TÜTÜN YA DA SİGARA BAĞIMLILIĞI

806x378-son-dakika-tutun-satisi-yasak-mi-sarma-sigara-yasaklandi-mi-resmi-gazetede-yayimlandi-1593172559069-1

Dünyaya geldiğimiz anda yaptığımız ilk şey derin bir nefes almaktır, Bu dünyaya merhaba demektir. Bu dünyayı terk ederken yaptığımız son şey ise nefes almaya son vermektir. Son nefesi vermekte hayata bu dünyaya veda etmektir. Doğum ile ölüm arasında olup bitenler ömrümüzü oluşturur. Anlayacağınız ömrümüz nefes almamıza bağlıdır.

Hayatımız sürekli olarak enerjinin kullanıldığı bir süreçtir. Beden ısısını korumak, düşünebilmek, duygulanmak, hareket etmek, hastalıklarla savaşmak, yeni hücreler oluşturmak gibi toplamını hayat olarak tanımladığımız her şey için enerjiye ihtiyaç duyarız.

Çoğu insan enerji sağlamakta en büyük önemi yiyeceklerin taşıdığını sanır. Ancak doğa bunu başka türlü ayarlamıştır.

Haftalarca yemek yemeden, günlerce su içmeden yaşayabilecekken hava olmaksızın birkaç dakika yaşayabileceğimiz basit bir hayat gerçeğidir..

Sağlıklı beslenmek suretiyle ömrümüzü 10-20 yıl uzatabileceğimiz kanıtlanmıştır. Sağlıklı beslenmeyle birlikte doğru nefes almak ömrümüzü 30-40 yıl uzatabilir.

Küçük çocukların nefes alışlarını izlemeye çalışın. Küçük çocuklar nefes alıp verirken karın kaslarını ve özellikle diyafram denilen bir ana kası kullanarak genleşir ve kasılır. Bu şekilde nefes alındığı zaman, akciğerlerin orta ve alt bölümlerine hava girmesini sağlayan bol miktarda yer açılır. Nefes aldığımızda akciğerlerimize ne kadar çok oksijen girerse, ciğerlerimiz o kadar iyi havalanır ve kanımızdaki eritrositler enerji oluşturmak için o kadar çok oksijeni soğurarak taşıyabilir. Bu şekilde nefes almaları sayesinde çocuklar dinç, hareketli ve mutludurlar.

Erişkin insanlar tamamen farklı bir şekilde nefes alırlar. Yıllar geçtikçe fiziksel olarak daha az hareketli bir hayat sürdükçe, omurgamızda duruş bozuklukları ortaya çıktıkça, şişmanladıkça vs. daha farklı nefes almaya başlarız.Nefes aldıkça göğüs kafesimiz şişer, karnımız içe çekilir, omuzlarımız ve köprücük kemiğimiz yukarı doğru hareket eder. Bu şekilde nefes aldığımız zaman, akciğerlerimiz yalnızca en üst kısımlarıyla ve sınırlı olarak kullanılmış olur. Bu durumda genellikle yeterince hava alınamaz ve bu yüzden daha sık nefes alma ihtiyacı duyarız. Aşırı şişman insanlarda bu durum daha dikkat çekicidir. Dolayısıyla akciğerlerimize nefesle çekilen az miktarda oksijen ulaşır. İşte böyle durumlarda akciğerler yoğun olarak üst bölümleriyle çalışır. Aşırı çalışan akciğer hücreleri bu nedenle vaktinden önce yıpranırlar ve böylece akciğer dokusunda ölü, etkin olmayan hücre katmanları oluşur.

Yaşlandıkça akciğerlerimizin daha fazla bölümü nefes alma işleminin dışında kalır. Bedenimiz sürekli oksijen açlığı çeker. Bu durum yalnızca solunum hastalıklarına değil, ayrıca dolaşım sistemi, pankreas, karaciğer, böbrek, mide hastalıklarına ve pek çok sağlık sorununa yol açar.
Oysa ki diyaframı daha iyi kullanarak, yaşlanmamızı otuz-kırk yıl erteleyebilir ve pek çok hastalıktan kaçınabiliriz. Doğru nefes almak sağlıklı olmanın ve uzun bir hayat sürdürmenin garantisidir.

Bu doğal süreç ve davranış dışında ve yukarıda anlattıklarımız dışında tütün içen kişilerde durum nedir?

 

Tek kelime ile berbattır.
Yanlış nefes almaları ile birlikte, tütün içenlerin bedenleri, tütün içtikleri için sürekli olarak oksijen yokluğu çeker ve oksijene aç bir hal alır. Bedenlerindeki oksijene aç hücrelerin varlığı, pek çok hastalık için açık bir kapı yaratır.
İki yıl boyunca günde on sigara içen bir tiryakinin bedeninde iki kilogram zehirli katran birikir. On yıl sigara içtikten sonra bu miktar dört kilograma çıkar. Yirmi yıldır sigara içen birinde ise altı kilogram zehirli pislik birikmiştir. Bu zehirler bedenin her yerine dağılmıştır.
Kalp rahatsızlıkları, kalp krizleri, kan dolaşım bozuklukları, kangren, akciğer ve solunum yollarında sürekli enfeksiyon sonucu tahribat, bronşit, amfizem, astım, başta akciğer kanserleri olmak üzere,yemek borusu, ağız içi, burun, boğaz, gırtlak, pankreas, böbrek ve kan kanserleri, cildin erken yaşlanması, tatlı ve koku alma duyularında azalma, sindirim sistemi rahatsızlıkları, ülser, kadınlarda menopoz ve kısırlık, damar genişlemeleri, erkeklerde iktidarsızlık ve kısırlık, bacak ağrıları ve daha pek çok rahatsızlık birkaç dakikalık sigara içme keyfinin yarattığı sonuçlardır.
Bir kısmını yukarıda saydığım son derece ağır rahatsızlıkları oluşturan sigara, içerek kendi kendinize yaptığınız zehirlemenin ve de sağlığımızın en büyük düşmanı olduğunun kanıtı değil mi?

 

Günlük yaşamın çok geniş bir kesitini kapsayan iş hayatında, sağlık ve verimlilik açısından sigaranın olumsuzlukları nedeniyle etkilenmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), her gün en az bir kere bir tütün ürününü içenleri “düzenli içici”, her gün içmeyenleri ise “düzensiz içici” olarak tanımlar. Yine DSÖ verilerine göre çoğu gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere 1 milyar 300 milyon kişi sigara içmektedir. Erkeklerin yüzde 47′ si, kadınların ise yüzde 12′ si sigara tiryakisidir. Türkiye’de ise erkeklerin yüzde 63’ü, kadınların yüzde 24’ü olmak üzere 28 milyon kişi sigara içmekte olup bu rakamlar genel dünya ortalamasının çok üzerindedir. Bu nedenle ülkemizde “sigara bağımlılığı mücadelesi” çok önemli ve büyük bir sosyal sorumluluk gerektirir.

Sigara ve tütün tüketimi yılda ortalam 100 bin insanımızın hayatına mal olmaktadır! Sigara; yol açtığı ölümcül hastalıklar nedeniyle, insan sağlığını doğrudan etkilemekle kalmamakta; neden olduğu “fiziksel ve psikolojik bağımlılık”, kişinin yaşam kalitesini de düşürmektedir. Üstelik sadece bağımlının sağlığı ve yaşam kalitesi değil, tüm yakın çevresi de benzer biçimde zarar görmektedir.

