Yetişkinliğe Geçiş

Yetişkinliğin başlangıcı bebekliğin ya da ergenliğin başlangıcı gibi biyolojik temelli değildir. Yetişkinliğe geçiş daha ziyade sosyal olaylar ve kültürel talepler çerçevesinde açıklanmakta ve yetişkinlik, olgunluk kavramıyla eş anlamlı olarak düşünülmektedir. Örneğin, bir meslek sahibi olma, ekonomik bağımsızlığı kazanma, ebeveyn olma, bağımsız olarak karar alabilme, bir ölçüde durağan özelliklere sahip olma, sevecenlik ve bilgelik yetişkinlik için önemli ölçütlerdir.

Yetişkin gelişimiyle ilgili ilk önemli araştırmalardan biri Levinson’ın araştırmasıdır. Yaşları 35-45 arasında olan erkeklerle yaptığı boylamsal çalışma sonunda erkeklerin yaşam evrelerini yaklaşık 20-25 yıl süren üç ana döneme ayırmıştır. Her dönemdeki gelişmeler, bireyin iş ve aile ilişkileri çerçevesinde açıklanmaktadır. Dönemler arasındaki geçişlerde var olan yaşam yapısı sorgulanmakta ve yenisi oluşturulmaktadır. Levinson, 17-33 yaşları arasını yetişkinliğe geçiş ve acemilik dönemi olarak tanımlamıştır. Ergenlikteki çatışmalar çözülmüş, birey kendine yetişkin dünyasında bir yer edinmiş ve kimlikle ilgili oldukça kalıcı bağlanmalar yapabilmiştir. Yetişkinliğe tam olarak geçebilmek için ise başarılması gereken dört gelişimsel görev belirlemiştir. Bunlar, yetişkinlikteki başarıya ilişkin bir rüyanın olması, kendine bir yol gösterici (“akıl hocası”) bulma, bir meslek seçme ve yakın ilişkiler geliştirmedir. Yetişkinliğe ilişkin açıklamaların sadece erkekler üzerinden elde edilmiş bulgulara dayandırılması eleştirilmiş bunun üzerine Levinson, ev kadını, iş kadını ve akademisyen olmak üzere üç gruptan oluşan kadınlarla da aynı çalışmayı tekrarlamıştır. Başarılması gereken gelişimsel görevlerin kadınlarda da aynı olduğu ancak, gelecekle ilgili rüyalarda kadınların iş ve evliliği birleştirdiği ve dönemlerin belirmesinde yaştan ziyade aile yaşam döngüsünün daha belirleyici olduğu görülmüştür.

Vaillant ise yetişkinlikteki gelişimde bireyin uyumuyla ilgilenmiş ve temel uyum biçimi olarak da savunma mekanizmalarını ele almıştır. Bu mekanizmaları; psikotik, olgunlaşmamış, nevrotik ve olgun mekanizmalar olarak sınıflamıştır. Birey geliştikçe kullandığı savunmaların da olgunlaştığını, ancak olgun savunma mekanizmalarına tüm yetişkinlerin ulaşamadığını ileri sürmektedir. Erikson’ın gelişim dönemlerinin geçerliğini kabul etmiş fakat yakınlık-yalıtılmışlık ve üretkenlik-durgunluk çatışmalarının yaşandığı iki dönem arasına “kariyerin sağlamlaştırılması” dönemini yerleştirmiştir. Bu dönemde yetişkin kendi işinde devam etmekle birlikte kimlik kazanma, ustalık kazanma, daha yüksek statü ve ün sağlama peşindedir.

Erikson’a göre kimlikle ilgili bağlanmalar yetişkinlikte de ergenliğin temel görevi ve yetişkinlikte yakın ilişkiler kurmanın da ön koşuludur. Yakınlık, iki kimliğin kendi kimliklerinden ödün vermeden karşılıklı olarak doyurucu bir ilişki içinde olmalarıdır. Bireyler yetişkin kimliklerini büyük ölçüde durağan ikili bir ilişki içinde geliştirip genişletirler. Yalıtılmışlık veya yalnızlık ise yakın ilişkilerin başarılamadığı durumlarda ortaya çıkar.

Genç yetişkinler, evlilikle ve özellikle çocuğun doğmasıyla birlikte aile yaşam döngüsünü başlatmış olurlar. Aile yaşam döngüsünde bazı olayların ne zaman yer alacağı önceden bilinmektedir örneğin; evlilik, ilk çocuğun doğumu, ana-babalık, ilk çocuğun okula başlaması, sonraki çocukların doğumu, çocuklann evden ayrılması ve eşin ölümü gibi. Birlikte yaşayan çiftler ise evlilikten biraz farklı olarak birliktelik ve bağımsızlık gereksinimlerini karşılayacak ve dengeleyecek şekilde davranma, ev işlerini paylaşma ve çatışmalarla başetme yöntemleri geliştirme görevleriyle karşı karşıyadırlar.

Anne-baba olma, eşlere yeni sorumluluklar ve roller yükler ve yeni bir statü sağlar. Bazı durumlarda erkekler kadının üretkenliğini ve anne-bebek arasındaki yakın bağı kıskanırlar. İlk bebeğin doğumuyla evlilikte ve ana-babanın uyumunda ne tür değişmelerin ortaya çıkacağı bazı faktörlere bağlıdır Bunlar arasında gebelik süresince eşler arasındaki uyum, annenin evliliğini ve gebeliğini değerlendirişi, Anne-babanın özsaygısı ve bebeğin mizacı sayılabilir. Örneğin, “zor bebek” olarak tanımlanan bebeklerin anne-babaları evlilikteki doyumda daha fazla bir düşmeden söz etmektedirler.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77