Şizoid kişilik bozukluğu ve şizotipal kişilik bozukluğu, günümüzde ayrı kategoriler olarak kabul edilmektedir.

1980 yılında yayınlanan DSM III’ten önce, bu iki kategoride şekillenen kavramlar, ”şizoid” anormalikleri  başlığı altında birleştirilmişti. Şizoid anormalikleri kavramı, şizofreninin şiddeti azalmış manifestasyonları olarak anlaşılıyordu.

Şizoid kişiliğin prototipik özelliği olan -mesafe koyma-, gerçek mesafe koyma (diğer insanlarla bağ kurma isteğinin hiç olmaması) ile utangaçlık (reddedilme veya yakınlık korkusuyla bağ kurmanın inhibisyonu) arasındaki kavramsal ayrım ile ilgisi bir diğer önemli konuyu gündeme getirmiştir. Kişi bu iki kutup arasında devamlılık gösteren çizginin hangi noktasında ”şizoid” olmaktan çıkıyor ve ”çekingen” oluyor? Şizoid kişi, mesafeli olma.cephesini henüz benimsemiş, yakınlık kuramamakla ilgili gizlice üzülen ve yakınlık kurmakla ilgili büyük korkularının bile farkında olmayan bir kişi olarak resmedilirse, hastanın spektrumdaki konumunu tahmin etmek iyice güçleşir. Bu bakış açısına göre, şizoid adaptasyon daha ciddi bir anormalliktir. Çekingen adaptasyon daha hafif bir varyanttır. Gerçek, bu iki durumun ortasında olabilir. Hasta rolünü kendi istekleriyle kabul eden bu şizoid kişilik hastaları, yüzeysel bir yakınlık kurma isteği olanlar ve anlamlı terapötik ilişki oluşturmakta daha becerikli olanlardır belki de. Tedaviye isteksizce ve aile baskısıyla (şizoid hastalarda sık karşılaşılan bir durum)  gelenlerin küçük bir kısmı, psikoterapiye ulaşabilir. Devamlılık gösteren bu çizginin en ucundaki şizoid hastalar, keşişvari yalnızlıklarıyla oldukça sakindirler. Yalnız olmanın huzursuzluğunu yaşamazlar -aslında,yalnız kalmayı çok isterler- ve tedavi arayışları yoktur.

Kişilik bozukluğu alanında, bozukluğun sadece prototipik özelliklerini gösteren hastaların tedavilerinin tartışılmasının didaktik açıdan daha kolay olacağı, üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Önceki bölümde anlatılan paranoid kişilik bozukluğunda gördüğümüz gibi, şizoid ve şizotipal kişilikler de, özgül kişilik özellikleri ile bir arada bulunan ve çeşitli diğer DSM kategorilerine dahil olabilecek kişilik özellikleri ile kendini gösterir. Bu eğilimler, klinik tablonun ve terapiye yanıtın belirleyicisidir. Obsesif-kompulsif ek tanısı olan ve üst düzey bir matematik profesörü olarak yaşamını devam ettiren şizoid hasta ile kayıtlardaki seri katillerin neredeyse yarısında görülen şizoid psikopati arasında, bir dünya fark olacaktır. Tipik psikopatların, akıcı ama içten olmayan bir şekilde konuşma eğilimleri ve sığ bir ilgi çekicilikleri vardır ve bu kişiler oldukça sempatik ve sosyal görünürler. Seri katil olan şizoid psikopatlar ise ya çok az ilgi çekicidirler ya da hiç çekici değildirler ve sosyal açıdan izoledirler.

Herhangi bir şizoid hasta için, ”doğasında var olan defisit’‘ (mesafeli olmakla kendini gösterir) ile ”çatışma” (”insanlara yaklaşmak istiyorum, ama beni reddetmelerinden korkuyorum.”) arasındaki denge, terapinin nasıl yönlendirileceği ile ilgili bilgi verir. Hangi intrapsişik çatışmanın sahneye daha hakim olduğu önemlidir. Klinik tablo, çekingen kişiliği düşündürüyorsa, psikodinamik yaklaşım, daha uygun ve etkili olacaktır. Tersine, defisit faktörleriön plandaysa (zayıf empati becerisi, düşünce fakirliği, sosyal bağlanmaya ilgisizlik), destekleyici (eğitim ve girişimleri içerir) terapiye yönelmek gerekir.

Şizoid ve şizotipal kişiliği olan hastaların tedavisinde, bireysel özelliklere ve diğer bozukluklarında görülen kişilik özelliklerinden hangilerinin tabloya dahil olduğuna göre, bireysel terapiler, grup ve aile terapileri ve (daha az yaygın olmak üzere) psikofarmakolojik yaklaşımları içeren çeşitli modaliteler, tek başlarına ya da kombine bir şekilde uygulanabilir ve bu modaliteler tedavide yararlı olabilir.

Duygusal yakınlaşmaya bağlı rahatsızlık hisseden şizoid kişilikli bireyler göz önüne alındığında, seansların şıklığı haftada bir veya ikiden fazla olmamalıdır. Şizotipal kişilik bozukluğu olan bazı hastalar, daha sık seanslara iyi bir uyum sağlar. Bunun nedeni, kısmen bu hastalarda görülebilen depresif özelliklerin, sık seanslarla daha iyi gözlenebilmesi ve yatıştırılabilmesidir. Paranoid özelliklerin baskın olduğu bir durum söz konusu değilse, bazı hastaların haftada  üç seansla devam eden psikoanalitik yönelimli terapiye alınması bile uygun olabilir. Paranoid özellikler baskınsa haftalık seans sayısı daha az sayıda tutulacaktır.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77