Sigara nedir?

Sigara, zehirli bir bitki olan tütünün, ince bir kâğıt içine sarılmış halidir.

Bu basitçe tarif edilen madde nasıl oluyor da “afet” haline, “terör” haline gelebiliyor?
Çünkü sigara dumanında vücudumuz için zararlı, “4 bin”den fazla madde bulunuyor! Bunların içinde en tehlikelileri nikotin, karbonmonoksit ve katrandır.

Nikotin: Bağımlılık yapar. (Tıpkı alkol, morfin, esrar, eroin gibi )
Karbonmonoksit: Kanın oksijen taşıma yeteneğini azaltır.
Katran: Kanser yapar.

Tütün dumanında bulunan diğer bazı zararlı maddeler:

Aseton (Boya sökücü), Bütan (Çakmak gazı), Amonyak (Temizlik maddesi), Arsenik (Fare zehiri), Siyanür (Öldürücü zehir), Naftalin (Zehir), Kadmiyum (Akü yapımında kullanılır), Metanol (Roket yapımında kullanılır), Radon (radyasyon), Toluen (tiner), vb…

İnsanları yıpratan ve ölüme yaklaştıran bir “bağımlılık objesi” olan sigaranın, diğer bağımlılık yapan alkol ve uyuşturucu maddelerden farkı, olumsuz etkilerinin onlar kadar “çabuk ortaya çıkmayışı”dır. Yani sigarayı kullanmaya başlama zamanı ile hastalıkların ve ölümün ortaya çıkması arasında “uzun bir zaman aralığı” vardır. İşte bu “sinsi” davranışı nedeniyle diğerlerinden “daha da tehlikelidir.

TÜTÜN VE TÜTÜN BAĞIMLILIĞI

Bazı araştırmacılar dünyada tütünün ilk bulunduğu yerin Afrika veya Asya olduğunu iddia etseler de bugün ilk olarak tütünün  ve tütün  etkilerinin yenidünya olarak adlandırılan Amerikan kıtasını  keşfeden  Avrupalılar tarafından fark edildiğini biliyoruz. Tütün dünyanın diğer bölgelerinde bilinmez iken Kuzey ve Güney Amerika yerlileri tarafından yaygın biçimde kullanılıyordu. Colomb’un yeni dünyaya ilk ayak bastığı yer olan San Salvador’da yerliler kendisine kuru tütün yaprakları hediye etmişti. Colomb ve beraberindekiler muhtemelen  bu kuru tütün yapraklarının sarılarak sigara şeklinde içildiğini de bu yerlilerden  öğrenmişlerdir. Amerika kıtasını keşfeden Avrupalılar tütünün Avrupa başta olmak üzere dünyanın diğer bölgelerinde tanınmasına ve yayılmasına neden olmuşlardır.

Tarih kitaplarında yeni dünyada tütün ile tanışan  denizcilerden biri olan Rodrego de Jerez’in  tütün içmeyi zamanla ciddi bir alışkanlık haline dönüştürdüğünden  ve bu ”Şeytani Alışkanlığı” nedeniyle engizisyonda yargılandığından  bahseder. O dönem Portekiz’deki Fransız elçisi Jean Nicot  tütünün tıbbi faydaları olduğuna inanıyordu ve bitkinin tohumlarını Fransa’da da yetiştirilmesi için kraliyet ailesine göndermişti.

*Avrupa’da ilk kullanılmaya başlandığında tütün içme veya çiğnemenin veba gibi  ciddi hastalıklarından bile koruyan  edici etkileri olduğuna inanılıyordu.Tütün bitkisinin  şifalı etkileri ile ilişkili bu olumlu izlenimler ve düşünceler Kraliçe Victoria dönemine kadar süregelmiştir. Bu dönemden itibaren tütünün tedavi edici bir etkisinin olmadığı ve hatta aşırı tüketimi ile insanları kendine bağladığı inancı yaygınlaşmaya başlamıştır.İlk olarak 1604 yılında İngiltere’de Kral I.James ”Tütüne Karşı Sert Bir Yanıt” başlıklı tütünün geçmişte inanılan tüm faydalı etkilerinin  boş olduğunu ve tütün içmenin bir yararı olmadığını ortaya koyan bir bildiri yayınlamıştır. Bu bildiri tarihte tütün ve sigara içmeye karşı ilk tepkidir ve günümüzdeki sigaraya karşı kampanyaların  başlangıcı kabul edilebilir.Bu bildiride tütün içmenin yarardan çok zarar getirdiği  ve insanların ölümüne bile neden olabilecek bir kapı açtığı da  vurgulanmaktadır..

Sigara yüzünden her sene 6 milyon kişi ölmektedir,]yani her 10 ölümden birinin nedeni sigaradır.Dünya Sağlık Örgütü’ne göre Türkiye’deki erkeklerin %30’u ve kadınların %12’si sigaradan ölmektedir

*1880 yılında Amerika’da Kuzey Carolina eyaletinde James Buchanan Duke tarafından, tütünün sigara şeklinde seri üretilerek daha geniş kitlelere yayılması ve önemli kazanç sağlayan ticari bir ürün  haline getirilmesi gerçekleştirildi.Duke o zamana kadar elle tükürük kullanılarak sarılan tütünü daha ince ve seri şekilde sararak kullanıma sunan  bir makine geliştirdi. Günde 120 bin sigara üretecek kapasiteye ulaşınca da elinde kalan sigaraları satmak üzere 1889 yılında da ilk sigara reklamını yaptı. Duke sigarayı ciddi bir ticari ürün olarak pazarlayan ve reklamını yapan  ilk kişidir ve 20. yüzyıl boyunca sigaradan ölen 100 milyon kişinin katili olup olmadığı halen sorgulanmaktadır.

Tütün, Osmanlı topraklarına 17. yüzyıl sonlarında Cenova’lı denizciler tarafından getirilmiştir. Bir zaman sonra İskeçe ve Selanik’te üretimi başlamıştır. Yangınlara neden olduğu gerekçesiyle IV. Murat yasak getirmeye çalışmış fakat başarılı olamamıştır.

Tütün, Türkiye’de ilk defa Milas’ta 1583’te üretildi. 1598’den sonra İngiliz, Fransız ve Hollandalı tüccarlar tütünü başta İstanbul olmak üzere imparatorluğun büyük şehirlere getirmeye başlamalarıyla birlikte tütün ticareti ve tütün tüketimi yayıldı. Bu gelişme üzerine tütünle ilgili tartışmalar başladı. 

Yasaklar IV. Murad döneminde daha da sıkı hale geldi. 1633’te İstanbul’da büyük tahribata yol açan yangının sebebi tütün olarak gösterilince kontroller artırıldı. 1640’ta IV. Murad’ın ölümünün ardından yasağın etkisi azaldı. Tütün içtiği bahanesiyle Halep kadılığından azledilip Kıbrıs’a sürülen Bahâî Mehmed Efendi’nin şeyhülislâm olduktan (1649) sonra tütünün mubahlığına dair fetva vermesiyle yasaklama gevşedi; fakat kaldırılması konusunda ferman da yayınlanmadı. Devletin 1688’de tütünü resmen vergilendirmeye tâbi tutması onu kabullendiği anlamına geliyordu.

Tütün, Sultan Birinci Ahmed döneminde, 1609’da yasaklandı. Yasaklar Dördüncü Murad zamanında sıkı şekilde uygulandı. Tütün ekme ve içme yasağı bazı aksamalarla 1649’a kadar sürdü. Şeyhülislam Bahâî Efendi’nin 1649’da tütünün mubah olduğuna dair fetva vermesinin ardından yasak resmen kalkmasa da uygulanmaz oldu.

