SOSYAL-DUYGUSAL GELİŞİM: KENDİLİĞİ GELİŞTİRME VE DİĞERLERİNİ ANLAMA

İlkokula başlama, çocuk için yeni bir dizi kültürel talebi karşılamayı gerektirir. Bir kısmı annelerinden ilk defa ayrılan çocuklar, tanımadıkları yetişkinlere güvenmek, okulun kurallarına ve öğretmenin yönergelerine uymak, sınıf kalabalığıyla yaşamak ve yarışma ile işbirliği arasında denge kurmak zorunda kalırlar. Bu durum, bazı çocuklarda okul fobisine yol açabilmektedir. Okul fobisinde baş ağrısı, yorgunluk, karın ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi bedensel tepkiler görülebilir. 5-7 yaşları arasındaki okul fobisinde anneden ayrılma kaygısı daha baskın iken 11-13 yaşları arasında ortaya çıkan fobide aşırı eleştiren bir öğretmen veya başarı için yoğun aile baskısı gibi okul yaşantısının çocuk için ürkütücü olan bir yönü önem kazanmaktadır.

Okul yıllarında kendilik gelişimiyle ilgili önemli gelişmelerden biri, çocukların kendilerini daha çok yetenek ve yeterlik gibi içsel özelliklerle tanımlamalarıdır. Diğeri ise kendi görüşlerini ve yeteneklerini başkalarınınkiyle karşılaştırmaları. Selmân’a göre bakış açışını dikkate alma becerisinin gelişimine bağlı olarak arkadaşlık anlayışı da değişme göstermektedir. İlkokul çağındaki çocuklar başkalarının duygularını da değerlendirebildikleri için arkadaşlıkta karşılıklı davranma (kısas) ve güven kavramı önem kazanır. Çocuklar, karşılıklı olarak birbirlerinin hareketlerini değerlendirdiklerinin de farkındadırlar. Yakın fakat kısa süreli arkadaşlıklar yaygındır.

Akran ilişkilerinde saldırganlık azalır, olumlu sosyal davranışların sayısı ise artar. Sosyometrik tekniklerin kullanıldığı araştırmalarda dört tip çocuk ayırt edilmiştir. Bunlar, popüler çocuklar, saldırganlıkları veya çekingenlikleri nedeniyle reddedilen çocuklar, hem sevilen hem de sevilmeyen çocuklar ve arkadaşları tarafından pek tercih edilmeyen, unutulan çocuklardır. Çocukların bu gruplardan hangisinde olduğunu belirleyen en önemli faktörler ise büyük ölçüde ana-baba tutumuyla ilişkili olan çocuğun sosyal davranışları ve sosyal becerileridir.

Okul çağındaki çocuklar aynı anda iki farklı duygunun yaşanabileceğini kavrarlar ve kendilerini başkalarının yerine koyarak onların duygularını daha iyi tanıyabildikleri için birbirlerine daha fazla empati ve sevecenlik gösterirler. Suçluluk ve gurur gibi duygular kişisel sorumluluklarla bütünleştiği için duygular dış olaylara değil içsel durumlara yükleme yapılarak açıklanır. Okul çağındaki kardeşler arasında ortak etkinliklerin sayısı arttığı için birbirlerinin sosyalleşmesinde daha önemli rol oynarlar, ancak, ana-baba ve diğerlerinin karşılaştırma yapmaları kardeş kıskançlığını arttırabilir.

Freud’a göre gizli döneme geçiş, Ödip karmaşasının yarattığı duygulara karşı güçlü bir savunmanın kurulmasıyla gerçekleşmektedir. Cinsel dürtüler ve fantaziler bilinçaltına itilmekte ve çocuk enerjisini spor ve zihinsel etkinlikler gibi sosyal olarak kabul gören davranışlara yöneltmektedir. Erikson’a göre bu dönem, çocuğun önemli bilişsel ve sosyal becerilerin üstesinden gelerek aile dışında daha geniş bir sosyal çevrede yer edinmek istediği bir dönemdir. Dönemin en önemli tehlikesi aşın yetersizlik ve aşağılık duyguları geliştirmedir. Örneğin daha önceki dönemlerde özerklik geliştirmemiş ve bu nedenle bir işin üstesinden gelmede yeterlik kazanamamış bir çocuk bir sınıf veya oyun ortamında başarısız olabilir ve bu yüzden derin aşağılık duyguları yaşayabilir. Bazen de okul veya öğretmen, çocuğun çalışmasını ve başarılı olmasını sağlayacak durumları yaratmayabilir.

Kültüre bağlı olarak değişmekle birlikte ilkokul yıllarında cinsiyet kalıp yargıları artmaktadır Hem erkekler, hem de kızlar erkeksi davranış ve tutumlara ilgi göstermelerine rağmen erkekler daha katı kalıp yargılara sahip olurken kızların cinsiyet rollerine ilişkin kalıp yargıları esnek bir hal alır.

Boşanma: Boşanma, hem ana-babanın, hem de çocukların yaşamında yer alan ve ev ortamında, gelirde, yaşam düzeninde, aile içi rollerde ve sorumluluklarda değişime yol açan yeni bir olaydır. Araştırmalar boşanmaya olan tepkilerde ve boşanmadan sonraki uyumda rol oynayan bazı faktörler belirlemişlerdir. Çocuklar arasında önemli bireysel ayrılıklar görülmekle birlikte ebeveynin psikolojik durumu, çocuğun yaşı, cinsiyeti ve mizacı gibi özellikler ile aile içi veya toplumsal sosyal destek önemli rol oynamaktadır. Demokratik tutuma sahip, çocuğu eşiyle olan çatışmadan uzak tutan, stresle baş edebilen, iyi uyum yapmış ana-babaların çocukları boşanmaya daha az olumsuz tepki vermekte ve sonraki yaşama daha iyi uyum sağlamaktadırlar.

Okul öncesindeki çocuklar ve küçük yaştaki ilkokul çocukları ana-babasının niçin ayrıldıklarını anlamakta zorluk çekerler ve boşanmadan kendilerini sorumlu tutarlar. Okul öncesindeki çocuklar yoğun ayrılık kaygısı gösterirler ve ana-babasının bir gün birleşeceği umudunu taşırlar. İlkokul yıllarında boşanmanın nedenleri hakkında daha gerçekçi düşünebildikleri için daha az acı çekerler. Bazı çocuklar ve ergenler ise ayrılığa daha güçlü olumsuz tepkiler verirler. Bununla birlikte bazı çocukların boşanma sürecinde kardeşlerine bakma ve bazı ev işlerini üstlenme gibi olgun davranışlar sergiledikleri de görülmektedir.
Boşanmaya olan tepkiler cinsiyete göre de değişme göstermektedir. Kız çocukları üzüntü ve kendini eleştirme gibi daha içsel tepkiler verirken, erkekler saldırganlık gibi daha dışsal tepkiler vermektedirler. Boşanmadan sonra anneyle kalan erkek çocuklar daha ciddi uyum problemleri yaşarken babayla kalanlar daha uyumludurlar. Bu durum oğlan çocuklarının annelerinden, öğretmenlerinden ve akranlarından daha az duygusal destek almalarına, oysa babaların erkek çocuğun olumlu davranışlarını annelerden daha fazla ödüllendirip olumsuzları gözardı etmelerine bağlanmaktadır. Ayrıca babanın, otorite ve gücü temsil etmesi erkek çocuğun uyumunu kolaylaştırmaktadır. Boşanmayla birlikte her iki cinsiyetteki çocuğun da okul başarısı azalmakta, yakın aile üyelerinden gelen sosyal destek ise çocukların boşanmanın sonuçlarıyla baş etmelerini kolaylaştırmaktadır.

Boşanmadan sonra gerçekleşen evliliklerde erkek çocuklar üvey babanın varlığına daha kolay uyum sağlarken kızlar anneleriyle olan yakın bağı bozduğu için daha fazla olumsuz tepki göstermektedirler. Üvey annenin varlığına ise daha önce babası tarafından bakılan çocuklar ile kızlar daha fazla tepki vermektedirler.

Boşanma ve okula başlama dışında çocukluk yıllarında kaygı ve stres yaratan diğer önemli olaylar, kronik hastalıklar ve çocuk istismarları. Özellikle çocukların cinsel istismarı medyada gittikçe daha fazla yer aldığı için daha fazla sayıda vaka incelenir. Cinsel istismar her iki cinsiyetten çocuklarda da görülmekle birlikte araştırmalar kızların, özellikle de 9-11 yaşlan arasındakilerin daha fazla kurban olduklarını göstermektedir. Batıda yapılan çalışmalara göre istismar eden genellikle çocuğun tanıdığı bir erkektir. Bu erkeğin, dürtülerini kontrolde güçlük çeken, kurbanın da bundan hoşlandığı şeklinde bir açıklamayla savunmaya giden ve alkol veya madde bağımlısı olduğu durumlar çoğunluktadır. Benzer şekilde cinsel istismar kurbanı olan çocukların da bazı ortak özelliklerinin olduğu belirlenmiştir. Örneğin narin, uyumlu, sessiz ve duygusal gereksinim içinde olma gibi. Uzun süre cinsel istismara uğramış çocukların cinsellikle ilgili bilgilerinin akranlarından daha ileride olduğu görülmüştür. Bu çocukların ilerde kendi bedenlerinin başkalarının kullanımı için var olduğuna inandıkları, bunun için de karşı cinsle sağlıklı olmayan cinsel ilişkilere girdikleri ve annelik becerilerinin zayıf olduğu kaydedilmektedir.

error: