Savaşlar, ekonomik krizler, kıtlıklar, deprem gibi doğal afetler ve salgın hastalıklar insanların en zor zamanlarıdır. Onun içindir ki, böyle kriz dönemlerı gerek bireylerde gerekse toplumsal olarak çok önemli izler bırakır.

Kriz dönemleri insanlarda sosyal kültürel, estetik, edebi, mimari, düşünce, sanatı ve yaşamlarını etkilemiştir. Sosyal, ekonomik toplumsal değişimlere neden olmuştur.

Avrupa’ya gidenleriniz görmüşlerdir. Çoğu büyük şehirlerde farklı salgın dönemlerini anlatan sütun ve anıtlara rastlarsınız. Buna en güzel örneği Viyana’da şehrin ilk yerleşim yerlerinden biri olan Graben caddesinde bulunan Veba Anıtıdır ki bölgenin en tanınan sanat eseridir.

Babamın akılcı düşünce dünyası beni çok etkilemiştir. Çünkü babam ikinci dünya savaşının yaşandığı en zor ve sıkıntılı yıllarda dört yıl gibi uzun bir süreyi kapsayan askerlik döneminden çok etkilendiğini gözlemledim.

Mecburi uzun süreli askerlik döneminin yaşamının dönüm noktası olduğunu, eğitim gördüğü, yaşadığı ve şahit olduğu olgular düşünce oluşumunda çok etkili olduğunu anlatırdı.. Olayları çevresindeki insanlardan farklı analitik bir yorumlayışı vardı, Dört yıllık askerlik dönemini sadece basit bir askerlik dönemi olarak değerlendirmiyordu. O yılları eğitim ve öğretimi içeren bir okul dönemi gibi algılıyordu. Askere gitmeden okuma ve yazma bilmediğini, okuma ve yazmayı askerlikte ”Ali okulu”nda öğrendiğini her seferinde aktarırdı.

Bizlere o yıllarla ilgili olarak hep şunu söylerdi: ”İkinci savaşı zamanlarında dünyanın her yerinde bulunan ve Türkiye’yi çevreleyen bir ateş çemberini göz önüne alarak düşünün. Eğer o dönemin yöneticileri ülkeyi savaşa soksaydılar, hangi taraftan yana savaşa girilmesi fark etmezdi. Ya Almanlara ya Ruslara karşı verilebilecek bir savaşta yaşanacak insan kaybının yanında, kıtlıktan bahsedenlere utanın” diye, azarlar ve çok kızardı. Büyük bir savaş döneminin getirdiği şartlarda askerin beslenme ve yaşam sıkıntılarını her vesile ile anlatırdı. Askerlerin savaş ihtimalini beklerken yaşadığı sıkıntıları, askerlik döneminde kısıtlı yiyecek ve ekmeğin değerini gözlemlerine dayanarak değerlendirmeden geçmezdi.

Sivil hayattaki insanlara yönelik yiyecek dağıtımının kontrol altında tutulmasını savaşın acımasız yüzü ile karşılaştırıldığında çok küçük bir olay olarak görürdü. . Ekmeği ”nimet” olarak görür, es kaza yere düşen ekmek kırıntılarına bile üzülürdü. Yaşadıkları kıtlık onları o kadar etkilemişti ki, yaşamları boyunca hep tasarruflu davrandı, Tarlasının temel ürünü buğdaydı, savaş sonrası bolluk yıllarında bile tasarrufluydu, O dönemi yaşayan insanları çoğunluğu sonraki yıllarda imkanlarına rağmen dilediklerince tüketemediler.

Bu hikaye nereden çıktı diye sorabilirsiniz. Çok yakında tanıdığım babamın zor zamanlarında savaş döneminin insan yaşamında oluşan, şekillenen hayatlara ve yılları yaşamış kişiyi örnek olarak alıyorum.

İçinde geçtiğimiz zamanlarda pandemi nedeniyle dünyanın her köşesinde insanlar evlere kapandı.

Ne yapıyor insanlar?

