En az yüz bin yıl boyunca atalarımız, avcılıktan ve toplayıcılıktan elde ettikleri  Taş Devri yiyecekleri ile hayatta kaldılar, yabani av hayvanları, yabani bitkiler, meyveler ve köklere.

Ardından, on bin yıl önce dünya tarihsel bir olayla sarsıldı.Tarım devrimi hızla bütün dünyayı sardı. Tarım devrimi sonrası yeni örgütlenmelere, istikrarlı sosyal yapılara,  hükümetlere, şehirlere ve insanlığın başarısında patlamaya yol açtı. Bununla birlikte, yabancı besinlerin vücuda ve beyine sızması, hala çözülememiş olan biyolojik bir sarsıntı yaratt.

 Beynimizin en çok istediği beslenme şekli, ilkel zamanların beslenme şeklidir. Beynimizin beslenme ihtiyaçlarını belirleyen büyük tasarım, birkaç milyon yıl önce şekillendi. Bu tasarım hala, beyne faydalı yiyecekler konusundaki en iyi kılavuzdur.

 Birkaç milyon yıl önce, bir insan beyni prototipi hazırlamanızın istendiğini düşünün. Mantıksal olarak, olarak bu beynin şekli, onu hayatta tutmak ve mükemmel bir şekilde çalışmasını sağlamak için gerekli olan yiyecekler tarafından belirlendi. Beyin organik bir yapı olduğu için, aldığımız besinler, onun nihai mimarisini ve işleyişini belirler ve hayatımızın geri kalanında ne yememiz gerektiğini gerçekten belirlerler.

 Beyninizin, potansiyelinizin en üst noktası ile uyum içinde olmasını sağlamak için onu,en eski genetik aslına uygun bir şekilde beslemek önemlidir. Bu beslenme türü, Paleolitik atalarımız bitki toplarken, balık yakalarken ve avlanırken, tahıl yetiştirmeye, hayvanları evcilleştirmeye başlamadan ve fast-food zincirlerinden, işlenmiş yiyeceklerden ve süpermarketlerden asırlarca önce, evrimsel bebeklik döneminde beynimizi besleyen diyet şeklidir.

 Geçtiğimiz üç milyon yıldaki biçimlenme dönemi sırasında, insan beyni değişti ve büyüdü, mimarisi, yapısı ve karmaşık elektrik sistemi o zamanlar insanların alabildiği besinler tarafından belirlendi. O dönemde en bol bulunan ve beyne en uygun olan yağlar beyin hücrelerini şekillendirdi. Beyin meyvelerdeki, kabuklu yemişlerdeki, sebzelerdeki ve diğer doğal bitkilerdeki besinlerden yapılan enzimlere dayanan bir iletişim sistemi kurdu. Hayatta kalmaya devam etmesini sağlayan temel madde oksijeni sürekli temin edebilmek için, beyin hücreleri doğal olan oksit gidericilere dayalı bir koruma sistemi kurdu. Genlerin, eski beslenme şekli tarafından oluşturulmuş olan beslenme yapısı bloklarının meydana getirdiği yaşam sürecini kontrol etmesini sağladı. Böylece, vücudun genetik oluşumu ve günlük beslenme şekli mükemmel bir birleşim meydana getirdi ve sonuç doğanın biçimlendirdiği şekilde çalışan bir beyin.

 Bugün, beslenme şeklimiz ile beynimizin ihtiyaçları arasında büyük bir uyumsuzluk var. Aslında birkaç milyon yıldan beri genlerimiz çok büyük bir değişim geçirmezken, beslenme şeklimiz son elli yıl içinde köklü bir şekilde değişti.

 Beslenme konusundaki bu değişim, dolayısıyla beynimizin işleyişinin sık sık aksayarak depresyon, akıl hastalığı, hafıza kaybı, zeka gerilemesi ve bunama gibi durumlara neden olduğu ortada. Beynimizde yaşadığımız bu sorunların nedenleri çok açık görünmüyor. Ama çok açık bir durum var; modern beslenme şeklimiz genetik yapımızla çok uyumsuz. Beynimizi beslediğimiz gıdaların çoğu genlerimize tamamen yabancı. Bu durumun getirdiği sonuçları net bilmiyoruz. Beynimiz kırk bin yıl öncesinin kendi evrimsel hafızasına dayalı besinleri istiyor ve biz onu daha kırk yıl öncesine kadar bile var olmayan besinlerle besliyoruz.

 Beynimizin en çok istediği besinler Taş Devri’ne ait besinlerdir.

 Sonuç olarak, beynimizin özü -biyokimya ve fizyolojisi- tarih öncesi zamanlarda var olan ve uzun zamandan beri uygulanmayan bir beslenme şekli tarafından ayarlanmıştır.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77