Yasağın kalkmasıyla birlikte 17’nci yüzyılın ortalarından itibaren Makedonya, Marmara ve Ege bölgeleri ile Halep ve Lazkiye’de tütün ekimi yoğun olarak yapıldı. 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında imparatorluğun yüzde 38’inde, 150 bin çiftçi 1 milyon dönümde tütün tarımı yapıyordu. Selanik, Yenice-i Karasu, İzmir, Lazkiye, Halep, Şam, İskenderiye, Kahire ve Samsun gibi şehirler tütün ticaretinde öne çıktı. Tütün esnafı 18’inci yüzyılın ilk çeyreğinde lonca teşkilatı içinde örgütlendiler. Tütün 1688’de gümrük vergisine tabi tutuldu. Tütün tarımından da vergi alınmaya başladı. Tütün zamanla o kadar önemli bir ürün hâline gelmişti ki imparatorluk yönetimi 1861’de ithal edilen maddelerin gümrüklerini yüzde 5’ten yüzde 8’e çıkartırken, ham tütünün ithalini yerli üretimi ve ticareti korumak amacıyla tamamen yasakladı. Mamul tütün ürünlerini de o zamana kadar hiç görülmemiş bir şekilde yüzde 70-75 oranında vergilendirdi

Osmanlı Devleti’nin anlaştığı Fransız Reji şirketi İzmir, İstanbul ve Samsun’da sigara fabrikaları kurmuştur. TBMM Hükûmeti İstiklal Harbi başlarında anlaşmayı feshetmiş, yerine Tekel kurulmuştur. Tekel kurumu 1984’te çıkan yasa ile yabancı sigaraları ithal ederek satışına başlamıştır. 1986’da devletin tütün tekeline son verilmiştir[

Tütün  kullanımına karşı 1960’lara  kadar dünyada ciddi bir engelleme veya karşı kampanya olmamıştır.Tütün  endüstrisi ve ticareti dünyada önemli bir gelir kaynağı, tütün ise bağımlılık yaptığı gerçeğine aldırış edilmeksizin kafeinden sonra en fazla tüketilen  madde olmuştur. Sigaranın  kanser ve bazı başka hastalıklarla ilişkili olabileceğine işaret eden ilk rapor 1964 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde Surgeon General tarafından yayınlanmıştır. İngiltere de Royal College of Physicians tarafından  1971 yılında daha kapsamlı ve benzeri bir rapor yayınlanmıştır. Bunu izleyen dönemde sigaranın  zararlı etkileri halk sağlığı  bağlamında yoğun biçimde ele alınmaya başlanmıştır.Yapılan bilimsel araştırmaların büyük çoğunluğu sigaranın  akciğerler ve kalp üzerine zararlı etkilerini ve çeşitli kanser türleri ile doğrudan  ilişkisini göz ardı edilemeyecek bir şekilde ortaya koymuştur.1980’lerin  ortalarından  itibaren birçok ülkede sigara satış yaşına ve sigara reklamlarına kısıtlama getirilmiş, sigara tüketimine karşı yoğun bir kampanya başlatılmıştır. Bu kampanyalarda dikkat çekiçi nokta tütünün bağımlılık yapıcı özelliklerinden çok kanser ve bazı kronik  hastalıklarla ilişkisi nedeniyle halk sağlığına verdiği zararlar üzerinde üzerinde durulmasıdır. Bunun nedeni tütünün asıl bağımlılığa neden olan etkili maddesi nikotinin bu hastalıklar ile doğrudan bir ilişkisinin olmaması olabilir. Kanser ve diğer hastalıklara tütünün yanması sonucu ortaya çıkan zararlı maddeler neden olmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütügelecek 30 yıl içinde sigar nedeniyle 100 milyon kişinin hayatını kaybedeceği  uyarrısında bulunmaktadır. Bununla beraber tüm uyarılara ve ortaya konulan bilimsel verilere rağmen gelişmekte olan veya geri kalmış ülkelerde tütün tüketimi ve bağımlılığı her yıl ortalama %1.4  oranında artış kaydetmektedir.Dünyada halen tütün kafeinden sonra en fazla tüketilen  maddedir ve nikotin bağımlılığı en yaygın bağımlılık türüdür.

TÜTÜN VE NİKOTİN KAYNAKLARI

Tütün tüm dünyada yegane nikotin kaynağı olarak bilinir. Nikotin ise tütünün aktif etkili maddesidir. Tütün Nicotiana rustica  ve Nicotiana  tabakum isimli iki alt cinse ayrılan tütün bitkisinden elde edilir. Nicotiana ve nikotin isimlerinin kaynağı bitkiye yoğun ilgisiyle tanınan  ve bunun Avrupa’da yayılmasına vesile olan Fransız elçisi Jean Nkot’dur. Her iki cins fiziksel özellikleri farklı birçok tür içerir. Günümüzde en önemli nikotin kaynağı dünyanın birçok ılıman iklime sahip bölgesinde yetiştirilen Nicotiana tabakum bitkisidir Rustica cinsi daha çok Rusya ve Hindistan’da yetiştirilir. Normalde tütün bitkisinin bir yaprağı %6.17 oranında nikotin içermektedir..

Nicotina tabakum yaklaşık 2 metre boyunda yılda 2-3 kez hasatı yapılabilen uzun geniş ve sivri uçlu yapraklara sahip bir bitkidir. Tütün bitkisinin yaprakları kurutulup kıyıldıktan sonra ince sigara veya kalın puro şeklinde sarılarak ya da bir pipo içine yerleştirilip yakılarak dumanının  inhale edilmesi en yaygın kullanılan şeklidir. Böylece tütünün yanması ile oluşan duman akciğerlerinden geçerken nikotin akciğer dolaşımına doğrudan katılarak etkisini gösterir.Normal bir sigara 20 mg nikotin içermesine karşın yakılarak içildiğinde 1-1,5 mg nikotin alınır. Özel olarak hazırlanmış, tatlandırılmış ve kokulandırılmış tütün ağızda çiğnenmek suretiyle de kullanılabilir. Burada ağız mukozasından absorpsiyonu söz konusudur. Çiğneyerek tütün tüketimi daha çok Kuzey Amerika’da yaygındır.Tütünün yine özel imal edilmiş ve özel olarak kokulandırılıp tatlandırılmış enfiye şeklinde hazırlanmış formları da vardır.Enfiye şeklinde tütün  tozlarını buruna çekerek kullanıma eskiden, özellikle ortaçağ Avrupa’sında ruhban sınıfı arasında yaygındı. Tütün en fazla ve yaygın olarak sigara, puro veya pipo içinde yakılarak ve dumanı inhale edilerek tüketilmektedir.

NİKOTİNİN FARMAKOKİNETİK ÖZELLİKLERİ

Veriliş Yolu

Koka yapraklarından elde edilen kokain ve opiumdan  elde edilen morfin saf şekli ile rahatlıkla kullanılabilirken, tütünden  elde edilen nikotin asla saf olarak kullanılamaz. Saf nikotin oldukça toksiktir ve dozları kesinlikle kontrollü alınmalıdır. Saf nikotin  oldukça toksiktir ve dozları kesinlikle kontrollü alınmalıdır. Yeterince yüksek dozları istenmeyen  ciddi etkilere ve ciddi zehirlenmelere neden olur.Tütünün yakılarak dumanın inhale edilmesi veya çiğnenmesi suretiyle alınan nikotin  seyretilmiştir ve daha emniyetli bir şekilde kullanılabilir.

