Hekim olarak özellikle Psikiyatrist olarak çalışırsanız, çok farklı yerlerde, değişik kültür ve değerde, renkli insanlarla,
zaman zaman hiç düşünemeyeceğiniz aklınıza gelmeyen vakalarla, olaylarla ve insanlarla karşılaşırsınız. Yıllar önce asistanlık yıllarımdı, poliklinik yaparken

bir kadın psikolojik şikayetleri nedeniyle gelmişti, çok net hatırlıyorum, hasta Kürtçe konuştuğu için eşiyle birlikte görüşme odasına aldım. Sorunlarını dinledikten sonra ilaç yazdım. Bir ay sonrada tekrar reçetesiyle birlikte kontrole gelmesini istedim. Bir ay sonra eşiyle birlikte, kontrole geldiğinde reçetedeki

yazılar silinmiş, buruşmuş, ilaçlar okunmayacak durumdaydı. Bir ay içindeki gelişmeleri sordum.

-Ne yaptın ki bu reçete böyle okunmaz bir durumda, nasıl kullandın ilaçları, diye sordum

-Vala doktor bey, bunu bu reçeteyi demliğe koydum, kaynattım, bir ay boyunca sabah-öğle ve akşam suyunu içtim, dedi.

Hiç beklemediğim bir cevaptı, Şaşırmıştım, tekrar tekrar sorma ihtiyacı hissettim ..

-Ne yaptın, Sen bu reçeteyi mi kaynatıp suyunu içtin?

-Evet dedi,

Ne diyeceğimi bilemedim, üstelik yanında eşi de vardı. Adamda anlatılanları hem tercüme ediyordu, hemde onaylıyordu.  kadını onaylıyordu.

-Peki nasılsın, kendini nasıl hissediyorsun, iyi misin diye tekrar tekrar sordum

-İyiyim,  iyi geldi, kendimi iyi hissediyorum  dedi, Birileri bana böyle bir hikaye anlatsa inanmazdım, abartıyor derdim. Evet ben böyle bir olay yaşadım.

Henüz 3 aylık genç ve tecrübesiz psikiyatri asistanıyım. Şaşırmıştım. Nasıl böyle bir şey olabilir, kendi kendime soruyordum.

Poliklinik bitince, klinik hocama gidip olayı anlattım.  Hoca hafifce güldü, bu bir plasebo etkidir, git plasebo etki nedir, araştır bir seminer konusu yapalım demişti.

Evet bu bir plasebo tedaviydi, hastam ilaçsız, yazdığım reçeteyi kaynatıp bir ay boyunca reçetenin suyunu içmişti ve iyileşmişti, hiçbir şikayetinin kalmadığını söylemiş ve iyileşmişti. Ve hastam vasıtasıyla yeni bir şey, yeni bir konu  ve yeni bir bilgi öğrenmiştim.

İnsan beyni kompleks bir yapıya sahiptir. Ama, beynimiz aynı zamanda manipüle edilmeye de müsait bir organdır. 

Eğer beyninizin kontrolü sizde olursa başka, kontrol başkasında olursa çok başka bir sahne ile karşılaşırsınız. 

Örneğin, ilkel çağlarda hastalıkların doğa-üstü güçlere bağlandığı, animistik düşüncenin egemen olduğu zamanlarda eski insanlar hastalandıklarında doğru olmasa da kendilerine göre farklı tedavi yöntemleri geliştirmişlerdir. Büyücü hekimler, şamanlar çeşitli törenler, danslar, garip hareketler, ruhları saklayan eşyanın yok edilmesi, çılgınlık nöbetleri, trans durumları ile zararlı ruhları kovarak hastalıkları iyileştirmeye çalışıyorlardı. Ve bunu uyguladıklarında insanlar iyileştiklerine

inanırlardı. Ve bir kısmı da belki iyileşmiştir.

İşte Plasebo etki dediğimiz bu durumu yüzyıllar boyunca hekimler ya da şifacılar tarafından kullanılmıştır. Kişinin iyileşeceğine olan inancı, karşısındaki hekim ya da şifacının defalarca yaptığı  iyileştirmelerden gelmektedir.. Geçmiş zamanlarda ya da zamanımızda şifacıların ve büyücülerin kullanmış oldukları malzemelerden ziyade, hasta kişiler üzerinde oluşturdukları iyileşeleşeceklerine olan koşulsuz inanca dayanıyordu.

Bir dönem stres bileziği diye satılan, gazetelerin kupon karşılığı olarakda verilen o ürünü mutlak çoğunuz hatırlıyorsunuzdur. Dönemin stres yokedicisi, iki ucunda bulunan mıknatıslar sayesinde stresten kurtulduğuna, stresi yok ettiğine inanılıyordu. 


Gerçekten stres bileziği  işe yaramış mıdır? Tedavi özelliği olmayan bir ilaç ya da uygulamanın işe yarama olasılığı nedir?

Kişide hiçbir etkisi olmayan ve ilaç benzeri şekerle iyileşebilir mi*

Örneğin, belinize sardığınız alabalık bel fıtığınıza iyi gelir mi? 


Ya da aniden korkan bir kişiye, korku suyu olarak bilinen ”şekerli su” içirildiğinde, gerçekten korkumuzu yenmemize yardımcı olur mu? 


Bu düşünce şekillerine bakıp hemen yanlış ya da hurafe deyip geçmeyin. Eğer yeteri kadar inanırsanız, sahte ilaçlar ve uygulamalar da işe yarayabilir. 


Tıp dünyasında bu yöntemin işe yaradığına dair sayısız örnek verilebilir.

Bu yöntemin adı ise ”placebo”. Latince bir kelime olan placebo, ”memnun etmek” anlamına gelmektedir. ”İnanırsan başarırsın”; Normalde tedavi edici özelliği olmayan uygulamaların kişinin kendisini daha iyi hissetmesine neden olan etkiye plasebo denir.

”Sen bunu yapabilirsin”,

Sende bunu yapacak yeteneğin  var ve ben buna kesin olarak inanıyorum”.
”Bu ilaç sana çok iyi gelecektir” gibi terimler aslında plasebo etkisinin yegane terimleridir. Aslında burada yapılan, tıbbi olarak etkisi olmayan bu sahte ilaçların, hastaların iyileşmesine yönelik bir etkiyi ortaya çıkarma halidir. 


Placebo maddesi, hastaya ağızdan, burun ya da enjeksiyon yolu ile verilebilir. Bu ilaçların fiziki olarak hiçbir tedavi etkisi olmamasına rağmen, vücudun kendi kendini tedavi etme gücünü, ilacın işe yarayacağı ve bu sayede iyileşeceği inancına koşulsuz inanmasına dayanır. Örneğin günlerdir baş ağrısı çeken bir hastaya, doktoru tarafından verilen hap şeklindeki bir şeker, hastanın baş ağrısının kısa sürede iyileşmesini sağlıyor.

 Placebo yöntemi 1700 yılından beri ağrı çeken bir çok hasta üzerinde denenmiş, kayda geçirilerek günümüze kadar gelmiştir. Belki bunların içinde en dikkati çeken Dr.Henry K. Beecher’in çalışmalarıdır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Dr.Henry K. Beacher, savaş döneminde o görev yaparken, morfin stoklarının bitmesi sonucu, hastalarına morfin yerine, morfin olduğunu ima ederek verdiği su enjeksiyonların sonucu, hastaların ağrılarının azaldığını hayretler içinde deneyimlemiştir. Hata benzer bir şekilde, bazı hastalarını ”anestezi” yapıldığı inandırılarak ameliyat yapmış hekimler bile mevcut.

Yapılan birçok deney, astım, kalp rahatsızlığı, şiddetli ağrı, birçok hastalıkta placebonun etkili olduğu gözlemlenmiştir. 


Kısaca plasebo, farmakolojik olarak etkisiz,fakat telkine dayalı ve sonuçta plasebo etkisi olarak da bilinen tedavi etkisinin ortaya çıkaran bir tür ilaçtır diyebiliriz.. Tıbbi olarak kurtulma olasılığı zayıf bir çok hasta, basitçe ölüm istatistiklerine bu güç sayesinde kurtulmuştur.

Placebo her ne kadar etkili olsa da, uygulama şeklide önemli rol oynamaktadır. Örneğin kapsül şeklindeki placebo hapları, tablet olanlara göre daha etkili olduğu İğne şeklinde olanlar her ikisinden daha etkili olduğu gözlemlenmiştir. Eğer tedavi edici özelliği olan bir makine söz konusu ise, diğer yöntemlerden daha etkili olduğu gözlemlenmiştir. Hata ilacın, diğer ilaçlara göre pahalı olması placebo etkisini artırarak tedavi sürecini artıran etkenler arasındadır.


Nocebo; yani plasebo etkisinin tam tersi durumlarda kullanılan bir terim. Nocebo ”memnun edeceğim”anlamına gelen plasebo etkisinden üretilen bir kelime ve anlamı ”zarar vereceğim”, bir nevi plasebo etkisinin zıttı,bir insanın kendisine zarar vereceğini düşündüğü bir şeyden, bir sebep olmamasına rağmen zarar görmesine verilen isim. Nocebo etkisi hastanın, ilacın kendisine yan etkiler getireceğine inanması, placebonun olumlu hali olarak nitelendirilebilir.

Nocebo’da hastanın ona zararlı bir şey ya da faydası olmayan bir şey yapıldığına inanırsa, bu defa tam tersi bir etki göstererek ve hastalığın seyri bir anda değişiyor. Bu konuda yapılan bir deneyde, zehirli sarmaşığa alerjisi olan bir deneğe, hiç zararı olmayan bir yaprak sürtülüp, ama bu hastaya, bu sarmaşığın zehirli olduğu belirtiliyor. Deney sonunda, deneklerin her birinde kızartı ve kaşıntı gibi etkiler ortaya çıkıyor. Aslında hiçbir zararı olmayan bu yaprağın denekler arasında bir etki oluşturması, hastaların bu konudaki şartlanmasının bir sonucudur.

Bilim dünyası henüz bu tedavi etkisinin kişiyi nasıl etkilediği konusunda kesin bir fikir sahibi değil. Ama bu yöntem kesinlikle işe yarıyor. Burada olan olay ”plasebo” etkisi, yani bir insanın  inancının biyolojisine baskın gelmesidir.


Eğer ”tedavi edilemez” bir hastalığa sahip olduğunuzu düşünüyorsanız öyledir. ”Eğer tedavi edilir” diyorsanız da yine haklısınız, öyledir.

Düşüncelerinizin, duygularınızın ve hislerinizin bağışıklık sistemine ve hormonal salgı
sistemine karşı nasıl etkili olduğunu düşünmenizde düşüncelerinizin rolü vardır.


Beynimiz dolayısıyla düşüncelerimiz manipüle edilmeye müsaittir. Bunu en net şeklini hipnoz uyguladığımız vakalarda görürüz.

Düşüncelerimiz an be an bedenimizi yaratmaktadır. Pozitif düşündüğümüzde vücudumuza belirli kimyasallar yayarız.

Olumsuz düşündüğümüzde de negatif kimyasallar yayarız. Ve yaydığımız bu kimyasallar hücrelerin  nasıl davranacağı ve beslenmemizin nasıl olacağı üzerinde etkin bir rolü vardır.

