İtalya’nın kanallar şehri olarak bilinen evrenin, insanların yarattığı bir mucizesi olan Venedik’e, on yedi yıl önceki ilk gezimiz bir rüya gibi geçmişti.

İnsan doğası gereği yaşadığı güzellikleri tekrar tekrar yaşamak ister. O gezi sonrası Firuze ile birlikte bir karar almıştık en az beş yılda bir olmak üzere, fırsat bulursak bu şehre gelecektik. Ama bu düşüncemizi çeşitli sebeplerle, ha bu gün ha yarın derken gerçekleştiremedik, on yedi yıl sonra ikinci kez Venedik’e adım attığımız da, eşim bana dönerek;

-Yıllar ne kadar hızlı geçiyormuş, on yedi yıl önce gelmiştik, sanki dün gibi, zaman ne kadar gaddar, hayatla birlikte her şeyi değiştiriyor, dedi.
-Ne anlatmak istiyorsun?
-Bizim birlikte ilk yurt dışı gezimiz Venedik’ti o günleri hatırladım ve birlikte o gün çok güzel anılar yaşamıştık, çok eğlenmiştik.
-Bazı şeyleri geri alamazsın, geçen sabahı geri alamazsın, eski bir sevdayı geri alamazsın,
-Aslında hayat öküzün kuyruğunu sıyıramayacak kadar kısa.
-Hayat böyle, yaşarken kimi zaman umut, kimi zaman acı, kimi zaman hüzün toplarız. Bu günümüzün tadını çıkaralım.
-Tamam
Firuze’nin elini tutarak bu şehri yeniden turlamaya başlarken şunu anladım ki, bu şehir gerçekten farklı ve kendine özgü ve büyüleyici ruhundan hiç bir şey kaybetmemiş. Biz biraz daha olgunlaşmışız.

Venedik’i çok farklı kılan şehrin sular üzerine kurulmuş olmasıdır.
Güzel, her sokağına, her köprüsüne, her meydanına tekrar tekrar ‘İşte turistik bir şehir’ diyebileceğimiz bir yer.
Sokaklar, evler, kırmızı-beyaz ya da lacivert tişörtlü ve hasır şapkalı gondolcular, sokak aralarındaki kanallar, büyük kanal, denizin rengi,San Marco meydanı, meydanlarındaki insan kalabalığı, küçük alışveriş yerleri o kadar değişik ki.
Venedik denize çakılan kazıklar üzerinde inşa edilen bir şehirdir. Po ve Piave nehirlerinin deltaları arasına kurulmuştur.

Tarihçilerin anlatımında, Venedik 5.’ yüzyılda,Roma İmparatorluğunun yıkılması döneminde Hun akınlarının Venedik’in tarihe çıkmasında en önemli dönüm noktalarından olduğu, Hun akınlarının önünde kaçan ahalinin Adriyatik Denizi’nin kuzey kıyısındaki lagünler üzerinde savunulması daha kolay olsun diye kurulduğu rivayet olunur.

Venedik yüzlerce yıldır kendini işgallerden lagünlerde kazıklar üstüne kurduğu yapılarla korumuştur. Bin beş yüz yıldır dayanan kazıklar üzerinde o gördüğümüz sarayları inşa etmişlerdir. Sarayların sahipleri imparatordan imtiyaz alan toprak beyleri ya da savaşçılar değil.

Bu şehirdeki zenginlikler ticarete dayanıyor. Bu özelliği ile diğer Avrupa kentlerinden farklıdır.
Dünyanın en güzel ve sıra dışı şehri. Bu şehri özgün kılan en önemli özellik sular üzerinde inşa edilmiş olmasıdır.
Adriyatik kraliçesi denen Venedik, Akdenizin her yerine açılmıştır. Uzun yıllar donanması ile deniz ticareti ile Akdenizde önemli askeri ve ticari güç olmuştur.
Venedik’e eşim ile ilk gidişimiz 1998 Nisan ayıydı, üç gün kalmıştık. O günlerde nedense boğucu bir Akdeniz sıcağı vardı.

Venedik sokaklarını, meydanlarını, kiliselerini gezerken farklı bir incelik insanı kendisine hayran bıraktırıyor. Kanallarda gezerken müthiş bir ihtişam ve zenginlik buradayım diyor. Her noktası çok özenerek yapılmış bir tablo gibidir Venedik.

Birbirinden kanallarla ayrılmış ve köprülerle bağlanan adalar üzerine kuruludur. Bir yerden bir yere gitmek için bir çok kanal ve köprü geçmeniz gerekiyor, sırf bu özelliği ile bile çok farklı ve güzel bir şehir.
Araç trafiğinin olmadığı Venedik; karnavalı, kanalları, gondolları ve birbirinden ünlü tarihi yapıları ile görülmeye değer bir şehir.
Evet, Venedik’te araba yok, otobüs yok, ambulans yok, polis arabası yok,ekzoz dumanı yok, trafik yok, bisiklet yok. Çünkü şehrin mimarisi buna uygun değil.
Bazı şeylerin farklı olduğunu, eski eserlerin nasıl korunduğunu, şehrin gelişim ve genişlemesini klasik yapıların her yüzyıllarda tarihi süreç içinde bir dairenin gelişmesi gibi nasıl oluştuğunu görerek ve anlatımlarda anlayabiliyorsunuz.

İkinci gidişimiz 2016 Mayıs ayıydı. Bahar havası kıyafetleriyle gitmiştik, hafif yağmurlu serin rüzgarlı bir havada çok ama pek çok üşüdüğümüzü hatırlıyorum.
Bu son gezilerde her yerde gezgin Türk gruplarının rehberlerle gezmesi, on yedi yıl önce göremediğimiz manzaralar insanı mutlu ediyor.

Venedik sokaklarında yürürken bir çok yerde San Marco meydanına yönlendirmeleri görebilirsiniz.Koca meydan çok etkileyici. Altın sarısı renkteki işlemlerinden dolayı Altın Bazilika olarak anılan San Marco Bazilakasını, Dükler sarayını, Çan kulesini ve Saat kulesini San Marco meydanında görebilirsiniz.
Venedik su trafiğinin ana hattı Büyük Kanal, sahip olduğu olağan üstü atmosfer ile şehrin en güzel ve en önemli noktası.

Büyük Kanal yaklaşık 4 km uzunluğunda, kanalın genişliği 30 ile 70 metre arasında değişiyormuş. Büyük kanal gezimiz sırasında üç köprünü altında, Scaizi, Rialto, Akademi köprülerinin altından rehberimizin anlatıyla geçiyoruz.

Büyük Kanaldaki 45 dakikalık gezimize 1 numaralı vaperetto ile Scalzi köprüsünün altında geçerek başlıyoruz.Dökme demirden yapılmış, 1934 yılına kadar burada bulunan köprünün yerine yapılmış, Rialto köprüsü taş, 48 metre kemer aralığı ve 7,5 metre yüksekliği ile muhteşem. Akademi köprüsü ise ahşap, 1932 yılında yapılmış.

San Marco meydanından denizin kenarına inilen kısımdan 45 dakikalık gondol sefası, sokaklarında kaybolduğumuz bu şehri gondollarla görmeden dönemezdik, inanılmaz keyifli ve romantik. Binaların bu kadar yakınında geçmek ve suyun üzerinde kurulu bu şehiri gondolla gezmek eşsiz bir deneyimdi.
Hayatımızda unutamayacağımız anılarımızdan bir gün daha ikinci Venedik gezimiz ile geride kalmıştı.

Mayıs 2017

CategoryGezi Notlarım

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77