Absorpsiyon

Çiğnemek suretiyle kullanılan  tütündeki nikotin  ağız mukozasından  absorbe olur. Çiğnenen tütün yutulmaz.Belli bir süre çiğnedikten sonra tükürülerek atılır. Nikotin zayıf baz özelliğine sahiptir. pKa değeri yaklaşık 8 civarındadır. Enfiye şeklinde buruna çekilen tütündeki nikotin  nazal kavitede yer alan mukozal membranlar vasıtasıyla absorbe edilir.Bu yolla alınan tütünün az bir kısmı mide ve akciğerlere de kaçabilir.

Tütün yakıldığı zaman nikotin buharlaşır ve dumana geçer, akciğerlere geçen duman  içindeki nikotin akciğer yüzeyinin mukoz membranlarında çözülür ve absorbe edilir. İnhale edilen nikotinin yaklaşık %90’ı buradan kana karışır. Nikotin absorpsiyonunu belirleyen temel faktör inhale edilen dumanın yoğunluğudur. Tütün dumanındaki nikotin bir miktar ağız mukozasından da absorbe olabilir. Dumandaki nikotinin ağız mukozasından absorpsiyonu tükürük pH’sından etkilenir. Asidik tükürükte nikotin iyonize edilir ve absorpsiyonu azalır. Bu nedenle tütün dumanındaki nikotin daha çok ve etkili bir biçimde akciğerlerede absorbe olur.

Sigara şeklinde sarılmış tütünün ağız pH’ını asidik yaparken, puro şeklinde sarılmış pipo içinde yakılan  tütün  ağız ortamında pH yaklaşık 8,5 gibi bazik bir ortam sağlar ve tütünün  bu tarz tüketiminde duman içine karışan nikotinin iyonizasyonu %50’den azdır. Ağız mukozasından hızlı bir şekilde absorbe olur ve bu tarz tüketimde dumanı akciğerlere  göndermeye gerek yoktur.

Akciğerlerden absorbe edilen ve kana karışan nikotin doğruca kalbe ve oradan da beyne geçer. Bu direk ve etkili yol  nedeni ile kana karışan  nikotin, karaciğerde ilk geçiş  eliminasyonu gibi fire verdirici etkenlerden de kurtulduğundan, tek bir nefes sigara dumanı ile bile beyine oldukça etkin konsantrasyonlarda ulaşmış olur. Ancak beyindeki tam etkili nikotin  düzeyi tek bir sigara içimi ile sağlanmaz. Bu düzeye ancak bir sigara tüketimi boyunca ardışık çekilen  nefesler ile ulaşılır.

Nikotin ciklet, transdermal kontrollü salınım  bantları ve nazal sprey formlarında nikotin bağımlılığının  replasman  tedavisinde de kullanılmaktadır. Bant formunda kullanılan nikotin deriden absorbe olurken, ciklet ağız mukozasından ve nazal sprey burun mukozasından  absorbe olmaktadır. Bu uygulamalar içinde kanda nikotin düzeyinini sigara içimine en yakın  ve en hızlı sağlayan nazal sprey uygulamalarıdır.

Dağılım

Vücutta nikotin dağılımı veriliş yolu ve veriliş süresine bağımlılık gösterir. Tütün dumanının inhalasyonu sonrası dolaşımdaki nikotin  konsantrasyonu yüksek bir düzeye  ulaştığında, beyine geçiş  hızlanır ve kısa süre içinde beyinde de aynı ölçüde yüksek nikotin  konsantrasyonu oluşur. Yaklaşık olarak 30 dakika içinde nikotin beyni terk eder ve karaciğer, böbrekler ve midede yoğunlaşmaya başlar.

Nikotin kan-beyin  bariyeri başta olmak üzere vücuttaki birçok bariyeri kolaylıkla geçer. Plesentaya ve emziren  annelerde süte yüksek konsantrasyonlarda geçebilir. Ter ve salyaya da geçme özelliğine sahiptir.

Metabolizma ve Atılım

Böbrek yoluyla atılan  nikotin miktarı idrarın pH’sına bağımlılık gösterir. Eğer idrar pH’sı 7’nin  altında ve asit karakterli ise iyonizasyonu artar ve nefronlardan reabsorbe olması azalır.Sonuç olarak alınan nikotinin %30-40’ı idrar yolu ile vücuttan uzaklaştırılır. İdrar pH’sı alkaliye kaydığı durumlarda iyonizasyon azalır ve nefronlarda reabsorbsiyon artar. Bu durumda böbreklerin nikotin itrahındaki etkinliği azalır ve atılım yolu karaciğere kayar.

Nikotin karaciğerde sitokrom P-450 enzim sisteminin alt grupları tarafından metabolize edilerek inaktif metabolitlere dönüştürülür.Nikotinin karaciğerdeki metabolizması sigara içenlerde içmeyenlere göre çok daha hızlıdır.Nikotinin yarılanma ömrü bireysel değişkenlik sergilemekle beraber ortalama 30 dakika civarındadır. Nikotin  metabolizması kişiler arasında genetik yatkınlığa bağlı bireysel farklılık gösterir. Popülasyonun yaklaşık olarak %16-25’i nikotini metabolize etme konusunda genetik olarak eksikliğe sahiptir. Bu kişilerde nikotini elimine eden enzimler ya yoktur ya da yeterince faal değildir.Bu durum aslında kişileri sigara içmekten koruyucudur. Bu tip kişilerin hiç sigara içmedikleri ya da çok az sigara içtikleri gözlenmiştir.

TÜTÜNÜN ETKİLERİ

Periferal Sinir Sistemi

Çevresel sinir sisteminde nikotinin bağlandığı protein yapısında özel alıcılar bulunur.Bunların bir kısmı istemsiz kaslarda yerleşmiştir. Bunların nikotin ile uyarılması kaslarda titremeler/seğirmeler yapabilir..Genelde, sigara içimi sırasında alınan nikotin kalp hızını ve kan basıncını artırırken derideki kan basıcını artırırken  derideki kan damarlarında büzülmeye neden olur. Bu büzülme ciltten ısı kaybını azaltır, bu durumhem sigara içicilerinin soğuk temasa içmeyenlerden daha dayanıklı olmasının hemde ciltlerin daha çabuk kırışmasının  nedenidir. Ciltteki damarlarda büzülmeye bağlı olarak kan akımı da yavaşladığından sigara içenlerde cilt kızarıklıkları içmeyenlere göre daha zor ve yavaş oluşur.

Nikotin mide sekresyonunu inhibe ederken bağırsak aktivitesini ise stimüle eder. Bu nedenle, tütüne az tolerans olanlarda veya hiç tolerans olmayanlarda sigara içmek laksatif etki oluşturabilir.

Santral Sinir Sistemi

Nikotinin santral sinir sistemindeki etkileri karmaşıktır. Sinapslar üzerine doğrudan etkilerinin ötesinde, nikotin aynen perferal sinir sisteminde olduğu gibi adrenal bezler de dahil olmak üzere birçok bölgeden noradrenalin salıverilmesini de stimüle eder. Bu stimülasyon santral sinir sisteminin uyanç ve uyanıklıkla artış ile sonuçlanır ve bu durum EEG’de görülen alfa aktivitesinde azalma şeklinde yansır. Solunum medüller solunum merkezinin uyarılmasından dolayı artar. Nikotinin yüksek dozları solunum üzerine giderek olumsuz etkiler oluşturur. Yeterince toksik dozlarda nikotin solunumu sağlayan kasları kontrol eden nöromüsküler kavşakların yanı sıra solunum merkezinde de depresyona neden olarak solunumun tamamen durmasına neden olur.

Nikotin tarafından doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen başka bir beyinsapı merkezi de kusma merkezidir. Nikotin özellikle ilk kez alanlarda ve tolerans gelişmemiş olanlarda kusma merkezini uyararak bulantı hissinde artış ve kusmaya neden olur. İlk kez sigara içerenlerde nikotine bağlı bulantı hissi oluşabilir, ancak bu etkiye kısa sürede tolerans gelişir.

Beyin sapından  daha yukarıdaki yüksek bölgelerinde nikotin, dopamin ve noradrenalini nörotransmitter olarak kullanan  bölge ve sistemlerde bu nörotransmitterlerin  salıverilmesini de indükler. Bunlardan en önemlisi mezolimbik dopaminerjik sistemdir.Buna ödül sistemi adı da verilmektedir. Ve bu sistemin nikotin tarafından nikotin tarafından uyarılması nikotinin pozitif pekiştirici etkilerinden sorumludur.

Nikotin başka stimülan nitelikli maddeler olan amfetamin ve kafeine benzer nörokimyasal ve davranışsal etkilere sahiptir. Nikotinin pozitif pekiştirici etkileri mezolimbik dopaminerjik sistem üzerinden yürür. Nikotin nukleus akumbensi uyararak dopamin salıverilmesine neden olur.

Beyin sapındaki Rafe nükleusundan kortekse uzanan Rafe sistemi başta olmak üzere serotonini nörotransmitter olarak kullanan  sistemler de nikotin ile etkileşme içindedir. Bubölgede nikotin antidepresanlara benzer etkinlik sergiler.

Uyku Üzerine Etkiler

İntravenöz nikotin infüzyonunun  kedilerde REM uykusuna neden olabileceği eskiden beri bilinmektedir. Tütün içmenin aniden bırakılması esnasında ortaya çıkan  nikotin  yoksunluk belirtilerinden bir tanesi uykunun azalması ve uyku bozukluklarıdır. Yoksunluktaki sigara bağımlılarında REM uyku süresinde orta derecede bir artış olur. Bunun  en önemli belirtisi uykuda görülen rüya sürelerinde ve rüyaların netliğinde artış olmaktadır.

NİKOTİN  BAĞIMLILIĞI

Sigara içen insanlarda nikotinin pozitif pekiştirici özelliği ile yakından ilişkilidir. Üç farklı görüş ileri sürülmektedir.

a-Sigara içenler kanlarındaki nikotini sürekli olarak belli bir sabit düzeyde tutmaya çalışırlar (sabit kan düzeyi teorisi). Aksi takdirde yoksunluk belirtileri ortaya çıkabilir.

b-Belli aralıklarla sürekli içilen  sigaraların  kandaki nikotin konsantrasyonunu aniden ve hızlı bir şekilde yükseltilerek beyne geçişini çabuk ve kolay hale getirdiği ileri sürülmüştür (nikotin bolus teorisi).

c-Bağımlıların sigara içişlerini duruma göre ayarladıkları ve beklentilerine uyacak şekilde duygu durumlarını düzeltecek ve kendilerini iyi hissettirecek miktar ve sıklıkla  sigara içerek gereken kan düzeyini sağladıkları ileri sürülmüştür (psikolojik yaklaşım teorisi).

Bu yaklaşımların her üçünün de doğruluk payı vardır ve ayrı ayrı sigarayı içmeyi sürdürme davranışını desteklerler.Bunları ayrı birer teori olarak düşünmek yerine sigara içmenin sürdürülmesne destek olan bağımsız etkenler olarak değerlendirmek daha doğru bir yaklaşımdır.

Nikotin ve Beyin Ödül Sistemi

Sigara içmek kendine nikotin uygulamanın en etkili yoludur. Tütünü yakarak içmek nikotinden alınacak keyifi maksimuma çıkarmak için en yi yöntemdir.Ne yazık ki bu şekilde aralıklı  olarak yoğun nikotin  alarak ödül devrelerinin uyarılması bağımlı olmayı da kolaylaştırmaktadır.Sigara dumanı aynı zamanda kalp, akciğerler ve diğer dokulara zarar veren toksinleri ve karsinojenleri de içermektedir.

Nikotin  ödül devrelerindeki kolinerjik nikotinik  reseptörleri doğrudan etkiler. Asetilkolin  nöronal iletimi nikotinik  asetilkolin  reseptörleri olarak bilinen  liganda duyarlı uyarıcı kanalları tarafından düzenlenir. Bu reseptörlerin içerdikleri alt birimlere göre sınıflandığı birçok alt tipi bulunmaktadır. Bunların  en önemlileri nikotinik alfa 7 reseptör, diğeri de alfa4-beta2 reseptörleridir. Alfa 7reseptörler presinaptik olabilir ve asetilkolin salıverilmesini kolaylaştırır veya postsinaptik olabilir ve kognitif fonksiyonların düzenlenmesinde görevli olabilir.

Nikotine Bağımlılık Gelişmesi

En az bir kez deneme ile bağımlılık yapmapotansiyeli bakımından tütün %32’lik bir oran ile birinci sırada yer almaktadır. Onu %23 ile eroin, %17 ile kokain  ve %15 ile alkol izlemektedir.Tütün bağımlılığınında ilaç özlemi oldukça güçlüdür, kullanmaktanvaz geçenlerde yeniden başlama oranı oldukça yüksektir.Kısmi tolerans ve zaman içinde fiziksel bağımlılık oluşur.

Nikotin beyinde pek çok bölgede ve reseptör alt birimlerinde farklı etkilere sahiptir.Nikotinin primer pekiştirici etkilerinin hedefinde VTA’daki  (VTA Zevk almamız dan sorumlu önemli beyin bölgelerinden biri orta beyinde bulunan ventral tegmental alandır (VTA). Hoşumuza giden bir aktivite ile meşgul olduğumuzda bu bölgede bulunan nöronlar beynin farklı bölgeleri ile dopamin nörotransmitteri aracılığıyla iletişim kurarlar).dopamin nöronlarında yer alan alfa-beta2 nikotinik reseptörlerin  olduğu düşünülmektedi. Bu reseptörler kronik olarak aralıklarla nikotin alan kişide adaptasyona uğrayarak kişiyi bağımlılığa yöneltirler.Normal koşullarda inaktif halinde alfa-beta2 reseptörleri inaktiftir. Nikotin uygulandığında, örneğin  sigara içildiğinde, reseptörler aktive olur ve dopamin salıverilir. Bu reseptörlerin uzun sürelerle uyarılması ise duyarsızlaşmayla sonuçlanır ve reseptörler geçici olarak nikotine yanıt veremeyecek hale gelirler. Bu olay tek bir sigaranın bitirilmesi için geçen zamana yaklaşık olarak eşittir. Reseptörler yeniden  duyarsızlaştıkça dopaminin yetersiz salıverilmesine bağlı olarak aşerme seviyesinde bir sigara arayışı ve yoksunluk başlar.

