Yaşamın derin denizlerinde hayat akıp giderken insan olarak kimi zaman umut, kimi zaman acı, kimi zaman hüzün toplarız. Hayat hiç birimiz için elbette gül bahçesi değil, hayatın inişi de var, çıkışı da. Benliğimizin o daracık sokağında çıkabilirsek, yeryüzünde doğa herkese, her yerde ve her zaman mutluluk sunmaya hazırdır. Yeterki hayata, doğaya ve dünyaya karşı kör ve sağır olmayalım.  Bizimki sıradan, gündelik bir gezi; yaşamın nasıl geçtiğine dair, gözleme dayanan, modern zamanlarda varlığını bir şekilde sürdürmeye çalışan insanların hikayesi, basit bir öykü.

Beyaz geceler adı, 1848 yılında yayınlanmış 19, yüzyıl yazarlarından Dostoyevski’nin yazdığı bir kısa aşk hikayesinden alır. Yalnızca 19,yüzyıl Rus edebiyatının değil, dünyanın en büyük yazarlarından olan Dostoyevski’nin 27 yaşında yazdığı beyaz geceler, sevecen ama aynı zamanda hüzünlü bir aşk öyküsüdür. 2015 yaz tatili için yer araştırırken uzun zamandır düşündüğümüz yerlerden St.Petersburg’u görmeyi tatilimizin en önemli durağı haline getirmek amacıyla aramızda konuşurken Firuze,-Bu yazın Baltık Bölgesini görmek, beyaz geceleri yaşamak ve özellikle St.Petersburg’a gitmek istiyorum, dedi.
-Neden beyaz geceler ve özellikle St.Petersburg?
-Avrupa’nın deniz ve nehir sularıyla iç içe olan benzer merkez şehirleri ve yerlerin bir çoğunu gördüm, yaz gecelerinde havanın çok az bir süre karardığı, günde 18 saatin üstünde aydınlığın olduğu bir dönemi ve beyaz geceler kavramının en yoğun ve güzel yaşandığı, ‘Kuzeyin Venedik’i’ denen bu bölgeyi merak ediyorum ve görmek istiyorum.
-Bunda, acaba geçen yıl okuduğun Beyaz Geceler öyküsünün de etkisi olabilir mi?
-Biraz, kitabı okurken sana anlatmıştım biliyorsun, hikaye Petersburg’da, beyaz gecelerde ve alacakaranlıkta geçer. Hayalperest bir adamın aşkını anlatır, kitapta yalnız bir adamın iç dünyası anlatılmaktadır. Yazarın, kendini insanlardan soyutlanmış birisi olduğu için sekiz yıldan beri aynı şehirde olmasına rağmen hiç arkadaşı olmayan bir kişiliğe sahiptir. Hayalci bir kimliği vardır. Hikayede bu yalnız adamın yaz günü beyaz gecelerde genç bir kızla tanışarak onunla arkadaş olması sonra da bu kıza aşık olması ve bu kızın yazarın hayatında meydana getirdiği değişiklikler kitabın ana konusudur.
-Olur, gidebiliz, neden olmasın, yeterki sen iste dedim gülerek,
-Olur deyip geçiştirmeyelim, St. Petersburg’a ve Baltık bölgesindeki kentlere gideceksek, mutlaka beyaz gecelerini göreceğimiz bir tarihte gitmemiz gerekiyor dedi Firuze.
-Anlaşılan sen bu konuda dersini iyi çalışmışın,
-Oldukça sıkı okudum, çalıştım ve araştırdım, kısaca doğa harikası olan beyaz geceleri görmek ve o geceleri bizzat yaşamak istiyorum dedi.
-Peki kışın gitsek ne olur?
-Olur mu, kuzey kutbuna yakın bu coğrafi bölgelerde kışın gündüz uzunluğu altı saatte kadar düşüyor, yazın yaşanan beyaz gecelerin tersi bir durum, uzun ve karanlık geceler oluyor, üstelik çok soğuk ve Baltık Denizi çoğu zaman donuyor, bilirsin ben soğuk mevsimleri hiç sevmem dedi.
-Şehirin kuruluşunu sağlayan I.Petro’nun hikayesini biliyor musun?
-Biliyorum, sıkı çalıştım dedim ya; Çar I.Petro, kimi tarihçiler tarafından Rusya’yı, Avrupa’nın ve dünyanın kaderinde söz sahibi devletlerin arasına soktuğu düşünüldüğünde,  ‘Büyük Petro’ sıfatıyla anılırken, kimi tarihçiler tarafından ‘Deli Petro’ olarak anılmaktadır. Rus tarihinin en etkili Çarı I.Petro, 18. yüzyıl başlarında sessiz sakin olan ülkesini batıda İsveç’le güneyde Osmanlılarla yaptığı savaşlarla ülkesinin toraklarını genişletti, güneyde Karadenize, batıda Baltık denizine ulaştırmıştır. Bizim aleyimize ve hoşumuza gitmesede ülkesini süper güç yapmayı bilmiştir.

-Geri, feodal, yoksul ve köylü bir toplumu nasıl bir sanayi toplumuna dönüştürdü?
-Bu çok uzun sosyal, toplumsal, ekonomik ve tarihi acıdan tartışılması gereken önemli bir konu, elbette I. Petro’nun lider öncülüğü çok önemli, kısaca bir kaç kelime ile söylersem; başarısının sırrı, batı düşüncesini Rus geleneği ile birleştirmesi yatıyordu, yaptığı reformlarla Rusya’nın Avrupa’nın gerisinde kalmasını önlemiştir.

Kuzey kutbuna olan yakınlığı yani coğrafi özelliği nedeni ile Baltık Denizi denize yakın bölgelerde ve aynı paralele tüm coğrafyalarda her yılın iki ayında beyaz geceler yaşanır. Mayıs ayının ortalarından Temmuz ayının ortalarına kadar süren beyaz gecelerde güneş takriben 03,00’te doğar ve 24,00’te batar.
Bu ‘beyaz geceler’ doğanın bir mucizesi. Gecenin yarısında her taraf aydınlık. Gece yarısında alaca karanlık başlıyor, sabahın ikisine kadar hava kararıyor, sonra gene aydınlanıyor.

1 Temmuz 2015 yaz sabahı saat 08.00 da St.Petersburg limanındayız, deniz sakindi, serin parçalı bulutlu bir yaz sabahı, kasvetli ve sisli bir Rusya’dayız.  Fırsat buldukça eşimle birlikte yurt içi ya da yurt dışında uzun antik kent gezilerine, uzak yakın ülkelere, bilinçdışı zaman yaşanmışlıklara yolculuğa çıkmayı severiz.  Yolculukları, yazmak ve yaşamak arasındaki gel-gitler, sırf muhabet olsun diye yazmak benim en sevdiğim şeydir.  Zaman alıcı yolculuklar yapmak, yaşamak ve yazmak,
Kısaca yazı ve yaşam meselesi.  Yaşamak mı?
Yazmak mı?  Yanıtı yaşamak olur.  Arkasında hemen başka bir soru,  ‘Yaşamak dururken niye yazasın ki?’  ‘Çünkü sonsuza dek yaşayamazsın.’St. Petersburg, Neva nehrinin Baltık denizine döküldüğü delta üzerinde kurulmuş temelleri 1703 yıllında atılmış, köprülerle birbirine bağlanmış 42 adadan oluşuyor ve üç yüz yıllık bir liman kentidir. Rusya’nın batıya açılan medeniyet penceresidir.
St.Petersburg Çar Büyük Petro tarafından kurulmuş ve o zaman adı Petrograd olarak konmuş. 1917 Bolşevik ihtilalinden sonra ihtilalin lideri Lenin’e ithafen adı Leningrad olarak değiştirilmişse de şehir bugün St.Petersburg olarak tanınmaktadır.
St. Petersburg; Dostoyevski, Çaykovski, Puşkin ve Gogol gibi dünyaca ünlü Rus edebiyat ustalarını bünyesinde barındırmış bir kültür ve sanat merkezi olmuştur.
Şehirin güzelliği Beyaz geceler festivalinden, kış gecelerindeki tiyatro, bale ve konser gösterilerine kadar kendine özgüdür.
Çar 1.Petro zamanlarından ikinci dünya savaşına  kadar geçen zamanlarda şehir dramatik ve zengin bir çok hayatlar yaşamıştır.
Puşkin bu şehiri Rusya’nın Avrupa’ya açılmış kapı olarak değerlendirirken,
Dostoyevski ise Petrograd’ı yapay bir şehir olarak yorumlar. Bu düşüncelerine paralel olarak, yazarın yazılarındaki karakter ve kahramanlarının çoğu bu şehirden olduğu yazılır.
St.Petersburg, Neva Irmağının deltasında bulunan kırk iki adanın üstüne kurulmuştur. Neva, Boğaziçi kadar geniş bir nehir. Seine, Thames, Tiber filan, birer küçük ırmak gibi kalır.
I.Petro St.Petersburg’un kuruluşunda,  Venedik ve Amsterdam’ı kopya etmiştir, şehir kazıklar üstüne kurulmuş, kanallarla ve köprülerle birbirine bağlanmış bir şehir.
5 milyon nüfuslu, Rusya’nın en büyük en güzel kentlerinden biri.Hermitage Müzesi;
Rus Çar’larının kışlık sarayı Hermitage, Rus mimarisinin en görkemli yapılarından bir tanesi, gördüğünüzde etkilenmemeniz mümkün değil. Çar ve Çariçe Katerina’nın kışlık sarayı olarak Neva Nehri kıyısında yapılan Hermitage kelime olarak inziva yeri anlamına geliyormuş.
Bu gün bu saray müze olarak kullanılıyor. Dünyanın ikinci büyük müzesi olan Hermitage bu kentte görülmesi gerken yerlerin başında gelir. Müze beş büyük sarayın birleşmesi ile oluşturulmuş, bünyesinde üç milyondan fazla eser bulundurmaktadır. Müze dünyanın en büyük resim koleksiyonuna sahip.
Paris gezimizde Louvre müzesini üç yıl önce kendimiz gezmiştik, kimsenin hadi hadi gidiyoruz diye telaşlandırmadığı, bol fotoğraf çektiğimiz bir gezi olmuştu.
Hermitage’i ise Rus rehber eşliğinde gezdik. Önemli noktalara vurgu yapıp çok hızlı gezmek zorunda kaldığımız bir gezi oldu. Ama yine de çok keyif aldığımız bir geziydi.
Hermitage’ı görünce Ruslar gezmek ve dolaşmakla hiç bitmeyen bir müze yapmışlar.
Antik Mısır, Helenistik, Roma, Bizans ve İslam uygarlığına ait eserlerin yanında, Leonardo Da Vinci, Van Gogh, Rembrand, Rafael gibi ressamların tabloları bulunmaktadır.  Voskresenia Khristova Kilisesi,  İnşaatı 1883 tarihinde başlayıp 1907 yıllında tamamlanmış bir Ortodoks kilisesidir. ‘Gribodov Kanalı’nın kıyısında inşa edilmiştir.
