Depresyon

  Psikiyatrik rahatsızlıklarda sinir, endokrin ve bağışıklık ilişkisi içinde en dikkat çekici soru major depresyonda bağışıklığın değişimidir. Depresyona eşlik eden bağışıklık değişiklikleri, azalmış lenfosit sayımı, artmış nötrofil sayısı, periferal kan lenfositlerinin azalmış mitojen yanıtı ve azalmış NK hücre aktivitesidir.

Toplamda sonuçlar depresif hastalarda bağışıklık değişikliklerini akla getirse de önemli istisnalar belirgindir. Örneğin: Schleifer ve ark. (1989) ve Andreoli ve ark. (1993), dikkatle seçilmiş kontrollere kıyasla depresif hastalarda bağışıklık fonksiyonunda farklılıklar tesbit edememişlerdir. Depresif olan ve olmayan hasta grupları arasında ortalama farklılık bulunmamış olsa da depresif hasta alt gruplarının, bunlar da dahil çalışmalarda, bağışıklık anomalilerine sahip oldukları gösterilmiştir.

Depresyonda bağışıklık değişiklikleri bulunduğunda, bunlar tipik olarak diğer depresif özelliklere eşlik etmektedirler. Örneğin; Schleifer ve arkadaşları (1989), depresif olan ve olmayan gruplar arasında bağışıklık ölçümlerinin ortalama değerlerinde bulamamış olsalar da yaş ve depresyon şiddeti artışı ile azalmış CD4+ hücre sayısı ve periferal kan lenfositlerinin mitojen yanıtı arasında ilişki bulmuşlardır. 1994 tarihli bir çalışmada, depresif hastalarda azalmış NK hücre aktivitesi ile uyku düzensizliği arasında ilişki bildirilmiştir (Cover ve Irwin 1994). Bir çok çalışma, depresyon sahibi erkek hastaların kadınlara kıyasla NK hücrelerinde azalma olasılığının daha fazla olduğunu bildirmişlerdir (Evans ve ark. 1992). Dolaşımda NK hücre azalması depresyonun şiddeti ile ilişkilendirilmiştir (Evans ve ark. 1992).

  Daha yakın tarihli araştırmalar, bağışıklık yanıtının bazı yönlerinin özellikle akut faz proteinleri ve proinflamatuvar sitokinler ile ölçülen kalıtsal bağışıklığın depresif hastalarda aktive olması olasılığına dikkat çekmektedirler (Raison ve ark. 2006). Ek olarak, interferon-a veinterlökin-2 (IL-2) gibi sitokin tedavileriyle, major depresyona benzeyen ”hastalık davranışı” sendromu görülür (Capuran ve Miller 2004; Dantzer 2004). Bu sendromun belirgin özellikleri depresif duygudurum, anhedoni, uyku ve iştah düzensizlikleri, halsizlik ve zayıf konsantrasyondur. Serum sitokin seviyelerindeki değişimler; proinflamatuvar sitokin IL-6’da artma, çözünür IL-6 reseptörü (sIL-6R) ve sIL-2R’de artma ve IL-2’de azalma şeklindedir. Birçok kontrollü çalışma, C-reaktif protein, serum haptoglobin, komplemen protein C4, a1-asit glikoprotein ve a1-antitripsin gibi akut faz proteinlerinde artış bildirilmişlerdir. Ancak serum sitokin değişikliği verileri bütün çalışmalar tarafından doğrulanmamıştır.

  Şizofreni

  Şizofreni hastalarında bağışıklık fonksiyonunun özgün ölçümleri, bu hastalıkta bağışıklık aktivasyonunun genel şekli hakkında bilgi verir. Birçok çalışma, B hücreleri, CD4+ lenfositleri ve monositler gibi bağışıklık hücre sayılarında artış bildirilmişlerdir. En azında iki çalışmada, otoimmün hastalık ile ilişkili B hücre alt tipi olan CD5+ B hücrelerinde artış bulunmuştur (Mcallister ve ark. 1989, Pritz ve ark. 1999).

  Şizofreni hastalarının serebrospinal sıvılarında sitokinler, sitokin reseptörleri ve akut faz proteinleri gibi bağışıklık bileşenlerini ölçen çalışmaların sonuçları tutarsızdır, ama tümü birlikte ele alındığında bağışıklık aktivasyonunun varlığından söz edilebilir. Diğer çalışmalarla tekrarlanamamış olsa da, tedavi almayan şizofreni hastalarında serebrospinal sıvıda IL-2 artışı bildiren bir çalışma vardır (Licinio ve ark. 1993). IL-6 reseptörü IL-6’ya bağlanınca IL-6’nın işlevini arttırdığı için, serebrospinal sıvıda sIL-6R seviyeleri ve psikozun pozitif belirtileri arasında ilişki olduğu öne sürülmüştür. Serebrospinal sıvıda yüksek IL-10 seviyeleri de psikozun negatif belirtileri ile ilişkilendirilmiştir. IL-1 ve tümör nekroz faktörü diğer çalışılan ve tutarsız sonuçlar veren sitokinlerdir. Şizofreni hastalarının serebrospinal sıvılarında, bir akut faz proteini a2-haptoglobinde artış saptanmıştır. Şizofreni hastalarında çözünür hücreler arası adezyon  molekülleri ve albuminin artmış serebrospinal sıvı seviyeleri, en azından bir grup şizofreni hastasında kan-beyin bariyerinin bütünlüğünün bozulduğunu göstermektedir.

 Kan-beyin bariyerinin bütünlüğünün bozulmasına bağışıklığın aktivasyon süreci eşlik edebilir. Daha yakın tarihli çalışmalar, şizofreni hastalarında Th1’in Th2’ye oranının daha yüksek olduğunu gösteren veriler nedeniyle, Th1 ve Th2 sitokin dengesine odaklanmışlardır. Th1’in Th2’ye oranı etkin nöroleptik tedaviyle azaltılabilir (Kim ve ark. 2004).

Bipolar Bozukluklar

Tsai ve arkadaşları (1999), mani sırasında ve remisyondan sonra bipolar bozukluk hastalarında, bağışıklığın bazı işlevsel ölçümlerini bir vaka-kontrol deseni kullanarak değerlendirmiştir. Manik dönem sırasında, mitojen fitohemaglutinine karşı lenfosit çoğalması ve plazma sIL-2R düzeyleri artmıştır.

Bu bulgular hastalık  remisyonda iken normale dönmüştür. Bir çalışma, semptomatik hızlı döngülü bipolar bozukluk hastalarında sIL-2R ve sIL-6R düzeylerinin arttığını ve 30 günlük lityum tedavisi sonrasında normale döndüklerini bildirmiştir (Rappaport ve ark.1999). İlginç olarak, IL-2, sIL-2R ve sIL-6R düzeyleri lityum alan psikiyatrik olarak sağlıklı gönüllülerde de artmıştır. Manik hastalarda diğer bulgular, total immünoglobinlerin ve komplemen proteinlerinin düzeylerinde anlamlı artış ve serum immünoglobulin D düzeylerinde azalmayı içermektedir (Wader ve ark. 2002). Ek olarak manik hastaların organa özgün otoantikor düzeylerinde artış olduğu bulunmuştur (Padmos ve ark. 2004).

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77