Bir virüsün hayatlarımızda yaptığı değişiklikler inanılacak gibi değil.

Şu anda dünyanın her yerinde yaşayan insanlarla eş zamanlı ortak bir durumla, ortak bir düşmanla karşı karşıyayız,  Dünyanın iki yüz ülkesindeki halklarıyla covid-19 salgını nedeniyle insan odaklı aynı anda aynı duyguyla hayatta var olma çabası içinde olmak muhteşem bir şey.

Hayatlarımızın akışı değişirken, belirsiz birçok olguları iç içe farklı şekillerde yaşıyoruz.

 İnsanoğlu seçilmiş olduğunu, dünyadaki her şeyin insanlar için yaratıldığını düşünüyor, dünyayı kendilerine uydurmaya çalışıyor. Yaban hayatını yağmalayıp duruyorlar. Yaban hayvanlarının doğal yaşamlarını bozup onların özgürce yaşamalarına saygı göstermiyor. Dünyanın her tarafındaki canlıları, yaban hayvanları yakalıyor, öldürüyor ve yiyorlar. Hastalıklarımızın nedeni kendi vücutlarımızda ki virüsler değil. Yaşam tarzlarımızla ve beslenme alışkanlıklarımızla, başka hayvanların üzerindeki virüsleri yediklerimizle vücudumuza alıyoruz ve hastalanıyoruz. Yaptıklarımızla, aç gözlülüğümüzle dünyanın ekolojik dengesini bozuyoruz. İnsanlarda memeli bir türdür. Bizim dışımızdaki hayvanlarında bu dünyada yaşama hakları vardır. Hayvanların ve diğer canlıların insanların yemesi için dünyaya getirildiği masallarına inanmayın.

 Hava kirliliği, küresel ısınma, buzulların erimesi, karbon ayak izi gibi konularda kişiden, topluma, ülkeye, ülkelerden kıtalara, kıtalardan tüm dünyaya yapılan bir değerlendirme ile görülecektir ki, kişisel ihtiyaçlar düzeneği, son tahlilde dünyayı da etkileyen, dünya düzeni, dünyanın fiziksel ve insanın sağlığı ile direkt ilgili olduğu bu yaşadığımız salgın günleri bunun göstergesidir. Salgın sürecinde oluşan stres ve tepkilerin bir kısmı normal hatta uyuma yöneliktir.

Yaşanan stres insanların bağışıklık sistemini nasıl etkilemektedir?

Bağışıklık sistemi vücuda yayılmış olan dokular ve vücutta dolaşan hücrelerden oluşur. Dokular, merkezi lenfoid dokular (kemik iliği, timüs) ve çevresel lenfoid dokular (lenf düğümleri, dalak mukozası, ilişkili lenfoid doku) olarak sınıflanmış özgün yapılar olarak organize olmuşlardır. Sindirim sistemi, pulmoner bölge ve deri gibi dış patojenlere açık olan bölgeler, bağırsaklardaki Peyer plakaları gibi özgünleşmiş dokuları içerir. Bütün  bağışıklık hücreleri kemik iliğindeki hematopoetik monositleri kök hücrelerinden köken alırlar. Stokin ve hormonlar gibi sinyal gönderen moleküllerin etkisi altında bu hücreler myeloid ya da farklılaşma yollarıyla  gelişirler.

Myeloid hücre dizisi monositleri ve nötrofil, bazofil, eozonofil gibi granulositleri içerir. Monosit ve bazofiller farklılaşmaya sırasıyla makrofaj ve mast hücreleri olarak devam ederler ve  vücut genelinde dokularda yerini alırlar. Lenfoid hücre dizisi B hücreleri, T hücreleri ve doğal öldürücü (natural killer, NK) hücreleri kapsar.

Kemik iliğinde üretildikten sonra B lenfositli olacak hücreler kemik iliğinde olgunlaşırken, T lenfositleri olgunlaşacakları timüse giderler. Bu nedenden dolayı kemik iliği ve timüs birincil bağışıklık dokuları olarak adlandırılırlar. Olgunlaşmadan sonra hücreler dolaşıma katılarak, dolaşımdaki patojenlerle etkileşime girecekleri ikincil bağışıklık dokularında (dalak ve lenf düğümler gibi) yerlerini alırlar.