Sigara içen birey için problem reseptörler yeniden duyarlı hale gelip istirahat durumuna geldiğinde yaşanır. Dopamin salıverilmesindeki yetersizliğe bağlı olarak şiddetli bir sigara arayışı ve yoksunluk ortaya çıkar. Nikotinik reseptörlerin yeniden duyarlı hale gelmesi, olasılıkla tiryakilerin iki sigara arasında geçirdiği süre kadardır. Günde ortalama bir paket tüketen ve 16 saat uyanık kalan bir kişi için bu süre yaklaşım 45 dakika olacaktır.Bu şekilde bir paketteki sigara sayısının neden 20 olduğu da açıklanabilir. Bu sayı ortalama bir sigara tiryakisinin gün boyunca nikotinik reseptörlerini duyarsızlaşmış halde tutulması için yeterli miktardır.

Reseptör yönünden bakıldığında sigara içmenin hedefi tüm nikotinik alfa-beta2 reseptörlerini duyarsızlaştırarak maksimum dopamin salıvermesi elde etmek ve sigaraya aşermeyi engellemektir. Tiryakinin bakış açısından yeniden duyarsızlaşmasının  iyi yanı ise tekrar daha fazla dopamin salıverilmesine ve keyif almaya uygun hale gelmektir. Sonuç olarak reseptörlerde oluşan bu adaptasyonun  neden olduğu kısır döngü şiddetli fiziksel bağımlılık ile karakterize bir sigara içme alışkanlığına yol açacaktır.

Kimler Tütün Kullanmaya Daha Yatkındır?

Herkesin tütün kullanmadığı bilinen bir gerçektir. O zaman akla ”tütün kullananlarla kullanmayanlar arasındane gibi ayırt edici farklılıklar vardır” sorusu gelmektedir. Yapılan bilimsel araştırmalar sigara içenlerle içmeyenler arasında bazı ilginç farklılıklar olduğunu ortaya koymuştur. Aynı aşırı alkol tüketerek alkole bağımlı olanlarda olduğu gibi sigara içerek nikotine bağımlı olanlarda da genetik bir yatkınlık söz konusudur. Tek yumurta ikizlerinde çift yumurta ikizlerinden daha fazla sıklıkla benzer sigara içme alışkanlığı gözlenmiştir. Tek yumurta ikizleri sigara içmeye daha yatkın olan veya olmayan ortamlarda birbirinden ayrı olarak büyümüş olsalar bile benzer sigara davranışı sergilemektedirler. Bununla beraber tütün  kullanmaya eğilim sadece genetik faktörlerle açıklanamaz. Annesi ve babası başta olmak üzere çok yakın akrabaları tütün  bağımlısı olan ancak kendisi tütün içmeyi tercih etmeyen birçok insan olduğu gibi yakınları hiç tütün kullanmadığı hale tütün bağımlı olan insanlar da vardır.

Tütün içicilerinde gördüğümüz diğer bir genel özellik bunların tütün dışında alkol ve kafein  gibi başka legal bağımlılık yapıcı maddeleri de hiç tütün kullanmayanlara göre daha fazla tüketmeleridir. Alkol bağımlılarında nikotin  bağımlılığı da sık karşılaşılan  bir durumdur. Tütün kullananların kullanmayanlara göre işlerini daha sık değiştirdikleri, boşanma oranlarının daha yüksek olduğu, akademik başarılarının ve cinsel aktivitelerinin daha düşük olduğu ileri sürülmüştür.Tipik olarak tütüne başlama yaşı sıklıkla ergenlik dönemidir.

Nikotin Yoksunluk Sendromu

Birçok  tütün  içicisi zaman içinde gelişen sağlık sorunları nedeni ile ya da sigara karşıtı kampanyaların etkisi ile alışkanlıklarından vaz geçme noktasına gelmekte ve bırakmaya teşebbüs ettiği zaman yoksunluk sendromu ile yüzleşmek zorunda kalmaktadır. Tütün halk arasındaki yaygın inanışın aksine bırakılması en zor maddelerden  biridir. Tütünü bırakmayı güçleştiren en önemli faktör kullanıcılarda zaman içinde güçlü bir fiziksel bağımlılık gelişmesi ve bırakıldığında ortaya çıkan  yoksunluk semptomları dır. Nikotin yoksunluk semptomunun şiddeti eroin yoksunluğundan  daha az değildir.Aynı zamanda sigara da birçok eroin kullanıcısı tarafından sigara bırakmanın eroin bırakmadan daha zor olduğu ifade edilmiştir.

Düzenli  sigara içerken aniden bırakanlarda sıklıkla görülen yoksunluk semptomları arasında kalp hızında azalma, iştahta aşırı artışa bağlı kilo alma, yeterince uyuyamama (sık sık uykudan uyanma ve uykuya dalmakta güçlük çekme), aşerme derecesinde bir sigara özlemi, şiddetli anksiyete, agresyonda artış ve depresyon  sayılabilir. Sinirlilik , şiddetli baş dönmesi ve sersemlik, uyuşukluk, tremor, bulantı ve kusma gibi belirtiler de sigara bırakanlarda sıklıkla  gözlenen diğer yoksunluk semptomları arasındadır. Aşerme düzeyinde özlem ve kilo alma hariç bu semptomların çoğu bir aylık bir süre içinde giderek hafifleyerek kaybolur. Bununla beraber, sigara bırakanların yaklaşık %25’inde bu semptomlar şiddetini koruyarak veya hafifçe azalarak 6 aya kadar devam edebilir. Sigara özlemiminin nadir de olsa çok daha uzun süre kalıcı olması söz konusudur.

Nikotin yoksunluk belirtiler tütün içme, tütün çiğneme, tütün enfiyesi gibi kötüye kullanma yolları dşında nikotin cikleti ve transdermal nikotin bantları kullanılarak hafifletilebilir veya tamamen geçirilebilir.  Diğer fiziksel bağımlılık oluşturan birçok maddenin aksine nikotin yoksunluk sendromunun şiddeti doza veya kullanılan miktara bağlı görünmemektedir. Ağır veya hafif  sigara içicilerinde sigarayı bırakma döneminde aynı şiddette yoksunluk sendromu ortaya çıkabilir.

Tütün Bağımlılığının Başka Psikiyatrik Hastalıklarla Komorbiditesi (Birlikte Görülmesi)

Dünyada ticari dolaşımda olan sigaraların yarısından fazlası psikiyatrik  bozuklukları olan hastalar tarafından  tüketilmektedir ve sigara içme ciddi mental hastalığı olan  olgularda en sık eşlik eden komorbiditedir. Genel popülasyonun yaklaşık %20’sinin  (ABD’de) sigara içtiği tahmin edilmektedir. Olağan muayeneye gelen kişilerin  yaklaşık %30’u sigara içerken, psikiyatrik bir sorunu nedeni ile ilaç kullanmak zorunda olan hastaların yaklaşık %30’u sigara içerken, psikiyatrik bir sorunu  nedeni ile ilaç kullanmak zorunda olan hastaların yaklaşık olarak yarısı sigara içmektedir. Bu oran dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), şizofreni ve bipolar bozuklukta %60-80 düzeyleri arasında görülür.