Hayatta kalmak ve daha iyi yaşama düşüncesi ile bazı insanlar kendini yeni koşullara uydurmak için çaba sarf ediyor, Bir kısmı hiç sorgulamadan kendilerini olayların akışına bırakmış durumda. Rüzgar beni nereye savurursa oraya giderim diyor.

Sorun hangisi olacağız?

Ekonomist değilim, bu konuda ahkam kesmekte istemem. Anladığım kadarı ile kötü olan dünya ekonomi sistemi pandemi ile birlikte ne kadar süreceği ve nerede duracağı belli olmayan büyük bir bunalıma doğru sürükleniyor. İstihdam daralması yaşanıyor, işsizlik giderek artacak gibi görünüyor

İçinde geçtiğimiz dönemde sağlık ve ekonomik kriz sonrası, süreçte yaşanan ve yaşanacak bütün sorunların sonunda adını ”yeni normal” diyeceğimiz bir dünya ve bir yaşam şekli ortaya çıkacak.

Ama bu kadar karmaşık, çok etkenli ve çok boyutlu bir sürecin sonunda nasıl bir dünya ortaya çıkacak, oluşacak dünyayı şimdiden görebilmek mümkün değil.

Bugün bir çoğumuz kendimizden, gerçekliğimizden ve içinde geçtiğimiz zor zamanların getirdiği duygulardan korkar haldeyiz.

Unutmayalım ki ne kadar güçlü olduğunuzu ancak gerçekten olmanız gereken böyle zamanlarda fark edebilirsiniz.

Zor zamanlarda elbette güçlü insanlar ortaya çıkacaktır. Sizler de o güçlü insanlardan olabilirsiniz.

Bu yüzden ayağa kalkın, insan olarak yaşadığımız sıkıntıların eninde sonunda biteceğini kabul edin. Çünkü dünyanın en zeki yaratığı olan insanoğlu insanlık tarihinde aklıyla benzeri çok sayıda sorunları binlerce yıldır farklı zamanlarda aşmayı hep başarmıştır.

Birey olarak zor durumlarda yaşananlardan kaynaklanan bazı farklı duygular söz konusu olabilir. Çünkü herkes aynı derecede psikolojik dirençte değildir. Moral bozukluğu, bazen kontrolü kaybetmek, değersizlik hissine kapılmak, özgüven krizleri , endişe, ya da gelecek korkusu yaşamak böyle zamanların doğasında vardır..

Her şeyin her zaman mükemmel olduğu bir hayat istemek gerçekçi değil. .

Bu zor zamanlarda sorunlarımızla nasıl başa çıkabiliriz?

Evet hayat kesinlikle mükemmel değil.

Ama kötü de değil.

Asıl amacımız asla mükemmel bir hayat yaratmak olmamalı, Aksine iyi olmayan bunca şey içinde olabildiğince iyi bir hayat yaşamak olmalı.

Sabah uyandığınızda etrafınızdaki her şeye daha olumlu bir gözle bakmakla başlayabilirsiniz, size hayata dair güzel düşünceler, dünyanın ve sizi sarmalayan her şeyin ne kadar, güzel, değerli, olağanüstü olduğunu düşünün ve hayal edin.

Gördüğünüz her şeyin sıradan bir şeymiş gibi düşünmeyin.

Geçirdiğiniz bu zor günler; yaşamınızın, gelişmenizi ve geleceğinizin en önemli zamanları olabilir.

Unutmayın bu dönem öyle ya da böyle bir şekilde bitip gidecektir.

Böylesi zor dönemlerde yaratıcı olun, araştırın, yaşanan krizleri fırsata çevirmeyi düşünün.

Bunu başaran insanlarda olan beyin sizde de var.

Çoğumuz işlerimizin hiç emek vermeden halledilmesini isteriz.

İki nokta arasında hep en kısa mesafeyi tercih ederiz.

Belirsizliklere tahammül edemeyiz.

Yaşamlarımızın her zaman planladığımız şekliyle olmasını isteriz. kaygılanmak endişelenmek istemeyiz.