Firuze’nin kulağına eğilerek,  -Hadi anlat bakalım bu kilisenin ne özelliği var?  -Bu kilise göz alıcı kırmızı mimarisi, içindeki betimlemeler ve girift mozaikler ile St.Petersburg’un ana turistik birimlerindendir.  -Bunu görüyoruz, rehberde anlatıyor, bilmediğimiz başka şeyleri söyle.  -Sabredersen söyleyeceğim,  -Evet  -Bu kilisede olan en önemli olay, Rus Çarı II.Alexander’ın öldürülmesidir. Rus Çarı bu kilisenin yanında suikast sonucu öldürülmüştür. Bu nedenle öldürüldüğü yere bir anıt dikilmiştir.Çarın Yazlık Saray
İkinci günümüzde ünlü şair ve yazar Puşkin’in doğup büyüdüğü Puşkin kasabasına ve Çarın yazlık sarayına gidiyoruz.
Çarın bu yazlık sarayını gezmeden önce bol fotoğraflarla geziyi hatıralandırıyoruz. Sarayın girişinde Puşkin’in heykelini görebilirsiniz.
Sarayın içi muhteşem, her oda resim sanatı ile süslenmiş, ihtişam, görkem, paha biçilmez süs eşyaları, biblolar, şömineler.
Sarayın içinin görkemi gibi bahçesi de muhteşem, aslında buna bahçe demek de haksızlık olur. Çok büyük bir arazi üzerine kurulmuş, nehir, gölet, çiçek bahçeleri, ormanlık alan. Bu bahçeyi anlatmak kelimelere sığmıyor, hani bir söz vardır; anlatmakla olmaz, görüp yaşamak lazım. Saray ve saray bahçesinin her köşesi ayrı bir sanat, ayrı bir espiri ve ayrı bir bulmaca.
Sarayı dolaşırken dikkatimizi çeken bir resim; Çeşme önlerinde Osmanlı donanmasının yakılmasını tasvir eden büyük bir tablo Katerina’nın odasında yer alması, bu resim bana batılı devletlerin ve de Rusya’nın çok belirgin bir haçlı mantığının Osmanlı ve Müslüman düşmanlığının ne kadar çok bilinçaltlarını, düşünce şekillerini, yaşam tarzlarını etkilediğinin göstergesi.
-Firuze rehberin anlattığı Çeşme önlerindeki Osmanlı Donanmasının yakılmasını anlatan resim hakkında ne düşünüyorsun?
-Ne düşünebiliri ki, aynı düşünce şekillenmelerini batılı her hangi bir müzedeki resimlerde, heykellerde de  görebilirsin. Aşırı iyimser olmaya gerek yok, yüzlerce yıldır oluşmuş haçlı önyargısını, İtalyada, İspanyada, Fransa’da ya da herhangi bir balkan ülkesinde, orta avrupanın herhangi bir ülkesinde çok rahat sıradan bir gözlemci olarak tanık olamadık mı?.  -Doğru.  Sekiz gün süren Beyaz Geceler ve St. Petersburg gezimizin son beyaz gecesinde, insanlar sokaklarda her zaman olduğu gibi el ele dolaşan insanları düşünürken  gece yarısına varmışız. St. Petersburg’da, güneş inmeye başlarken kızılaştı, giderek bordoya dönüştü, güneş uzun bir gri renklerle sağa-sola doğru yol aldı. Grinin siyahlaşmasında ışıkların etkisi arttı, herşeyin etkisi azaldı. Gökyüzündeki sayısız grilere, kuzeyden ta kutuplardan gelen uzun mor, mavi, kırmızı, siyah, beyaz, sarı ve kızıl renkler eklenmiş bir derinlik, en etkili renkler arası ilişki, sonra gece giderek koyulaştı.
Beyaz bulut kümeleri arasında akşamın kızıllığının alacakaranlığa dönüştüğü anlar, işte o anlarda gökyüzü ile yeryüzü, böylesine sevdalarını açığa vurur sevişmeye başlamışlar gibi, altta deniz üst gökyüzü, yaklaştı birbirine.  Gemilerin koyu renkleri yavaş yavaş kayboldu.  Deniz ve yer koyu gri..

CategoryGezi Notlarım

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77