Yetişkinlik: Orta YaşYaklaşık 40-60, 65 yaşları arası orta yetişkinlik dönemidir. Orta yaşta yaşlılıkta da sürecek olan pek çok fiziksel gerileme kendini göstermeye başlar. Fiziksel egzersizin, stresi azaltmaya çalışmanın ve iyi bir diyetin yaşlanmayı yavaşlattığı ve insanların orta yaşta da aktif kalmalarını sağladığı ileri sürülmektedir.
Orta yaşta, hem kadınlarda, hem de erkeklerde ortaya çıkan hormonal değişmelere eşlik eden fiziksel ve duygusal değişmelerin geniş bir bileşimine karşılık olarak yaş dönümü ya da klimakterik terimi kullanılmaktadır. Kadınlarda yaş dönümünün en belirgin yönü menopozdur. Adet kanamalarının düzensizleşmesiyle başlayıp sona ermesiyle de bitmiş olan menopoz, 40’lı yaşların sonları ile 50’li yaşların başında yer alır. Menopozla birlikte kadının çocuk doğurma yeteneği ortadan kalkar. Menopoza sıcak basması, gece terlemeleri, baş ağrısı ve eklemlerde ağrı gibi fiziksel şikayetler eşlik edebilir. Menopozdaki östrojen kaybına bağlı en önemli iki etki kemik kütlesinde azalma ve vajinadaki fiziksel değişmelerdir. Menopozla ilgili psikolojik belirtilerdeki bireysel farklılıklar, menopoza girme yaşında ve fiziksel belirtilerde görülenden daha fazladır. Bazı kadınlarda depresyon, özellikle çocuk sahibi olmayanlarda pişmanlık ve kayıp tepkileri yaşanabilmektedir. Menopozdaki kadınların sadece %15 kadarının tedaviye ihtiyaç duydukları belirtilmektedir. Kadınların çoğu, menopoza karşı ne kısa ne de uzun vadede olumsuz tepki geliştirmemektedirler.

Erkeklerdeki androjen, menopozdaki östrojenin tersine uzun bir sürede ve derece derece azaldığı için erkeklerde yaş dönümünün etkileri kadınlardaki kadar belirgin değildir. Bununla birlikte bazı erkekler empotans ve sık idrara çıkma gibi fiziksel şikayetler ileri sürerken bazıları da kendine güvensizlik, yorgunluk ve depresyon gibi psikolojik belirtiler gösterebilirler. Andropozdaki belirtiler, hormonal değişmelerden ziyade iş baskısı, eşten sıkılma, aile sorumlulukları ve hastalık korkusu gibi psikolojik stres yaratan olaylara bağlanmaktadır.

Bireyler orta yaşta yaşamlarını gözden geçirirler ve bazıları kendilerini güçlü, yeterli ve etkili hissederken, bazıları da bu değerlendirme sürecini acı verici bulurlar. İlerleyen yaşla birlikte saçların grileşmesi, derideki kırışıklıklar, duyulardaki kayıp ve menopoz gibi biyolojik değişimler, boşanma, eşin kaybı ve işten çıkma gibi yaşam olaylarıyla bir araya geldiğinde krize yol açabilir. Yetişkinliği idrak etme sürecinin bir orta yaş geçişi veya bir kriz olarak yaşanması pek çok değişkene bağlı olarak değişmektedir. Bunlardan bazıları, bireyin değişmeyle başetmedeki yeteneği, kişiliği, belirli yaşam olayları ve zamanlamaları, biyolojik yaşlanmanın kabulü, işini yeniden yönlendirme ve temel ilişkilerin gözden geçirilmesi ile bunların etkileşimidir.

Orta yaşta sağlık ile kişilik arasındaki ilişkiyi ortaya koyan bazı bulgular vardır. Aşırı yarışmacı, gergin, başarı yönelimli, saldırgan ve sabırsız kişilik özelliklerine sahip olan erkeklerin Tip A grubunda, bunun tersi uçta yer alan sabırlı, işi kolaylaştıran ve rahat olanların ise Tip B grubunda oldukları bu iki grup kişilik arasında kalp hastalıklarına yakalanma riski açısından önemli bir farklılık bulunduğu kaydedilmektedir.

Bilişsel Değişimler

Yetişkinliğin başında bilişsel görevlerdeki hız ve bellekteki başarı artmakta, alınan eğitime bağlı olarak farklı akıl yürütme ve farklı mantıksal işlemler gelişmektedir. Orta yaşta ise bilişsel fonksiyonlarda sanılanın tersine çok az ve derece derece bir azalma söz konusudur. Üniversite eğitimi almış ve aktif olarak çalışan bireylerde ise zihnin bazı işlevlerinde artma bile görülebilmektedir.
Akıcı ve kristalize zeka kuramına göre, akıcı zeka motor davranışlardaki hız, bellek ve şekilsel ilişkiler gibi yetenekleri içerir. Kristalize zeka ise sözel akıl yürütme ve kavrama gibi yetenekleri içeren ve eğitimle gelişen zekadır. Yetişkinlikte akıcı zeka puanlarında derece derece bir azalma, kristalize zekada ise tersine bir artma görülmektedir. Zeka testlerinin sözel alt testlerindeki başarıda 65-70 yaşlarına kadar çok az bir düşüş görülürken performans alt testlerinde ve sürat testlerinde başarıda önemli bir azalma kaydedilmektedir.
Schaie’ye göre yaşla birlikte zekanın doğası değil fonksiyonu değişmektedir. Genç yetişkin başarma döneminde olduğu için zeka, iş ve eş seçimi gibi uzun süreli sonuçları olan gerçek yaşam problemlerini çözmek için kullanılmaktadır. Orta yaşlarda ise işe, eşe, çocuklara, iş arkadaşlarına ve topluma karşı sorumluluklar yetişkini bir karar alma sürecine sokar. Yaşlılık, yeniden bütünleştirme dönemidir ve yetişkinliğin son yıllarındaki birey, soyut akıl yürütme yerine günlük yaşam konularıyla ilgilenmektedir.
Meslek Yaşamı: Yetişkinlik yıllarındaki önemli yaşam alanlarından biri de meslek yaşamıdır. Havighurst, bazı mesleki yaşam dönemleri belirlemiştir. Temel çalışma alışkanlıklarının kazanılmasından sonra 15-25 yaşları arasında birey bir meslek seçer ve kendini bu mesleğe hazırlarken 25-40 yaşları arasında işteki üretkenliğini arttırır. Yaşları 40 ile 70 arasında olanlar ise kariyerde en üst noktaya varırlar ve işle ilgili sosyal sorumlulukları artar.
İşi seçme ve değerlendirmede bazı bireysel farklılıklar belirlenmiştir. İş seçiminde bireylerin bir kısmı ilgi ve yeterlik gibi içsel faktörlere ağırlık verirken bazıları da iş arkadaşlıkları ve çalışma ortamı gibi dışsal faktörlere önem vermektedirler. Kadınlar için iş arkadaşlarının sağladığı sosyal destek, çalışmayan kadınlara göre çalışanların daha iyi beden ve ruh sağlığına sahip olmalarını sağlamaktadır.

Yetişkinlikte Yaşam Olayları
Erikson, orta yetişkinlik dönemindeki krizi üretkenliğe karşı durgunluk olarak tanımlamaktadır. Bireyler dünyaya uzun süreli ve anlamlı bir katkıda bulunmak isterler. Bazdan bunu sıcak ve destekleyici bir aile ortamı yaratarak bazıları ise işlerinde üretken olarak sağlamaya çalışırlar. Bireyin yeteneklerini ve ilgisini kullanarak paylaşma ve verme duygularıyla gelecek kuşaklara yönelik tüm çalışma ve çabaları üretkenliği tanımlamaktadır. Durgunluk ise bireyin kendine yönelmesidir. Birey, yaşamındaki her şeyi kendisine uygunluğu ve egosentrisizmini pekiştirmesi açısından değerlendirir, ancak, yaşam yine de can sıkıcı ve sönüktür. Sürekli söylenme, şikayet ve eleştirme yaşamdaki durgunluğun en iyi göstergeleridir.
Orta yaş döneminin önemli yaşam olaylarından biri boşanmadır. Boşanma, duygusal uzaklaşmayı, doyumsuzluğu ve gittikçe artan bağımsızlığı içeren uzun bir süreç sonunda gerçekleşmektedir, Boşanmayla ilgili son karar genellikle eşlerden biri tarafından verilmekte ve evlilikteki doyumsuzluğu genellikle önce kadın yaşamaktadır. Boşanan çiftlerin çoğu bu olayı bir tür başarısızlık olarak algılamakta ve boşanma sürecini başlatan eş kendini üzgün, suçlu ve kızgın hissedebilmektedir. Bununla birlikte kendini bu ayrılığa hazırlamış olduğu için diğer eşe göre boşanmadan daha az etkilenir. Boşanmadan sonraki uyumda önemli bireysel farklılıklar olmakla birlikte boşanmanın yarattığı olumsuz etkilerin ortadan kalkması yaklaşık iki yıl sürmektedir. Yeni boşanmış çiftlerde yaşam stilindeki değişmeden dolayı depresyon ve bazı fiziksel belirtiler görülebilir. Boşanmış çiftlerde yeniden evlenme erkeklerde kadınlara göre daha sık rastlanan bir olaydır. Yeniden evlenme, özellikle çocuğun vasisi durumunda olan ebeveyn için stresi azaltmaktadır. Üvey anne veya babaların çocukla iyi ilişkiler kurması ise zaman içinde karşılıklı çabayı ve uyumu gerektirmektedir.
Orta yaştaki diğer bir yaşam olayı da iş değiştirme veya işten ayrılmadır. Orta yaş, bireylerin çeşitli nedenlerle işlerini yeniden değerlendirdikleri bir dönemdir. Örneğin, orta yaş geçişi bireyin değerlerinde ve yaşam hedeflerinde iş değiştirmeye yol açacak önemli gelişmeler gösterebilmektedir. İş değiştirmeye yol açan bir başka neden de tükenmişliktir. İş değişikliğinden daha fazla kaygı ve stres yaratan durum ise işten çıkarılmadır. İşten çıkarılmada bireyin özsaygısı zedelenmekte ve ölüme bağlı kayıplarda görülen yas tepkilerine benzer tepkiler ortaya çıkmaktadır. İstem dışı iş kayıplarında önce öfke ve protesto tepkileri görülmekte, birey arkadan depresyon ve yalnızlık hissetmektedir. Yeni iş öncekinden daha düşük ücretli olduğunda veya birey önceki işle özdeşleştiğinde iş kayıplarına olan tepki büyümektedir.
Günümüzde evliliklerin bir kısmında çalışan kadın ailedeki rolüyle işteki rolü arasında bir çatışma yaşamaktadır. Kadınların ev işleri ve çocuk bakımında daha fazla sorumluluk almaları ve cinsiyet rollerine ilişkin koşullanmaları nedeniyle bebeği bakım için bir yabancıya teslim etmeleri kadınlarda ambivalan duygulara yol açmaktadır. Eşleri çalışan erkekler, çalışmayanlara göre evlilikte daha fazla doyumsuzluk yaşadıklarını ifade ederlerken yüksek statülü işlerde çalışan kadınlar, iş doyumlarının ev yaşamını da olumlu olarak etkilediğini ifade etmektedirler.
Orta yaşta sosyal rollerdeki önemli değişmelerden biri son çocuğun evden ayrılmasıyla birlikte anne ve babalık rollerinde ortaya çıkan değişmedir. Özellikle kadınlar, hayatlarının en önemli rolü olan annelik rolünü kaybetmektedirler. “Boş kucak” sendromu olarak adlandırılan bu durumun kadınların bir kısmında kendilik değerinde düşme ve korku yarattığı ileri sürülmektedir. Ancak, günümüzün modem toplumlarında kadınlar, çocukların evden ayrılmalarını beklendik ve olumlu bir olay olarak değerlendirmekte, günlük işlerinin ve rollerinin azalmasından dolayı kendilerine daha fazla zaman ayırabildiklerini ifade etmektedirler. Bu yeni durum onların evlilik ve yaşam doyumlarını da arttırmaktadır. Bazı kadınların bu rol değişimini olumsuz biçimde yaşamaları, anneliği kaybetmelerinden ziyade evliliklerindeki doyumsuzluğa bağlanmaktadır

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77