Yüzyıllar, belkide bin yıllar içinde oluşturulmuş yanılgıların, geride bıraktığımız yirminci yüzyılda batı kültürünün ve bu kültürün etkisindeki toplumların bireylerine yapışıp kalmış bir yabancılaşma ve düşünce biçimlerinden kaynaklanan koşullandırılmalarının sonucu, insanı doğadan ve evrenden koparan, insanın evrenin bir parçası olduğunu inkar edercesine ”yaşayan cosmos olgusunun”, birey olarak yaşamının klasik fiziğin tanımladığı hakim kültürün etkisi altındaki toplumlarda pek çok değer ve ortak kanı nedeniyle hiç sorgulanamıyorlar.
Bunlardan biride akıl hastaneleri modelidir.
Ancak zihnimiz kendi yasalarını doğadan esinlenerek koyduğuna göre, bu yasaları algılayış tarzımızda doğanın kendi gerçekliğini yansıtma zorundadır. ister istemez günümüzde bilgi artık mekanik olmayan bir gerçekliğe doğru yol almaktadır. Evreni artık büyük bir makineden çok, büyük bir düşünce sistemi olarak algılamaktayız. Gündüz hastanesi kavramı, yürüyemeyen, tıkanan ruh sağlığı ihtiyaçlarından doğmuştur. Gündüz hastanesi, gece hastanede yatmadan, yani yatılı bölümü olmadan hastaların sadece gündüz tedavi edilmesini sağlayan kurum anlamını taşımaktadır. Kısaca hastanın ruhsal tedavisinin gündüz hastanelerinde yapılması amaçlanmaktadır. Rahmetli hocam Prof.Dr. K.Aktan’ın depo hastaneler hakkında çarpıcı bir sözü; ”Geçen yüz yılda sistem, psikopatları hapishaneye, psikozları tımarhaneye yerleştirme üzerine kurulmuştur” derdi. Hoca çok haklıydı. Son 100-150 yılda, Avrupa ve ABD’de, buna bağlı olarak Türkiye’de ağırlıklı olarak olarak uygulanan yöntem depo hastaneler yöntemidir. Dikkat ederseniz Türkiye’de her bölgeye büyük bir depo hastane yapılmıştır. Bu depo hastanelerdeki esas amaç, hasta tedavisinden çok toplumu bu hastalardan uzak tutuma ve toplumu akıl hastalarından koruma. Evet depo hastaneler diye nitelenen büyük hacımlı bu hastaneler, hastaların toplumdan uzaklaşmalarına ve toplumu onların zararlı etkilerinden korumayı esas almıştır. Ama bu hastaneler hastaların işlevsellikleri ve yaşam kaliteleri üzerinde olumlu bir etki yapmamıştır. Bizdeki depo hastaneler batıdaki modellerinin kötü taklitlerinden öteye gitmemişlerdir. Oysa ister hastane içinde, isterse toplum içinde yaşasın ruhsal yeti yitimi olan hastaların gereksindikleri en önemli şey ruhsal rehabilitasyonlarıdır.
Kafesli ve Yedikule zindanlarını aratmayan hastanelerde tecrit edilen hastaların giderek dış dünya ile ilişkilerini kesmeleri , yani hastane ortamına uyum sağlamaları acaba tedavinin veya hastalığın bir seyri mi? Yoksa yetersiz bakım ve tedavi ortamının bir sonucu mu?
Bu tip değişimleri sağlıklı kişiler üzerinde de görmek mümkün. Örnek olarak çocuk yuvalarına gidin, sağlıklı çocukların bir süre sonra farklı şekillerde ruhsal sorun yaşadıklarını görürsünüz veya göçmen kamplarında, ya da hapishanelerde görmek mümkün. Mekanizma şöyle işliyor; Bakım vermeye yönelik ortamlarda, kişilerin kendi kaderini değiştirme olanağının elinden alınmasıyla giderek tembelleştiklerini, çevrelerine olan ilgilerinin azaldığını, içlerine kapandıklarını ve adeta robotlaşmış bir kişilik yapısı olarak ortaya çıktıklarını görürsünüz. Yani hastanede hastalar hastalığa ve hastaneye uyum sağlarken, dış dünyadaki yaşama, dış dünya da başarılı olma, dış dünyada uyum sağlama becerilerini daha çok kaybediyorlar.. Bir atomik parçacık çok dar bir alanda sıkışıp kaldığı zaman hapsedilmiş olmasına tepki gösterir ve hızla dönmeye başlar. Buna kuantum etkisi denir ve atom-altı dünyasının karakteristiği olan kıpırtıyı ve huzursuzluğu anlatır. İnsan potansiyel olarak bir çok versiyonu aynı anda ”görür”. Ancak bunların hiçbirini tamamıyla anlayamaz ve sonunda içlerinden biri, serbest seçim sonucu ortaya çıkarılır.
Depo hastane modelinde yatırım insana değil, yatırım alt yapıya, binaya. ısıtmaya. temizliğe, personel giderlerine, makam araçlarına vs. yapılıyor. Mevcut depo hastanelerine sağlık bakanlığının tüm bütçesini verseniz bile, belki hastalara çok iyi bakılacak, ama iyileşenlerin sayısında eskisine göre sayı pek değişmeyecektir. Çünkü hastane modeli 100-150 yıl öncesinin modeli, psikozları ”tımarhaneye kapatma” anlayışı üzerine kurulmuş ve kurumsallaşmış, değişmemiş. çünkü psikiyatrinin toplumsal işlevi yani ”hastalığı” gidermek yerine, burada düzen ”hastalığı” artıran ortamları pekiştirmek üzerine kurulmuştur. Son yıllarda bu hantal depo hastaneler yetmezmiş gibi, birde AMATEM furyası başladı. AMATEM’cilere soruyorum; bir eroin bağımlısının tedavi oranı kliniğinizdeki yüzdesi nedir? Aylarca haftalarca yatırıyorsunuz. Cevap veriyorum %1 bile değil. Özellikle alkol ve madde bağımlılığı konusunda yerleşmiş yanlış ve çok riskli bir anlayış var. Çocuğunun veya bir yakınının uyuşturucu kullandığını öğrenen kişiler hemen onu yatıracak bir hastane aramaya başlıyorlar.Esas tehlike hastaneye yatmakla başlıyor, yüzlerce kendileri gibi bağımlı ile tanışıyorlar ve şebekeleşiyorlar. Oysa alkol ya da madde kullanan kişilerin büyük çoğunluğunun yatarak tedavisi gerekli değildir. Gündüz hastaneleri bu vakalara daha faydalı olur kanaatindeyim.
”Gündüz Hastane” modelinin geliştirilmesi, depo hastanelerin tamamen lağvedilmesi gerekir. Yeni hastaneler tabi ki olmalı. Çağdaş bir anlayışla ve yepyeni olmalı. Oralarda akut belirtileri olan, kısa hastane yatışları, krize müdahale, kimsesiz ve bakıma muhtaç, toplumda yaşaması tehlikeli ve sakıncalılar yatırılmalı. O kadar. Bu psikiyatri klinikleri normal hastanelerin bünyesinde olmalı.
Ruhsal rahatsızlıklar yalnızca muzdarip olan kişiyi değil, o kişinin ailesini ve sosyal çevresini de ilgilendirir. Dolayısıyla Gündüz Hastanesi, kişiyi yaşadığı ortamda, sosyal ve ailevi ilişkileri içinde tutarak, tedavi ilkesini benimsemiş bir tedavi merkezi olmalı. Her merkezde zorunlu olmadıkça değişmeyen, bir psikiyatri uzmanlığı liderliğinde, bireysel danışmanlık, psiko-eğitim, sosyal beceri, tedavi gibi yöntemlerin kullanıldığı rehabilitasyon merkezi olmalı. Hastayı hastaneye yatırmadan, hastalıkları ile ilgili bilgi vermek, hastalığı ile baş etme stratejileri öğretmek, hastalığın sebep olduğu kayıpları, yeti yitimlerini yeniden kazandırarak sosyal ve mesleki işlevselliği artırmak olmalı.
Nöroleptik ilaçların etkinliği psikiyatri tedavilerinde devrim sayılabilecek değişimler yaratmıştır. ve uzun süreli hastane yatışlarını zaten demode etmiştir. Günümüzde geçerli olan biyo-psiko-sosyal modele göre, ruhsal hastalıkların tedavisinde, medikal biyolojik tedavilerin yanı sıra psikososyal rehabilitasyon son derece önemlidir. Zira bu hastaların hemen hepisi sosyal ilişkilerinde yetersizlikler gösteren, işlevselliklerini kaybetmiş ya da yetenekleri gerilemiş kişilerdir. Rehabilitasyon alanını yalnızca hastayla sınırlı tutulmamalı. Psikiyatrist-hasta ilişkisi yalnızca kapalı kapılar arkasında yürürse çok şeyler eksik kalır. Her devlet hastanesi ve özel hastanelerde zorunlu ruh hekimleri kadroları açılmalı ve mecburi kılınmalıdır.
Kabul etmemiz gerekir ki, günümüz psikolojisi önemli ölçüde benliğin yalıtılmış bir şekilde var olan bir şey olduğu modeline dayanmaktadır. Bu model, düşünce kaynaklarının çoğunu onyedinci yüzyıl sonrası batılı entellektüel akımlardan alır. Dolayısıyla, Freud’un kuramlarının kavramsal özü de, birbirine yabancı benliklerden ve nesnelerden oluştuğu düşüncesi üzerine oturtulmuştur. Bu düşünce depo hastaneleri yaratmıştır.
Kuantsal psikoojik anlayışa göre, benlik ancak özünü yansımadan ve bileşik doğası göz önünde bulundurularak anlaşılabilir.
Sonuç;
1-Hastaneye yatırılmadan tedavinin yapılması, hem hasta, hem de hastane için daha ekonomik olması çok önemlidir,
2-Hastalık süreci ve sonrasından hastanın; yaşadığı ortamda, sosyal ve ailevi ilişkileri içinde devam etmesi,
3-Ruhsal rahatsızlıklar yalnızca hasta olan kişiyi değil, aile ve sosyal çevrenin tedavi sürecine katılmalarının sağlanması,
4-Hastanın olumsuz depo hastane psikolojik etkisinden kurtulması,
5-Demode olmuş, çağlar öncesinden kalmış bir çok tedavi yönteminin terk edilmesi,
6-Bu modelde yatırımın alt yapıya değil, doğrudan insana-hastaya yapılması,
7-Psikiyatrinin toplumsal işlevinin öne çıkarılması önemlidir.

CategoryYazılarım

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77