Aslında böyle düşünmek olumsuz değil, normal bir istek.

Bunlar kötü seçimler değil, ama yaratıcı seçim tarzı değil,

Beynimizi ve zihnimizi tembelliğe alıştırmış. kendimizi yormadan hep kestirmeden kısa yoldan gitmeye şartlanmışsanız, sorunları aşamazsınız.

İşte tembelliğe alıştırdığımız beynimizin yapmaya çalıştığı tam olarak budur. Yaptığı riski engellemek, enerjiden tasarruf etmek, kontrollü yaşamak, etliye sütlüye karışmadan hayatın devamını sürdürmek.

Gerçekten ne istiyorsunuz?

Yaratıcı bir zihinle ne isterseniz yapabilir, nasıl yaşamak isterseniz yaşayabilir ya da ne seçerseniz ona sahip olabilirsiniz

Zihninizin yasası inanç yasasıdır diğer bir deyişle inanç sistemleri yasasıdır.

İnanç ise zihnimizdeki düşüncelerdir..

Bunun anlamı zihninizin çalışma biçimine inanmanızdır,

Zihninizin inandığı şey, zihninizdeki düşüncelerdir.

Bu kadar basit ne fazla ne de eksik.

Sonuçta neye inanır, ne için çaba sarf ederseniz o olursunuz.

Uzun zaman boyunca telefonların sadece siyah çevirmeli telefonlardan ibaret olduğuna, duvardan kaybolan, yolun kenarında direklerle çekilen tellerle bağlantı kurulduğuna, ve telefonların böyle olduğuna, her zaman böyle olacağına inanıyorlardı. Yaşlı insanlar dışında bunları hatırlayan var mı?

Arabaların yalnızca benzin ile çalıştığına, filmlerin sadece klimalı salonlarda dev perdelerden izlenebildiğine, ya da gazetelerin sadece beyaz kağıda siyah-beyaz olarak basıldığına inanılıyordu.

İşin özü kabul etsekte, kabul etmesekte sürekli ileriye doğru bir gelişim ve değişim var.

Geçirdiğimiz bu zamanlar, aynı zamanda yaşamlarımızın, gelişmemiz için yeni ve önemli dersleri almamızı sağlayabilir.

Yapmanız gereken kendinizi daha çok sevin, arının, daha yeni bilgiler, konular için araştırmaya başlayın ve yaşlandım, emekli oldum,daha yapacak bir şeyim yok diye düşünmeyin.

Bedenimizin ana mekanizma merkezi beynimizdir, Yaşamlarımızı rutinleştirmek, beynimiz yerine teknolojiyi kullanmak, kedimizi dijital dünyaya teslim etmek zihnimizi tembelleştirir,

Beyin ve ona bağlı zihin tembelliği aktif bir yaşam sürmek, yeni bir uğraş, yeni bir hobi edinmekle ve öğrenmekle engellenebilir

Ne olursa olsun en kötü günlerde, zamanlarda geçer ve hayat devam eder..

Günün sonunda önünüzde iki seçeneğiniz olacaktır.

Ya bize dayatılan bu iç karartıcı depresif tuzağa düşersiniz ya da kalkıp hayata sarılıp devam edersiniz.

Asıl sorun ner?

Asıl sorun ayağa kalkıp dirilmek yaşam sevincini ve aklınızın sesini dinlemek, korkunun söylediği yalanları reddetmekle başlıyor.

Korku zihninize yerleştirmiş olduğunuz yanlış düşüncelerdir. Korku hiç bir zaman göründüğü kadar büyük bir güç değildir.

Siz ona izin verdiğiniz oranda zihninizde büyür ve derinleşir.

Şimdi yapmanız gereken kontrolün korkularınız da değil de sizlerin elinizde olmasını istiyorsanız, onu ele alınız. Korkularınızla yüzleştiğiniz sürece onları alt edebilirsiniz.