Şizofreni hastalarında sigara içme prevalansı %78-%88 arasında bulunmuştur. Geniş kapsamlı bir başka çalışmada da, şizofreni hastalarında sigara içme sıklığı ve tütüne hassasiyet oldukça yüksek bulunmuştur.Şizofreninin  getirdiği  uyum sorunu, zevk alamama, ilgisizlik, eşlik eden depresyon hali gibi durumların hafifletilmesi amacıyla bağımlılık yapıcı maddeler kullanılmaktadır. Nikoti, negatif semptomları ön planda olan  bir şizofrenili hastada dopaminerjik aşırımı arttırmak  suretiyl hastanın kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olabilir. Nikotin ayrıca şizofrenlerde ölçülebilen irkilme refleksinin zayıf bir ön uyarı aracılığı ile inhibisyonunda bozulmayı da geri çevirebilmektedir.

Tütün Bağımlılığının Diğer Bağımlılıklardan Farklı Noktaları

Tütün dumanı bağımlılığının  diğer bağımlılık tiplerinden  bazı farkları vardır. Tütün amfetamin gibi başka bağımlılık yapan stimülanlar gibi psikotoksik etki oluşturmaz. Akut olarak fazla sigara içmeye bağlı akut fatal intoksikasyon da bildirilmemiştir. Ancak yanlış anlamaya yer vermemek için şurası vurgulanmalıdır ki saf nikotin çok toksik bir maddedir. Tütün bağımlılarının  çevreye zararı (sosyal zarar) eroin, alkol ve diğer başka illegal maddeleri kullananlara göre çok daha düşük derecededir.Tütün kullanımına özgü kronik toksik belirtilerin en önemlileri kronik obstrüktif akciğer hastalığı, akciğerler ve diğer bazı başka organlarda kanser riskinin artması ve kardiyovasküler sistemde bozukluklara yol açan aterosklerozun hızlanmasıdır.

TÜTÜN KULLANIMININ ZARARLI ETKİLERİ

Tütün kullanımının  ve sigara bağımlılığının  birçok hastalığa yakalanma riskini artırdığı ve erken ölümlere neden olduğu konusunda herhangi bir kuşku bulunmamaktadır. 1977 yılında yayınlanan birrapora göre bir yılda 37 milyondan fazla insan sigaraya bağlı olduğu düşünülen sağlık sorunları nedeni ile hayatını kaybetmiştir. Sigara içimi ayrıca yangınların ve buna bağlı yaralanma ve ölümlerin %25’inden de sorumlu tutulmaktadır. Eğer tütün kullanımı engellenebilseydi ve hiç kimse tütün kullanmasaydı koroner kalp hastalıklarından gerçekleşen ölümlerin %30’u, tüm  kanserlere bağlı ölümlerin   %30’u ve akciğer kanserine bağlı ölümlerin %80’i engellenebilecek, bronşit ve amfizem  gibi hastalıkların  görülme sıklığının anlamlı düzeyde azalacağı öngörülmüştür.

Kardiyovasküler Sistem

Sigaranın kardiyovasküler sistem üzerine olumsuz bazı etkileri vardır ve bu etkiler nikotinin kendisinden ve tütünün yanma ürünü olan karbonmonoksit kaynaklanır. Sürekli alınan nikotin kalbin iş yükünü artırırken CO kanın dokulara oksijen taşıma kapasitesini düşürür. Sonuç olarak kalp kanı tüm vücuda pompalayan önemli bir organdır ve kendisi tüm  dokuların gereksinim  duyduğu oksijenin en önemli tedarik edicisidir. Tütün dumanının doğrudan akciğerler aracılığı ile inhale edilmesi akciğerlerin oksijeni absorbe etme kapasitesinde düşüşe neden olur ve kalp vücudun  ihtiyacı olan  oksijeni sağlamak için akciğerlere daha fazla kan pompalamaya çalışır. Bu kalbin daha fazla çalışması ve yorulması anlamına gelir. Ayrıca günlük içilen  sigara  miktarı ile ateroskleroz arasında da bir ilişki vardır. Ateroskleroz kan damarları içinde kanın sağlıklı ve yeterince hızlı bir şekilde akmasına engel olan veya tortuların oluşmasıdır. Oluşan plak veya tortular zamanla damarlarda kan akımının  tamamen durmasına neden olabilir.Böyle bir durumda kalbe kan taşıyan önemli damarlarda tıkanmaya bağlı olarak kan akımında yavaşlama veya durma kalp kasının nekroze olmasına ve kalp krizlerine neden olur. Kan damarlarında akımın yavaşlaması kanın damar çeperine yaptığı basıncı dolayısı ilekan basıncını da artırarak kalbin iş yükünün daha fazla artmasına neden olur. Damarlarda tıkanmayı kolaylaştıran etkenlerden biri de kanda yüksek kolesterol düzeyleridir. Esansiyel hipertansiyonu olan ve kolesterolu yüksek kişilerde sigara içme kısa sürede  tıkanmaya ve ani ölümlere neden olur.

Akciğer  Hastalıkları

Tütün yanması sonucu oluşan kül ve katran inhale edilen duman yoluyla akciğerlerin iç yüzeyindeki membranlarda birikir. Akciğerlere  gelen önemsiz miktar ve boyuttaki yabancı ve zararlı nesneleri silia denilen küçük kıllar vasıtasıyla temizler. Toz ve benzeri yabancı nesneler ayrıca öksürük yolu ile dışarı atılmaya çalışılır. Öksürük dışında akciğerlerin dışarıdan gelen yabancı nesnelere karşı bir diğer önemli savunma silahı fagositozdur. Oluşan fagositler yabancı partiküllere saldırır ve onları akciğerlerde parçalayarak zararsız hale getirir. Sigara içme hem siliaların faaliyetini hem de fagositozu azaltır, böylece akciğerler hem dışarıdan gelen zararlı etkenlere hem de bakteri virüs enfeksiyonlarına karşı daha savunmasız hale gelir. Sonuç olarak sigara içenler bronşit, amfizem ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı gibi ciddi akciğer hastalıklarına daha yatkındır.

Kanser

Tütün kullanımı ve kanser arasında nedensel bir ilişki vardır. Sigara içmeninin ağız, akciğer ve mesane kanseri riskini önemli ölçüde artıdığına işaret eden birçok bilimsel veri yayınlanmıştır. Akciğer kanserlerindeki artış ile sigara içme arasındaki ilişki oldukça nettir. Öte yandan sigara içenlerde içmeyenlere göre ağız ve farenks kanserleri de 2-6 misli daha sıklıkla görülmektedir. Tütün içinde yer alan veya tütünün  yanması sonucu ortaya çıkan ve normal DNA oluşumunu bozan bir çok ürün kanser riskindeki bu artışlardan sorumlu olabilir. Sigara içmenin bırakılması ile kansere yakalanma risklerinde önemli ölçüde azalma görülmektedir. Bu noktada sigara bıraktırma programları ve sigara bağımlılığının tedavi edilmesi halk sağlığı bakımından oldukça büyük bir öneme sahiptir.

Üreme

İnfertilite (kısırlık) ile sigara içme sıklığı arasında bir bağlantı söz konusudur. İnfertilite sıklığı günde 20’den fazla sigara içen kadınlarda sigara içmeyenlere göre yaklaşık 3 misli daha yüksek bulunmuştur. Bu etki reversibldir ve sigaranın bırakılması ile risk azalmaktadır.

Sigara bağımlısı olan ve gebelikleri süresince de sigara içmeye devam eden annelerden doğan  bebekler 150-200 g daha düşük  ağırlıkla dünyaya gelmektedir.Düşük doğum ağırlığı ile  içilen sigara miktarı arasında dabir bağlantı söz konusudur. Ne kadar çok sigara içilirse yenidoğan ağırlığı o ölçüde daha fazla azalmaktadır. Düşük doğum ağırlığına sigara içmeye bağlı olarak annenin kanda oksijen taşıma kapasitesinin azalması ve bebeğin yeterince destekleyememesi neden olabilir. Ayrıca gebelik boyunca sigara içenlerde spontan düşükler ve yenidoğan hastalıkları ve ölümleri de daha sık görülmektedir.