Kök hücre dizilerinin myeloid ya da lenfoid bağışıklık hücrelerine dönüşümü ve bağışıklık slsteminin düzenlenmesinde sitokin adı verilen bağışıklık sinyal faktörleri dahil bir çok aracı rol oynar. Sitokinler, aktive olmuş lenfositler, mikroglia, endotel hücreleri, adipositler gibi hücreler tarafından oluşturulurlar.

İnsan bedensel ve ruhsal yapı olarak birbirine bağlı iki ayrılmaz komponenttir. Klinik psiko-nöro-endokrin-immünolojik (PNİ) sistem ileri bir bilim dalıdır. Beden ve bedeni oluşturan organ sistemleri, psikolojik, nörovejetatif, endokrin sistem, immün sistem kendi aralarında bir bütünlük oluşturur. Bütün bu sistemler çevreden gelecek pozitif ve negatif olaylardan etkilenirler. Aslında hastalıklar insanın Bio-Psiko-Sosyal dengesinin bozulmasından kaynaklanır. İnsanın iç ve dış çevreyle değişmeyen devamlı gelişen bir şekilde iletişimi vardır.

Bu yüzden psiko-nöro-endokrin-immünolojik sistem modeli; İnsan psikolojisi, bağışıklık sistemi ve hormonal sistemi oluşturan önemli bir bilim alanıdır. 

Bağışıklık sisteminin ne kadar karmaşık olursa olsun, bu sistemin ne kadar ince ayarlanmış olduğunu ve sağlığın korunmasında bağışıklık sisteminin ne kadar gerekli olduğunu göstermektedir.

Bu ne anlama geliyor? Bu durumu yaşadığımız süreçte daha iyi anlıyoruz. Wuhan’dan dünyaya yayılan, yani dış çevreden  gelen ve insanlara bulaşan corona virüsü negatif ve olumsuz bir olaydır. Sonuçta virüs tüm dünyayı, beden sağlığımızı, ruh sağlığımızı, bağışıklık sistemimizi ve tüm bunlara bağlı hormonal sistemimizi olumsuz etkiliyor mu? Etkiliyor.

İnsan bedensel ve ruhsal bir bütündür. Bedende oluşan bir rahatsızlık nasıl psikolojinizi etkiliyorsa, yaşadığınız stres, kaygı ve depresyonda beden yapınız üzerinde olumsuz etki yaratacaktır. Yaşanan bu izolasyon sürecinde  ruhsal olarak etkilenmemek oldukça zor gibi görünüyor. Daha önce ruhsal problemleri olmayan bireylerin ruhsal sorun yaşaması olasılığının yüksek olması yanında, daha önce ruhsal sorunlar yaşamış bireylerin hastalıklarının tekrarlama olasılığı da bulunmaktadır

Enfeksiyonun travmatik doğası, bireylerde şok duygusu ile birlikte ölüm korkusu ve başkalarının ölümüne ya da ölüm haberlerine tanıklık etmek; kişilerde bu durum başlangıçta akut stres bozukluğu ve travma sonrası stres bozukluğu olarak yaşanması muhtemeldir. Bu dönemde bireylerde huzursuzluk, gerginlik, yerinde duramamaktan, aşırı irkilme tepkileri, uyku düzenlerinde bozukluk, kabus görme, uyuşukluk hatta düzensiz davranışlar  görülebilir.

Normal zamanlarda toplumda yaygınlığı oldukça yüksek olan psikolojik sorunların, mutsuzluklarının daha kötüye gidebileceği, geleceği karamsar olarak görme duyguları, işlerini kaybetme ve işsiz kalma duyguları depresyonun görülme sıklığı pandemi dönemlerinde daha da artmaktadır. 

Toplumu yanlış yönlendirme, bilgi kirliliği, muhtelif komplo teorileri, gerçek olmayan bilgiler, gelecek kaygısı bireylerde paniğe ve depresyona dönüşebilir. Hatta bu kaygılar artarsa paranoya ve disossiyatif davranışlar da ortaya çıkabilir. Bunu daha önce dünyanın muhtelif yerlerinde yaşanmış epidemi ve pandemilerden biliyoruz. 

Stres, kaygı veya depresyonun corona virüs salgınına etkisi ile ilgili elimizde kesin veriler yok. Kabul gören düşünce stres, kaygı ve depresyonun bağışıklık sistemini baskıladığı ve olumsuz etkilediği şeklindedir. Genel hakim olan düşünce, hastalık tanısı koyulduktan sonra psikolojik faktörlerin daha fazla etkili olacağı görüşünü destekliyor. Otoimmün hastalıklarda çok yüksek  stres seviyeleri, hastalık aktivetesini önleyen hormon seviyesinde azalma olduğu bildirilmiştir. Araştırmalar bağışıklık ile ilgili hastalıklara yatkınlığın genetik faktörlerle ilgili olduğu yönündedir. Bu nedenle eğer stres, kaygı, depresyon ve diğer psikolojik faktörler bozulmuş bağışıklık fonksiyonu ile ilişkili ise, bu faktörlerin etkisi, bağışıklık fonksiyon bozukluğuna genetik yatkınlığı olan hastalarda daha etkili olduğu görülebilir. 

Psikiyatrik rahatsızlıklarda sinir, endokrin ve bağışıklık ilişkisi içinde en dikkati çekici major depresyonlarda bağışıklığın değişimidir. Depresyona eşlik eden bağışıklık değişiklikleri azalmış lenfosit sayımı, artmış nötrofil sayısı, periferal kan lenfositlerinin azalmış mitojen yanıtı ve azalmış NK hücre aktivitesidir.

Tekrarlayalım insanız korkabiliriz, bu çok doğal. Aslında korku değerli bir duygudur, önemli olan korkuyu kaygıya, paniğe ve depresyona dönüştürmemek.

En çok ihtiyacımız olan şey sakin kalmak, paniklememek ve korkularımıza teslim olmamak.   

Doğru bilgi çok önemli, günümüzde bilinçli ya da bilinçsiz doğru bilgilerin, yanlış bilgiye dönüştürüldüğünü ve toplumların bir bilgi kirliliği ile karşı karşıya olduğunuzu unutmayın, Bilende bilmeyen de konuşuyor, Bilgi kirliliği ve komplo teorileri ortada o kadar çok var ki! 

Şunu  unutmamak gerekir ki, insanlar karmaşık bir gerçeklikten ziyade basit bir yalanı kabullenmeye daha yatkındırlar. Her nedense sebebini  ve sonuçlarını bilemediğimiz çoğunluğun inandığına inanmak insanların işine geliyor. Süreci belirsiz bu durum sonrası pek çok kişinin, kendi eski işlerini yönetecek sermayesi olmayabilir.  Ülkemizin ekonomik ve eğitim şartları düşünülürse dezenformasyona dikkat etmek,  gerçek bilgi doğru bilgi edinmek, komplo teorilerinden ve bilgi kirliliğinden kaçınmak gerekir. Çaresizlik pompalayanları dinlememek. Virüslerden bedenimizi korurken, zihinlerimizi ve psikolojilerimizi de bilgi kirliliğinden korumayı unutmayalım.

Fiziksel izolasyonu başarı ile uygulayan kişilerin hayatta kalma şansları oldukça yüksek görünmektedir.

Herkesin aklındaki soru, hayat ne zaman normale dönecek? 

Elbette bu zor günlerde geçecek, normal günlere dönecek ve sıkıntıları da aşacağız. 

Doğal afetlerde, pandemik salgınlarda; insanın doğaya karşı mücadelesinde organize olmaya, sosyal destekle, insanı dayanışmayla, ortak payda ve ortak mücadele ile aşabiliriz.

Dr. Ali GÖK

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77