Kanser hastaları, başta olmak üzere daha birçok hastalıkta kişinin iyileşmesine inanmasının ve pozitif düşünmesinin ne kadar önemli olduğu kabul edilen bir gerçektir.Bilimin ilaçlar ve ameliyatlar ve tüm alopatik

müdahaleler de dahil iyileştiricilerin 1/3’ünün iyileştirme sistemi ile ilgili olmadığı, ancak ”plasebo” etkisi ile ilgili olduğunun farkedilmiş, bu oldukça önemlidir. Öyleki, işleyişi kendisini iyileştireceğine inanan bir kişi kendisine verilen ilaç yerine şeker de olsa, ya da yapılan sahte bir ameliyat da olsa kendini şifalandırır.


Bu nedenle kontrolü siz ele alınız. ve istediğiniz etkiyi inanarak yaşayın. Şimdi bakış açımızı değiştirme zamanı. Seçme gücüne sahipsiniz. Başkalarının öneri ve iddialarının size zarar

verecek hiçbir gücü yoktur. Tek güç sizin düşüncelerinizin hareketidir. Başkalarının bu tür düşüncelerini reddetmeyi ve iyi bir tümceye çevirmeyi seçebilirsiniz.

Korku, bilinmezlik ve batıl inançlar doğrultusunda değil, yaşamın ebedi ilkeleri ve gerçekleri doğrultusunda düşünmeye başlayın. Başkalarının sizin için düşünmesine izin vermeyin. Kendi düşüncelerinizi kendiniz seçin ve kendi kararlarınızı kendiniz verin.

Neye inanıyorsunuz? Neye inanıyorsanız o sizin gerçeğinizdir. ve sizin gerçeğiniz olur.

Modern bilime göre inancın insan hayatındaki etkisi muazzamdır, İnancın İnsan sağlığı üzerinde düşündüğümüzden daha fazla bir etkisi vardır. Bu etki pozitif yönde de, negatif yönde de olabilir. Bu etkinin pozitif ya da negatif olması kişinin tamamen düşüncesi belirler.

Yukarıda anlattığım vakada, muayeneye gelen kişinin, ”doktora gidersem” iyileşeceğine olan inancı, köyünden ya da ailesindeki kişilerin  karşısındaki hekimlerin  defalarca yaptığı  iyileştirmelerden, iyileşeceğine olan inancından gelmektedir.. Geçmiş zamanlarda ya da zamanımızda doktorların, hasta kişiler üzerinde oluşturdukları iyileşeleşeceklerine olan koşulsuz inanca dayanıyordu. Bu inançla hasta kendini iyileştirmişti, .

Aynı şeyler kesinlikle.farklı niyetlerle ya da tedavi amacıyla türbelere ve ziyaretlere giden kişiler  içinde geçerli.  İnancın duruş noktası, tam da burası işte. Siz“kutsal” olarak kabul ettiğiniz bir mekâna gidiyorsunuz, neresi olduğu hiç önemli değil. Dileğinizin gerçekleşmesi için bir şey yapıyor, dua okuyor, ağaca ip ya da bez bağlıyor, bir dilekte bulunuyor olabilirsiniz ve kendinizi rahatlatıyorsunuz. Dileğinizin yerine geleceğine inanıyorsunuz.  Dileğiniz gerçekleşince de, bunu o gittiğiniz türbe ya da yerin ziyaretinize atf ediyorsunuz. Kısacası, değerlendirme noktamız tamamen psikolojik, kişi iyileşeceğine, dileğinin yerine geleceğine olan inancıyla iyileşiyor ya da dileği gerçekleşiyor.. İlk çağlarda insanlar kaynağı ve nedeni bilinmeyen bir hastalık, bir doğal yıkım-olaylarını  doğaüstü güçlerle açıklanıyor ve kısıtlı da olsa bir çözüm yolu önerilebiliyordu. Bir olgunun  nedenini bilmiyorum, bilmek isterim diyebilmek bilimsel düşüncenin önemli bir adımıdır.

Oysa ki güçsüz ve güvensiz ölümlü insan kolaylıkla bilmiyorum diyemez.

Write a comment:

You must be logged in to post a comment.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77