Ancak o zaman yaşadığınız bu zor zamanları kendi avantajınıza çevirebilir ve yaşananlardan ders çıkarmayı öğrenebilirsiniz.

Yapmanız gereken zor günlerde durumu kabullenmeyi öğrenerek ve hayata yeni bir açıdan yaklaşabilirsiniz.

Bunu yaparsanız her zaman durum lehinize gelişir ve siz daha bilinçli, daha bilge kişi olarak kaldığınız yerden ilerlemeye devam edebilirsiniz.

Yaşam enerjinizi yavaşlatan korkularınızı tespit edin ve onların üzerine gidin.

Hayatınız hiçbir zaman ”tam da eskisi gibisi olmayacak” düşünceleriniz olabilir. Bu size hayatın her zaman sürprizlerle dolu olduğunu kanıtlıyor. Hayatın sunduğu bu sürprizlerden şikayet emek ya da her şeyi olduğu gibi kabul etmek ve tüm olumsuzlukları bir tür bilgeliğe dönüştürecek güce sahip olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey yaşananları olduğu gibi kabullenmek ve tüm bunları ileriye bir adım atmak için gerekli birer güç olarak görmek,

Bu zor zamanları hayatlarınızın önemli dönemleri olarak görmeli ve gelişmek için size sunulmuş fırsatlar olarak düşünmelisiniz.

Unutmayın zor zamanlar iyileştiricidir.

Sorumluluğunu almadığınız hiçbir şeyi değiştiremezsiniz. İnsanların birçoğu zihinlerinin oluşturduğu tembellikten dolayı sorumluluktan korkar.

Sorumluluk düşünmeyi, yaratıcılığı ve özgürlüğü getirir. Mutluluğun en önemli unsurlarından biri de sorumluluktur.

Onun içindir ki mutluluğunuzu sizden başka bir şeye ya da birine bağlamaktan vazgeçerseniz gerçek mutluluk o zaman sizi bulacaktır.

Eğer siz şu anda kendinizi mutsuz hissediyorsanız, bu başkasının suçu değil.

Hayatınızı şu an bulunduğunuz yerden daha ileriye ve iyiye taşımak tamamen size bağlı.

Hayat dediğimiz şey bir hayaller dünyasında, her şeyin güllük gülistan olduğu uzak yerlerde yaşanmıyor.

Hayat tüm gerçekliği ile yaşadığımız andır.

Bugün ve tam şu anda yaşıyorsunuz. Evet şu an ve de pandemiye bağlı uzayıp giden izolasyon günlerinde yaşıyorsunuz.

Hayatınız hakkında düşünün, kontrolü ele alın, durumunuzu kabullenin, hayatınızın kahramanı olmayı seçin, zorlukların kurbanı değil.

Her anın kendi düşüncesi kuantsal bir düşünce şekli vardır.

Kuantsal düşünce, derin düzeyde ve atom altı alanda etkili olabilecek tarzda bir yaratıcı düşünce biçimidir. Sıradan düşünce biçimleri kendisini tekrar eden, etkisiz ve sınırlı enerjilerdir. Değiştirme ve oluşturma güçleri yoktur. Daha çok karamsarlık, kuruntu ve başıboş hayaller biçiminde akar. Bir şeyden yakınıyor olmak, yakındığınız şeyi size daha çok yaklaştırır ve onu kendinize çekersiniz.

Ya pandemik travmanın oluşturduğu hayal kırgınlıklarına, karamsarlığa, kaygıya, korkuya, olayların olumsuzluklarına kapılırsanız, günler ardı ardına akmaya devam edecek ve kendinizi tıpkı bir reçine içine düşmüş böcekler gibi mutsuzluğun içinde debelenerek kaybolmuş olarak bulabilirsiniz.

Ya da kendi hayatınızın efendisi durumuna geçer. Kendi inançlarınız ve olumlu düşünceleriniz yaşamınızın gerçeği olur.

Dr. Ali Gök

Write a comment:

You must be logged in to post a comment.

iletişim        +90 (212) 571 57 97 +90 (535) 713 02 77