1970’li tıp eğitimine başladığımız yıllardan ve öncesindeki zamanlarda bilim insanları beynin anatomisi hakkındaki çalışmalarını sadece ölü beyin inceleyerek yapabiliyorlardı.

Tabii ki günümüzde de bilim insanları otopsi edilmiş beyin dokularını hala elektron mikroskopları altında inceliyorlar. Artık ölü beyin hücreleri üzerinde yapılan çalışmalar, yerini canlı beyin hücrelerinin hareket halindeyken gözlemlenmesine bıraktı.

Beyin hakkındaki devrimci düşünüş, bilim insanlarına, düşünürken, bilgiyi alırken, yeni şeyler öğrenirken, hafızayı pekiştirirken , kızgınlık ve depresyonu açığa vururken, halisünasyonlar ve ruhsal değişimler geçirirken beynin içine girme olanağı tanıdı. Beynin içindeki dikkate değer görüntüler tarlası, şizofrenlerin beyinlerinin içinde saklı olan kötü ruhların seslerini bile ortaya çıkardı.

 Bu beyin görüntüleri, sadece beynin nasıl hareket ettiğinin kesinlik kazanmasını ve zihinsel hastalıkların tedavi edilmesini sağlamıyor, aynı zamanda çeşitli besinlerin, ilaçların, hormonların ve doğal bitkilerle yapılan tedavilerin beyinde yarattığı olumlu değişimler hakkında somut veriler veriyor.

 Beyin görüntüleri, beynin bölümlerine giden kan miktarını ve bu işi yaparken beynin ne kadar enerji kullandığını -nasıl glikoz yaktığını- gösterilebiliniyor. Genel olarak ne kadar çok kan pompalanırsa o kadar çok glikoz tüketilir, beyin daha çok çalışır.

 Beynin, oldukça işlevsel olan  MRİ (ses yoluyla manyetik görüntüleme), PET (pozitron emiyon tomografi) ve son çıkan SPECT (tek foton emisyonu hesaplaması yapan tomografi) gibi canlı bir insan beyninin nasıl çalıştığını izleyebilen yeni, gelişmiş beyin görüntüleme teknikleriyle bir çok dogma çöpe atıldı.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77