Çağlar boyunca insanoğlunun en önemli hedefi sağlığı bozan, ölüme neden olan hastalıklara çare bulmak olmuştur.

Zaman zaman bitkilerden derman aranmış, hastalıkların tedavisinde hazırlanan karışımlar kullanılmıştır. En büyük amaç ise insanoğluna ölümsüzlüğü sağlayacak ilacı bulmak olmuştur. Günümüze kadar insanoğlunun bilinçaltında yatan bu büyük isteği tıp biliminin lokomotifi olarak görmek yanlış olmaz.

Günümüzde tıp biliminde yaşanan en büyük gelişmelerden birisi de şüphesiz ki ”Kök Hücrelerin” tedavi edici gücünün keşfi olmuştur.Pek çok hastalığın temelinde yatan bozulmaların tamiri amacıyla hücrelerin yenilenebilmesi ve güce de kök hücrelerin sahip olması araştırmacıları bu alanda araştırma yapmaya itmiştir.

  Kök hücre araştırmaları konusunda bugüne kadar ulaşılan nokta gelecek için büyük umut vadetmektedir. Kök hücrelerin, hasar gören doku ve organların yenilenmesi amacıyla kullanımı önemli bir konu olarak gündemi işgal etmektedir.Sinir bilimde kök hücrelerin kullanımına ilişkin çalışmalar gözden geçirildiğinde, santral sinir sistemi ve çevresel sinir sinir sistemi hastalıklarında son zamanlarda gelişen kök hücre kültürleri ve potansiyel rolünün araştırılması büyük ilgi uyandırmaktadır. İnsan vücudu hayatı boyunca aktif kalan çok sayıda kök hücre kaynaklarına sahiptir. Bu kök hücreler erişkin organizmada farklılaşarak dokuların yenilenmesinden sorumludurlar. Özellikle kemik iliği ve deri başta olmak üzere diğer birçok dokuda  yüksek dönüşüm kabiliyeti olan kök hücreler çok fazla miktarlarda bulunur.

  Son yıllarda pek çok merkezde yapılan çalışmalarla, büyük umutlarla beklenen kök hücre nakli, çeşitli hastalıklarda klinik olarak başarılı bir şekilde test edilmiştir. Bu başarı hücre tedavisinde kök hücrelerin kullanılmasına ilişkin gelecekte yapılacak araştırmacılar için önemli bir teşvik edici unsur olmaktadır. Yakın geçmişe baktığımızda tamiri imkansız gibi görünen Huntington hastalığı, Parkinson hastalığı ve travmatik beyin hasarı gibi nörolojik bozuklukların, günümüzde yapılan deneysel çalışmalarla tamirinin mümkün olabileceği görülmektedir. Ayrıca geçmişten beri inanılan santral sinir sistemi nöronlarının rejenerasyon yeteneklerinin olmadığı görüşünün, yapılan çalışma sonucu yanlış olduğu anlaşılmıştır. Halen devam etmekte olan çalışmaların sonuçlarıyla, insan sinir sistemi hasarlarında etkin yenileyici tedavilerin bulunma olasılığı artık bir teori değil gerçekçi bir hedef olmaktadır. 

  Gelişim biyolojisi alanında son yıllarda gerçekleşen büyük gelişmeler sonucunda nöroepitel hücre karakterine sahip bir grup hücrenin nöron ve glia hücrelerinin alt tiplerine farklılaşabilme potansiyelleri olduğunu ortaya koymuştur. Bu önemli gelişme ile nöral kök hücreler (NKH), gerek dejeneratif gerekse doğumsal nörolojik hastalıkların tedavisinde kullanılabilme potansiyelleri açısından araştırmacıların ilgi odağı haline gelmiştir.

  Ancak nöral kök hücrelerin köklülük özelliklerini anlayabilmek için öncelikle bu hücrelerin embriyolojik gelişim sırasında takip ettikleri yol, diğer hücrelerle olan farkları ve tabii ki hedeflenen hücre tipine dönüştürülmesi için kullanılacak moleküler mekanizmaların iyi bir şekilde anlaşılmış olması gerekmektedir.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77