Tütün bağımlısı olan ve gebelik dönemlerinde de sigara içmeyi sürdüren annelerden doğan çocuklar okul çağında daha düşük akademik başarı sergilemektedirler. Bu çocuklar daha geç okuma yazma öğrenmekte ve bu çocuklarda DEHB görülme riski artmaktadır. Gebelik döneminde sigara içmenin tamamen bırakılması ile yenidoğan ölümlerinin en azından %10 oranında azalabileceği öngörülmektedir.

NİKOTİN BAĞIMLILIĞININ TEDAVİSİ

Nikotin bağımlılığı tedavisi en güç bağımlılık tiplerinden biridir. Özellikle ülkemizde sigara  bağımlılığına halk arasında psikolojik bir bağımlılık türü olarak yaklaşılmakta ve irade gücü ile sigara bırakmanın  mümkün olabileceği düşünülmektedir. Ülkemizde sigara kullanım yaşının giderek düşmesi ve kullanım sıklığının artması ile bu yanlış inanışlar arasında ne yazık ki bir bağlantı söz konusudur.

Nikotin yerine koyma tedavisi

Nikotin yerine koyma (replasman) tedavisi tütün bağımlılığında halen de sıklıkla kullanılan yöntemlerden biridir. Burada amaç nikotini tütün dışında başka yollardan vererek yoksunluk krizinin önlenmesi veya hafif geçirilmesi yolu ile sigaranın bırakılmasına yardımcı olmaktır. Bunun için vücuda yapıştırılabilen bantlar, nikotin cikleti veya nikotin nazal spreyi gibi nikotin taşıyıcı sistemler kullanılır. Nikotin yerine koyma tedavisinin ağır sigara içicilerinde sigaranın kesildiği erken dönemlerdeki şiddetli yoksunluk belirtilerinin kontrolünde oldukça etkilidir.

Nikotin yerine koyma tedavisi sigara bıraktırma programlarında bırakmanın erken dönemlerinde kullanılabilecek bir yöntemdir. Ancak bağımlılığın şiddetine ve kişinin içicilik derecesine göre aylarca sürdürülebilir.

Nikotinik parsiyel agonistlerle tedavi

Nikotin bağımlılığının  tedavisinde önde gelen tedavi yeni tanınan nikotinin parsiyel agonist vareniklin (Champix)dir. Bu ajan seçiçi bir alfa4-beta2 nikoti nik asetilkolin reseptör agonistidir. ( Agonist hücre reseptörlerine bağlanarak hücrede bir tepki oluşturan bileşiklerdir),Asetilkolin ve nikotin gibi nikotinik tam agonistler kanalı tam olarak ve sıkça açarlar. Nikotinik agonistler ise tersine kanalı kapalı halde stabilize ederlerken reseptörü duyarsızlaştırmazlar. Nikotinik parsiyel agonist olan  vareniklin nikotinik  reseptörleri orta düzeyde stabilize ederken duyarsızlaşma oluşturmaz ve kanal tam agoniste göre daha az sıklıkla, antagoniste göreyse daha fazla açık hale gelir. Vareniklin Amerika Birleşik Devletlerinde sigara bırakma tedavisi için onaylanan ilk nikotinik parsiyel agonisttir. Doğu Avrupa’da 40 yılı aşkın süredir sigara bırakma için kullanılan bir bitki alkaloidi olan sitizin de benzeri etkili bir ilaçtır.

Dopamin noradrenalin gerialım inhibitörler (NDRI) ile tedavi

Sigara bıraktırmada başka bir tedavi yaklaşımı ise bir NDRI olan bupropion ile yoksunluk oluşturan aşermeyi azaltmaktır. ( Bupropion; Wellbutrin ve Zyban markaları altında satılan Bupropion, esas olarak majör depresif bozukluğu tedavi etmek ve sigarayı bırakmayı desteklemek için kullanılan bir ilaçtır. Kendi başına etkili bir antidepresandır, ancak aynı zamanda birinci basamak antidepresanlara eksik yanıt durumunda ek bir ilaç olarak da kullanılır). Amaç nikotin yoksunluğunda, nükleus akumbenste lokalize olmuş ve şiddetle nikotin  arzulayan postsinaptik D2 reseptörlerine biraz olsun dopamin sağlamaktır.

Bupropion ile sigara bıraktırmada başarı yüzdesi vareniklinin yarısı kadardır.

Nikotin bağımlılığına karşı aşı

Nikotin bağımlılığının önlenmesi veya kontrol edilebilmesi için aşı çalışmaları  da yapılmış ve gerek deney hayvanlarında gerekse klinikte başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Aşı ile ilişkili olarak insanlarda Faz II çalışmalarına kadar gelinmiştir (Uzbay, 2009b).

Kannabinoid CB1 reseptör antagonistlerinin kullanılması

Beyin endokannabionid sisteminin  nikotin, opiyatlar, alkol ve kokain öforizan ve pozitif pekiştirici etkilerinden sorumlu olduğu hipotezinden yola çıkılarak kannabinoid antagonistlerinin tütün gibi bazı bağımlılık tiplerinin tedavisinde kullanılabileceği düşünülmüştür.Kannabinoid CB1 reseptör antagonisti rimonabant bu amaçla çeşitli bağımlılık türleri ile ilişki deneysel çalışmalarda denenmiş ve olumlu sonuçlar elde edilmiştir.Bununla birlikte rimonabant klinik kullanımda bazı önemli yan etkileri nedeniyle tartışma konusu olmuştur.

Elektronik sigara kullanımı

Elektronik sigara ya da e*sigara aslında yerine koyma tedavisi içinde değerlendirilmesi gereken  bir durumdur, E-sigara sigara bıraktırmadaki rolünün yanısıra yeterince güvenli olup olmadığı halen tartışılmakta olan, kullanıcıya taşıyıcı aerosol bir sistem içinde nikotin sunan elektronik bir alettir.

Deneyimlerime göre en iyisi sigarayı bırakmak için başkalarının yardımını istememektir. Kendi kendimize yardım etmeye çalışmalı ve hiç kimsenin bizim sağlığımızı kendimiz kadar düşünmesinin mümkün olmadığını aklımızdan çıkarmamalıyız.
Hiç kimse bizim sağlığımıza bizden daha fazla özen gösteremez.
Sigarayı bırakarak mükemmel bir sağlığa giden yol, güçlü bir irade, ısrar, çaba gösterme, bilgi ve deneyimden geçer.

 

Gelecek nesilleri kurtarma açısında, bu sorun bir bütün olarak hem devlet, hem de sivil toplumun birlikte görev ve sorumluluğundadır. Tüm tarafların öncelikle var olan yasaları ve düzenlemeleri uygulaması gerekir. Tütün salgınını kontrol etmek için, “ulusal bir plan”a ve bunu uygulamak üzere “siyasal kararlılığa” gerek vardır.

Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, sağlık kurum ve kuruluşları, ulusal medya, diğer sorumlu kurum ve kuruluşlar, halkımızın “sigaranın zararları konusundaki bilincinin yükseltilmesi” için görevlerini yapmalıdırlar.

error: