Yaşamın tek anlamının doğmak, büyümek, genç olmak, olgunlaşmak ve yaşlanmak olduğuna inananlara yalnızca acınabilir. Böyle düşünen insanların ne ümidi ne de köklü bir vizyonları vardır. Onlara göre yaşam anlamsızdır.

Bu tür düşünce ve inançlar kişilere düş kırıklıkları, ilerleyememe, şüphecilik ve ümitsizlik duygularını birlikte getirir ve dolayısıyla sonuçta kişiyi her türlü yaşamda başarısızlık, psikolojik ve zihin bozukluklarına sürükler.

Oğlunuz ya da kızınız kadar hızlı yürüyemiyor ya da yüzemiyor sanız veya bedeninizin hareketleri yavaşladıysa şunu hatırlayın; yaşam her zaman yeni bir kılığa bürünür. Yaşlanmanın kendine özgü bir ihtişamı güzelliği ve sadece ona ait bir bilgeliği vardır. Huzur, sevgi, neşe, güzellik, mutluluk, bilgelik, iyi niyet ve anlayış asla yaşlanmayacak ve ölmeyecek niteliklerdir.

Karakteriniz, zihinsel özellikleriniz ve inancınız bozulabilecek şeyler değildir.
Bilinçaltınız asla yaşlanmaz. Orada zaman, ya da yaş kavramları yoktur, o sonsuzdur. Hiç doğmamış ve hiç ölmeyecek olan Kozmik Bilincin bir parçasıdır.

Yapılan bilimsel çalışmalar, vücutta dejenerasyona yol açan bozuklukların sebebinin yalnızca ilerleyen yıllar olmadığını, yalnızca geçen zamanın değil, zaman korkusunun bedenimizi yaşlandıran zararlı etkiler verdiğini ve zamanla ilgili psikolojik korkuların erken yaşlanmayı belirleyici derecede etkilediği görülmüştür.

Klinik gözlemlerimde özellikle altmışlı yetmişli yıllardan sonra konuştuğum kişilerde çoğunun artık hiçbir şeye yaramadıklarını, kimsenin onları istemediklerini söylediklerine şahit oldum. Hakim olan düşünce ve hayat felsefeleri; ‘Doğarız, büyürüz ve yaşlanırız, hem de bir hiç için, işte son bu’.
İşte insanların yaşadıkları bu hiçlik ve değersizlik dolu düşünce ve düşünce kalıpları, hastalıklarının başlıca nedenidir.Aslında onlar düşünce yaşamında yaşlanmış ve bilinç altları onlara, sonuçta düşünce alışkanlıkları doğrultusunda bir yaşam kurdurmuştur.

Maalesef, çoğunluk insanların düşünce tavrı bu mutsuz kişiler gibidir.
‘Yaşlanma’ denilen terimden ödleri kopar, oysa bunun asıl anlamı onların yaşamdan korkmalarıdır.
Ancak, yaşam sonsuzdur.

Yaşlanma yılların uçup gitmesi değil, bilgeliğin şafağının sökmesidir.

Bir çok filozof ve bilim insanı en değerli eserlerini altmış beş ile doksan yaşları aralığında yazmışlardır.
Bilgelik, bilinçaltınızdaki spiritüel güçlerin farkına varmanız ve bu güçleri dolu ve mutlu bir yaşam için nasıl kullanacağınızı bilmenizdir. Altmış beş, yetmiş beş ya da seksen yaşın anlamı sizin için de başkaları için eş anlamlı sonları ima eder, bunları kafanızdan atın.

Bu yaşlar muhteşem, bereketli, aktif ve son derece üretken bir yaşam düzeninin başlangıcı olabilir, hem de daha önce yaşadıklarınızdan çok daha iyisini yaşayabilirsiniz.

Bilim insanı çıplak gözle elektronları göremez, ama bunu bilimsel bir gerçek olarak kabul eder, çünkü deneysel göstergelere bütünüyle uyan tek geçerli sonuç budur. Yaşamı göremeyiz.Ama onun canlı olduğunu biliriz. Yaşam var olan bir şeydir ve bizler onun güzelliğini ve ihtişamını dışa vurmak için buradayız.

Şunu unutmayın insan düşündüğü kadar güçlü ve inandığı kadar değerlidir.

Peki ne yapmalıyız?

Asla işinizi bırakıp: ‘Emekliye ayrılıyorum, yaşlandım, yoruldum, ben artık bittim’ demeyin.Böyle yaparsanız paslanır, ölüme gider ve dediğiniz gibi bitersiniz. Bazı insanlar otuz yaşında ihtiyardır, bazıları da seksenlerinde bile genç kalırlar.

Zihninizin asla emekliye ayrılmadığından emin olun. Altmış beş, yetmiş yaşında emekliye ayrılan çok insanlar tanıdım. Büyük bir kısmı hemen çökmeye başlar, üç beş yıl sonunda da ölürler. Belli ki yaşamlarının sonuna geldiklerini düşünmüşlerdir.

Emekliliği yeni bir macera, yeni bir mücadele, yeni bir yol ve uzun bir düşün gerçekleştirilmesi için iyi bir fırsat olarak düşünün ve öyle davranın.

Bir insanın, ‘Emekli olmuş bir insanım ben, ne yapabilirim ki?’ demesi kadar insanın içini karartan bir soru olamaz. Aslında bu kişi şunu demek istiyor: ‘Zihinsel ve fiziksel olarak ölüyüm. Zihnim iflas etti, bende bir fikir kalmadı’.

Tüm bunlar hatalı ve yanlış düşüncelerdir. Asıl gerçek doksan yaşındayken, altmış yaşınıza kıyasla daha fazlasını yapabileceğinizdir. Çünkü her geçen gün yaşamı daha iyi anlıyor, daha bilge bir insan oluyorsunuz.

‘Ben yaşlandım’ demek yerine, ‘Artık bu evrende ben de bilge bir kişiyim’ deyin.
Kurumların, gazetelerin ya da istatistiklerin karşınıza yaşlılık, çöküş yılları, düşkünlük, bunaklık ve işe yaramaz olmakla ilgili imgeler çıkarmasına izin vermeyin. Bunlara inanmayın, çünkü hepsi yalandır. Böyle bir propaganda sizi hipnotize etmesin.

Ölümü değil, yaşamı olumlayın. Kendi kendinizle ilgili mutlu, ışıl ışıl, başarılı, sakin ve güçlü olduğunuzu içeren bir görüş edinin.

Kırk yaşında olduğu için iş yeri sahiplerinin kapıyı yüzüne çarptıklarını anlatan birçok kadın ve erkekle görüştüm. İşverenlerin işe alınmak için talepler daha çok gençler üzerinde yoğunlaşıyor, yani yeni bir işe alınmak, değerlendirmeye alınmak için otuz yaşın altında olmalısınız. Bunun altında yatan gerçek, son derece sığ bir mantık ve yanlış bir düşüncedir.Oysa işveren şapkasını önüne koyup biraz düşünse, o insanların kır saçlarını satmaya çalışmadıklarını; yaşam piyasasında yıllar boyu toplamış oldukları yeteneklerini, deneyimlerini ve bilgilerini paylaşmaya gönüllü insanlar olarak oraya geldiklerini anlayabilirler.

Yaşlanmak, hayatın gerçeklerine herkesten daha yüksekte bulunan bir noktadan, daha farklı bakmak ve görmektir. Yaşlılık, döneminin mutlulukları gençlik dönemininkilerden çok daha büyüktür.

Düşündüğünüz yaştasınız.

Düşündüğünüz kadar değerli bir insansınız.

Düşündüğünüz kadar güçlü bir insansınız ve hissettiğiniz yaştasınız.

Ruhun meyvesi sevgi, neşe, huzur, sabır, nezaket, iyilik, inanç ve ılımlılıktır. Bunlara hiçbir yasa karşı çıkamaz.

Sizler hiçbir son tanımayan Sınırsız Yaşamın çocuklarısınız. Ebediyen kızları ve oğullarısınız.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77