oranların hem sağlıklı hem de diğer psikiyatrik bozukluğu olan örneklem gruplarına göre anlamlı ölçüde yüksek olduğu bildirilmektedir.Klinik gözlemlere dayalı bu ilişkinin temeline yönelik çeşitli hipotezler öne sürülmüştür. Bunların arasında öne  çıkanlar şunlardır.

  Biyolojik ve genetik faktörler

  Bu teoriye göre şizofreni ve madde bağımlılığına eğilimi belirleyen biyolojik ve genetik faktörler benzerdir. Şizofrenide rastlanan pozitif semptomlara dopminerjik hiperaktivite, negatif semptomlara ise dopaminerjik hipoaktivitenin neden olduğu düşünülmektedir. Bu işlevsel bozukluk beyin ödüllendirme yolaklarını barındırantemporolimbik ve prefrontalbeyin alanlarını ilgilendirmektedir. Bağımlılık yapıcı maddelerin ortak etkilerinden biri de beyin ödüllendirme sisteminde dopaminerjik sistemi aktive etmektir. Dolayısıyla bahsedilen beyin bölgelerinde biyolojik veya genetik bir bozukluğun şizofreni ve madde bağımlılığı gelişimini etkileyebileceği düşünülebilir.

  Kendini tedavi etme hipotezi

  Bu teoriye göre şizofreninin getirdiği uyum sorunu, zevk almama, ilgisizlik, eşlik depresyon hali gibi durumların hafifletilmesi amacıyla bağımlılık yapıcı maddeler kullanılmaktadır. Diğer bir görüş ise şizofreni tedavisinde kullanılan nöroleptiklerin yan etkilerinin azaltılması amacıyla madde kullanıldığı yönündedir.

  Madde kullanımının şizofreniye neden olması hipotezi,

  Psikoz riskinin günlük kokain kullanımında 7 kat, günlük  esrar ve alkol kullanımında ise 2 kat artış gösterdiği bildirilmiştir. Ancak şizofreninin erken başlangıçlı bir hastalık olması bu ilişkinin neden-sonuç yönünden incelenmesini zorlaştırmaktadır.

  Epidemiyolojik çalışmaların sonucunda öne sürülen bu hipotezlerden hiçbiri henüz ispatlanmamıştır. Bununla beraber, şizofreninin madde bağımlılığında veya madde bağımlılığının şizofrenide önemli bir risk etkeni olduğu açıktır. Şizofreni ile madde bağımlılığının nörobiyokimyasal zeminin netleştirilmesi aradaki ilişkilerin bilimsel çalışmalarla ortaya konması her ikihastalığın tedavisine de önemli bir katkı sağlayacaktır.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77