Gelişim psikolojisinde ölüm, kayıp ve ölümden sonra yaşanan yas ile ilgili çalışmaların sayısında görülen artış, AIDS, ötanazi ve toplumsal şiddet gibi sosyal olayların yoğunlaşmasına bağlanmaktadır. Ölüm hem yaşa, hem bireye, hem de kültüre göre farklı anlamlar içeren bir olaydır.

Ölümün Anlamları ve Ölüme Hazırlık
Okulöncesindeki çocuklar, ölümde geriye dönüşün mümkün olduğuna inanırlar. Okul çağına geldiklerinde ise ölümün kalıcılığını ve evrenselliğini anlarlar. Yetişkinlik yıllarında da ölüm kaçınılmaz ve evrensel oluşunun dışında yeni anlamlar kazanır. Örneğin, aile üyelerinden birinin ölümü diğerlerinin birbirleriyle olan ilişkisini ve rolleri değiştirmektedir. Bir yetişkin, ömrünün geçen yıllarıyla değil de kalan zamanıyla igilendiğinde ölüm, yaşamını düzenleyici bir faktör olarak rol oynamaya başlar. Ölüm korkusu, bu dönemde en yüksek, yaşlılarda en az, gençlerde ise ikisinin arasında bir yerdedir. Yaşlılar için ölüm çok belirgin ve yakın bir gerçek olduğundan yetişkinlikteki kadar korku uyandırmamaktadır. Yaşın dışında ölüm korkusunun en iyi belirleyicileri, dini duyguların derecesi, kişilik ve bireyin kendine verdiği değerdir. Dini duyguları güçlü olan ve hiç olmayanlarda, dışadönük kişilikte ve kendini yeterli ve değerli bulanlarda ölüm korkusu en azdır. Bazı yetişkinler için ölüm bir geçiştir. Günümüzde insanların büyük bir kısmı ölümden sonra da bir yaşamın olduğuna inanmakta ve bu yüzden ölümü diğer yaşama geçiş olarak değerlendirmektedirler. Bazı yetişkinler için ise ölüm kayıp anlamı taşımaktadır. Gençler için bu, yaşam fırsatlarının ve aile ilişkilerinin kaybı, yaşlılar için de tamamlamayı düşündükleri işler için gereken zamanın kaybıdır.
Kübler-Ross, ölümünün yaklaştığım bilen yetişkinlerde 5 aşamalı bir süreç tanımlamıştır. Birinci aşama olan inkârda birey şok olmuştur ve öleceğine inanmaz. Kızgınlık ve öfke aşamasındaki öfke, bakıcılara ve arkadaşlara yönelir. Yeni bir savunma geliştirilen üçüncü aşamada ise birey, ölümle pazarlık etmişçesine hayatım en iyi şekilde yaşamaya ve böylece yaşamını biraz daha uzatmaya çalışır. Belirtiler arttıkça birey depresyona girer ve bu aşama ölümü kabule geçiş aşamasıdır. Kabul aşamasında ise birey kendini dış dünyadan çeker ve ölümü bekler. Bazı araştırmacılar söz konusu duyguların ve tepkilerin aşama aşama değil de birarada ve zaman zaman ortaya çıkabildiğini ileri sürmüşlerdir. Bireyin beklentilerine uygun şekilde ortaya çıkan ölümler ise uygun veya zamanında ölüm olarak tanımlanmakta ve hasta çeşitli duygusal dönemlerden geçmeden bir süreç içinde yatağında ölümle bütünleşmektedir.

Yas Süreci
Ölümün hangi yaşam evresinde gerçekleştiği ve ani olup olmaması ölümün anlamını ve kayıba olan tepkileri değiştirmektedir. Ana-baba için çocuğun kaybı, çocuk için de anne-babanın kaybı, yetişkinlik ve çocukluktaki en acı verici kayıplar olarak görülmektedir. Ani ölümlerde hayatta kalanlar ise bir doğal felaketin kurbanları gibi davranmaktadırlar. Başlangıçta şok, bellek kaybı, bağımlılık ve kimlik kaybı görülebilmektedir.
Yakınını kaybetmiş insanlarda ortak olarak görülen bazı duygular, derin bir acı, sıkıntı, huzursuzluk, boşluk hissi ve suçluluktur. Genellikle, yeme ve uyku alışkanlığı da bozulmaktadır. Kayıp durumlarında kortikosteroid, olarak bilinen bir grup hormon salgısının arttığı, uzunca bir süre bedende yüksek düzeyde kaldığı ve bağışıklık sisteminin işlevi üzerinde ters etkileri olduğu bilinmektedir.
Dullar üzerinde yapılan kayıp çalışmaları, bazı dulların eşlerinin kaybından sonra hem olumlu, hem de olumsuz özellikleri birarada yaşadıklarını göstermektedir.
Evlilik ilişkisi iyi olan eşlerin ve kişisel kontrol duygusu ve özsaygısı yüksek dulların eşin ölümüne daha fazla yas tepkisi verdikleri görülmüştür.
Ölümün hemen ardından yaşanan inkâra bağlı olarak ortaya çıkan ve ölen kişinin hemen orada belirivereceği şeklindeki hallüsinasyonlar normal ve geçici kabul edilmektedir. Ölen ve hayatta kalan arasındaki ilişkinin ambivalan olduğu durumda da kaygının baskın olduğu ve buna bazen suçluluğun eşlik edebileceği bildirilmiştir. Kayıp durumlarındaki tepkiler genellikle inkâr, öfke, suçluluk, depresyon ve yalnızlık duygularının bir kanşımıdır.
Bowlby’ye göre ölen kişiyle güçlü bağlılık ilişkisinin var olduğu durumlarda, kaybın ardından yaşanan yasın bazı aşamaları vardır. İlk dönemde şok ve hissizlik yaşamrken ikinci dönemde özlem ve arama başlar, öfke eşlik edebilir. Üçüncü dönemde arama biter, kayıp kabul edilir; ancak, çaresizlik ve depresyonla birlikte büyük bir yorgunluk hissedilir. Son dönem ise yeniden organize olma dönemidir. Birey alışılmış etkinliklerine geri döner, yaşamını kontrol edebilir ve yeni ilişkiler geliştirir. Yukarıdaki yas tepkilerinin sırasının, yoğunluğunun ve süresinin bireyden bireye değiştiği görülmektedir.
Yasla ilgili son çalışmalarda öncekilerin tersine kayıp durumlarında yoğun yas tepkilerinin görülmediği ifade edilmektedir. Araştırmacılar yasta dört tepki örüntüsü belirlemişlerdir. Bunlar, normal, kronik ve ertelenmiş yas ile yas tepkisinin olmayışıdır. Normal örüntüde üzüntü fazladır, ölümü izler ve hızlı bir şekilde düzelme görülür. Kronik örüntüde yas birkaç yıl devam eder. Ertelenmiş örüntüde ise başlangıçta tepki çok azdır, fakat daha sonra birey çok fazla acı duyar.
Ölümü beklerken veya kayıbın ardından tutulan yasın anlaşılması ve basit olarak ifade edilmesi iki açıdan zordur. Birincisi, duygular genellikle karmaşıktır ve bireyin bunları tanıması ve tanımlaması güçleşir. İkincisi ise yas tepkilerinin bizim mizacımıza, kişiliğimize, çocukluktaki bağlanma yaşantımıza, zihinsel becerilerimize, kurduğumuz sosyal ilişkiler ağına ve aldığımız sosyal desteğe göre değişme göstermesidir.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77